Hava Durumu

#Unutkanlık

- Unutkanlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Unutkanlık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

YORGUNLUK VE UNUTKANLIĞI HAFİFE ALMAYIN Haber

YORGUNLUK VE UNUTKANLIĞI HAFİFE ALMAYIN

Özel Medicabil Sağlık Grubu Yıldırım Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Mehmet Özbek, B12 vitamininin vücut için hayati öneme sahip olduğunu belirterek, özellikle uzun süreli halsizlik, dikkat dağınıklığı ve el-ayak uyuşmaları yaşayan kişilerin mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. B12 vitamininin, sinir sistemi sağlığının korunması, kırmızı kan hücrelerinin üretimi ve DNA sentezi açısından kritik rol oynadığını ifade eden Uzman Dr. Mehmet Özbek, vücudun bu vitamini kendi başına üretemediğini, bu nedenle besinler yoluyla alınmasının zorunlu olduğunu vurguladı. Uzman Dr. Mehmet Özbek, “B12 vitamini eksikliği, yalnızca halsizlik yapan basit bir vitamin yetersizliği değildir. Tedavi edilmediğinde sinir sistemi üzerinde ciddi sorunlara neden olabilir. Özellikle uzun süredir geçmeyen yorgunluk, unutkanlık, uyuşma ve konsantrasyon güçlüğü yaşayan kişiler bu durumu göz ardı etmemelidir” dedi. Belirtiler zamanla artabiliyor B12 vitamini eksikliğinin belirtilerinin genellikle yavaş geliştiğini ve zaman içinde ağırlaşabildiğini belirten Uzman Dr. Mehmet Özbek, eksikliğin kişiden kişiye farklı şekillerde ortaya çıkabileceğini söyledi. Fiziksel belirtiler arasında yoğun yorgunluk hissi, güçsüzlük, iştahsızlık, kilo kaybı, mide-bağırsak şikâyetleri, ağız içinde yaralar ve ciltte solgunluk görülebileceğini ifade eden Dr. Mehmet Özbek, nörolojik etkiler arasında ise ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, unutkanlık, kafa karışıklığı, görme sorunları ile yürüme ve konuşmada güçlük yaşanabileceğini kaydetti. Psikolojik belirtilerin de göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan uzman isim, depresif ruh hali, huzursuzluk ve davranış değişikliklerinin de B12 eksikliğinin işareti olabileceğini belirtti. Risk grubundakiler dikkat B12 eksikliğinin yalnızca yetersiz beslenmeye bağlı gelişmediğini ifade eden Özel Medicabil Sağlık Grubu Yıldırım Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Mehmet Özbek, mide ve bağırsak sistemini etkileyen bazı hastalıkların da bu vitamine ulaşmayı zorlaştırdığını söyledi. Özellikle ileri yaş grubunda, vegan veya vejetaryen beslenen kişilerde, mide-bağırsak hastalığı bulunanlarda ve bazı ilaçları uzun süre kullanan bireylerde B12 eksikliğinin daha sık görüldüğünü belirten Dr. Mehmet Özbe, aşırı alkol tüketiminin de vitamin emilimini bozabildiğini ifade etti. Uzman Dr. Mehmet Özbek, “Özellikle 75 yaş üstü bireylerde, mide asidinin azalmasına bağlı olarak B12 emilimi zorlaşabiliyor. Ayrıca metformin gibi bazı diyabet ilaçları ya da mide koruyucu ilaçların uzun süreli kullanımı da B12 düzeylerini düşürebiliyor” diye konuştu. Erken teşhis kalıcı sorunları önlüyor B12 eksikliğinin basit bir kan testiyle saptanabildiğini belirten Özel Medicabil Sağlık Grubu Yıldırım Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Mehmet Özbek, erken teşhis sayesinde ciddi komplikasyonların önüne geçilebildiğini söyledi. Tedavi edilmeyen B12 eksikliğinin sinir sistemi üzerinde kalıcı hasarlara neden olabileceğini belirten Dr. Mehmet Özbek, ileri düzey eksikliklerde hafıza kaybı, sinir hasarı, hareket güçlüğü ve bazı nörolojik sorunların görülebileceğini ifade etti. Uzman Dr. Mehmet Özbek, “B12 eksikliği çoğu zaman gözden kaçabiliyor. Oysa doğru tanı ve uygun tedaviyle kontrol altına alınabilecek bir durumdur. Şikâyetler varsa kan değerleri mutlaka kontrol edilmeli ve gerekli görülürse destek tedavisi başlanmalıdır” dedi. B12 eksikliğini önlemek mümkün B12 vitamininin en çok et, balık, yumurta, süt ve süt ürünleri gibi hayvansal kaynaklı besinlerde bulunduğunu hatırlatan Uzman Dr. Mehmet Özbek, B12 ile zenginleştirilmiş ürünlerin ve doktor önerisiyle kullanılan takviyelerin de eksikliği önlemede etkili olabileceğini söyledi.

Beyin tümörünün 6 önemli sinyali Haber

Beyin tümörünün 6 önemli sinyali

Beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde artık özel biyopsi yöntemlerinden akıllı ilaçlara kadar pek çok yeni yöntemin bulunduğunu belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Bugün artık beyin tümörleri yeni teknoloji ve tekniklerin kullanıldığı cerrahi, radyoterapi ve sistemik tedavilerle farklı branşların güçlü ortak aklının rehberliğinde en ince ayrıntılarıyla değerlendiriliyor. Yeni teknolojilerle tümörler artık daha iyi kontrol ediliyor, hastaların yaşam süreleri uzuyor ve tedavi kaynaklı olası sinir hücresi hasarları azalıyor” dedi. Beyin, binlerce kıvrım ve yoldan oluşan karmaşık yapısıyla tıbbın en zorlu çalışma alanlarından biri olmayı sürdürüyor. Ancak gelişen teknoloji; akıllı ilaçlar, hibrit ameliyathaneler ve moleküler patoloji sayesinde beyin tümörlerine karşı yürütülen savaşta yeni bir dönem başlatıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 130’dan fazla türü bulunan beyin tümörlerinde artık ‘hastalık’ değil, ‘hasta’ tedavi ediliyor. Baş ağrısı, unutkanlık, sinirlilik ve güçsüzlük belirtileri hafife alınmamalı Dünya genelinde akciğer ve meme kanseri kaynaklı ölümlerde düşüş gözlenirken, beyin tümörlerinde ölüm oranlarının yüzde 3 ile sabit seyrettiğinin altını çizen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Özellikle çocukluk çağı tümörlerinde beyin tümörleri, ölüm nedenleri arasında ne yazık ki ilk sırada yer alıyor. Beyin tümörlerinin erken teşhis edilmesi için standart bir tarama yöntemi bulunmuyor. Ancak özellikle baş ağrısı, kusma, bulantı, görme bozukluğu, bilinç bozulması, epilepsi-sara krizi gibi nöbet geçirme, kol ve bacaklarda güçsüzlük, sinirlilik, iştahsızlık, işitmede azalma, unutkanlık, konuşma ve anlamada yetersizlik, yazamama, dengesizlik, el ve ayaklarda büyüme gibi yakınmalardan biri ya da birkaçının görülmesi durumunda belirtiler hafife alınmayıp mutlaka bir doktora başvurmak gerekiyor” dedi. Tedavi için multidisipliner bir yaklaşım şart Kanser tedavisinde artık tek bir branşın değil, nöroloji, radyoloji, patoloji, beyin cerrahisi ve onkoloji uzmanlarının yer aldığı "Nöroonkoloji Konseyleri"nin karar verdiğini hatırlatan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Günümüzde patoloji, sadece mikroskop altında hücre incelemesi yapmanın ötesine geçerek tümörün genetik haritasını çıkarıyor. Yeni nesil dizileme (NGS) gibi moleküler yöntemlerle tümörün DNA'sındaki değişiklikler analiz edilerek; hastalığın seyri öngörülüyor ve doğrudan tümör hücresini hedef alan akıllı ilaçlar seçiliyor” şeklinde konuştu. Modern teknolojiler ameliyat başarısını artırıyor Beyin cerrahisinde artık "daha çok kesi" değil, "daha akıllı cerrahi"nin ön planda olduğunu, hibrit ameliyathanelerde kullanılan ileri teknolojiler sayesinde operasyonların çok daha güvenli hale geldiğini söyleyen Prof. Dr. Göçmen, “Beyin cerrahisinde kullanılan modern teknolojiler, operasyonların başarısını ve güvenliğini en üst seviyeye taşıyor. Bu kapsamda nöronavigasyon teknolojisi cerraha tümöre ulaşması için en kısa ve güvenli rotayı belirleyen dijital bir yol haritası sunarken; fonksiyonel MR ve traktografi yöntemleri beynin konuşma, hareket ve görme gibi hayati merkezlerini haritalandırarak bu kritik bölgelerin korunmasına yardımcı oluyor. Öte yandan, cerrahi müdahalenin mümkün olmadığı veya şüpheli görülen lezyonlarda devreye giren stereotaktik biyopsi ise yüzde 95 gibi yüksek bir doğruluk oranıyla güvenilir tanı konulmasına olanak sağlıyor” diye konuştu. Ne zaman uzmana başvurulmalı? Aşağıdaki sorulara "Evet" yanıtı veriliyorsa, acilen bir doktora başvurulmalı: 1. Ağrı ilk kez 10 yaşın altında veya 50 yaşın üstünde mi ortaya çıktı? 2. Daha önce mevcut olan ağrı şiddetlendi ve şekli değişti mi? 3. Baş ağrısı şimdiye kadar hayatınızda karşılaştığınız en şiddetli ağrı mı? Ağrı kesicilere rağmen geçmiyor mu? 4. Konuşma bozukluğu, görme bozukluğu, kol ve bacaklarda uyuşmalar, güçsüzlük (felç) gibi nörolojik şikayetler baş ağrınıza eşlik ediyor mu? 5. Baş ağrınız hep aynı bölgede mi? 6. Sabah uyandığınızda baş ağrınız var mı? Kusarak rahatlıyor musunuz?

Bursa Nilüfer’de sağlıklı yaş almanın ipuçları paylaşıldı Haber

Bursa Nilüfer’de sağlıklı yaş almanın ipuçları paylaşıldı

“Sağlıklı Yaş Almanın Yolları” başlığı altında Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen etkinliğin ilk konuşmacısı olan Geriatri Uzmanı Doç. Dr. Olgun Deniz, yaşlanmanın biyolojik bir süreç olduğunu, ancak kronolojik yaştan ziyade biyolojik yaşın daha önemli olduğunu söyledi. Türkiye’nin dünyanın en hızlı yaşlanan 10 ülkesinden biri olduğuna dikkati çeken Deniz, “Sağlıklı yaş almada genetik yüzde 30, yaşam tarzı ise yüzde 70 etkilidir. Dolayısıyla nasıl yaşadığınız, nasıl yaşlanacağınızı belirler. Bunun için yeterli ve dengeli beslenmeye önem verin. Düzenli yürüyüş ve egzersiz yapın, durmayın ama düşmeyin de. Sosyal hayattan kopmayın ve sevdiklerinizle bol bol vakit geçirin. Hobiler edinerek zinde kalın. Huzurlu olun ve yeterli uyuyun” dedi. Gereksiz ilaç ve takviye kullanımından kaçınmanın da ileride yaşlarda kritik önemde olduğunu anlatan Deniz, “Hedefimiz, yaşlı bireyin kimseye bağımlı olmadan fonksiyonelliğini korumasıdır ve sağlıkla geçirebileceği süreyi uzatmaktır. Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir; çıktıkça yorgunluk artar ama görüş alanımız genişler” diye konuştu. GERİATRİSTLER YAŞAM KALİTESİNİ ARTIRMAYI HEDEFLİYOR Geriatri Uzmanı Doç. Dr. Merve Hafızoğlu ise sunumunda geriatrinin rolüne değindi. 65 yaş ve üzeri bireylerde bütüncül yaklaşımın önemini vurgulayan Hafızoğlu, ‘Yaşlılıkta bu kadar olur’ diyerek geçiştirilen unutkanlık, depresyon ve kas erimesi gibi durumların aslında tedavi edilmesi gereken birer sendrom olduğunu ifade etti. Hafızoğlu şunları söyledi: “Yaşlandım artık duymasam da olur, hayattan zevk almasam da olur’ düşüncesine karşıyız. Yaşlanmak hayat kalitesinin düşmesi demek değildir. Polikliniklerimizde ‘geriatrik sendromlar’ dediğimiz; unutkanlık (demans), depresyon, beslenme bozukluğu, kas erimesi, uyku bozuklukları ve çoklu ilaç kullanımı gibi durumları tarıyoruz. Ve bu durumlara göre reçeteler belirliyoruz. Önemli olan kişinin kendini bilmesi ve yaşadığı probleme karşı koyma isteğidir. Bizim için kronolojik yaştan ziyade ‘kırılganlık’ seviyesi önemlidir. Hedefimiz, bireyin yaşam kalitesini yükseltecek tedavi hedefleri belirlemek, onların kimseye bağımlı olmadan, kaliteli bir yaşam sürmesini sağlamaktır.” İlgiyle takip edilen seminerin ardından uzmanlar, katılımcıların sorularını yanıtladı. Programın sonunda Doç. Dr. Olgun Deniz ve Doç. Dr. Merve Hafızoğlu’na günün anısına hediye takdim edildi.

Aşırı ekran kullanımı hafızayı ve dikkati tehdit ediyor Haber

Aşırı ekran kullanımı hafızayı ve dikkati tehdit ediyor

Dijital demans; dijital teknolojilerin aşırı ve bilinçsiz kullanımı sonucunda ortaya çıkan, unutkanlık, dikkat dağınıklığı, çoklu görev yapma ve bilişsel işlevlerde zayıflama gibi demans benzeri belirtilerle kendini gösteren bir tablo olarak tanımlanıyor. Yapılan araştırmalar, uzun süreli ekran maruziyetinin bilişsel bozukluk gelişme riskini artırabileceğini ortaya koyuyor. Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan’a göre dijital demans, özellikle akıllı telefonlar ve tabletlerle yoğun vakit geçiren bireylerde görülüyor. Bu kişiler zamanla: unutkanlık, odaklanma güçlüğü, çoklu görev yapamama, yeni bilgileri akılda tutmakta zorlanma gibi belirtiler yaşamaya başlıyor. Bu belirtiler, erken dönem demans semptomlarıyla büyük benzerlik gösteriyor. Özcan, çocuk ve ergenlerin, gelişim çağında olmaları nedeniyle dijital demans açısından en riskli gruplar arasında yer aldığını vurguluyor. Aşırı ekran kullanımı, kısa süreli hafızayı olumsuz etkileyerek unutkanlığa yol açabiliyor. Uzun süre ekrana maruz kalmak, dikkat sürelerini kısaltırken, görev odaklı çalışmayı da zorlaştırıyor. Psikolog Özcan, dijital cihazların bilgiyi hızlı ve zahmetsiz şekilde sunmasının, bireylerin problem çözme ve eleştirel düşünme gibi derin bilişsel süreçlere yeterince dahil olmamasına neden olabildiğini belirtiyor. EKRAN SÜRESİ BEYNİ NASIL ETKİLİYOR? Özcan, aşırı ekran kullanımının kısa süreli hafızayı olumsuz etkilediğini, dikkat süresini kısalttığını ve problem çözme ile eleştirel düşünme becerilerini zayıflattığını belirtti. Bu durum yaratıcılığı azaltırken, görev odaklı çalışmayı da zorlaştırıyor. RUHSAL DEĞİŞİMLER VE UYKU BOZUKLUKLARINA NEDEN OLUYOR Dijital cihazlarla uzun süreli temasın duygusal dengeyi de bozduğunu ifade eden Özcan, “Ruh hali dalgalanmaları, sinirlilik ve artan stres düzeyi dijital demansa eşlik ediyor. Ayrıca ekranlardan yayılan mavi ışık, melatonin salgısını baskılayarak uyku kalitesini düşürüyor” dedi. DİJİTAL DEMANS’DAN KORUNMAK MÜMKÜN MÜ? Özcan, dijital demansa karşı en temel önlemin dijital detoks olduğunu vurguladı. Günlük ekran süresinin sınırlandırılması, cihazların uyku alanı dışında tutulması ve belirli kullanım saatleri oluşturulması öneriliyor. Ayrıca kitap okumak, bulmaca çözmek, yeni beceriler öğrenmek gibi zihni aktif tutan faaliyetler hafızayı güçlendiriyor. Özcan, ekran süresini kontrol etmekte zorlanan bireylerin bunun önemli bir uyarı işareti olduğunu belirterek, psikoterapi desteğinin sürecin sağlıklı yönetilmesi açısından büyük önem taşıdığını söyledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.