Hava Durumu

#Tükenmişlik

- Tükenmişlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tükenmişlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yapay zeka, işlerimize yardımcı olurken bizi daha çok mu yoruyor? Haber

Yapay zeka, işlerimize yardımcı olurken bizi daha çok mu yoruyor?

Harvard Business Review’da yayımlanan yeni bir araştırmaya göre, yapay zeka araçları üretkenliği artırabiliyor lakin aşırı kullanım zihinsel yorgunluğa yol açarak odaklanmayı ve karar vermeyi zorlaştırabiliyor. Boston Consulting Group tarafından yürütülen çalışma, bu zihinsel bulanıklığa “AI brain fry” (“yapay zeka beyin yorgunluğu“ denilebilir sanırım. “Beynin kızarması” literal olarak ama) adını verdi. Yapay zekanın beyinde yarattığı “sis” Ankete katılanlar, bir, iki veya hatta üç yapay zeka aracını aynı anda kullandıklarında kendilerini daha üretken hissettiklerini söylemişler. Ancak dördüncü bir araç devreye girdiğinde bu eğilim tersine dönmüş; bunun nedeni kısmen, yapay zeka ajanlarının bulaşıkları yıkayan çocuklar gibi olmaları. Evet, yardımcı oluyorlar, ancak yine de bir şeyleri kırmadıklarından emin olmanız gerekiyor ve tüm bu gözetim yorucu olabiliyor. Bu sadece beyin yorgunluğu değil Verimliliği izleyen yazılımlar üreten ActivTrak, yapay zekanın iş yerinde bazı istenmeyen sonuçlara yol açtığını da tespit etmiş. Wall Street Journal’a göre, çalışanlar yapay zeka araçlarını kullanmaya başladıklarında e-posta ve mesajlaşmaya iki kat daha fazla zaman harcadılar ancak karmaşık sorunları çözmek gibi odak gerektiren işlere %9 daha az zaman ayırdılar. ActivTrak’ın müşteri ilişkileri direktörü Gabriela Mauch, yapay zekanın çalışanlara zaman kazandırdığını, ancak bu boşluğu daha fazla işle doldurduklarını söylüyor, ki bir çoka raştırma ve kişisel deneyimlerim ve gözlemlerin bunu destekliyor. Bu, kısa vadede verimlilik artışına yol açarken, aynı zamanda tükenmişlik ve zihinsel aşırı yüklenmeyi de hızlandırıyor. Nelere dikkat etmeli Yapay zeka araçlarının iş akışımızdaki yeri bir sayolardan, oranlardan oluşan bir yarış olmamamalı. Yapay zeka araçları bu teknolojilerden önce hayatımıza entegre ettiğimiz diğer araçlar gibi dengeli bir şekilde hayatımıza girmeli. İlgili kaynakta belirttiğim ActivTrak’in işaret ettiği üzere, en yüksek verimlilik bu dil modelleri ile geçirilen sürenin toplam çalışma saatinin %7 ila %10’u arasında kaldığında yakalanıyor. Yapay zekanın sizi “sürekli meşgul” kılan bir operasyonel yük haline gelmesine izin vermeyin. Her yeni yapay zeka aracı, beraberinde yeni bir teyitleme, denetim ve hata payı yönetimi yükü getirir. Verimlilik artışı yerine bilişsel yorgunluk üreten araçları eleme hakkınızı kullanın. Unutmayın, algoritmalar yorulmaz ama nöronlar yorulur. Dijital sağlığınızı korumak için yapay zeka kullanımında “nicelik” yerine “nitelik” odaklı bir filtreleme süreci başlatmalısınız.

1 MİLYAR 200 MİLYON MUAYENE! SAĞLIKTA REKOR MU, TÜKENİŞ Mİ? Haber

1 MİLYAR 200 MİLYON MUAYENE! SAĞLIKTA REKOR MU, TÜKENİŞ Mİ?

Son günlerde kamuoyunda sıkça dile getirilen “85 milyonluk ülkede 1 milyar 200 milyon muayene” verisi, sağlık sisteminin erişim kapasitesini gösteren bir istatistik olmanın ötesinde; hizmet kalitesi, hekim başına düşen hasta sayısı, randevu süreleri ve sağlık çalışanlarının artan iş yükü açısından yeni bir tartışma başlatmış durumda. Sahim-Sen Genel Başkanı Özlem Akarken, muayene sayısındaki artışın tek başına başarı göstergesi olarak sunulamayacağını belirterek, “Bu sayı, sağlık çalışanlarının olağanüstü fedakârlığının göstergesidir. Ancak aynı zamanda sistemin üzerindeki baskının da açık bir göstergesidir.” Dedi. Dakikalarla Sınırlanan Muayeneler Artan başvuru sayıları nedeniyle hekim başına düşen hasta sayısının yükseldiğine dikkat çeken Özlem Akarken, randevu sürelerinin daralmasının hizmet kalitesini doğrudan etkilediğini ifade ederek, “Bir hastaya ayrılan sürenin 5-10 dakikaya sıkıştığı bir düzende; detaylı değerlendirme, koruyucu hekimlik ve nitelikli iletişim zarar görür. Bu durum hem hasta memnuniyetini hem de çalışan sağlığını etkiler.” Açıklamasını yaptı. İş Yükü Artıyor, Tükenmişlik Derinleşiyor Yüksek muayene sayılarının yalnızca hekimleri değil; hemşireleri, teknikerleri, sosyal hizmet uzmanlarını ve tüm sağlık kurum çalışanlarını etkilediğini vurgulayan Akarken, sistemin ekip yükü üzerine kurulu olduğunu belirterek, “Sağlık hizmeti bir bütündür.” dedi. Aynı zamanda artan yoğunluğun tüm meslek gruplarına yansıdığına dikkat çekerek, tükenmişlik sendromu, mesleki motivasyon kaybı ve hata risklerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. “Sağlıkta Artık Nitelik Konuşulmalı” Sağlık sisteminde artan muayene sayıları ve yoğunluk tartışmaları sürerken, Sahim-Sen yapısal dönüşüm çağrısında bulundu. Sendikaya göre “85 milyonluk ülkede 1 milyar 200 milyon muayene” verisi yalnızca erişimi değil, aynı zamanda artan iş yükünü ve kalite üzerindeki baskıyı da gösteriyor. Bu nedenle sistemin nicelik odaklı değil, sürdürülebilirlik ve hizmet kalitesi merkezli yeniden ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, randevu planlamasının bilimsel kriterlerle düzenlenmesi, hekim ve sağlık kurum çalışanı sayısının artırılması ile iş yükünü azaltacak organizasyonel iyileştirmelerin hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Özlem Akarken, “1 milyar 200 milyon muayene bir sayı olabilir; ancak asıl mesele bu hizmetin ne kadar nitelikli, güvenli ve sürdürülebilir olduğudur. Sağlıkta artık nicelik değil, nitelik konuşulmalıdır.” dedi.

Sağlık ve sosyal hizmet çalışanları tükenmişlik yaşıyor! Haber

Sağlık ve sosyal hizmet çalışanları tükenmişlik yaşıyor!

Sağlık kurumlarından sosyal hizmet birimlerine, hastanelerden çocuk evleri siteleri ve huzurevlerine kadar geniş bir alanda görev yapan emekçiler, ağır çalışma koşulları altında kamu hizmetini sürdürmeye çalışıyor. Uzayan çalışma saatleri, fazla mesailer, görev tanımı belirsizlikleri ve şiddet vakaları, çalışanları hem fiziksel hem de psikolojik olarak yıpratıyor. SAHİM-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, özellikle çocuk evleri ve huzurevlerinde personel eksikliği nedeniyle fazla mesainin artık rutin hale geldiğini vurguladı. Akarken, “Sağlık kadar sosyal hizmet alanında da çalışanlarımız sistemin görünmeyen yükünü taşıyor. Yetersiz kadrolarla uzun saatler çalışmak hem çalışanı hem de hizmet kalitesini zedeliyor” dedi. Sağlık Bakanlığı’nda görev tanımlarının yaklaşık beş yıldır güncellenemediğine dikkat çeken Akarken, bu durumun sahada karmaşaya yol açtığını belirtti. Görev tanımlarındaki belirsizliklerin hem çalışanı yıprattığını hem de hizmet aksaklıklarına neden olduğunu ifade eden Akarken, yardımcı hizmetler sınıfı personelin yıllardır hak ettiği sınıf değişikliği ve ek ödemelerin de beklediğini kaydetti. Artan iş yükü ve yetersiz istihdamın çalışanları tükenmişlik noktasına getirdiğini söyleyen Akarken, şiddet vakalarının da sorunu derinleştirdiğini belirterek, “Şiddetin önlenemediği, dinlenme hakkının korunmadığı, emeğin karşılığının verilmediği bir sistemde tükenmişlik kaçınılmazdır. Sağlık ve sosyal hizmet çalışanı tükenirse sistem çöker.” dedi. Askeri hastanelerin yeniden açılmasının gündemde olduğunu hatırlatan Akarken, bu sürecin insan kaynağı ve özlük hakları boyutuyla ele alınması gerektiğini belirtti. Eski askeri tabip, astsubay ve sivil personelin iade-i itibarlarının sağlanmasının ve haklarının teslim edilmesinin artık ertelenmemesi gerektiğini söyledi. Akarken, sözlerini; "Devletimiz büyük, ordumuz şanlıdır. Ancak nitelikli sağlık ve sosyal hizmet; planlama, liyakat, net görev tanımları ve çalışanını koruyan politikalarla mümkündür. Yanlışlar bir an önce doğruya evrilmeli, yetkililer kalıcı ve kapsayıcı çözümler üretmelidir.” çağrısıyla noktaladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.