Hava Durumu

#Tedavi

- Tedavi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tedavi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yıldırım’da sevimli patilerle şenlik zamanı Haber

Yıldırım’da sevimli patilerle şenlik zamanı

Sahipsiz sokak hayvanlarıyla ilgili örnek olacak çalışmalara imza atan Yıldırım Belediyesi, 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü etkinlikleri kapsamında çocukları ve gençleri sevimli patilerle buluşturdu. Veteriner İşleri Müdürlüğü Sokak Hayvanları Bakımevi ve Doğal Yaşam Alanı’nda gerçekleştirilen etkinliğe ev sahibi Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz’ın yanısıra Yıldırım Kaymakamı Metin Esen, AK Parti Yıldırım İlçe Başkanı İrfan Akkaya, Büyük Birlik Partisi Yıldırım İlçe Başkanı Gürkan Sidal, çocuklar, gençler ve vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Hayvan sevgisinin küçük yaşlarda geliştirilmesi ve hayvanlara karşı sorumluluk bilincinin güçlendirilmesinin hedeflendiği programda, çocuk ve gençlere yönelik çeşitli eğlenceli, sportif ve farkındalık artırıcı etkinlikler gerçekleştirildi. HEPAD ve HAÇİKO derneklerinin iş birliğiyle düzenlenen program renkli görüntülere sahne oldu. KOŞULLAR İYİLEŞTİRİLİYOR Etkinlikte konuşan Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, hayvanların yaşam hakkına saygı gösterilmesinin toplumun ortak sorumluluğu olduğunu belirterek, Yıldırım Belediyesi olarak sokak hayvanlarının yaşam koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmalarını sürdürdüklerini ifade etti. Başkan Yılmaz, “Hayvan sevgisinin çocuklarımızdan başlayarak toplumun tüm kesimlerine yayılması ve farkındalığın artması büyük önem taşıyor. Yıldırım Belediyesi olarak sokak hayvanlarının tedavi, bakım ve rehabilitasyon süreçlerini yürütüyor, onların sağlıklı ve güvenli bir yaşam sürmeleri için çalışmalar gerçekleştiriyoruz” dedi. YAŞAM HAKKINA SAYGI Sokak hayvanlarına yönelik hizmetlerin yalnızca tedavi çalışmalarıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Başkan Yılmaz, “Hayvan Sahiplendirme Merkezimiz ile sahipsiz hayvanlarımızın sıcak bir yuvaya kavuşmasına katkı sunuyoruz. Bu merkezimiz bugüne kadar 337 sokak hayvanının sahiplendirilmesine aracılık etti. Haybulansımızla ihtiyaç duyan sokak hayvanlarına güvenli şekilde tedavi müdahale ediyoruz. Haybulansımız bugüne kadar bin 380 sahipsiz hayvana acil müdahalede bulundu. Patived hizmetimizle de vatandaşlarımızın sevimli patiler ile ilgili ihtiyaç ve taleplerine hızlı şekilde yanıt vermeye çalışıyoruz. Tüm bu çalışmalarımızın temelinde hayvanların yaşam hakkına saygı bulunuyor. Bundan sonrada sokak hayvanlarının yaşam koşullarını iyileştirmeye ve toplumda hayvan sevgisini güçlendirmeye yönelik çalışmalarımıza devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. Sokak Hayvanları Bakımevi ve Doğal Yaşam Alanı’ndan övgüyle söz eden Yıldırım Kaymakamı Metin Esen, Başkan Oktay Yılmaz’a teşekküre etti.

Kışın vazgeçilmezi bitki çaylarını tüketirken bunlara dikkat! Haber

Kışın vazgeçilmezi bitki çaylarını tüketirken bunlara dikkat!

Özellikle sonbahar ve kış aylarında soğuk algınlığı belirtilerini hafifletmek, boğazı rahatlatmak ya da sıcak bir içecekle günlük rutini desteklemek amacıyla tercih edilen bitki çaylarında doğru ürün seçimi ve bilinçli tüketim önem taşıyor. Bitki çayları ve tıbbi bitkiler alanında uzman Prof. Dr. Ekrem Sezik, “doğal” olan her ürünün koşulsuz biçimde güvenli kabul edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, bitkisel ürünlerin kalitesi, hazırlanma şekli ve kullanım amacının göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguluyor. Soğuk havalarla birlikte bitki çayları, özellikle kış aylarında günlük yaşamın vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Ancak bu ürünlere olan ilgi, hangi amaçla, nasıl ve ne miktarda tüketildikleri konusunu da önemli hale getiriyor. Bitki çaylarının hastalıkları önleyen ya da tek başına tedavi sağlayan ürünler olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ekrem Sezik, doğal olan her ürünün güvenli kabul edilmemesi ve bitki çaylarının bilinçli tüketilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. “Doğal olması, her koşulda güvenli olduğu anlamına gelmiyor” Kış aylarında bitki çayı tüketiminde yapılan önemli hatalardan birinin, içeriği ve kalitesi bilinmeyen ürünlerin kontrolsüz şekilde kullanılması olduğunu belirten Sezik, bitkisel ürünlerin kaynağının ve hangi koşullarda hazırlandığının önemine dikkat çekerek şunları söylüyor: “Bitkisel ürünlerde ‘doğal olan zararsızdır’ şeklinde bir yaklaşım doğru değil. Özellikle sağlık amacıyla tüketilecek ürünlerde bitkinin doğru tür olması, uygun koşullarda üretilmesi ve saklanması, gerekli analizlerden geçmiş olması büyük önem taşıyor. Açıkta satılan ürünlerde pestisit, herbisit, ağır metal ve mikroorganizma analizlerinin yapılıp yapılmadığını tüketicinin bilmesi mümkün olmayabilir. Bu nedenle yalnızca hangi bitkiyi tükettiğimiz değil, o bitkinin nereden ve hangi koşullarda temin edildiği de önemli.” Kış çayı hazırlarken “ne kadar çok bitki, o kadar fayda” anlayışından kaçınılmalı Kış döneminde farklı bitkilerin bir araya getirildiği karışım çaylar da sıklıkla tercih ediliyor. Ancak çok sayıda bitkinin gelişigüzel biçimde bir araya getirilmesinin daha faydalı bir içerik anlamına gelmediğini vurgulayan Prof. Dr. Ekrem Sezik, ““Bitki çaylarında önemli olan çok sayıda bitkiyi aynı karışımda kullanmak değil, ne tükettiğinizi bilmektir. Her bitkinin kendi özelliklerine uygun şekilde hazırlanması gerekiyor. Gereğinden fazla miktarda kullanmak ya da uzun süre kontrolsüz tüketmek daha fazla fayda sağlamıyor. Bu nedenle bitki çaylarının doğru miktarda ve kullanım amacına uygun şekilde tüketilmesi büyük önem taşıyor” ifadelerini kullanıyor. Bitki çayları tedavinin alternatifi olarak görülmemeli Bitki çaylarından bilinçli şekilde yararlanılabileceğini ancak bu ürünlerin bir hastalığın tedavisinin alternatifi olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Sezik, özellikle uzun süren veya şiddetlenen belirtilerde bitkisel ürünlerle kendi kendine çözüm aramak yerine sağlık profesyoneline başvurulması gerektiğinin altını çizerek şunları söylüyor: “Sağlık amacıyla kullanılacak bitkisel ürünlerde içeriği belli, güvenilir kaynaklardan temin edilen ve gerekli kontrollerden geçmiş ürünler tercih edilmeli. Kulaktan dolma bilgilerle hareket etmek yerine hekim ya da eczacıya danışmak, bitki çaylarının doğru ve güvenli kullanımı açısından büyük önem taşıyor.”

Nilüfer’de sahipsiz hayvanlar için “Umut Ağacı” açıldı Haber

Nilüfer’de sahipsiz hayvanlar için “Umut Ağacı” açıldı

Nilüfer Belediyesi, can dostların yaşam hakkını koruma ve refahını artırma hedefiyle hazırladığı yeni merkezini tamamladı. Karacaoba Mahallesi’nde 49 bin 500 metrekarelik alanda hayata geçirilen Umut Ağacı Sahipsiz Hayvanlar Doğal Yaşam ve Sahiplendirme Merkezi, 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde düzenlenen törenle kapılarını açtı. Açılış törenine Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcıları, meclis üyeleri, Nilüfer Muhtarlar Derneği Başkanı Recep Bayraktar, siyasi parti temsilcileri, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile hayvanseverler katıldı. “ÖNCELİĞİMİZ YAŞAM HAKKI VE SAHİPLENDİRME” Törende konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Nilüfer Belediyesi’nin 2003 yılından bu yana sokak hayvanlarının tedavisi, bakımı ve kısırlaştırılması konusunda Bursa’da öncü bir rol üstlendiğini hatırlattı. Değişen yasal mevzuat çerçevesinde sahipsiz hayvanların güvenli alanlarda barındırılması gerektiğini belirten Başkan Şadi Özdemir, şunları söyledi: “Biz 20 yılı aşkın süredir can dostlarımızın tedavisini yapıp, kısırlaştırıp yaşadıkları yere bırakma anlayışıyla çalıştık. Bugün değişen mevzuat gereği sokaktan aldığımız hayvanlar için kalıcı ve sağlıklı bakım alanları oluşturmak durumundayız. Burası sadece bir barınak değil; hayvanların doğal ihtiyaçlarını karşılayabileceği, koşup oynayabileceği bir yaşam alanı olarak tasarlandı. Merkezimizde 10 bağımsız bölüm bulunuyor; tedavi, aşılama ve rehabilitasyon süreçlerini burada yürüteceğiz.” Tesisin ortak bir çabayla kente kazandırıldığını vurgulayan Başkan Şadi Özdemir, Bursa Valiliği başta olmak üzere Bursa İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne, Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ne, Veteriner Hekimler Odası’na, Nilüfer Belediye Meclisi Hayvan Hakları Komisyonu’na ve projeye destek veren iş insanlarına teşekkür etti. Merkezin adını taşıyan “Umut Ağacı”na da değinen Başkan Şadi Özdemir, “Burada sahiplendirilen her can dostumuz için Umut Ağacı’na bir kurdele bağlıyoruz. Dileğimiz, kısa sürede bu ağacın dallarının kurdelelerle dolup taşması. Önümüzdeki ilkbaharla birlikte tesisin yan tarafındaki alanı da düzenleyerek ailelerin, çocukların gelip hayvanlarla bağ kurabileceği bir sosyalleşme alanına dönüştüreceğiz” dedi. “KOLEKTİF BİR DAYANIŞMANIN ÜRÜNÜ” Nilüfer Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Dr. Güney Kaya ise tesisin kolektif bir dayanışmanın ürünü olduğunu ifade etti. Yeni yasal sürecin getirdiği sorumlulukları en iyi koşullarda yerine getirmeye çalıştıklarını belirten Kaya, “Burada yaşayan her canlı artık bizim emanetimiz. Bir tesis inşa etmek önemli ancak onu doğru işletmek çok daha büyük bir sorumluluk gerektiriyor. Bu merkezde ortaya konan ortak dayanışmayı işletme sürecinde de sürdürerek Türkiye’ye örnek bir model oluşturmayı hedefliyoruz” diye konuştu. Nilüfer Muhtarlar Derneği Başkanı ve Karacaoba Muhtarı Recep Bayraktar da bir kentin gelişmişliğinin sokakları paylaştığı canlılara gösterdiği merhamet ve sorumlulukla ölçüldüğünü belirterek merkezin Nilüfer’e hayırlı olmasını diledi. Konuşmaların ardından protokol üyeleri ve katılımcılar bakım, tedavi ve sahiplendirme alanlarını gezerek yetkililerden bilgi aldı. Açılış gününde hayvanseverler can dostlar için mama bağışında bulunurken, etkinliğe katılan çocuklar da merkezdeki barınak kulübelerini boyadı.

Nilüfer’de meme kanseri farkındalığı Haber

Nilüfer’de meme kanseri farkındalığı

Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında bir söyleşi düzenlendi. Nilüfer Belediyesi ile Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği (ONKODAY) iş birliğinde gerçekleştirilen “Erken Tanı Kadının Yarını” başlıklı söyleşide, uzman isimler meme kanseri, risk faktörleri, erken teşhis ve güncel tedavi yöntemleri hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Güzin Abraş’ın moderatörlüğünü üstlendiği programa Nilüfer Belediye Meclis Üyesi Demirhan Aslan’ın yanı sıra vatandaşlar katıldı. “ERKEN TEŞHİSTE TEDAVİ BAŞARISI YÜZDE 100’E YAKIN” Söyleşinin ilk konuşmasını yapan Bursa Uludağ Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Uzm. Dr. Ender Eren Özçelik, hastalığın risk faktörleri ve tarama programları hakkında bilgi verdi. Meme kanserinde en önemli iki risk faktörünün yaş ve kadın olmak olduğunu hatırlatan Özçelik, dünyada yaklaşık her 8 kadından birinin yaşamı boyunca meme kanseriyle karşılaşabildiğini söyledi. Toplumdaki genel kanının aksine meme kanserlerinin yüzde 70 ila 80’inin ailesinde hiçbir genetik öykü bulunmayan kişilerde ortaya çıktığına işaret eden Özçelik, erken evrede tespit edilen vakalarda tedavi başarısının neredeyse yüzde 100’e yaklaştığını belirtti. Türkiye’de 40 yaşından itibaren iki yılda bir mamografi taraması önerildiğini hatırlatan Özçelik; mamografinin yaydığı radyasyonun ihmal edilebilir düzeyde olduğunu, biyopsinin kanseri yaydığı yönündeki iddiaların ise tamamen asıl olduğunu dile getirdi. “KONTROLLER GENÇ YAŞLARDA BAŞLAMALI” Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Coşkun Özer de erken evrede tespit edilen meme kanserinde tedavi başarı oranının yüzde 99 seviyelerine ulaştığını vurguladı. Memede ele gelen kitlelerin yaklaşık yüzde 90’ının iyi huylu dokulardan oluştuğunu belirten Özer, bu nedenle panik yaşamak yerine vakit kaybetmeden uzman kontrolüne başvurulması gerektiğini söyledi. Tıptaki yenilikler sayesinde artık doku kaybına yol açan geniş cerrahiler yerine memeyi koruyan ve estetik kaygıları gideren onkoplastik cerrahinin öne çıktığını anlatan Özer, hastalığın günümüzde 20’li ve 30’lu yaşlardaki genç kadınlarda da daha sık görülebildiğini, bu sebeple farkındalık ve kontrollerin genç yaşlarda başlaması gerektiğini ifade etti. “BELİRTİLERİ FARK ETMEKTEN ÇEKİNMEYİN” Kendisi de meme kanserini atlatmış olan ONKODAY Başkanı Füsun Önen, hastalıkla mücadelede korkunun yerine bilinci koymak gerektiğini vurguladı. 1999 yılından bu yana sağlıklı bir şekilde yaşamına devam ettiğini anlatan Önen, bedene dokunmaktan ve belirtileri fark etmekten çekinilmemesi gerektiğini söyleyerek moral ve hedeflere tutunmanın tedavi sürecindeki iyileştirici gücünü anlattı. Eğitim hemşiresi Elif Pişkin ise meme kanserinde kendi kendine muayene adımlarını maket üzerinde uygulamalı olarak anlattı. Kadınların 20 yaşından itibaren ayda yalnızca 10 dakikalarını ayırarak kendi kendilerine muayene yapmalarının hayati olduğunu aktaran Pişkin; ayna karşısında yapılan gözlemlerin, derideki çekilme, çukurlaşma, renk değişikliği ya da meme başı akıntısı gibi uyarıcı sinyallerin dikkatle takip edilmesi gerektiğini dile getirdi. Pişkin ayrıca Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri’nin (KETEM) ücretsiz tarama hizmetlerinin düzenli kullanılmasının önemine değindi. Programın sonunda söz alan Nilüfer Belediye Meclis Üyesi Demirhan Aslan da bir hekim olarak erken tanının, sağlıklı beslenmenin ve bilime güvenmenin kanserle mücadeledeki belirleyici rolüne dikkat çekerek katkı sunan tüm uzmanlara teşekkür etti. Katılımcıların merak ettiği soruların yanıtlandığı söyleşi, günün anısına konuşmacılara hediye takdim edilmesiyle tamamlandı.

Meme kanseri gençlerde de yaygınlaşıyor Haber

Meme kanseri gençlerde de yaygınlaşıyor

Dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, son yıllarda genç yaşlarda da daha sık gündeme geliyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de her yıl yaklaşık 27 bin kadına meme kanseri tanısı konuluyor. “ERKEN TANI HAYAT KURTARIYOR” Meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, meme kanserinde en önemli hedefin henüz belirti vermeden erken evrede tanı koymak olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Çakmakçı, “Benim hiçbir şikayetim yok” düşüncesinin düzenli kontrolleri aksatabildiğini belirterek, erken tanı ve tedavi şansının kaçırılmaması için kadınların kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini söyledi. RİSK FAKTÖRLERİNE DİKKAT Prof. Dr. Çakmakçı, gelişen görüntüleme yöntemlerinin tanıyı kolaylaştırdığını belirterek; fazla kilo, menopoz sonrası obezite, fiziksel aktivite azlığı, sigara, alkol kullanımı ve bazı hormonal tedavilerin meme kanseri riskini artırabildiğini ifade etti. Ailesinde meme veya yumurtalık kanseri öyküsü bulunan kadınların risk değerlendirmesini daha erken yaptırmasının önemli olduğunu belirten Çakmakçı, risk grubundaki 40 yaş altı kadınlar için ultrasonografi ve MR, 40 yaş sonrası için ise yıllık ultrasonografi ve mamografi önerildiğini kaydetti. Çakmakçı, kampanya kapsamında meme kanserinin dikkat edilmesi gereken 7 önemli belirtisini şöyle sıraladı: Memede yeni ortaya çıkan kitleMemede şekil veya büyüklük değişikliğiMeme derisinde çökme, çekilme veya kalınlaşmaMeme başında içe doğru çekilme veya yeni gelişen değişiklikMeme başından kendiliğinden gelen akıntıMeme veya meme başı çevresinde kızarıklık, döküntü ya da deri değişikliğiKoltuk altında veya köprücük kemiği çevresinde yeni ortaya çıkan şişlik

Alzheimer’ın tanı, tedavi ve bakım süreci Nilüfer’de konuşuldu Haber

Alzheimer’ın tanı, tedavi ve bakım süreci Nilüfer’de konuşuldu

Nilüfer Belediyesi, toplumda demans ve Alzheimer konusunda farkındalık oluşturmak ve hasta yakınlraına yol göstermek amacıyla Nazım Hikmet Kültürevi’nde “Alzheimer’ı Anlamak; Tanı, Tedavi, Psikolojik Yaklaşım ve Hasta Bakımı” başlıklı bir seminer düzenledi. Yoğun ilgi gören programa Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman, hekimler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Seminerde Türkiye Alzheimer Derneği Bursa Şubesi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bakar, Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hicran Yıldız ve Doç. Dr. Yusuf Sivrioğlu konuşmacı olarak yer aldı. “HASTALIK BELİRTİLERDEN 15-20 YIL ÖNCE BAŞLIYOR” Seminerin açılışında konuşan Türkiye Alzheimer Derneği Bursa Şubesi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bakar, Türkiye’nin dünyada en hızlı yaşlanan ülkeler arasında dördüncü sırada yer aldığını hatırlatarak demansın yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olduğunu vurguladı. Demansın bir şemsiye kavram olduğunu ve Alzheimer’ın bu grubun yüzde 55-60’ını oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Bakar, hastalığın biyolojik sürecine dikkat çekerek, “Alzheimer beyince protein birikimiyle ortaya çıkan ilerleyici bir süreç. Aslında belirtiler fark edilmeden 15-20 yıl önce beyinde bu birikimler başlıyor. Günümüzde PET taramaları, kan testleri ve genetik incelemelerle erken dönemde önemli ipuçları yakalayabiliyoruz. İlaç tedavileri hastalığı tamamen ortadan kaldırmasa da gidişatı yavaşlatıyor; bu nedenle hekime danışmadan ilaçların kesilmemesi hayati önem taşıyor” açıklamasında bulundu. Nilüfer Belediyesi ile yürütülen dayanışmaya da değinen Prof. Dr. Bakar, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in desteğiyle Özlüce’deki mevcut merkezin yanına yeni ve daha kapsamlı bir bakım evi kazandırmayı hedeflediklerini paylaştı. “SUYUN ALTINDA KORKU, KAYGI VE DEPRESYON VAR” “Alzheimer Hastalığının Psikolojik Yönü” başlıklı bir sunum gerçekleştiren Doç. Dr. Yusuf Sivrioğlu, konunun sadece hafıza kaybından ibaret olmadığını ifade etti. Zihinsel gerilemenin yanı sıra duygusal dalgalanmaların süreci zorlaştırdığını belirten Sivrioğlu, “Mesele yalnızca unutmak değil. Buzdağının görünen yüzünde unutkanlık varsa, suyun altında korku, kaygı, şüphe ve davranışsal krizler yer alıyor. Hasta yakınlarının en sık karşılaştığı tablo depresyondur. Hastayı zorlamak, kalabalıklara sokup ‘açılsın’ demek çoğu zaman huzursuzluğu artırır. Küçük hedefler koymak, gün ışığından yararlanmak ve sevdiği müziklerle duyuları yormadan uyarmak en sağlıklı yoldur.” diye konuştu. Hasta ile inatlaşmanın ve hezeyanları mantıkla düzeltmeye çalışmanın sonuç vermeyeceğini aktaran Sivrioğlu, bakım veren tükenmişliğine de değindi. Demans hastalarına bakan yakınlarda klinik düzeyde tükenmişlik ve depresyon oranının yüzde 60 civarında olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Sivrioğlu, “Bu, 7 gün 24 saat süren kesintisiz bir mesai. Uçaklardaki kuralı unutmamak gerekir: Önce kendi oksijen maskenizi takacaksınız ki yanınızdakine yardım edebilesiniz. Bakım veren kişinin suçluluk duymadan dinlenmeye zaman ayırması şarttır” diye konuştu. BUÜ İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hicran Yıldız ise günlük yaşamda uygulanabilecek pratik bakım yöntemlerini paylaştı. Her bireyin yaşam öyküsünün, alışkanlıklarının ve ihtiyaçlarının farklı olduğunu belirten Prof. Dr. Yıldız, “kişi merkezli bakım” anlayışının önemini vurguladı. Program, katılımcıların merak ettiği soruların yanıtlanmasının ardından Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman’ın konuşmacılara günün anısına hediye takdim etmesiyle sona erdi.

AŞIRI TERLEME SOSYAL YAŞAMI DA ETKİLİYOR Haber

AŞIRI TERLEME SOSYAL YAŞAMI DA ETKİLİYOR

Op. Dr. Nuray Kuzukıran, aşırı terlemenin yalnızca estetik bir kaygı olmadığını, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen tıbbi bir durum olduğunu belirterek, "Pek çok kişi terlemenin normal olduğunu düşünerek yıllarca bu sorunla yaşamayı tercih ediyor. Oysa günlük yaşamı, sosyal ilişkileri ve mesleki performansı olumsuz etkileyen aşırı terleme tedavi edilebilir bir sağlık problemidir" dedi. Terleme neden olur? Vücut sıcaklığını dengelemek için gerekli fizyolojik bir mekanizma olan terlemenin, sıcak hava, egzersiz, stres ve heyecan gibi durumlarda artış gösterebildiğini ve en sık koltuk altı, avuç içleri, ayak tabanları ve yüz bölgesinde görüldüğünü belirten Op. Dr. Nuray Kuzukıran, "Aşırı terleme, kişinin kıyafet seçiminden tokalaşmasına, bilgisayar kullanmasından sosyal ortamlarda kendini ifade etmesine kadar birçok alanda özgüvenini zedeleyebilir. Hastalarımızın önemli bir bölümü bu nedenle sosyal ortamlardan uzak durabiliyor" şeklinde konuştu. Botoks, ter bezlerini uyaran sinyalleri geçici olarak durduruyor Botulinum botoksunun uzun yıllardır tıbbın farklı alanlarında güvenle kullanıldığını ifade eden Medikal Estetik Hekimi Op. Dr. Nuray Kuzukıran, uygulamanın çalışma mekanizmasını şöyle anlattı: "Terleme botoksunda amaç, ter bezlerini uyaran sinir uçlarından salgılanan asetilkolinin etkisini geçici olarak engellemektir. Böylece uygulama yapılan bölgedeki aşırı terleme belirgin şekilde azalır. Terleme tamamen durdurulmaz; yalnızca kişinin yaşamını zorlaştıran aşırı terleme kontrol altına alınır." Terleme botoksunun poliklinik şartlarında gerçekleştirilen konforlu bir işlem olduğunu dile getiren Op. Dr. Nuray Kuzukıran, "Uygulama yapılacak alanın genişliğine göre işlem çoğunlukla 15 ila 30 dakika arasında tamamlanır. Hastalarımız aynı gün günlük yaşamlarına dönebilirler. İşlem öncesinde gerekli değerlendirmeler yapılarak kişinin tedaviye uygunluğu belirlenir" dedi. Etkisi birkaç gün içinde başlıyor Uygulamanın etkisinin hemen ortaya çıkmadığını hatırlatan Op. Dr. Nuray Kuzukıran, "İlk etkiler genellikle birkaç gün içerisinde hissedilmeye başlar. Maksimum etki ise çoğu hastada yaklaşık iki hafta içinde görülür. Kalıcılık süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte çoğunlukla 4 ila 9 ay arasında devam eder. Etki azaldığında uygun görülen hastalarda uygulama güvenle tekrarlanabilir" diye konuştu.

AİLEDE KANSER ÖYKÜSÜ VARSA, ŞİKAYET OLMASINI BEKLEMEYİN Haber

AİLEDE KANSER ÖYKÜSÜ VARSA, ŞİKAYET OLMASINI BEKLEMEYİN

Op. Dr. Servet Yetgin yaptığı açıklamada, mide ve bağırsak kanserlerinin, erken dönemde belirgin şikayetlere yol açmadan ilerleyebildiğini ve bu nedenle yalnızca belirtilerin ortaya çıkmasını beklemek yerine, yaş, aile öyküsü, kişisel sağlık geçmişi ve diğer risk faktörleri birlikte değerlendirilerek uygun tarama ve takip planının oluşturulması gerektiğini söyledi. Aile öyküsü önemli bir risk göstergesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Servet Yetgin, ailede özellikle birinci derece yakınlarda mide veya kolorektal kanser öyküsünün hekimle mutlaka paylaşılması gerektiğine dikkat çekerek, “Ailede kanser öyküsünün bulunması, kişinin mutlaka kansere yakalanacağı anlamına gelmez. Ancak risk değerlendirmesinde bizim için önemli bir veridir. Özellikle anne, baba veya kardeş gibi birinci derece yakınlarda mide ya da bağırsak kanseri öyküsü varsa, kişinin standart tarama yaklaşımından farklı ve daha erken bir değerlendirmeye ihtiyaç duyup duymadığı hekim tarafından belirlenmelidir” dedi. Kolonoskopi yalnızca tanı değil, korunma açısından da önemli Kolorektal kanserlerin önemli bir bölümü zaman içerisinde bağırsakta gelişen poliplerden kaynaklanabildiğini, kolonoskopinin, kalın bağırsağın doğrudan değerlendirilmesine imkân verirken, uygun poliplerin işlem sırasında çıkarılabilmesine de olanak sağladığını belirten Op. Dr. Servet Yetgin, bu yönüyle kolonoskopinin, kanserin erken tanısının yanı sıra kanser gelişme riskinin azaltılması açısından da değer taşıdığını dile getirdi. Hayat Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Servet Yetgin, “Kolonoskopinin en önemli avantajlarından biri, henüz kansere dönüşmemiş bazı poliplerin tespit edilerek çıkarılabilmesidir. Bu nedenle özellikle risk grubundaki bireylerde tarama zamanlamasının doğru belirlenmesi son derece önemlidir. Üst gastrointestinal endoskopi ise yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağının doğrudan görüntülenmesine olanak sağlıyor. Hekimin gerekli görmesi halinde şüpheli alanlardan biyopsi alınarak patolojik inceleme yapılabiliyor. Özellikle ailede mide kanseri öyküsü bulunan kişilerde risk faktörlerinin değerlendirilmesi, uzun süren mide şikâyetleri, açıklanamayan kilo kaybı, yutma güçlüğü, kansızlık, dışkıda kan veya siyah renkli dışkılama gibi belirtilerin bulunması durumunda hekime başvurunun geciktirilmemesi gerekiyor” şeklinde konuştu. “Şikâyet oluşmasını beklemeyin” Kanserle mücadelede en güçlü yaklaşımlardan birinin riskin zamanında fark edilmesi olduğunu vurgulayan Op. Dr. Servet Yetgin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Özellikle ailesinde mide veya bağırsak kanseri bulunan kişilerin ‘Benim herhangi bir şikâyetim yok’ diyerek kontrollerini ertelememesi gerekir. Burada amaç herkese aynı işlemi uygulamak değil; kişinin yaşını, aile öyküsünü ve diğer risk faktörlerini değerlendirerek doğru zamanda doğru incelemeyi planlamaktır. Erken evrede tespit edilen hastalıklarda tedavi seçenekleri ve başarı şansı önemli ölçüde artabilmektedir.” Hangi belirtiler önemsenmeli? Uzun süren veya tekrarlayan karın ağrısı, bağırsak alışkanlıklarında belirgin değişiklik, dışkıda kan görülmesi, açıklanamayan kansızlık, istemsiz kilo kaybı, iştahsızlık, sürekli şişkinlik veya hazımsızlık, yutma güçlüğü gibi yakınmaların ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çeken Hayat Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Servet Yetgin, bu belirtilerin her biri tek başına kanser anlamına gelmese de özellikle aile öyküsü bulunan kişilerde hekim değerlendirmesinin geciktirilmemesi gerektiğini söyledi. Op. Dr. Servet Yetgin açıklamasını, “Aile öykümüzü değiştiremeyiz ancak riskimizi bilerek hareket edebiliriz. Düzenli hekim kontrolleri, kişiye uygun tarama programları ve gerekli durumlarda endoskopi ile kolonoskopi gibi yöntemlerden yararlanılması, mide ve bağırsak kanserlerinin erken tanısında önemli bir avantaj sağlayabilir” diyerek tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.