Hava Durumu

#Tedavi

- Tedavi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tedavi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yaşlılara müjde! Ağrısız yürümek artık mümkün Haber

Yaşlılara müjde! Ağrısız yürümek artık mümkün

Omurga, içinden hayati öneme sahip sinirlerin geçtiği koruyucu bir tünel işlevi görüyor. Yaşın ilerlemesine bağlı olarak bu kanalı oluşturan kemik yapılarının kalınlaştığını, bağların sertleştiğini, fıtıkların meydana geldiğini ve bu sürecin sonunda sinirlerin geçtiği kanalın daralarak sinirlerin baskı altında kalmasına yol açtığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Dar kanal, hastanın yürümeye başlamasıyla bacaklarda uyuşma, ağrı, kramp ve boşalma ya da takılma hissi şeklinde kendini gösterir. Bu durumdaki bireyler, genellikle kısa mesafe gittikten sonra bacaklarının ‘gitmediğini’ hissederek durup dinlenme ihtiyacı duyarlar. Dar kanal hastaları için en karakteristik rahatlama yöntemi öne eğilmek veya oturmaktır; hatta market arabasına dayanarak yürümek, kanalı geçici olarak genişlettiği için en konforlu pozisyon olarak kabul edilir. Bu tabloya zaman zaman bacaklarda yanma ve huzursuzlukla seyreden gece krampları da eşlik eder. Hastalık ilerledikçe bacaklarda belirgin kas zayıflığı, sık düşmeler ve nadir de olsa idrar kontrolünde zorlanmalar başlayabilir” dedi. Ağır işlerde çalışanlar dikkat etmeli Dar kanalın doğuştan gelen yapısal darlıklar nedeniyle erken yaşlarda ortaya çıkabilse de temel olarak bir ileri yaş hastalığı olarak kabul edildiğini hatırlatan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Hastalığın belirtileri genellikle 60-65 yaş sonrasında belirginleşmeye başlar. Özellikle uzun yıllar ağır işlerde çalışarak beline fazla yük bindirenler ile vücudunda genel kireçlenme eğilimi olan bireyler, kanal daralması açısından en büyük risk grubunu oluşturuyor” diye konuştu. Tanıda kritik soru: “Kaç metre yürüyebiliyorsunuz?” Tanı sürecinin hastanın günlük yaşam kalitesini ölçen "Kaç metre yürüyebiliyorsunuz?" sorusuyla ve detaylı bir tıbbi hikâye ile başladığını paylaşan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “İlk aşamada yapılan fizik muayenede refleksler ve olası güç kayıpları titizlikle kontrol edilir. Kesin teşhis için en kritik yöntem olan MR görüntülemesi ile kanalın ne kadar daraldığı ve hangi sinir köklerinin baskı altında olduğu net bir şekilde tespit edilir. Kemik yapıların daha detaylı incelenmesi gereken özel durumlarda ise bilgisayarlı tomografi yöntemine başvurularak tanıyı kesinleştirebiliriz” şeklinde konuştu. Ameliyat son seçenek Her dar kanal hastası için ameliyatın ilk seçenek olmadığını, tedavi sürecinde hastalığın şiddetine göre basamaklı bir yol izlendiğini hatırlatan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “İlk aşamada uygulanan ameliyatsız çözümler kapsamında omurgaya binen yükü azaltmak için kilo kontrolü sağlanır, bel ve karın kaslarını güçlendiren fizik tedavi programları uygulanır ve sinirlerdeki ödemi azaltarak rahatlama sağlayan epidural enjeksiyonlara başvurulur. Ancak yürüme mesafesinin aşırı kısalması, idrar kaçırma veya bacaklarda ciddi güç kaybı gibi durumların varlığında cerrahi müdahale kaçınılmaz hale gelir. Cerrahi süreçte, mikrocerrahi yöntemlerle siniri sıkıştıran dokuların temizlendiği ‘dekompresyon’ yani kanal genişletme işlemi uygulanırken, omurgada kayma tespit edilen vakalarda vida sistemleri ile stabilizasyon sağlanır” dedi. Dar kanalı önlemenin 7 yolu · Hareket edin: "Ağrım olacak" korkusuyla hareketsiz kalmak kas kaybını hızlandırır. Uzman kontrolünde düşük tempolu, kısa ama sık yürüyüşler yapın. · Yüzün: Yüzme ve su içi egzersizler, yer çekimini ortadan kaldırarak omurga üzerindeki baskıyı en aza indirir ve kanal hastaları için en ideal spor kabul edilir. · Doğru ayakkabıyı seçin: Darbe emici özelliği olan, topuğu destekleyen ortopedik ayakkabılar yürüyüş konforunuzu doğrudan artırır. · Baston veya yürüteç kullanmaktan çekinmeyin: Eğer denge kaybı yaşıyorsanız yardımcı araç kullanmak düşme riskini azaltarak kalça kırığı gibi daha ağır tabloların önüne geçer. · Evde kendinize göre düzenlemeler yapın: Ev içindeki takılmaya sebep olacak halıları ve eşyaları kaldırın. Özellikle banyo gibi ıslak zeminlere tutunma barları ekleyerek hareket güvenliğinizi sağlayın. · Kilo verin: Fazla olan her bir kilo, daralan kanaldaki sinirlere binen ekstra basınç demektir. Sağlıklı bir diyetle omurganızı hafifletin. · Düzenli kontrol yaptırın: Bacaklardaki uyuşma veya güçsüzlük hissi arttığında ‘yaşlılıktandır’ demeyip bir beyin cerrahına başvurarak durumun seviyesini takip edin.

Dünya Obezite Günü’nde Türkiye’de çarpıcı bulgular Haber

Dünya Obezite Günü’nde Türkiye’de çarpıcı bulgular

Dünya Obezite Günü kapsamında açıklanan IPSOS “Obezite Algısı Araştırması”, obezitenin tıbbi gerçekliği ile kişilerin kendi deneyimleri arasında derin bir fark olduğunu gözler önüne serdi. Araştırma, 14 ülkede obeziteli bireylerin görüşlerini mercek altına aldı. Araştırmaya göre, obeziteli katılımcıların yüzde 71’i obezitenin sürekli tedavi gerektiren bir sağlık sorunu olduğunu kabul ediyor. Ancak aynı kişilerden yüzde 66’sı, obezitenin kişisel tercihlerle önlenebilir olduğunu ve yüzde 63’ü diyet ile egzersizle çoğu insanın obezite sorununu çözebileceğine inanıyor. Yani bireyler hem hastalığın kronik doğasını kabul ediyor hem de bunu kendi davranışlarının sonucu olarak görüyor. Türkiye özelinde ise algı ve eylem arasındaki fark daha belirgin. Obeziteli kişilerin yüzde 80’i kilolarını kontrol etmeyi düşündüklerini veya bu konuda tavsiye aldıklarını söylerken, sadece yüzde 35’i son bir yıl içinde bir doktora başvurmuş. Katılımcıların yüzde 45’i “Kilomu kendi başıma kontrol etmeyi tercih ederim” yanıtını vererek, kişisel sorumluluk algısının tedavi önünde ciddi bir engel oluşturduğunu gösteriyor. Lilly Türkiye Medikal Direktörü Dr. Karan Bozkurt, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmesinde; “Obezite; biyolojik, genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkan kronik, tekrarlayıcı ve ilerleyici bir hastalıktır. Türkiye’de yaygın algılar, kişilerin tıbbi destek arayışını geciktiriyor ve tedaviye erişimi zorlaştırıyor. Obezite, diğer kronik hastalıklar gibi ciddi şekilde ele alınmalıdır.” dedi. Araştırma ve uzman görüşleri, obezitenin yalnızca bireysel irade ile çözülecek bir sorun olmadığını, etkili tedavi ve sağlık sistemine erişimin önemini bir kez daha ortaya koydu.

Nilüfer’de pandeminin izleri konuşuldu Haber

Nilüfer’de pandeminin izleri konuşuldu

Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen “Sağlık Buluşmaları” etkinlikleri kapsamında “COVID-19 Pandemisi ve Sağlık: Etkiler, Deneyimler ve Pandemi Şehitlerimiz” başlıklı bir söyleşi düzenlendi. Etkinlikte, dünyayı sarsan pandemi süreci hem bilimsel verilerle hem de toplumsal yansımalarıyla ele alındı. Prof. Dr. Harun Ağca, Prof. Dr. Ali Asan ve Doç. Dr. Ezgi Demirdöğen’in konuşmacı olarak katıldığı programda, Aralık 2019’da Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından küresel acil durum ilan edilen sürecin detayları aktarıldı. Uzmanlar; virüsün bulaş özellikleri, hastalığın klinik seyri ve ortaya çıkan komplikasyonlar hakkında katılımcıları bilgilendirdi. Etkinlikte; pandeminin yalnızca bir sağlık krizi olmadığı; sağlık sistemlerinde yarattığı yoğunluğun yanı sıra uzaktan eğitim ve evden çalışma gibi yeni uygulamalarla sosyal ve ekonomik yaşam üzerinde uzun süreli izler bıraktığı ifade edildi. Salgınla mücadelede dönüm noktası olan mRNA ve inaktif aşıların rolü vurgulanırken, antiviral ilaçlar ile destekleyici tedavi yöntemlerinin hastalığın yönetimindeki etkileri de detaylarıyla konuşuldu. Öte yandan programda ayrıca hem Türkiye’de hem de dünyada salgınla mücadelenin ön saflarında yer alırken yaşamını yitiren hekimler ve tüm sağlık personeli, gösterdikleri büyük fedakârlıklara dikkat çekilerek, saygı ve minnetle anıldı.

OBEZİTE MERKEZİ İLE SAĞLIKLI YAŞAMA ADIM ATIYORLAR Haber

OBEZİTE MERKEZİ İLE SAĞLIKLI YAŞAMA ADIM ATIYORLAR

Merkezde verilen hizmetlerle ilgili açıklamalarda bulunan Bursa Şehir Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği’nde görevli Prof. Dr. Nizameddin Koca, obezitenin yalnızca fiziksel bir görünüm değil, tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalık olduğunu vurguladı. Merkezin sunduğu imkânları sıralayan Prof. Dr. Koca, “Merkezimizde hekim tarafından muayene edilen hastalarımız; diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist tarafından düzenli olarak değerlendirilmektedir. Hastalarımız diyet ve egzersiz programlarına dâhil edilmekte, ihtiyaç duyulan vakalar için medikal tedavi önerilerinde bulunulmaktadır. Bu tedavilerin yetersiz kaldığı hasta grupları ise; gastroenteroloji cerrahisi, genel cerrahi, endokrinoloji ve dâhiliye uzmanlarının bulunduğu cerrahi konseyimiz tarafından değerlendirilerek, cerrahi kararı verilebilmektedir.” dedi. 200’den Fazla Hastalığın Sebebi Obeziteyi bir hastalık olarak fark edip, mücadeleye çocuklardan başlanması gerektiğinin altını çizen Koca, “Biz obeziteyi bir hastalık olarak algılamakta maalesef çok geç kaldık. Obeziteyi adeta normalin bir varyasyonu gibi değerlendiriyoruz; 'Kahverengi gözlü, yeşil gözlü veya obez' diyerek normalleştiriyoruz. Oysa obezite, 200’den fazla hastalığa sebep olduğu bilinen çok önemli bir hastalıktır. Dünya istatistikleri, sağlık harcamalarının en fazla yapıldığı alanın obezite kaynaklı sorunlar olduğunu açıkça göstermektedir. Diyabet, hipertansiyon, koroner arter hastalığı, osteoartrit ve obstrüktif uyku apnesi gibi 200’den fazla hastalığın temel sebebi obezitedir." şeklinde konuştu. Koca son olarak, obezite merkezinde tedavisi tamamlanan bireyleri, Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirdiklerini ve diyetisyen eşliğinde sağlıklı beslenme alışkanlıklarını devam ettirmelerini tavsiye ettiklerini sözlerine ekledi. 11 Ayda 30 Kilo Verdi Yalova’dan gelerek obezite merkezine başvuran 33 yaşındaki Şeyma Taşan, 11 aylık süreçte yaşadığı büyük değişimi anlattı. Merkeze bir arkadaş tavsiyesiyle geldiğini belirten Taşan, "Yaklaşık 11 aydır bu obezite ünitesine devam ediyorum ve bu süreçte 30 kilo verdim. Aldığım hizmetten çok memnunum; buradaki ekip her geldiğimde çok ilgili. Tedavi sürecimiz başladığında önce mevcut rahatsızlıklarım iyileştirildi, ardından diyetisyen yardımıyla kilo verme aşamasına geçtik. 30 kilo verdiğim için çok mutluyum ve şu an bu kiloyu korumaya çalışıyorum. Beslenme alışkanlıklarım tamamen değişti, hayata bakışım ve öz güvenim tazelendi. Artık çocuklarımla daha fazla vakit geçirebiliyor, spor yapabiliyorum. Spor artık hayatımın merkezinde. Buraya gelmek, hayatımda yaptığım en iyi işlerden biri oldu." diye kullandı. “Hayat Kalitem Arttı” Merkeze başvuran ve 6 ayda 20 kilo veren bir diğer hasta Arzu Ordu ise obezitenin bir hastalık olduğunu buraya geldikten sonra öğrendiğini ifade etti. Merkeze başvurmak isteyip de çekingen davrananlara seslenen Ordu, "Başta çok çekinmiştim ancak buradaki ilgiyi görünce tüm kaygılarım geçti. Dört farklı doktorun bir arada çalışması, diyetisyenin sağlıklı beslenmeyi öğretmesi ve psikoloğun yeme krizlerine karşı verdiği destek çok kıymetli. Burası insana 'Her ay düzenli geleyim, tedavi olayım' dedirtiyor. Kilo verdikten sonra hayat kalitem arttı. Her ay randevu tarihimin gelmesini ve verdiğim kilolarla doktorlardan tebrik almayı büyük bir motivasyonla bekliyorum." ifadelerini kullandı.

Hipnoterapi davranışları yeniden kodluyor! Haber

Hipnoterapi davranışları yeniden kodluyor!

Hipnoterapide amacın, kişinin bilinçaltındaki yanlış kodlamaları düzelterek tedavi sağlamak olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Örneğin obezite vakalarında hipnoterapi, yeme davranışı üzerinde etki göstermeyi hedefler. Bu yöntemde diyet programı ya da kısıtlama uygulanmaz. Etki, kişinin iradesini zorlamaz.” dedi. Seans sayısının genellikle en az 10 olup, seans aralıklarının tedavinin kalıcılığını etkilediğini ifade eden Öztekin, ‘bir seansta kilo verme’ gibi yöntemlerin bilimsel bir karşılığı olmadığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin ne olduğu, hipnozdan farkı, uygulama süreci, etkileri ve özellikle yeme bozuklukları ile kilo kontrolünde nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verdi. Hipnoterapide hipnoz tekniğinden yararlanılarak tedavi amaçlanır! Hipnoterapinin, hipnoz tekniğinden yararlanılarak uygulanan bir psikoterapi yöntemi olduğunu aktaran Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Tıp dünyasında hipnoterapi bir psikoterapi yöntemi olarak kabul edilir.” dedi. Hipnoz ile hipnoterapinin aynı şey olmadığına değinen Öztekin, “Hipnoz; bir kişi ya da grubu söz, bakış ve telkin gibi yollarla geçici bir süre etki altına alma durumudur. Bu süreçte kişinin dikkati belirli noktalara yoğunlaştırılır ve bilinçaltı daha aktif hale gelir. Hipnoterapide ise hipnoz tekniğinden yararlanılsa da temel amaç tedavidir. Daha çok psikiyatrik ve ruhsal hastalıklarda, ayrıca kişisel gelişim alanlarında uygulanır.” şeklinde konuştu. Herkes, farkında olmadan yaşamı boyunca hipnoz hali yaşar! Her insanda doğuştan hipnotik etki altına girme özelliği olduğuna işaret eden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Hipnoza girmeyeceğini düşünen kişiler dahil herkes, yaşamı boyunca farkında olmadan birçok kez hipnoz hali yaşar.” dedi. Bir film seyrederken, bir konuşmayı dinlerken ya da akvaryumda balıkları izlerken hipnotik bir odaklanma hali oluşabileceğini dile getiren Öztekin, “Uzun yolculuklarda görülen ‘yol hipnozu’ bu duruma örnek olarak verilebilir. Oyuncağıyla oyuna dalmış bir çocuğun dış dünyaya tepkisiz kalması ya da kişinin yaptığı işe yoğunlaşarak çevresini fark etmemesi de benzer bir odaklanma halidir.” ifadelerini kullandı. Hipnozun etki alanı beyin olduğu için etkisi kalıcı oluyor! Hipnoterapinin kaç seans süreceğinin, çözülmek istenen soruna, kişinin yaşadığı çevreye, hipnoterapistin kullandığı telkin ve terapi yaklaşımına, terapistle kurulan güven ilişkisine ve kişinin kişilik özelliklerine bağlı olduğunu kaydeden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “En az 10 seans uygulanır. Özellikle ilk seanslar arasındaki sürenin çok uzun tutulmaması önerilir.” dedi. Haftada 2-3 seansla başlanmasının ve ilerleyen süreçte seans aralıklarının açılmasının, tedavinin daha etkili ve kalıcı olması açısından önemli olduğunu vurgulayan Öztekin, şunları söyledi: “Hipnozun etki alanı beyin olduğu için etkisinin kalıcı olduğu belirtiliyor. Örneğin kilo verme sürecinde ‘rejim’ ve ‘diyet’ gibi kavramlar bilinçaltı için olumsuz çağrışımlar oluşturabilir. Kişi sevdiği yiyecekleri bırakmak zorunda kaldığını düşünür ve bu durum çoğu zaman diyet sonrasında daha fazla kilo alımıyla sonuçlanabilir. Oysa kontrolsüz yemenin nedenleri bilinçaltında gizlidir. Stres, gerginlik, endişe, suçluluk ve kızgınlık gibi olumsuz duygular aşırı yeme davranışına yol açabilmektedir.” Amaç, kişiye özel telkinlerle etkili bir tedavi süreci yürütmek! Yeme bozukluğu tanısı ya da şikâyeti ile başvuran danışanlarla ilk seansta ayrıntılı bir psikolojik değerlendirme yapıldığını aktaran Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Bireyin temel kişilik özellikleri, ailesi, yaşam tarzı, ilişkileri, geçmişte yaşadığı travmalar, mevcut korku ve kaygıları ile takıntıları ele alınır. Yeme bozukluğunda her bireyde farklı davranışlar ve tetikleyiciler görülebileceği için, yeme davranışına ilişkin ayrıntılı sorular yöneltilir.” dedi. Obezite vakalarında; yeme davranışı bozukluğunun ne zaman başladığı, hangi yaşta ortaya çıktığı, hangi yiyeceklerde kontrol kaybının arttığı, günün hangi saatlerinde yoğunlaştığı ve bu davranışa eşlik eden sigara, alkol, kahve ya da çay gibi alışkanlıkların olup olmadığının değerlendirildiğine dikkat çeken Öztekin, sözlerini şöyle tamamladı: “Amaç, bireye özgü yeme davranışlarını belirleyerek kişiye özel telkinler hazırlamak ve etkili bir tedavi süreci yürütmektir. Hipnoterapi, yeme davranışı üzerinde etki göstermeyi hedefler. Bu yöntemde diyet programı ya da kısıtlama uygulanmaz. Etki, kişinin iradesini zorlamak yerine hipnotik etki altında verilen telkinlerle beyindeki yanlış kodlamaların düzeltilmesi ve sağlıksız dürtülerin ortadan kaldırılması üzerinden sağlanır. Aşırı ve kontrolsüz yeme davranışı ortadan kaldırıldığında bireyin normal yeme alışkanlığı kazanması ve sağlıklı, düzenli şekilde kilo vermesi hedeflenir. Yeme bozukluğu psikolojik bir sorun olarak ele alındığından, sorunun psikolojik yöntemlerle çözülmesi verilen kiloların kalıcı olmasına katkı sağlar. Son olarak, ‘bir seansta kilo verme’ gibi sloganlarla sunulan yöntemlerin gerçekçi olmadığı ve bilimsel bir karşılığının bulunmadığı unutulmamalı.”

LÖSEV’den Türkiye genelinde Ramazan’da binlerce gıda paketi Haber

LÖSEV’den Türkiye genelinde Ramazan’da binlerce gıda paketi

Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı (LÖSEV), Türkiye genelinde lösemi ve kanser tedavisi gören çocuk ve yetişkin hastalara Ramazan ayında desteklerini yoğunlaştırdı. “Önce Çocuklar İyileşsin” sloganıyla yürütülen kampanya kapsamında, binlerce gönüllü ve bağışçının desteğiyle hazırlanan LÖSEV Gıda Paketleri, yüzlerce hastanın evine kadar ulaştırılıyor. İstanbul’daki Ülker Sports Arena’da gönüllüler ve bağışçılarla hazırlanan koliler, doğal ve sağlıklı ürünlerle donatılırken, Türkiye’nin dört bir yanındaki ailelerin sofralarına Ramazan boyunca bereket katılıyor. LÖSEV, 27 yıldır sürdürdüğü ücretsiz tedavi, eğitim, konaklama, sosyal ve psikolojik destek hizmetleriyle, Vakfa kayıtlı 118 bini aşkın çocuk ve yetişkin hastanın yanında oluyor. Vakfa kayıtlı aileler ayrıca LÖSEV iftar yemeklerinde bir araya getirilerek yalnız olmadıkları mesajı veriliyor. Bunun yanı sıra fitre, fidye ve zekât bağışlarıyla hem gıda paketleri hem de nakdi yardımlar ulaştırılıyor. LÖSANTE Çocuk ve Yetişkin Hastanesi’nde ise lösemi ve kanser tedavisi gören hastalara tamamen ücretsiz sağlık hizmeti sunuluyor. LÖSEV yetkilileri, Ramazan ayında yapılan bağışların hayat kurtardığını vurgulayarak, “Kanser vakaları hızla artıyor. Bağışlarınızın her kuruşu ve her lokması doğru yere ulaşıyor, en önemlisi hayat veriyor. Sizler iyi ki varsınız ve hep var olacaksınız” ifadelerini kullandı. LÖSEV, “Önce Çocuklar İyileşsin” diyerek, lösemi ve kanser tedavisi gören çocuk ve yetişkin hastalara Ramazan boyunca doğal, sağlıklı gıda paketleri ve nakdi yardımlar ulaştırıyor.

Hayat Hastanesi 48 yaşında Haber

Hayat Hastanesi 48 yaşında

Hayat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Ahmet Özkul, 48. yıl vesilesiyle yaptığı açıklamada sağlık hizmetine bakış açılarını değerlendirirken, “Hayat Hastanesi olarak 48 yıldır sağlık hizmetini yalnızca bir tedavi süreci değil, güvene dayalı bir yol arkadaşlığı olarak görüyoruz. Hasta odaklı yaklaşımımız, modern teknoloji yatırımlarımız ve uzman kadromuzla sağlıkta sürdürülebilir kaliteyi hedefliyoruz” dedi. Uzm. Dr. Ahmet Özkul, bugüne kadar kendilerine güvenen hastaların desteğinin en büyük motivasyon kaynağı olduğunu vurguladı. Sağlık hizmetinde kalite standartlarını sürekli yukarı taşımayı amaçladıklarını belirten Özkul, “Bugüne kadar bize güvenen tüm hastalarımızdan aldığımız güçle, sağlıkta kalite standartlarını yükseltmeye devam ediyoruz. Hayat Hastanesi olarak hedefimiz; bugün olduğu gibi gelecekte de güvenilir, yenilikçi ve insan odaklı sağlık hizmetinin öncüsü olmaktır” şeklinde konuştu. Hayat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Ahmet Özkul açıklamasını şöyle sürdürdü: “Modern tıbbi altyapısı, gelişmiş tanı ve tedavi imkânları ile multidisipliner hizmet anlayışını bir araya getiren Hayat Hastanesi, geçen 48 yılda güçlü kurumsal hafızası ve etik değerlere bağlı sağlık hizmeti anlayışıyla sektörde güvenin simgesi haline geldi. Yenilenen teknolojik yatırımları ve uzman hekim kadrosuyla çağdaş tıbbın olanaklarını hastalarıyla buluşturan hastane, sürdürülebilir kaliteyi temel öncelik olarak konumlandırıyor. Güçlü kurumsal yapısı, nitelikli insan kaynağı ve sürekli yenilenen sağlık yatırımlarıyla Hayat Hastanesi; güven, kalite, modern teknoloji ve hasta memnuniyeti ekseninde sektördeki konumunu pekiştirmeyi sürdürüyor.” Uzm. Dr. Ahmet Özkul sözlerini, “48 yıldır hayatlara dokunan Hayat Hastanesi, yarının sağlık standartlarını bugünden inşa etme vizyonuyla hizmet yolculuğuna kararlılıkla devam ediyor” diyerek tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.