Hava Durumu

#Tedavi

- Tedavi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tedavi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Alzheimer’ın tanı, tedavi ve bakım süreci Nilüfer’de konuşuldu Haber

Alzheimer’ın tanı, tedavi ve bakım süreci Nilüfer’de konuşuldu

Nilüfer Belediyesi, toplumda demans ve Alzheimer konusunda farkındalık oluşturmak ve hasta yakınlraına yol göstermek amacıyla Nazım Hikmet Kültürevi’nde “Alzheimer’ı Anlamak; Tanı, Tedavi, Psikolojik Yaklaşım ve Hasta Bakımı” başlıklı bir seminer düzenledi. Yoğun ilgi gören programa Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman, hekimler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Seminerde Türkiye Alzheimer Derneği Bursa Şubesi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bakar, Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hicran Yıldız ve Doç. Dr. Yusuf Sivrioğlu konuşmacı olarak yer aldı. “HASTALIK BELİRTİLERDEN 15-20 YIL ÖNCE BAŞLIYOR” Seminerin açılışında konuşan Türkiye Alzheimer Derneği Bursa Şubesi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bakar, Türkiye’nin dünyada en hızlı yaşlanan ülkeler arasında dördüncü sırada yer aldığını hatırlatarak demansın yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olduğunu vurguladı. Demansın bir şemsiye kavram olduğunu ve Alzheimer’ın bu grubun yüzde 55-60’ını oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Bakar, hastalığın biyolojik sürecine dikkat çekerek, “Alzheimer beyince protein birikimiyle ortaya çıkan ilerleyici bir süreç. Aslında belirtiler fark edilmeden 15-20 yıl önce beyinde bu birikimler başlıyor. Günümüzde PET taramaları, kan testleri ve genetik incelemelerle erken dönemde önemli ipuçları yakalayabiliyoruz. İlaç tedavileri hastalığı tamamen ortadan kaldırmasa da gidişatı yavaşlatıyor; bu nedenle hekime danışmadan ilaçların kesilmemesi hayati önem taşıyor” açıklamasında bulundu. Nilüfer Belediyesi ile yürütülen dayanışmaya da değinen Prof. Dr. Bakar, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in desteğiyle Özlüce’deki mevcut merkezin yanına yeni ve daha kapsamlı bir bakım evi kazandırmayı hedeflediklerini paylaştı. “SUYUN ALTINDA KORKU, KAYGI VE DEPRESYON VAR” “Alzheimer Hastalığının Psikolojik Yönü” başlıklı bir sunum gerçekleştiren Doç. Dr. Yusuf Sivrioğlu, konunun sadece hafıza kaybından ibaret olmadığını ifade etti. Zihinsel gerilemenin yanı sıra duygusal dalgalanmaların süreci zorlaştırdığını belirten Sivrioğlu, “Mesele yalnızca unutmak değil. Buzdağının görünen yüzünde unutkanlık varsa, suyun altında korku, kaygı, şüphe ve davranışsal krizler yer alıyor. Hasta yakınlarının en sık karşılaştığı tablo depresyondur. Hastayı zorlamak, kalabalıklara sokup ‘açılsın’ demek çoğu zaman huzursuzluğu artırır. Küçük hedefler koymak, gün ışığından yararlanmak ve sevdiği müziklerle duyuları yormadan uyarmak en sağlıklı yoldur.” diye konuştu. Hasta ile inatlaşmanın ve hezeyanları mantıkla düzeltmeye çalışmanın sonuç vermeyeceğini aktaran Sivrioğlu, bakım veren tükenmişliğine de değindi. Demans hastalarına bakan yakınlarda klinik düzeyde tükenmişlik ve depresyon oranının yüzde 60 civarında olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Sivrioğlu, “Bu, 7 gün 24 saat süren kesintisiz bir mesai. Uçaklardaki kuralı unutmamak gerekir: Önce kendi oksijen maskenizi takacaksınız ki yanınızdakine yardım edebilesiniz. Bakım veren kişinin suçluluk duymadan dinlenmeye zaman ayırması şarttır” diye konuştu. BUÜ İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hicran Yıldız ise günlük yaşamda uygulanabilecek pratik bakım yöntemlerini paylaştı. Her bireyin yaşam öyküsünün, alışkanlıklarının ve ihtiyaçlarının farklı olduğunu belirten Prof. Dr. Yıldız, “kişi merkezli bakım” anlayışının önemini vurguladı. Program, katılımcıların merak ettiği soruların yanıtlanmasının ardından Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman’ın konuşmacılara günün anısına hediye takdim etmesiyle sona erdi.

AŞIRI TERLEME SOSYAL YAŞAMI DA ETKİLİYOR Haber

AŞIRI TERLEME SOSYAL YAŞAMI DA ETKİLİYOR

Op. Dr. Nuray Kuzukıran, aşırı terlemenin yalnızca estetik bir kaygı olmadığını, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen tıbbi bir durum olduğunu belirterek, "Pek çok kişi terlemenin normal olduğunu düşünerek yıllarca bu sorunla yaşamayı tercih ediyor. Oysa günlük yaşamı, sosyal ilişkileri ve mesleki performansı olumsuz etkileyen aşırı terleme tedavi edilebilir bir sağlık problemidir" dedi. Terleme neden olur? Vücut sıcaklığını dengelemek için gerekli fizyolojik bir mekanizma olan terlemenin, sıcak hava, egzersiz, stres ve heyecan gibi durumlarda artış gösterebildiğini ve en sık koltuk altı, avuç içleri, ayak tabanları ve yüz bölgesinde görüldüğünü belirten Op. Dr. Nuray Kuzukıran, "Aşırı terleme, kişinin kıyafet seçiminden tokalaşmasına, bilgisayar kullanmasından sosyal ortamlarda kendini ifade etmesine kadar birçok alanda özgüvenini zedeleyebilir. Hastalarımızın önemli bir bölümü bu nedenle sosyal ortamlardan uzak durabiliyor" şeklinde konuştu. Botoks, ter bezlerini uyaran sinyalleri geçici olarak durduruyor Botulinum botoksunun uzun yıllardır tıbbın farklı alanlarında güvenle kullanıldığını ifade eden Medikal Estetik Hekimi Op. Dr. Nuray Kuzukıran, uygulamanın çalışma mekanizmasını şöyle anlattı: "Terleme botoksunda amaç, ter bezlerini uyaran sinir uçlarından salgılanan asetilkolinin etkisini geçici olarak engellemektir. Böylece uygulama yapılan bölgedeki aşırı terleme belirgin şekilde azalır. Terleme tamamen durdurulmaz; yalnızca kişinin yaşamını zorlaştıran aşırı terleme kontrol altına alınır." Terleme botoksunun poliklinik şartlarında gerçekleştirilen konforlu bir işlem olduğunu dile getiren Op. Dr. Nuray Kuzukıran, "Uygulama yapılacak alanın genişliğine göre işlem çoğunlukla 15 ila 30 dakika arasında tamamlanır. Hastalarımız aynı gün günlük yaşamlarına dönebilirler. İşlem öncesinde gerekli değerlendirmeler yapılarak kişinin tedaviye uygunluğu belirlenir" dedi. Etkisi birkaç gün içinde başlıyor Uygulamanın etkisinin hemen ortaya çıkmadığını hatırlatan Op. Dr. Nuray Kuzukıran, "İlk etkiler genellikle birkaç gün içerisinde hissedilmeye başlar. Maksimum etki ise çoğu hastada yaklaşık iki hafta içinde görülür. Kalıcılık süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte çoğunlukla 4 ila 9 ay arasında devam eder. Etki azaldığında uygun görülen hastalarda uygulama güvenle tekrarlanabilir" diye konuştu.

AİLEDE KANSER ÖYKÜSÜ VARSA, ŞİKAYET OLMASINI BEKLEMEYİN Haber

AİLEDE KANSER ÖYKÜSÜ VARSA, ŞİKAYET OLMASINI BEKLEMEYİN

Op. Dr. Servet Yetgin yaptığı açıklamada, mide ve bağırsak kanserlerinin, erken dönemde belirgin şikayetlere yol açmadan ilerleyebildiğini ve bu nedenle yalnızca belirtilerin ortaya çıkmasını beklemek yerine, yaş, aile öyküsü, kişisel sağlık geçmişi ve diğer risk faktörleri birlikte değerlendirilerek uygun tarama ve takip planının oluşturulması gerektiğini söyledi. Aile öyküsü önemli bir risk göstergesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Servet Yetgin, ailede özellikle birinci derece yakınlarda mide veya kolorektal kanser öyküsünün hekimle mutlaka paylaşılması gerektiğine dikkat çekerek, “Ailede kanser öyküsünün bulunması, kişinin mutlaka kansere yakalanacağı anlamına gelmez. Ancak risk değerlendirmesinde bizim için önemli bir veridir. Özellikle anne, baba veya kardeş gibi birinci derece yakınlarda mide ya da bağırsak kanseri öyküsü varsa, kişinin standart tarama yaklaşımından farklı ve daha erken bir değerlendirmeye ihtiyaç duyup duymadığı hekim tarafından belirlenmelidir” dedi. Kolonoskopi yalnızca tanı değil, korunma açısından da önemli Kolorektal kanserlerin önemli bir bölümü zaman içerisinde bağırsakta gelişen poliplerden kaynaklanabildiğini, kolonoskopinin, kalın bağırsağın doğrudan değerlendirilmesine imkân verirken, uygun poliplerin işlem sırasında çıkarılabilmesine de olanak sağladığını belirten Op. Dr. Servet Yetgin, bu yönüyle kolonoskopinin, kanserin erken tanısının yanı sıra kanser gelişme riskinin azaltılması açısından da değer taşıdığını dile getirdi. Hayat Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Servet Yetgin, “Kolonoskopinin en önemli avantajlarından biri, henüz kansere dönüşmemiş bazı poliplerin tespit edilerek çıkarılabilmesidir. Bu nedenle özellikle risk grubundaki bireylerde tarama zamanlamasının doğru belirlenmesi son derece önemlidir. Üst gastrointestinal endoskopi ise yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağının doğrudan görüntülenmesine olanak sağlıyor. Hekimin gerekli görmesi halinde şüpheli alanlardan biyopsi alınarak patolojik inceleme yapılabiliyor. Özellikle ailede mide kanseri öyküsü bulunan kişilerde risk faktörlerinin değerlendirilmesi, uzun süren mide şikâyetleri, açıklanamayan kilo kaybı, yutma güçlüğü, kansızlık, dışkıda kan veya siyah renkli dışkılama gibi belirtilerin bulunması durumunda hekime başvurunun geciktirilmemesi gerekiyor” şeklinde konuştu. “Şikâyet oluşmasını beklemeyin” Kanserle mücadelede en güçlü yaklaşımlardan birinin riskin zamanında fark edilmesi olduğunu vurgulayan Op. Dr. Servet Yetgin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Özellikle ailesinde mide veya bağırsak kanseri bulunan kişilerin ‘Benim herhangi bir şikâyetim yok’ diyerek kontrollerini ertelememesi gerekir. Burada amaç herkese aynı işlemi uygulamak değil; kişinin yaşını, aile öyküsünü ve diğer risk faktörlerini değerlendirerek doğru zamanda doğru incelemeyi planlamaktır. Erken evrede tespit edilen hastalıklarda tedavi seçenekleri ve başarı şansı önemli ölçüde artabilmektedir.” Hangi belirtiler önemsenmeli? Uzun süren veya tekrarlayan karın ağrısı, bağırsak alışkanlıklarında belirgin değişiklik, dışkıda kan görülmesi, açıklanamayan kansızlık, istemsiz kilo kaybı, iştahsızlık, sürekli şişkinlik veya hazımsızlık, yutma güçlüğü gibi yakınmaların ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çeken Hayat Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Servet Yetgin, bu belirtilerin her biri tek başına kanser anlamına gelmese de özellikle aile öyküsü bulunan kişilerde hekim değerlendirmesinin geciktirilmemesi gerektiğini söyledi. Op. Dr. Servet Yetgin açıklamasını, “Aile öykümüzü değiştiremeyiz ancak riskimizi bilerek hareket edebiliriz. Düzenli hekim kontrolleri, kişiye uygun tarama programları ve gerekli durumlarda endoskopi ile kolonoskopi gibi yöntemlerden yararlanılması, mide ve bağırsak kanserlerinin erken tanısında önemli bir avantaj sağlayabilir” diyerek tamamladı.

Bilinçsiz antibiyotik kullanımı tedaviyi zorlaştırıyor Haber

Bilinçsiz antibiyotik kullanımı tedaviyi zorlaştırıyor

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sarhan Sakarya, antibiyotiklerin bilinçsiz kullanımına karşı uyarılarda bulundu. Sakarya, doktor kontrolü dışında kullanılan antibiyotiklerin hastalara faydadan çok zarar verebileceğine dikkat çekti. Mikroorganizmaların güçlü bir adaptasyon yeteneğine sahip olduğunu belirten Sakarya, yanlış ve gereksiz antibiyotik kullanımının bu canlıların ilaçlara karşı direnç geliştirmesine neden olabileceğini ifade etti. Antibiyotik direncinin modern tıbbın karşı karşıya olduğu en önemli tehditlerden biri olduğunu vurgulayan Sakarya, "Yanlış ve gereksiz kullanım, mikroorganizmaların bu ilaçlara karşı direnç kazanmasına ve gelecekte basit enfeksiyonların bile tedavi edilemez hale gelmesine neden olabilir" dedi. İlk antibiyotiklerin tıbbi kullanıma girmesinden bu yana birçok ilaca karşı direnç geliştiğini aktaran Prof. Dr. Sakarya, yeni antibiyotiklerin geliştirilmesinin de artan direnç mekanizmaları nedeniyle giderek zorlaştığını söyledi. Dirençli mikroorganizmaların gen aktarımı yoluyla diğer mikroorganizmalara da bu özelliği taşıyabildiğini belirten Prof. Dr. Sakarya, tedavi seçeneklerinin korunması için antibiyotiklerin yalnızca uzman hekim önerisiyle kullanılması gerektiğini ifade etti. Sakarya, vatandaşlara antibiyotikleri gereksiz yere kullanmamaları çağrısında bulunarak, "Mikroorganizmaları dirençli hale getirmeyelim. Gelecekteki tedavilerimizi korumak için antibiyotikleri yalnızca hekim kontrolünde kullanalım" uyarısında bulundu.

Osmangazi Belediyesi’nden koruyucu sağlığa güçlü destek Haber

Osmangazi Belediyesi’nden koruyucu sağlığa güçlü destek

Hizmet kalitesini artırmanın yolunun sağlıklı, bilinçli ve güvenli çalışma ortamı oluşturmaktan geçtiği anlayışıyla personeline yönelik eğitim çalışmalarına sürdüren Osmangazi Belediyesi, Dünya Hepatit Günü kapsamında önemli bir farkındalık etkinliğine imza attı. Osmangazi Kent Konseyi ve Doruk Sağlık Grubu iş birliğinde düzenlenen bilgilendirme toplantısında, özellikle meslekleri gereği çeşitli risk faktörleriyle karşı karşıya kalan Temizlik İşleri Müdürlüğü personeli, viral hepatit hastalıkları konusunda farkındalık kazandı. Günlük çalışma hayatlarında çevresel atıklar, kesici-delici materyaller ve farklı biyolojik risklerle karşılaşabilen temizlik çalışanlarının sağlık konusunda bilinçlendirilmesini amaçlayan eğitimde, viral hepatitlerin oluşturabileceği sağlık sorunları bilimsel veriler ışığında ele alındı. Şadırvanlı Han Eğitim Akademisi’nde gerçekleştirilen programda Doruk Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem Öner Karaçay tarafından bilgiler verildi. Yüksek Risk Grubundaki Çalışanlar İçin Önemli Bilgilendirme Osmangazi Kent Konseyi Başkanı Sevim Sakallı, 28 Temmuz Dünya Hepatit Günü’ne dikkat çekerek, “Biz de Osmangazi Belediyesi ve Osmangazi Kent Konseyi olarak yüksek risk grubunda bulunan temizlik çalışanlarımızla ilgili hayati önem taşıyan bir sorumluluk projesini Doruk Hastanesi ile iş birliği yaparak gerçekleştirdik. Osmangazi Belediye Başkanımız Erkan Aydın’a temizlik çalışanlarımıza verdiği destek ve önem için teşekkür ediyoruz.” diye konuştu. “Hastalık Belirgin Bir Belirti Vermediği İçin Sessiz Seyreder” Dr. Öğretim Üyesi Meltem Öner Karaçay, özellikle Hepatit B ve Hepatit C’nin uzun yıllar herhangi bir belirti göstermeden ilerleyebildiğine dikkat çekerek, viral hepatitlerin karaciğer iltihaplanması olduğu ve bunun da çok önemli bir halk sağlığı olduğunu vurguladı. Dr. Öğretim Üyesi Meltem Öner Karaçay, karaciğer iltihaplanmasının ilerleyen dönemlerde siroza ve karaciğer kanserine sebebiyet verebileceğinin uyarısında bulunarak, sözlerinde şu ifadeleri kullandı: “Bu hastalıklar siroz ve karaciğer kanseri olana kadar belirgin bir belirti vermediği için çok sessiz seyreder ve kişiler kendilerini aslında sağlıklı gibi hissedebilirler. Hepatit B’nin ve Hepatit A’nın tedavisi mümkündür, hatta Hepatit A’dan ve Hepatit B’den aşı ile korunabiliriz. Bu konuya dikkat çekmek için her yıl 28 Temmuz’da Dünya Hepatit Günü olarak kabul edilmiş. Bunun için toplum sağlığı adına bizimde burada olduğumuz gibi belirli çalışmalarda bu işi yürütmekteyiz. Hepatit A ve Hepatit E yiyecek ve içeceklerle bulaşan hatta kanalizasyon sularıyla bulaşabilen, Hepatit B ve Hepatit C ise parenteral yolla bulaşan hastalıklardır. Eğer aşısı olmayanlar varsa mutlaka bunların aşılarının tamamlanması öneriyoruz. Sarılık, halsizlik, bulantı, karın ağrısı gibi semptomlarla başlayabilir. Böyle şikayetler olduğu zaman kişiler mutlaka hekime yönlendirilmeli. Hepatit C’nin de artık dünya genelinde bir tedavisi var. Tamamen bu tedaviye kür sağlanmakta ve ücretsiz olarak devletin karşıladığı bir tedavi. Dolayısıyla bu tedavisi olan hastalıkların bilinçlendirilmesi önemli.” Doruk Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem Öner Karaçay, personeli sağlık konusunda bilinçlendirme noktasına önem veren Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’a teşekkürlerini sundu.

SESSİZ TEHLİKE HEPATİTİ ÖNLEMEK MÜMKÜN Haber

SESSİZ TEHLİKE HEPATİTİ ÖNLEMEK MÜMKÜN

Uzm. Dr. Gündüzer, “Ancak erken tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile bu riskler büyük ölçüde önlenebilir. Hepatit B'ye karşı aşı ile korunmak mümkündür. Risk grubunda olan kişilerin test yaptırması ve gerekli durumlarda tedaviye erken başlaması hem kendi sağlıkları hem de toplum sağlığı açısından büyük önem taşır” dedi. Hepatitin karaciğer dokusunda iltihaplanmayla seyreden ciddi bir tablo oluşturduğunu belirten Dr. Filiz Gündüzer, enfeksiyonun uzun yıllar boyunca hiçbir belirti göstermeden ilerleyebileceğine dikkat çekti. Hastalığın bu yapısı nedeniyle toplumda "sessiz tehlike" olarak adlandırıldığını ifade eden Dr. Gündüzer, şu değerlendirmelerde bulundu: “Dünya genelinde milyonlarca kişi, vücudunda hepatit virüsü taşıdığından habersiz bir şekilde yaşamını sürdürüyor. Karaciğerdeki tahribat ileri seviyelere ulaşana kadar hastalarımızda belirgin bir şikâyet ortaya çıkmayabilir. Ancak müdahale edilmediğinde süreç, maalesef siroz ve karaciğer kanseri gibi hayati risk taşıyan tablolara dönüşebilmektedir. Oysa erken aşamada konulacak tanı, düzenli klinik takip ve doğru tedavi yaklaşımları sayesinde bu ağır komplikasyonların önüne geçmek tamamen mümkündür.” Hepatit hakkında kulaktan dolma bilgilerin ve yanlış algıların kişilerin sağlık kuruluşlarına başvurmasını geciktirdiğini belirten Dr. Gündüzer, toplumda sıkça karşılaşılan yanılgılara açıklık getirdi: “Hastalığın yalnızca sarılıkla ya da karaciğer ağrısıyla belirti vereceği düşüncesi yanlıştır. Vakaların büyük bir kısmında hiçbir şikâyet görülmeyebilir. Hepatitin temel kaynağı virüslerdir. Alkol tek neden olmamakla birlikte, mevcut virüsün karaciğerde oluşturduğu tahribatı hızlandırır. Hepatit C günümüzde geliştirilen modern ilaç tedavileriyle yüksek başarı oranlarıyla iyileştirilebilirken, Hepatit B ise koruyucu aşılar sayesinde kontrol altında tutulabilmektedir. Ayrıca konulan her hepatit tanısı kişide mutlaka siroz gelişeceği anlamına gelmez.” Koruyucu hekimlik uygulamalarının ve bağışıklamanın karaciğer sağlığındaki kilit rolüne değinen BURTOM Özlüce Dahiliye Uzmanı Dr. Filiz Gündüzer, açıklamasını şu çağrıyla tamamladı: “Hepatit B enfeksiyonuna karşı en güçlü silahımız güvenilir ve etkili aşılardır. Özellikle risk grubunda yer alan vatandaşlarımızın gecikmeden tarama testlerini yaptırmaları, bağışıklık durumlarını kontrol ettirmeleri ve gerekli hallerde vakit kaybetmeksizin tedaviye başlamaları hem bireysel sağlıkları hem de toplum sağlığının korunması açısından kritik önem taşımaktadır. Karaciğerinizi koruyun; bilgi sahibi olun, test yaptırın, aşınızı olun ve çevrenizdekileri de bu konuda teşvik edin. Hepatitsiz bir geleceği ancak birlikte hareket ederek inşa edebiliriz.”

Yaz aylarının gizli astım tehlikeleri... Polen, klor, nem, mangal dumanına karşı dikkat! Haber

Yaz aylarının gizli astım tehlikeleri... Polen, klor, nem, mangal dumanına karşı dikkat!

Yaz aylarında artan sıcaklık, nem ve çevresel faktörler astımlı çocukların solunum yollarını olumsuz etkileyebiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmran Bari, ailelerin bu dönemde astımı tetikleyebilecek etkenlere karşı dikkatli olması gerektiğini söyledi. Astımın kontrol altında tutulabilmesi için düzenli doktor takibinin ve tedaviye devam edilmesinin önemine dikkat çeken Dr. Bari, doktor önerisi olmadan ilaçların bırakılmaması gerektiğini vurguladı. Astımlı çocukların yaz aylarında da rahatlatıcı ilaçlarını ve inhalerlerini yanlarında bulundurmaları gerektiğini ifade etti. POLENLER ASTIMI TETİKLEYEBİLİYOR Yaz aylarında en önemli tetikleyicilerden birinin polenler olduğunu belirten Dr. Bari, özellikle alerjik astımı bulunan çocuklarda polenlerin solunum yollarında daralmaya, mukus artışına ve astım belirtilerine yol açabileceğini söyledi. Polen yoğunluğunun fazla olduğu sabah erken saatlerde pencerelerin kapalı tutulması, dışarı çıkılması gerekiyorsa maske kullanılması ve araçlarda polen filtresi tercih edilmesi önerildi. Yaz sonunda çim biçme gibi faaliyetlerden de kaçınılması gerektiği belirtildi. YANLIŞ KLİMA KULLANIMI RİSKE YOL AÇABİLİR Klima kullanımının sıcak havalarda konfor sağladığını ancak yanlış kullanımın astımı tetikleyebileceğini ifade eden Dr. Bari, düzenli temizlenmeyen klima filtrelerinde biriken toz ve küflerin alerjik reaksiyonlara neden olabileceğini söyledi. Klimanın ortamı aşırı soğutmaması gerektiğini belirten Bari, ideal sıcaklığın yaklaşık 22-24 derece arasında tutulmasını ve filtrelerin düzenli temizlenmesini önerdi. MANGAL DUMANI, KÜF VE NEMDEN UZAK DURUN Yaz aylarında tercih edilen piknik alanlarında bulunan mangal dumanı, egzoz gazları, nemli bölgelerdeki küf ve mantarların da astımı tetikleyebileceği uyarısı yapıldı. Uzmanlar, astımlı çocukların sigara, mangal ve egzoz dumanından uzak tutulmasını, rutubetli ve güneş almayan alanlar yerine kuru ve hava akımı olan bölgelerin tercih edilmesini önerdi. Sporun astımlı çocuklar için faydalı olduğunu ancak aşırı yoğun aktivitelerin risk oluşturabileceğini belirten Dr. İmran Bari, yoğun egzersiz sırasında ağızdan solunum yapılmasının bronşlarda kuruluk ve daralmaya neden olabileceğini ifade etti. Sporun sabah erken veya akşam saatlerinde yapılması, egzersiz öncesinde ısınmaya zaman ayrılması ve gerekli ilaçların ihmal edilmemesi gerektiği belirtildi. VİRÜS VE BAKTERİLERE KARŞI HİJYEN ÖNEMLİ Yaz aylarında seyahatler ve kalabalık ortamların enfeksiyon riskini artırabileceğine dikkat çeken Dr. Bari, virüs ve bakterilerin astımlı çocuklarda hava yolu hassasiyetini artırarak nefes darlığına yol açabileceğini söyledi. Ailelere el hijyenine dikkat etmeleri, hasta kişilerle yakın teması azaltmaları, gerekli durumlarda maske kullanmaları ve çocukların aşılarını düzenli yaptırmaları önerildi. NEM ORANI VE KAPALI HAVUZLARA DİKKAT Yüksek nem oranının astımlı çocuklarda nefes almayı zorlaştırabileceğini belirten uzmanlar, evlerde ideal nem oranının yüzde 40-50 arasında tutulmasını önerdi. Kapalı havuzlarda kullanılan klorun bazı çocuklarda astım atağını tetikleyebileceği belirtilirken, yoğun klor kokusu bulunan, yeterince havalandırılmayan ve kalabalık havuzlardan kaçınılması gerektiği ifade edildi. Dr. İmran Bari, çevresel faktörlere karşı önlem alındığında ve tedavi düzenli sürdürüldüğünde astımlı çocukların da sağlıklı ve keyifli bir yaz mevsimi geçirebileceğini kaydetti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.