Hava Durumu

#Tedavi

- Tedavi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tedavi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Osmangazi Belediyesi’nden koruyucu sağlığa güçlü destek Haber

Osmangazi Belediyesi’nden koruyucu sağlığa güçlü destek

Hizmet kalitesini artırmanın yolunun sağlıklı, bilinçli ve güvenli çalışma ortamı oluşturmaktan geçtiği anlayışıyla personeline yönelik eğitim çalışmalarına sürdüren Osmangazi Belediyesi, Dünya Hepatit Günü kapsamında önemli bir farkındalık etkinliğine imza attı. Osmangazi Kent Konseyi ve Doruk Sağlık Grubu iş birliğinde düzenlenen bilgilendirme toplantısında, özellikle meslekleri gereği çeşitli risk faktörleriyle karşı karşıya kalan Temizlik İşleri Müdürlüğü personeli, viral hepatit hastalıkları konusunda farkındalık kazandı. Günlük çalışma hayatlarında çevresel atıklar, kesici-delici materyaller ve farklı biyolojik risklerle karşılaşabilen temizlik çalışanlarının sağlık konusunda bilinçlendirilmesini amaçlayan eğitimde, viral hepatitlerin oluşturabileceği sağlık sorunları bilimsel veriler ışığında ele alındı. Şadırvanlı Han Eğitim Akademisi’nde gerçekleştirilen programda Doruk Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem Öner Karaçay tarafından bilgiler verildi. Yüksek Risk Grubundaki Çalışanlar İçin Önemli Bilgilendirme Osmangazi Kent Konseyi Başkanı Sevim Sakallı, 28 Temmuz Dünya Hepatit Günü’ne dikkat çekerek, “Biz de Osmangazi Belediyesi ve Osmangazi Kent Konseyi olarak yüksek risk grubunda bulunan temizlik çalışanlarımızla ilgili hayati önem taşıyan bir sorumluluk projesini Doruk Hastanesi ile iş birliği yaparak gerçekleştirdik. Osmangazi Belediye Başkanımız Erkan Aydın’a temizlik çalışanlarımıza verdiği destek ve önem için teşekkür ediyoruz.” diye konuştu. “Hastalık Belirgin Bir Belirti Vermediği İçin Sessiz Seyreder” Dr. Öğretim Üyesi Meltem Öner Karaçay, özellikle Hepatit B ve Hepatit C’nin uzun yıllar herhangi bir belirti göstermeden ilerleyebildiğine dikkat çekerek, viral hepatitlerin karaciğer iltihaplanması olduğu ve bunun da çok önemli bir halk sağlığı olduğunu vurguladı. Dr. Öğretim Üyesi Meltem Öner Karaçay, karaciğer iltihaplanmasının ilerleyen dönemlerde siroza ve karaciğer kanserine sebebiyet verebileceğinin uyarısında bulunarak, sözlerinde şu ifadeleri kullandı: “Bu hastalıklar siroz ve karaciğer kanseri olana kadar belirgin bir belirti vermediği için çok sessiz seyreder ve kişiler kendilerini aslında sağlıklı gibi hissedebilirler. Hepatit B’nin ve Hepatit A’nın tedavisi mümkündür, hatta Hepatit A’dan ve Hepatit B’den aşı ile korunabiliriz. Bu konuya dikkat çekmek için her yıl 28 Temmuz’da Dünya Hepatit Günü olarak kabul edilmiş. Bunun için toplum sağlığı adına bizimde burada olduğumuz gibi belirli çalışmalarda bu işi yürütmekteyiz. Hepatit A ve Hepatit E yiyecek ve içeceklerle bulaşan hatta kanalizasyon sularıyla bulaşabilen, Hepatit B ve Hepatit C ise parenteral yolla bulaşan hastalıklardır. Eğer aşısı olmayanlar varsa mutlaka bunların aşılarının tamamlanması öneriyoruz. Sarılık, halsizlik, bulantı, karın ağrısı gibi semptomlarla başlayabilir. Böyle şikayetler olduğu zaman kişiler mutlaka hekime yönlendirilmeli. Hepatit C’nin de artık dünya genelinde bir tedavisi var. Tamamen bu tedaviye kür sağlanmakta ve ücretsiz olarak devletin karşıladığı bir tedavi. Dolayısıyla bu tedavisi olan hastalıkların bilinçlendirilmesi önemli.” Doruk Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem Öner Karaçay, personeli sağlık konusunda bilinçlendirme noktasına önem veren Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’a teşekkürlerini sundu.

SESSİZ TEHLİKE HEPATİTİ ÖNLEMEK MÜMKÜN Haber

SESSİZ TEHLİKE HEPATİTİ ÖNLEMEK MÜMKÜN

Uzm. Dr. Gündüzer, “Ancak erken tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile bu riskler büyük ölçüde önlenebilir. Hepatit B'ye karşı aşı ile korunmak mümkündür. Risk grubunda olan kişilerin test yaptırması ve gerekli durumlarda tedaviye erken başlaması hem kendi sağlıkları hem de toplum sağlığı açısından büyük önem taşır” dedi. Hepatitin karaciğer dokusunda iltihaplanmayla seyreden ciddi bir tablo oluşturduğunu belirten Dr. Filiz Gündüzer, enfeksiyonun uzun yıllar boyunca hiçbir belirti göstermeden ilerleyebileceğine dikkat çekti. Hastalığın bu yapısı nedeniyle toplumda "sessiz tehlike" olarak adlandırıldığını ifade eden Dr. Gündüzer, şu değerlendirmelerde bulundu: “Dünya genelinde milyonlarca kişi, vücudunda hepatit virüsü taşıdığından habersiz bir şekilde yaşamını sürdürüyor. Karaciğerdeki tahribat ileri seviyelere ulaşana kadar hastalarımızda belirgin bir şikâyet ortaya çıkmayabilir. Ancak müdahale edilmediğinde süreç, maalesef siroz ve karaciğer kanseri gibi hayati risk taşıyan tablolara dönüşebilmektedir. Oysa erken aşamada konulacak tanı, düzenli klinik takip ve doğru tedavi yaklaşımları sayesinde bu ağır komplikasyonların önüne geçmek tamamen mümkündür.” Hepatit hakkında kulaktan dolma bilgilerin ve yanlış algıların kişilerin sağlık kuruluşlarına başvurmasını geciktirdiğini belirten Dr. Gündüzer, toplumda sıkça karşılaşılan yanılgılara açıklık getirdi: “Hastalığın yalnızca sarılıkla ya da karaciğer ağrısıyla belirti vereceği düşüncesi yanlıştır. Vakaların büyük bir kısmında hiçbir şikâyet görülmeyebilir. Hepatitin temel kaynağı virüslerdir. Alkol tek neden olmamakla birlikte, mevcut virüsün karaciğerde oluşturduğu tahribatı hızlandırır. Hepatit C günümüzde geliştirilen modern ilaç tedavileriyle yüksek başarı oranlarıyla iyileştirilebilirken, Hepatit B ise koruyucu aşılar sayesinde kontrol altında tutulabilmektedir. Ayrıca konulan her hepatit tanısı kişide mutlaka siroz gelişeceği anlamına gelmez.” Koruyucu hekimlik uygulamalarının ve bağışıklamanın karaciğer sağlığındaki kilit rolüne değinen BURTOM Özlüce Dahiliye Uzmanı Dr. Filiz Gündüzer, açıklamasını şu çağrıyla tamamladı: “Hepatit B enfeksiyonuna karşı en güçlü silahımız güvenilir ve etkili aşılardır. Özellikle risk grubunda yer alan vatandaşlarımızın gecikmeden tarama testlerini yaptırmaları, bağışıklık durumlarını kontrol ettirmeleri ve gerekli hallerde vakit kaybetmeksizin tedaviye başlamaları hem bireysel sağlıkları hem de toplum sağlığının korunması açısından kritik önem taşımaktadır. Karaciğerinizi koruyun; bilgi sahibi olun, test yaptırın, aşınızı olun ve çevrenizdekileri de bu konuda teşvik edin. Hepatitsiz bir geleceği ancak birlikte hareket ederek inşa edebiliriz.”

Yaz aylarının gizli astım tehlikeleri... Polen, klor, nem, mangal dumanına karşı dikkat! Haber

Yaz aylarının gizli astım tehlikeleri... Polen, klor, nem, mangal dumanına karşı dikkat!

Yaz aylarında artan sıcaklık, nem ve çevresel faktörler astımlı çocukların solunum yollarını olumsuz etkileyebiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmran Bari, ailelerin bu dönemde astımı tetikleyebilecek etkenlere karşı dikkatli olması gerektiğini söyledi. Astımın kontrol altında tutulabilmesi için düzenli doktor takibinin ve tedaviye devam edilmesinin önemine dikkat çeken Dr. Bari, doktor önerisi olmadan ilaçların bırakılmaması gerektiğini vurguladı. Astımlı çocukların yaz aylarında da rahatlatıcı ilaçlarını ve inhalerlerini yanlarında bulundurmaları gerektiğini ifade etti. POLENLER ASTIMI TETİKLEYEBİLİYOR Yaz aylarında en önemli tetikleyicilerden birinin polenler olduğunu belirten Dr. Bari, özellikle alerjik astımı bulunan çocuklarda polenlerin solunum yollarında daralmaya, mukus artışına ve astım belirtilerine yol açabileceğini söyledi. Polen yoğunluğunun fazla olduğu sabah erken saatlerde pencerelerin kapalı tutulması, dışarı çıkılması gerekiyorsa maske kullanılması ve araçlarda polen filtresi tercih edilmesi önerildi. Yaz sonunda çim biçme gibi faaliyetlerden de kaçınılması gerektiği belirtildi. YANLIŞ KLİMA KULLANIMI RİSKE YOL AÇABİLİR Klima kullanımının sıcak havalarda konfor sağladığını ancak yanlış kullanımın astımı tetikleyebileceğini ifade eden Dr. Bari, düzenli temizlenmeyen klima filtrelerinde biriken toz ve küflerin alerjik reaksiyonlara neden olabileceğini söyledi. Klimanın ortamı aşırı soğutmaması gerektiğini belirten Bari, ideal sıcaklığın yaklaşık 22-24 derece arasında tutulmasını ve filtrelerin düzenli temizlenmesini önerdi. MANGAL DUMANI, KÜF VE NEMDEN UZAK DURUN Yaz aylarında tercih edilen piknik alanlarında bulunan mangal dumanı, egzoz gazları, nemli bölgelerdeki küf ve mantarların da astımı tetikleyebileceği uyarısı yapıldı. Uzmanlar, astımlı çocukların sigara, mangal ve egzoz dumanından uzak tutulmasını, rutubetli ve güneş almayan alanlar yerine kuru ve hava akımı olan bölgelerin tercih edilmesini önerdi. Sporun astımlı çocuklar için faydalı olduğunu ancak aşırı yoğun aktivitelerin risk oluşturabileceğini belirten Dr. İmran Bari, yoğun egzersiz sırasında ağızdan solunum yapılmasının bronşlarda kuruluk ve daralmaya neden olabileceğini ifade etti. Sporun sabah erken veya akşam saatlerinde yapılması, egzersiz öncesinde ısınmaya zaman ayrılması ve gerekli ilaçların ihmal edilmemesi gerektiği belirtildi. VİRÜS VE BAKTERİLERE KARŞI HİJYEN ÖNEMLİ Yaz aylarında seyahatler ve kalabalık ortamların enfeksiyon riskini artırabileceğine dikkat çeken Dr. Bari, virüs ve bakterilerin astımlı çocuklarda hava yolu hassasiyetini artırarak nefes darlığına yol açabileceğini söyledi. Ailelere el hijyenine dikkat etmeleri, hasta kişilerle yakın teması azaltmaları, gerekli durumlarda maske kullanmaları ve çocukların aşılarını düzenli yaptırmaları önerildi. NEM ORANI VE KAPALI HAVUZLARA DİKKAT Yüksek nem oranının astımlı çocuklarda nefes almayı zorlaştırabileceğini belirten uzmanlar, evlerde ideal nem oranının yüzde 40-50 arasında tutulmasını önerdi. Kapalı havuzlarda kullanılan klorun bazı çocuklarda astım atağını tetikleyebileceği belirtilirken, yoğun klor kokusu bulunan, yeterince havalandırılmayan ve kalabalık havuzlardan kaçınılması gerektiği ifade edildi. Dr. İmran Bari, çevresel faktörlere karşı önlem alındığında ve tedavi düzenli sürdürüldüğünde astımlı çocukların da sağlıklı ve keyifli bir yaz mevsimi geçirebileceğini kaydetti.

BEL AĞRISININ İLACI "PLANLI HAREKET" Haber

BEL AĞRISININ İLACI "PLANLI HAREKET"

Egzersizi, düzenli olarak yapılan tekrarlı ve planlı fiziksel aktivite olarak tanımlayan Dr. Kemal Kayserili, bu sürecin sağlıklı yaşam için spor yapmakla eşdeğer olduğunu belirtti. Bel ağrısı ile kas dengesi arasındaki ilişkiye değinen Kayserili, "Egzersiz, hem bel ağrısının tedavisinde önemlidir hem de bel ağrısını önlemede. Şöyle ki nedeni ne olursa olsun, belde ağrı varsa bunun nedeni veya sonucu olarak bozulmuş bir kas dengesi var demektir. Kişiye göre seçilen hareketlerle kısalmış ve gerilmiş kaslar esnetilmeli, güçsüz kalmış kaslar da kuvvetlendirilmelidir" diye konuştu. Kademeli Geçiş ve Süreklilik Şart Tedavi sürecinde izlenmesi gereken yöntemi açıklayan Dr. Kayserili, egzersizlerin ağrı sınırını aşmaması gerektiğini vurgulayarak, “İlk aşamada ağrıya neden olmayan egzersizler seçilmeli ve her gün yapılmalı, tekrar sayıları ve çeşitleri giderek arttırılmalıdır. Duruş, oturuş bozuklukları olan kişide, belini zorlayacak şekilde çalışan ve hareket edenlerde, sedanter yaşayanlarda izlenecek düzenli bir egzersiz programı da bel ağrısını önleyecektir" dedi. Ameliyat Sonrası Dönemde Egzersizin Rolü Bel sağlığında cerrahi müdahale gerektiren durumlarda dahi egzersizin ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Dr. Kemal Kayserili; omurlarda kayma, bel fıtığı ve kanal darlığı gibi operasyonlardan sonra hastaların mutlaka egzersize başlaması gerektiğini ifade etti. Egzersizlerin sıklığı konusunda öneride bulunan Burtom Biyofiz Nilüfer Tıp Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Kemal Kayserili, kas hafızası ve güç artışının korunması için zamanlamanın önemini şu sözlerle aktardı: "Egzersiz uygulanmasının, başlangıçta her gün ve günde 2 kez yapılması uygundur. Sonrasında hekim değerlendirmesi ile gün aşırı veya haftada 3 gün şeklinde de devam edilebilir. Ama 2 egzersiz seansı (günü) arası 72 saati geçmemelidir ki kaslarda sağlanan olumlu etkiler esneklik ve güç artışı kaybolmasın." Son olarak, egzersizlerin doğru uygulanması konusunda önemli bir uyarıda bulunan Dr. Kemal Kayserili, “Düzenlenen bel egzersizleri hekim veya eğitimli sağlık personeli eşliğinde anlatılmalı, gösterilmeli ve hastanın egzersizleri nasıl yaptığı gözlenmelidir” ifadesini kullandı.

DİŞ ETİ KANAMASI SESSİZ TEHLİKE Haber

DİŞ ETİ KANAMASI SESSİZ TEHLİKE

Diş eti kanamasının genellikle diş fırçalarken ya da sert gıdalar tüketirken fark edildiğini ifade eden Diş Hekimi Nihal Salı, bu durumun sağlıklı diş etlerinde görülmemesi gerektiğini belirterek, “Diş eti kanaması, çoğu zaman diş eti iltihabının ilk belirtisidir. Hastalar bunu geçici bir durum olarak değerlendirip önemsemeyebiliyor. Oysa bu kanamalar, tedavi edilmediğinde daha ciddi diş eti hastalıklarına ve hatta diş kaybına kadar ilerleyebilir” dedi. Diş eti hastalıklarının erken evrede fark edilmesinin büyük önem taşıdığını dile getiren Diş Hekimi Nihal Salı, “Diş eti kanaması, vücudun verdiği bir uyarı sinyalidir. Bu sinyali doğru okumak gerekir. Erken dönemde yapılacak basit tedavilerle hastalığın ilerlemesi durdurulabilir. Ancak ihmal edildiğinde kemik kaybı ve dişlerin sallanması gibi geri dönüşü zor sonuçlarla karşılaşılabilir” şeklinde konuştu. Diş eti sağlığını korumak mümkün Diş eti sağlığını korumanın sanıldığı kadar zor olmadığını söyleyen Eyrice ADSM Periodontoloji Uzmanı Dt. Nihal Salı, düzenli ve doğru ağız bakım alışkanlıklarının bu süreçte belirleyici olduğunu ifade etti. Periodontoloji Uzmanı Dt. Nihal Salı, günde en az iki kez doğru teknikle diş fırçalamanın, diş ipi ve ara yüz temizleyicilerinin düzenli kullanımının ve belirli aralıklarla diş hekimi kontrolüne gidilmesinin diş eti kanamasını önlemede önemli rol oynadığını vurguladı. Ayrıca aşırı sert fırçalamadan ve yanlış diş fırçası seçiminden kaçınılması gerektiğini belirten Dt. Nihal Salı, sigara kullanımının azaltılmasının ya da tamamen bırakılmasının ve dengeli, vitamin açısından zengin bir beslenme düzeninin de diş eti sağlığını korumada etkili olduğunu dile getirdi. Diş eti kanamasının kendi kendine geçmesini beklemenin yanlış bir yaklaşım olduğunu belirten Dt. Nihal Salı, “Kanama birkaç gün içinde düzelmiyorsa mutlaka bir diş hekimine başvurulmalı. Erken müdahale ile hem diş eti sağlığı korunur hem de daha kapsamlı tedavilere ihtiyaç duyulmaz” ifadelerini kullandı.

Nilüfer’de ‘Parkinsonla Yaşamak’ masaya yatırıldı Haber

Nilüfer’de ‘Parkinsonla Yaşamak’ masaya yatırıldı

Nilüfer Belediyesi, ‘Dünya Parkinson Günü’ kapsamında Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde ‘Parkinsonla Yaşamak’ başlıklı bir seminer düzenledi. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek’in moderatörlüğünde Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Demet Yıldız ve Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel bilgilerini paylaştı. Toplumda parkinson hastalığına dair farkındalık oluşturmayı hedefleyen seminere katılım yoğun oldu. Uzmanlar, parkinson ile mücadelenin sadece ilaçla değil; egzersiz, doğru beslenme alışkanlıkları ve hasta yakınlarının sabırlı desteğiyle bir bütün olarak yürütülmesi gerektiği vurguladı. ÖLÜMCÜL HASTALIK KATEGORİSİNDE DEĞİL Seminerin açılışında konuşan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek, parkinsonun artık ölümcül bir hastalık kategorisinde yer almadığını söyledi. 1960’lı yıllarda dopaminin keşfinden sonra parkinsonun ölümcül hastalık grubundan çıktığını hatırlatan Özbek, “Artık bu hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik bir süreç olarak yaşayabiliyoruz” dedi. Hastalığın artış nedenlerine de değinen Özbek, “Yaşam süresi uzadı ama çevresel faktörler de artık çok etkili. Özellikle hava ve su kirliliğinin yanı sıra tarım ilaçları en önemli faktörler arasında yer alıyor" diye konuştu. ERKEN TANI ÖNEMLİ Hastalığın tıbbi boyutlarını ve tanı sürecini anlatan Doç. Dr. Demet Yıldız, parkinsonun sinsi bir hastalık olduğunu kaydetti. 65 yaş üzerinde her 100 kişiden bir veya ikisinde görüldüğünü anlatan Yıldız, “Tanı koydurucu temel belirtilerimiz; hareketlerde yavaşlama, istirahat halindeyken görülen el titremesi ve eklemlerdeki sertliktir” dedi. Erken tanının önemini vurgulayan Yıldız, “Tedavisiz kalan hastalar 5-10 yıl içinde bağımlı hale gelebilirken, doğru tedaviyle bu süreyi 15-20 yıla kadar uzatabiliyoruz. İleri evrelerde ise farklı tedavi yöntemlerine başvuruyoruz” şeklinde konuştu. GÜNDE 8-10 BARDAK SU TÜKETİN Beslenme konusundaki detayları aktaran Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel ise ilaç kullanımı ile beslenme arasındaki bağı aktardı. Parkinson ilaçlarının vücutta proteinlerle yarışacağını belirten Pekel, “Bu yüzden maksimum fayda sağlamak için ilacınızı aç karna almalı ve yemek yemek için en az bir saat beklemelisiniz” diye konuştu. Hastaların yüzde 90’ında görülen kabızlık sorunu için de tavsiyelerde bulunan Pekel, “Günde 8-10 bardak su tüketimi, lifli gıdalar ve düzenli yürüyüş olmazsa olmazımızdır. Ayrıca yutma güçlüğü çeken hastalarımızı asla yatar pozisyonda beslenmemeli, gerekirse gıdaları blenderden geçirerek lapa kıvamında sunmalıyız” dedi. Seminer, katılımcılardan gelen soruların yanıtlanmasıyla sona erdi.

Bursa'da Kanser Haftası’nda farkındalık ve dayanışma bir arada Haber

Bursa'da Kanser Haftası’nda farkındalık ve dayanışma bir arada

Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde düzenlenen programda, kanserle mücadelede erken teşhisin önemi bir kez daha vurgulanırken, hastalara moral ve destek sağlamak amacıyla anlamlı etkinlikler gerçekleştirildi. Bursa Kanserle Savaş Derneği’nin de aktif olarak katılım sağladığı programda, hastane içerisinde kurulan bilgilendirme standı aracılığıyla vatandaşlara kanserden korunma yolları, erken tanının önemi ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları hakkında bilgilendirme yapıldı. Program kapsamında, Bursa Kanserle Savaş Derneği tarafından özenle hazırlanan hediye paketleri, tedavi gören hastalara takdim edilerek moral desteği sağlandı. Hastalar ve yakınlarıyla birebir ilgilenilen etkinlikte, dayanışma ve gönüllülük ruhu ön plana çıktı. Etkinliğe, AK Parti Bursa Milletvekili Ahmet Kılıç, Hastane Başhekimi M. Oğuzhan Ay ve Bursa Kanserle Savaş Derneği Başkanı Ümit Ecemiş ve Tıbbi Onkoloji uzmanı Doç. Dr. Birol Ocak ile birlikte yürütülen çalışmaları yerinde inceledi. Programda yapılan değerlendirmelerde, kanserle mücadelede en etkili yöntemin erken teşhis olduğu vurgulanırken, vatandaşların düzenli tarama programlarına katılımının hayati önem taşıdığı ifade edildi. Bursa Kanserle Savaş Derneği Başkanı Ümit Ecemiş yaptığı açıklamada, “Kanserle mücadelede sadece tedavi değil, farkındalık ve moral desteği de büyük önem taşıyor. Hastalarımızın yalnız olmadığını hissettirmek, onların yanında olmak bizim en önemli görevimizdir. Bu tür çalışmalarla toplumda bilinç oluşturmayı ve daha fazla hayatın kurtulmasına vesile olmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı. Kanser Haftası kapsamında düzenlenen bu tür etkinliklerin, toplumda farkındalığın artmasına ve erken teşhis oranlarının yükselmesine katkı sağlaması bekleniyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.