Hava Durumu

#Tedarik Zinciri

- Tedarik Zinciri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tedarik Zinciri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ORMAN YANGINLARI ENERJİ GÜVENLİĞİNİ DE TEHDİT EDİYOR Haber

ORMAN YANGINLARI ENERJİ GÜVENLİĞİNİ DE TEHDİT EDİYOR

Limadem Elektrik Yönetim Kurulu Başkanı ve Elektrik Mühendisleri Derneği (ETMD) Bursa Temsilcisi Elektrik Mühendisi Olgun Karabiber, orman yangınlarının enerji güvenliği açısından oluşturduğu risklere dikkat çekerek, enerji sürekliliğinin artık stratejik bir konu olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Her yıl binlerce hektarlık orman alanının yangınlar nedeniyle zarar gördüğünü hatırlatan Karabiber, günümüzde yangınların etkisinin yalnızca yandığı bölgeyle sınırlı kalmadığını belirtti. Enerji altyapılarının büyük bölümünün ormanlık alanlardan veya bu alanlara yakın bölgelerden geçtiğine işaret eden Karabiber, enerji nakil hatları, trafo merkezleri ve haberleşme sistemlerinin yangınlardan doğrudan etkilenebildiğini vurguladı. “Modern dünyanın damarlarında enerji dolaşıyor” diyen Karabiber, yaşanabilecek bir enerji kesintisinin zincirleme etkiler oluşturduğunu ifade ederek “Enerji kesildiğinde üretim durur, üretim durduğunda tedarik zinciri etkilenir ve bunun sonucunda ekonomik kayıplar kaçınılmaz hale gelir. Bir enerji hattında meydana gelen arıza yalnızca birkaç direğin zarar görmesi anlamına gelmez. Bazen yüzlerce işletmenin üretiminin durması, binlerce kişinin elektriksiz kalması ve milyonlarca liralık ekonomik kayıp anlamına gelebilir” şeklinde konuştu. “ENERJİ SÜREKLİLİĞİ YÖNETİM KURULLARININ GÜNDEMİNDE OLMALI” Özellikle sanayi bölgelerinde yaşanabilecek uzun süreli enerji kesintilerinin işletmeler için ciddi sonuçlar doğurduğunu belirten Karabiber, enerji sürekliliğinin artık sadece teknik ekiplerin sorumluluğunda değerlendirilmediğini söyledi. Karabiber, “Teslimat süreçlerinden ihracata, maliyetlerden rekabet gücüne kadar birçok alan enerji kesintilerinden doğrudan etkileniyor. Günümüzde birçok şirket enerji sürekliliğini yönetim kurulları seviyesinde ele alınması gereken stratejik bir konu olarak görüyor. Çünkü iş dünyasında en yüksek maliyetlerden biri plansız duruştur” dedi. “ASIL BAŞARI YANGINI ÖNLEMEKTE” Orman yangınlarıyla mücadelenin yalnızca yangın çıktıktan sonra yapılan müdahalelerden ibaret olmadığını ifade eden Karabiber, önleyici tedbirlerin önemine dikkat çekti. Enerji hatlarının geçtiği bölgelerde düzenli bakım faaliyetleri yürütülmesi gerektiğini belirten Karabiber, “Riskli alanlarda temizlik çalışmaları yapılması, erken uyarı sistemlerinin kurulması, termal izleme teknolojilerinin kullanılması ve acil durum planlarının oluşturulması büyük önem taşıyor. Asıl başarı yangının çıkmasını önlemek ve kritik altyapılara ulaşmasını engelleyebilmektir” diye konuştu. Sanayi kuruluşlarının da olası risklere karşı hazırlıklı olması gerektiğini kaydeden Karabiber, jeneratör sistemleri, alternatif enerji besleme senaryoları, kritik yük analizleri ve acil durum prosedürlerinin işletmelerin dayanıklılığını artırdığını ifade etti. “YANAN SADECE AĞAÇLAR DEĞİL, GELECEĞİMİZ” İklim değişikliğinin etkileriyle birlikte daha sıcak yazlar, uzun kuraklık dönemleri ve kuvvetli rüzgârların yangın riskini artırdığına dikkat çeken Karabiber, konunun sadece bugünün değil geleceğin de meselesi olduğunu söyledi. Karabiber açıklamasını “Yanan sadece ağaçlar değildir. Enerji güvenliği zarar görüyor, üretim kapasitesi etkileniyor, ekonomik değerler kaybediliyor. Aslında geleceğimiz zarar görüyor. Ormanlarımızı korumak doğaya karşı sorumluluğumuzdur. Enerji altyapımızı korumak ise geleceğimize karşı sorumluluğumuzdur. Bugün atılacak küçük bir adım, yarın yaşanabilecek büyük kayıpların önüne geçebilir. Çünkü bazen bir kıvılcım sadece ormanı değil, üretimi de durdurabilir” diyerek tamamladı.

DORUKMAK’TAN OTOMOTİV SANAYİNE ÇEVRECİ AR-GE HAMLESİ Haber

DORUKMAK’TAN OTOMOTİV SANAYİNE ÇEVRECİ AR-GE HAMLESİ

Üretiminin yüzde 30’unu 25’i aşkın ülkeye ihraç eden Dorukmak Makine’nin Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Berke Kurtuluş, otomotiv süspansiyon, direksiyon ve aktarma sistemlerinde kullanılan toz lastiklerinin amortisör millerinden rotil mafsallarına, aks kafalarından direksiyon kutusu bağlantılarına kadar tüm kritik noktaları dış ortamın aşındırıcı etkilerinden koruyarak sistem ömrünü ve sürüş güvenliğini doğrudan etkilediğini belirterek, bu parçaların dayanımında elastomer reçete tasarımının belirleyici rol oynadığını vurguladı. Geleneksel üretim süreçlerinde yaygın olarak tercih edilen petrol bazlı proses yağlarının ithalata dayalı olması nedeniyle maliyet dalgalanmaları ve tedarik zinciri riskleri oluşturduğuna dikkat çeken Berke Kurtuluş, “Aynı zamanda karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik küresel hedefler, sektörü alternatif hammaddelere yönelmeye zorluyor. Biz de bu doğrultuda Ar-Ge çalışmalarımızı hızlandırdık” dedi. Karbon ayak izinde düşüş sağlanıyor Geliştirilen yeni reçetelerde bitkisel bazlı yağların kullanıldığını ifade eden Dorukmak Makina Ar-Ge Sorumlusu Özcan Cura da, bu yağların yenilenebilir kaynaklardan elde edilmesi sayesinde çevresel açıdan önemli avantajlar sunduğunu kaydetti. Yapılan analizlerde, bitkisel yağ kullanımının karbon ayak izini fosil bazlı yağlara kıyasla düşürdüğünün görüldüğünü belirten Cura, “Bu yaklaşım, sürdürülebilir üretim hedeflerimize somut katkı sağlıyor” diye konuştu. Bitkisel yağların yerel ve bölgesel kaynaklardan temin edilebilmesinin, üretim süreçlerinde dışa bağımlılığı azaltan önemli bir unsur olduğuna işaret eden Dorukmak Makine Ar-Ge Özcan Cura, bunun hem maliyet öngörülebilirliği hem de üretim sürekliliği açısından avantaj yarattığını söyledi. Performanstan ödün verilmiyor Ar-Ge sürecinde bitkisel yağların kauçuk matrisi ile uyumu, dolgu dağılımına etkisi ve vulkanizasyon davranışının detaylı şekilde incelendiğini aktaran Cura, “Elde ettiğimiz sonuçlar, doğru formülasyonla mekanik dayanım, esneklik ve düşük sıcaklık performansı gibi kritik özelliklerin korunabildiğini, hatta bazı durumlarda iyileştirilebildiğini ortaya koydu” dedi. Uzun dönem yaşlanma performansının da dikkatle ele alındığını belirten Dorukmak Makina Ar-Ge Sorumlusu Özcan Cura, bu kapsamda antioksidan sistemler üzerinde optimizasyon çalışmaları yürüttüklerini ifade etti.

OİB’İN YENİ DÖNEMDEKİ BAŞKANI KEMAL YAZICI Haber

OİB’İN YENİ DÖNEMDEKİ BAŞKANI KEMAL YAZICI

Başkanlık dönemi sona eren Baran Çelik, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, sekiz yıl önce görevi devraldıklarında tek bir hedefleri olduğuna dikkat çekerek “Hedefimiz; Türk otomotiv sanayisini ihracatta daha güçlü, küresel değer zincirlerinde daha stratejik bir konuma taşımak. Bu hedef doğrultusunda önemli mesafeler kat ettik. Göreve başladığımız 2018 yılında 31,5 milyar dolar olan otomotiv ihracatımız 2025 yılında 41,5 milyar dolara yükseldi. Bu yıl 43 milyar dolar ile bu rakamı daha da yukarıya taşımayı hedefliyoruz. Pandemi nedeniyle bir yıllık ara dışında 19 yıldır ülkemizin ihracat şampiyonuyuz. Birliğimiz sadece ihracat rakamlarıyla değil, vizyonu, projeleri ve sektörün dönüşümüne liderlik eden yaklaşımıyla da güçlü bir kurumsal yapı haline geldi. Görev süremiz boyunca Dünya çapında ayak basmadığımız kıta, Türk bayrağını dalgalandırmadığımız ticaret merkezi bırakmadık. Bu dönemde 59 uluslararası fuara katılım sağladık, 63 sektörel ticaret heyeti ve 24 alım heyeti düzenledik” dedi. Görev süresi boyunca son sekiz yıla sadece projeleri değil, devasa bir dönüşümü sığdırdıklarını da belirten Baran Çelik “Otomotiv Geleceği Tasarım Yarışması’ndan Otomotiv Mühendisliği ve Aftermarket Konferansına, Avrupa Yeşil Mutabakatına uyum sürecinde Türkiye Otomotiv Endüstrisi Sürdürülebilirlik Eylem Planını hazırlayarak firmalarımıza karbon ayak izinin azaltılması, enerji verimliliği, döngüsel ekonomi ve SKDM uyumu gibi başlıklarda rehberlik etmemizden Yeşil Dönüşüm UR-GE projelerimiz ve SKDM eğitim programlarımız ile de özellikle KOBİ’lerimizin bu dönüşümün dışında kalmaması için finansman, danışmanlık ve teknik destek modellerini devreye almamıza kadar çok sayıda ilke, projeye ve çalışmaya imza attık. Yine en güncel ve en önemli gelişmelerden biri; Ticaret Bakanlığımızın öncülüğünde hayata geçirilen Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği Girişim Sermayesi Yatırım Fonu oldu. Bu fon ile birlikte sektörümüzde teknoloji geliştiren, inovasyon üreten girişimlerin finansmana erişimini güçlendirmeyi ve otomotiv ekosistemimizin geleceğini desteklemeyi amaçlıyoruz” dedi. Otomotiv, teknolojik dönüşümün de lokomotifidir Konuşmasında Başkanlığı süresince yaşadıkları zorluklardan da bahseden Çelik, şunları söyledi: “2020 yılından sonra Dünya ekonomisinin ve küresel ticaretin en çalkantılı dönemlerinden birini yaşadık. Pandemi ve ardından gelen, Çip krizi, tedarik zinciri kırılmaları, Brexit süreci, Yeşil dönüşüm, Enflasyonist ortam, Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere hem insanlık hem küresel ekonomi için yıkıcı etkiler bırakan savaşlar ve son dönemde küresel siyasette hızla yükselen korumacılık trendinin sonucunda Avrupa’da gündeme gelen “Made in EU” yaklaşımı… Tüm bu fırtınalı süreçte gemiyi limana sağ salim yanaştırmak için var gücümüzle çalıştık ve bunu başarmanın gururunu yaşıyoruz. Sektörümüz; Türkiye sanayisinin teknolojik dönüşümünün de lokomotifidir. Bugün geldiğimiz noktada Türk otomotiv endüstrisi Avrupa değer zincirinin en güçlü üretim ve tedarik merkezlerinden biri haline gelmiş durumda. Bu başarı, birlikte çalıştığımız yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerimizin, Birliğimizin kıymetli çalışanlarının ve en önemlisi siz değerli üyelerimizin ortak emeğinin sonucu. Bu vesileyle görev sürem boyunca birlikte çalıştığımız tüm yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerine içtenlikle teşekkür ediyorum. Şimdi bayrağı devretme vakti. Yeni seçilecek yönetim kurulumuzun, bu çıtayı çok daha yukarılara taşıyacağına inancım tamdır. Onların başarısı, Türkiye’nin başarısı olacaktır. Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği güçlü bir kurumdur. Bu kurumun en büyük gücü ise üyelerinin vizyonu ve dayanışmasıdır. Ben de bundan sonra sektörümüzün bir temsilcisi olarak otomotiv endüstrimizin gelişimi için çalışmaya devam edeceğim.” Baran Çelik’in konuşmasının ardından Birliğin bir önceki döneminde görev alan yönetim ve denetim kurulu üyelerine teşekkür plaketi takdim edildi. Yazıcı: “Üç ana başlıkta ihracatı artırmaya odaklıyız” OİB’in yeni Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yazıcı ise şunları söyledi: “Sektörümüz; Türkiye ekonomisinin temel taşlarından biri. Türkiye ihracatının yüzde 17,5’ini tek başına gerçekleştiriyor. Direkt çalışan 300 bin kişi, servis ve satışlar dahil 550 bin kişiye istihdam sağlıyoruz. En büyük pazarımız olan Avrupa Birliği ülkelerinin 2035 yılında sıfır emisyonlu araçlara geçiş planı sektörümüz ihracatı açısından çok kritik bir karar. AB ülkeleri sıfır emisyonlu araçlar konusunda kararlılar ama Çin ile rekabette zorlanıyorlar. Kendilerini Çin’e karşı koruyabilmek için “made in Europe” kavramını geliştirdiler. Biz sektör olarak Gümrük Birliği sayesinde bu kapsamda yer alacağız ama sıfır emisyonlu araçlar için gereken teknolojilere henüz hakim değiliz. Bu durum önümüzdeki dönemlerde ihracat açısından bir risk oluşturuyor. Eksiklerimizi hızlı bir şekilde tamamlayarak hazır hale gelmek zorundayız. Bu kapsamda yeni Yönetim Kurulu olarak üç ana başlık üzerinde çalışmak istiyoruz. İlk alanı “Geleceğe Hazırlanmak ve İhracat Artışı” olarak belirledik. İkinci olarak “Rekabetçi Otomotiv Sanayi” ve son olarak da “Güçlü Birlik ve Üye İlişkileri” konularına yoğunlaşmak kararı verdik. Türkiye otomotiv endüstrisi ihracatını korumaya ve artırmaya yönelik stratejiler geliştirerek sektör ve ilgili kurumlar ile birlikte çalışacağız ve geleceği birlikte şekillendireceğiz.”

BUSİAD'dan 'Made in Europe' raporu Haber

BUSİAD'dan 'Made in Europe' raporu

Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Hekim tarafından hazırlanan raporda, Avrupa Komisyonu tarafından 4 Mart 2026 tarihinde taslak olarak karara bağlanan yeni sanayi düzenlemesinin, Avrupa Birliği’nin üretim kapasitesini artırmayı ve tedarik zinciri güvenliğini sağlamayı hedefleyen tarihi bir adım olduğu vurgulandı. Kamuoyunda “Made in Europe” olarak bilinen düzenlemenin, Türkiye gibi Gümrük Birliği entegrasyonuna sahip ülkelerin kamu ihaleleri ve teşvik mekanizmalarında “AB menşeli” kapsamında değerlendirilmesini öngördüğü belirtilen raporda, bu gelişmenin ilk aşamada Türk sanayisi açısından önemli bir rahatlama sağlayabileceği ifade edildi. Raporda şu görüşlere yer verildi: “Bu kapsamın dışında kalmamız, mevcut ticaret ilişkilerimiz açısından onarılması güç zararlar doğurabilecekken, söz konusu düzenleme Türk sanayisi açısından olumlu bir gelişme olarak kayda geçmiştir. Ancak taslak metnin detayları incelendiğinde sürecin henüz tamamlanmadığı ve özellikle rekabet ile kamu alımları alanlarında Türkiye açısından ciddi yapısal riskler barındırdığı görülmektedir.” Taslak metnin henüz tüm onay süreçlerini tamamlamadığı belirtilen raporda, düzenlemenin 2026 yılı sonu veya 2027 yılı başında yürürlüğe girmesinin beklendiği ifade edildi. Bu nedenle sürecin yakından takip edilmesi ve mevcut kazanımların yasalaşma sürecine kadar korunmasının kritik önem taşıdığının vurgulandığı raporda, “AB’nin taslak metinde kullandığı ‘entegrasyonda olunan ülkeler’ tanımı yalnızca Gümrük Birliği kapsamındaki ülkeleri değil, aynı zamanda Birliğin ‘Trusted Partners’ (Güvenilir Ortaklar) olarak tanımladığı yaklaşık 40 ülkeyi de kapsamaktadır. Bu durum, AB’nin yakın gelecekte Serbest Ticaret Anlaşması (STA) imzalaması beklenen Hindistan, Latin Amerika veya Asya ülkelerinin de zaman içinde bu avantajdan yararlanabileceği anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Avrupa pazarında yalnızca yerel üreticilerle değil, bu kapsama dahil olan küresel rakiplerle de yoğun bir rekabet yaşanacaktır. Bu tablo, kalıcı çözümün Gümrük Birliği’nin kapsamlı biçimde güncellenmesi ve derinleştirilmesi olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.” ifadeleri yer aldı. Raporda düzenlemenin bazı gri alanlar içerdiğine de dikkat çekildi. Bu kapsamda yapılan değerlendirmelerde; “Avrupa Birliği, kamu alımları süreçlerinde ‘Reciprocity’ (Karşılıklılık) ilkesini katı biçimde uygulayacağını ve korumacı uygulamalara sahip ülkeleri kendi ihalelerinden dışlayabileceğini açıkça ifade etmektedir. Türkiye açısından sorun, mevcut Gümrük Birliği anlaşmasının kamu alımlarını kapsamaması ve Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütü’nün (WTO) Kamu Alımları Anlaşması’na taraf olmamasıdır. Bunun yanı sıra Türkiye’de uygulanan ‘yerli malına fiyat avantajı’ düzenlemeleri ve bazı ihalelerdeki ‘yerli malı zorunluluğu’ Avrupa Birliği tarafından korumacılık ve piyasaya erişim engeli olarak değerlendirilmektedir. AB’nin bu durumu gerekçe göstererek karşılıklılık ilkesini Türkiye’ye karşı uygulaması ve kamu alımlarını yeniden bir kısıtlama aracı haline getirmesi önemli bir risk oluşturmaktadır.” denildi. BUSİAD Ekonomi Danışmanı ve Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Hekim tarafından hazırlanan raporun sonuç bölümünde ise şu görüşlere yer verildi: “Türk mallarının genel ticarette AB menşeli olarak kabul edilmesi önemli bir kazanımdır. Ancak kamu alımları mevzuatımızdaki mevcut asimetrinin, Avrupa’daki büyük kamu ihalelerinden dışlanmamıza yol açabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle bir yandan Gümrük Birliği’nin revizyonu için diplomatik girişimlerin artırılması gerekirken, diğer yandan iç piyasadaki kamu ihale mevzuatının AB’nin misilleme mekanizmalarını tetiklemeyecek şekilde daha rasyonel bir zemine oturtulması gerekmektedir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.