Hava Durumu

#Sigara

- Sigara haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sigara haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kalp krizlerinin yüzde 20’si 40 yaş altında! Haber

Kalp krizlerinin yüzde 20’si 40 yaş altında!

Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, gençlerde kalp-damar hastalıkları ve kalp krizi riskini artıran faktörlere ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Düzenli sağlık kontrollerinin yaptırılması ve ailede kalp-damar hastalığı öyküsünün bilinmesinin büyük önem taşıdığını belirten Koylan, kalp sağlığını korumak için aktif yaşam, dengeli beslenme, kaliteli uyku ve stres yönetiminin vazgeçilmez olduğunu ifade etti. Genç yaşlarda kalp krizi riskini artıran etkenlerin başında sağlıksız yaşam alışkanlıklarının geldiğini vurgulayan Koylan, özellikle anabolik steroid kullanımının ciddi tehlikeler barındırdığına dikkat çekti. Kas kütlesini artırmak amacıyla kullanılan bu maddelerin tansiyon yüksekliği, kolesterol dengesinin bozulması ve damar sertliği riskini artırarak erken yaşta kalp krizi olasılığını yükselttiğini söyledi. ENERJİ İÇECEKLERİ VE KAFEİNE DİKKAT Enerji içecekleri ile yüksek miktarda kafein tüketiminin de kalp sağlığını tehdit ettiğini belirten Prof. Dr. Nevrez Koylan, bu ürünlerin kalp ritminde ve tansiyonda ani değişikliklere yol açabileceğini ifade etti. Özellikle yoğun egzersiz sırasında veya alkol ve diğer uyarıcı maddelerle birlikte tüketildiğinde riskin arttığını kaydetti. Yasaklı ve uyarıcı maddelerin kullanımının genç yaşlarda kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkmasına neden olabileceğini belirten Koylan, bu maddelerin kalp ritmini bozabildiğini, tansiyonu yükseltebildiğini ve damar yapısına zarar verebildiğini söyledi. Yapılan araştırmaların, eğlence amaçlı madde kullanımı ile erken yaşta gelişen kalp-damar hastalıkları arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu ortaya koyduğunu ifade etti. SİGARA VE ELEKTRONİK SİGARA DA RİSKLİ Sigara kullanımının kalp hastalığı ve felce bağlı erken ölüm riskini yaklaşık üç kat artırdığını belirten Koylan, benzer risklerin nargile ve elektronik sigara için de geçerli olduğuna dikkat çekti. Sigaranın 40 yaşından önce bırakılması durumunda ise erken ölüm riskindeki artışın büyük ölçüde azaltılabileceğini söyledi. Bazı bireylerin genetik olarak kalp hastalıklarına yatkın olabileceğini belirten Koylan, özellikle ailevi hiperkolesterolemi gibi kalıtsal rahatsızlıkların kolesterol seviyelerinin erken yaşta yükselmesine neden olduğunu ve bunun da damar sertliği ile kalp krizi riskini artırdığını ifade etti. Diyabetin gençlerde kalp krizi riskini artıran önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu vurgulayan Koylan, diyabetli bireylerde yüksek tansiyon ve kolesterol gibi ek risk faktörlerinin daha sık görüldüğünü söyledi. Ayrıca gençlerde hipertansiyon görülme sıklığının da arttığını belirten Koylan, fazla tuz tüketimi, obezite ve hareketsiz yaşam tarzının yüksek tansiyona zemin hazırladığını kaydetti. OBEZİTE KALP HASTALIKLARINI TETİKLİYOR Aşırı kilo ve obezitenin kalp-damar sistemi üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturduğunu dile getiren Koylan, fazla kilonun yüksek tansiyon, diyabet ve kolesterol yüksekliği gibi hastalıkları tetiklediğini belirtti. Bilimsel araştırmaların, fazla kilolu genç bireylerde kalp krizi riskinin daha yüksek olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti. Prof. Dr. Nevrez Koylan, kalp sağlığının korunması için düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, fiziksel olarak aktif bir yaşam sürmenin, tütün ürünlerinden uzak durmanın, sağlıklı beslenmenin ve ideal kilonun korunmasının kalp-damar hastalıklarına karşı en etkili korunma yöntemleri arasında yer aldığını sözlerine ekledi.

Nilüfer’de “Tütüne Değil, Hayata Yer Aç” söyleşisi Haber

Nilüfer’de “Tütüne Değil, Hayata Yer Aç” söyleşisi

Toplum sağlığını koruma ve sağlıklı yaşam bilincini artırma çalışmaları kapsamında düzenlenen “Nilüfer’de Sağlık” etkinlikleri kapsamında “Tütüne Değil, Hayata Yer Aç” başlığı ile söyleşi gerçekleştirildi. Nilüfer Belediyesi Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen söyleşide, tütün kullanımının zararları anlatıldı. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Alis Özçakır, tütün endüstrisinin özellikle genç grupları kullandığını dile getirdi. Renkli kartonlar, çeşitli aromalar kullanarak gençlere ulaşıldığını anlatan Özçakır, “Tütün sektörü, her gün kaybettiği insanların yerine yenilerini koyabilmek için tamamen doğal ve zararsız gibi iddialar ortaya atarak, gençleri hemen kendi safına çekmeye çalışıyor” dedi. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yeşim Uncu, tütün kullanımının pandemi kadar önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. Özellikle gençler arasında elektronik sigara tehlikesinin artığını dile getiren Uncu, “Çok yaygın bir kullanım var. Elektronik sigaralar, tütün yasasına dâhil edilmediği gerekçesiyle kapalı ortamlarda, her yerde kolaylıkla kullanılabiliyor. Bu sağlık problemiyle mücadele etmenin en önemli ayağı, tabii ki bağımlılık başlamadan önce bunun önüne geçmektir ve hepimizin sorumluluğudur” diye konuştu. TEDAVİYİ ETKİLİYOR Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda Prof. Dr. Aslı Görek Dilektaşlı, sigaranın çok sinsi ve büyük bir tehlike olduğunu söyledi. Tütün kullanan bir insanın yaşam süresinin en az 10 yıl kısaldığının net olarak kanıtlandığını vurgulayan Dilektaşlı, “Kalp krizi geçirmiş bir hasta dahi sigarayı bıraktığında ölüm riski hızla azalabiliyor. Akciğer kanseri tanısı almış hastaların sigarayı bırakması, tedavi başarısını ve hayatta kalma süresini doğrudan uzatan bir faktör oluyor” dedi. Türkiye’nin dünyada en çok sigara içilen ülkeler arasında yer aldığının bilgisini veren Dilektaşlı, “Kabaca, 15 yaşın üzerindeki her üç insandan birinin maalesef sigara içtiğini görüyoruz. Bundan 10 sene önce daha başarılı bir dönem geçiriyorduk; en azından kafelere, restoranlara gittiğimizde tütün dumanına maruz kalmıyorduk. Çünkü o dönem yasalarımızı daha etkin bir şekilde işletebiliyorduk. Ancak son yıllara baktığımızda bu oranların tekrar artmaya başladığını görüyoruz” dedi.

“KALP SAĞLIĞINI KORUMAK YAŞAM KALİTESİNİ BELİRLİYOR” Haber

“KALP SAĞLIĞINI KORUMAK YAŞAM KALİTESİNİ BELİRLİYOR”

Kalbin, vücudun tüm organlarına oksijen ve besin taşıyan en önemli organlardan biri olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Hakan Bahadır, modern yaşamın getirdiği risklere dikkat çekti. Uzm. Dr. Bahadır, “Hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme, stres ve sigara kullanımı kalp hastalıklarının artışında başlıca etkenlerdir. Oysa sağlıklı bir kalp, uzun ve kaliteli bir yaşamın temelini oluşturur” dedi. Kalp sağlığını doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan birinin beslenme olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Hakan Bahadır, özellikle hazır ve işlenmiş gıdaların risk oluşturduğunu belirterek, “Aşırı yağlı, tuzlu ve şekerli yiyecekler damar tıkanıklığına zemin hazırlar. Fast food ve işlenmiş gıdalar yerine sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, balık ve zeytinyağı ağırlıklı beslenmek gerekir. Akdeniz tipi beslenme, kalp sağlığı açısından en ideal modellerden biridir” ifadelerini kullandı. DÜZENLİ EGZERSİZ KALBİ GÜÇLENDİRİYOR Fiziksel aktivitenin kalp sağlığını korumada kritik rol oynadığını belirten Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi’nin Kardiyoloji hekimi Uzm. Dr. Hakan Bahadır, haftalık egzersiz alışkanlıklarının önemine dikkat çekenken de, “Haftada en az beş gün, günde 30 dakika yürüyüş bile kalp sağlığı üzerinde ciddi fayda sağlar. Yüzme, bisiklet ve hafif koşu gibi aktiviteler kalbin daha güçlü çalışmasına yardımcı olurken, hareketsiz yaşam obezite, tansiyon ve diyabet riskini artırır” dedi. Sigara kullanımının kalp ve damar sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeken Uzm. Dr. Hakan Bahadır, pasif içiciliğin dahi risk taşıdığını vurguladı ve “Sigara damarları daraltarak kan dolaşımını bozar ve kalp krizi riskini artırır. Alkolün aşırı tüketimi ise tansiyon yükselmesine ve ritim bozukluklarına yol açabilir. Bu nedenle sigaradan tamamen uzak durulmalı, alkol tüketimi sınırlandırılmalıdır” diye konuştu. STRES YÖNETİMİ İHMAL EDİLMEMELİ Modern yaşamın kaçınılmaz bir parçası olan stresin de kalp sağlığını olumsuz etkilediğini belirten Uzm. Dr. Bahadır, uzun süreli stresin ciddi sonuçlar doğurabileceğini ifade ederken de, “Sürekli stres altında olmak tansiyonu yükseltir, kalbin yükünü artırır ve damar sağlığını olumsuz etkiler. Düzenli uyku, nefes egzersizleri, meditasyon ve kişiye iyi gelen aktiviteler stresin kontrol altına alınmasına yardımcı olur” dedi. Açıklamasının sonunda düzenli sağlık kontrollerinin önemine de değinen Uzm. Dr. Hakan Bahadır, özellikle risk grubundaki bireylerin daha dikkatli olması gerektiğini hatırlatırken de şunları söyledi: “Tansiyon, kolesterol ve kan şekeri seviyelerinin düzenli olarak takip edilmesi gerekir. Ailesinde kalp hastalığı bulunan kişiler kontrollerini ihmal etmemelidir. Erken teşhis sayesinde birçok kalp hastalığı önlenebilir ya da tedavi edilebilir. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, zararlı alışkanlıklardan uzak durma ve düzenli doktor kontrolleri ile kalp hastalıklarının büyük bölümü önlenebilir.”

Katarakt sadece yaşlıların kapısını çalmıyor! Haber

Katarakt sadece yaşlıların kapısını çalmıyor!

Genellikle 50 yaşından sonra görmeye alışkın olduğumuz katarakt, artık gençlerin de görme kalitesini tehdit ediyor. Prof. Dr. Kadriye Ufuk Elgin erken yaşta kataraktın en önemli nedeninin genetik miras olduğunu belirterek, “Eğer kişinin aile öyküsünde, özellikle birinci derece akrabalarında katarakt gelişimi varsa, bu durum bireyin mercek yapısının çok daha erken yaşlarda bozulmasına zemin hazırlıyor.” dedi. Genetik kadar modern dünyanın beraberinde getirdiği kronik sağlık sorunlarının da kataraktı yine erken yaşlarda tetikleyebileceğini ifade eden Prof. Dr. Elgin, “Kontrolsüz seyreden diyabet, yüksek tansiyon, obezite ve göz içi basıncı katarakt sürecini hızla öne çekiyor” ifadelerini kullandı. ÇOCUKLUKTAKİ GÖZ KAZALARI KATARAKTI TETİKLİYOR Erken kataraktta bir diğer sebep ise göz travmaları. Prof. Dr. Elgin, küçük yaşlarda yaşanan spor yaralanmaları veya kazalar sonucunda göze alınan sert darbelerin etkisinin yıllar sonra katarakt olarak ortaya çıkabileceğine işaret ediyor. Ayrıca ultraviyole ışınlarının etkisi ve sigara kullanımı genç yaştaki kataraktın "gizli suçluları” arasında yer aldığını söylüyor. GENÇ YAŞTA KATARAKT NASIL ÖNLENİR? Prof. Dr. Elgin, erken başlangıçlı katarakttan korunmak için UV ışınlarını engelleyen güneş gözlüğü takmak, sigara ve aşırı alkol tüketiminden kaçınmak, diyabeti kontrol altında tutmak ve antioksidanlar açısından zengin bir beslenmenin faydalı olacağını söylüyor. Hem katarakt hem de diğer teşhis edilmemiş göz hastalıkları için düzenli göz muayenesinin öneminin altını çizdi.. Kataraktın ilaçla tedavisinin mümkün olmadığını söyleyen Prof. Dr. Elgin, “Kataraktın tek tedavisi ameliyattır. Ameliyat genellikle damla anestezisi ile yapılır. Gerekli durumlarda sedasyon veya genel anestezi uygulanabilir. Hasta, ameliyattan sonra aynı gün taburcu edilebilir ve ertesi gün sosyal yaşantısına dönebilir. Kataraktın tedavisinde uzun yıllardır fakoemülsifikasyon yöntemi kullanılmaktadır. Bu yöntemde ses dalgaları (Ultrasound) ile kataraktlı lens göz içinde parçalanıp dışarı alınır ve yerine yeni bir mercek yerleştirilir” diye konuştu. Son yıllarda klasik tek odaklı merceklerin yerini çok odaklı premium (akıllı) göz içi lenslerin de tedavide öne çıktığını aktaran Prof. Dr. Elgin, bu mercekler sayesinde hastalar hem katarakttan kurtuluyor hem de diğer kırma kusurlarının tedavi edilmesiyle net bir görüşe kavuşabildiğini söyledi.

HORLAMA 20’Lİ YAŞLARDA ARTIYOR! Haber

HORLAMA 20’Lİ YAŞLARDA ARTIYOR!

Vücudun gece boyunca yeterince nefes alamadığını haber veren bir alarm sistemi olan horlama, sosyal bir sorun olmasının dışında, kişinin kendi sağlığı için de ciddi bir risk göstergesi olabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu nedenle alarmı susturmak değil, neden çaldığını araştırmak gerektiğini belirterek, “Horlama normal bir durum değildir. Her horlayan kişide ciddi bir hastalık olmayabilir; ancak hayati risk taşıyan her uyku apnesi hastalığı önce horlama ile başlar. Dolayısıyla, horlamayı basit bir ses problemi olarak görmek yerine, bir sağlık sinyali olarak değerlendirmek gerekmektedir” diyor. Eskiden daha çok orta yaş ve üzeri bireylerde görülen horlamaya artık 20’li yaş grubunda da sık rastlandığına işaret eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, gençlerde artış gösteren obezitenin bu durumun en önemli nedenleri arasında yer aldığını vurgulayarak, “Bilgisayar başında uzun süreli oturma, düzensiz uyku alışkanlıkları, fast food ve şeker içeren yiyeceklerle beslenme ve buna bağlı kilo artışı gençlerde horlama riskini artırmaktadır. Özellikle boyun çevresindeki yağ dokusu arttıkça üst solunum yolu daralmakta ve horlama ortaya çıkmaktadır” diyor. Modern yaşamla birlikte giderek artıyor Horlama; uyku sırasında üst solunum yolundaki dokuların daralma veya gevşeme nedeniyle titreşmeleri sonucu ortaya çıkan ses olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 30–40’ında zaman zaman horlama görülürken, düzenli ve kronik horlama oranı yüzde 20 civarında seyrediyor. Horlamanın görülme sıklığı ileri yaşlarda giderek artıyor. Öyle ki 30 yaş altı erkeklerde yüzde 10 oranında rastlanırken, 60 yaş üzerinde bu oran yüzde 60’a yükseliyor. Erkeklerde daha sık görülmekle birlikte, menopoz sonrası kadınlarda oran belirgin şekilde artıyor. Türkiye’de de benzer rakamlar söz konusu. Ayrıca, son yıllarda hem dünyada hem ülkemizde horlama sıklığında artış gözlendiği belirtiliyor. Bu yükselmenin en önemli nedenleri arasında; obezite, hareketsiz yaşam tarzı, uyku düzensizliği, stres, alerjik hastalıklar ve sigara kullanımındaki artış gösteriliyor. Horlamanın önemli nedenleri Doç. Dr. Zerrin Boyacı, kişinin aile ve sosyal hayatında önemli sorunlar oluşturabilen horlamaya yol açan etkenleri şöyle özetliyor: Obezite: İdeal kilonun yüzde 15 daha fazlasına sahip olan kişilerde horlama riski artmaktadır. Bunun nedeni ise boyun çevresindeki yağlanmanın üst solunum yolunu daraltması. Kadınlarda boyun çevresinin 38,10 cm’nin ve erkeklerde 43,18 cm’nin üzerinde olması kritik değer olarak hesaplanmış. Burun tıkanıklığı: Septum deviasyonu, konka hipertrofisi, burun çatısının darlığı gibi statik bozukluklar ile alerjik rinit, sinüzit ve polip gibi enflamatuar bozukluklar önemli sebeplerini oluşturmaktadır. Büyük geniz eti ve bademcikler: Özellikle gençlerde hava yolunu daraltabilmektedir. Alkol ve sigara kullanımı: Kas gevşemesi ve mukozal ödem artışına sebep olmaktadır. Sırtüstü uyuma: Dil kökünün geriye düşmesine yol açabilmektedir. Uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor! Horlama ile beraber görülen ve gece ani ölümlere sebep olabilen uyku apnesi üst solunum yolunun tamamen kapanması sonucu oluşuyor. Horlama genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da yaşamsal risk taşıyan uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor! Özellikle gece nefes durmaları, sabahları yorgun uyanma, baş ağrısından yakınma, gün içinde uyku hali, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu gibi sorunlardan biri bile horlamaya eşlik ediyorsa, zaman kaybetmeden hekime başvurmak yaşamsal önem taşıyor. Uyku apnesi ani ölüme bile yol açabiliyor! Uyku apnesinde erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor. Bunun nedeni ise uyku apnesinin; hipertansiyon, kalp ritim bozuklukları, kalp krizi, inme ve diyabet gibi ciddi sağlık sorunlarına, hatta gece ani ölüme bile yol açabilmesi. Ayrıca, insülin direnci ve kilo artışıyla kısır döngü oluşabiliyor. Tedavi edilmemiş uyku apnesi olan bireylerde trafik kazası riski de 2–7 kat artıyor. Uzun süreli uyku apnesi aynı zamanda beyinde hasara neden olarak; hafıza problemleri ve erken bilişsel gerileme riskini de artırabiliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, erken değerlendirmenin olası ciddi komplikasyonların önlenmesinde kritik rol oynadığını aktarıyor. Etkili ve kalıcı çözüm mümkün! Erken teşhis, doğru tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle horlamanın büyük oranda kontrol altına alınabildiğini belirten Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, “Horlama kader değildir. Doğru değerlendirmeyle çoğu hastada etkili ve kalıcı çözümler mümkündür. Önemli olan, geceleri bu sesi duymazdan gelmemektir” diye konuşuyor. Tedavinin kişiye özel planlandığını ve altta yatan nedene göre şekillendirildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zerrin Boyacı, "Basit işlemler arasında yer alan radyofrekans uygulamaları, lazer destekli işlemler ve kişiye özel burun ile ağız içi apareyler, yaygın olarak başvurulan yöntemlerdir” diyor. Uyku apnesinde altın standart: CPAP maskesi! Horlamaya uyku apnesi eşlik ediyorsa, tedavide altın standart yöntemin CPAP maskesi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu tedavinin uyku sırasında hava yolunun açık kalmasını sağlayarak, solunum durmalarını önlediğini ve hastanın gece boyunca yeterli oksijen almasına yardımcı olduğunu belirtiyor. Cerrahi yöntem gündeme gelebiliyor Özellikle ileri düzey ve yapısal sorunların eşlik ettiği tablolarda cerrahi seçenekler gündeme geliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, uyku apnesi olanlarda maske kullanmak istemeyenler için maksillofasyal ilerletme operasyonuna, yani çenenin öne alınması ameliyatına başvurulduğunu söyleyerek, şu bilgileri paylaşıyor: “Bu ameliyatın başarı oranı yüzde 97’ye kadar ulaşmaktadır. Bunun yanı sıra dil ve dil köküne yönelik cerrahiler ile yumuşak damağa yönelik cerrahi girişimler de horlamanın ve üst solunum yolu daralmasının giderilmesinde tercih edilen yöntemler arasında bulunmaktadır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.