Hava Durumu

#Sağlık

- Sağlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

UZMANINDAN MEVSİMSEL ALERJİ UYARISI Haber

UZMANINDAN MEVSİMSEL ALERJİ UYARISI

Polen alerjisinin bağışıklık sisteminin poleni zararlı bir madde olarak algılaması sonucu ortaya çıktığını ifade eden Uzm. Dr. Nurana Karimova, özellikle ağaçlar, çimenler ve yabani otların ürettiği polenlerin yılın farklı dönemlerinde alerjik belirtilere yol açtığını kaydetti. “Basit bir burun akıntısı olarak görülmemeli” Polen alerjisinin yalnızca hapşırıkla sınırlı kalmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Nurana Karimova, “Polen alerjisi olan kişilerde burun akıntısı, burun tıkanıklığı, sık hapşırma, gözlerde kızarıklık ve sulanma, göz çevresinde şişlik, boğazda ve burunda kaşıntı gibi belirtiler sık görülür. Bazı kişilerde öksürük gelişebilir, hatta mevcut astım şikayetleri daha da kötüleşebilir. Koku ve tat alma duyusunda azalma da yaşanabilir. Bu nedenle tabloyu sadece mevsimsel bir nezle gibi değerlendirmemek gerekir” dedi. Özellikle yaz aylarında çimen polenlerinin ve sonbahara doğru yabani ot polenlerinin etkili olduğunu belirten uzman isim, sıcak iklimlerde belirtilerin yıl içinde birden fazla kez görülebileceğini ifade etti. “Polenler gözlere ve akciğere kadar ulaşabiliyor” Polenlerin havada kolayca taşınabildiğini ve fark edilmeden solunum yollarına ulaştığını belirten Dr. Nurana Karimova, “Polenler gözlere, buruna ve hatta akciğerlere kadar ulaşabiliyor. Vücut bunları zararlı bir madde olarak algıladığında histamin gibi kimyasallar salgılıyor ve alerjik reaksiyon gelişiyor. Özellikle polen yoğunluğunun arttığı dönemlerde şikayetler ciddi boyutlara ulaşabiliyor” şeklinde konuştu. Polen alerjisinin teşhisinde kişinin öyküsünün büyük önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Nurana Karimova, belirtilerin hangi mevsimde arttığı, ne kadar sürdüğü ve çevresel faktörlerle ilişkisi hakkında değerlendirme yapıldığını söyledi. Gerekli durumlarda deri prick testi veya spesifik IgE kan testleri ile alerjiye neden olan polen türünün belirlenebildiğini aktardı. Tedavi kişiye göre değişiyor Polen alerjisinin tedavisinde antihistaminik ilaçlar, burun spreyleri ve bazı durumlarda bağışıklık sistemini polene karşı duyarsızlaştırmayı hedefleyen alerji aşılarının kullanılabildiğini anlatan Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Nurana Karimova, “Her hastanın alerji düzeyi ve şikayetleri farklıdır. Bir kişide iyi sonuç veren yöntem başka bir hastada aynı etkiyi göstermeyebilir. Bu nedenle tedavi kişiye özel planlanmalıdır” diye konuştu. Uzman Dr. Nurana Karimova, polen alerjisi olan kişilere günlük yaşamda dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında da uyarılarda bulundu. “Polenin yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkmayın” Polen yoğunluğunun özellikle sabah saatlerinde ve rüzgarlı günlerde daha yüksek olduğunu belirten Dr. Nurana Karimova, şu önerilerde bulundu: “Polen seviyelerinin yüksek olduğu günlerde mümkün olduğunca kapalı ortamda kalınmalı, ev ve araç pencereleri kapalı tutulmalıdır. Dışarıdan gelindiğinde kıyafetlerin değiştirilmesi ve duş alınması polen yükünü azaltır. Güneş gözlüğü ve maske kullanımı da koruyucu olabilir. Ayrıca doktor önerisi olmadan ilaç kullanımından kaçınılmamalıdır.” Mevsim geçişlerinde uzun süren burun tıkanıklığı, gözlerde sulanma ve sık hapşırık gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Nurana Karimova, doğru tanı ve tedaviyle polen alerjisinin kontrol altına alınabileceğini sözlerine ekledi.

Masum sanılan tehlike! Kanser riskini artırıyor Haber

Masum sanılan tehlike! Kanser riskini artırıyor

Yıllardır diyabet, obezite ve karaciğer yağlanmasının başlıca sorumluları arasında gösterilen şekerli içecekler hakkında tıp dünyasını sarsan yeni bir gerçek daha ortaya çıktı. Saygın tıp dergisi Gastro Hep Advances’ta yayımlanan geniş çaplı bir araştırma, her gün tüketilen bir bardak şekerli içeceğin bile mide kanserine yakalanma ihtimalini neredeyse iki buçuk kat (2,45 kat) artırdığını kanıtladı. 36 YILLIK TAKİP, 112 BİNDEN FAZLA KATILIMCI Massachusetts General Hospital uzmanlarından Dr. Andrew T. Chan liderliğinde yürütülen çalışma, ABD’de şekerli içecekler ile mide kanseri arasındaki doğrudan ilişkiyi ortaya koyan ilk somut kanıt oldu. Bilim insanları bu sonuca ulaşmak için 1986 ile 2022 yılları arasındaki 36 yıllık verileri inceledi. Tam 112 binden fazla kişinin beslenme ve sağlık verilerinin titizlikle analiz edildiği çalışmada, gazlı içecekler, şekerli meyve suları ve sporcu içeceklerinin sanıldığı kadar masum olmadığı anlaşıldı. KADINLARDA RİSK 3 KATINA ÇIKIYOR Araştırmanın en dikkat çekici detaylarından biri ise cinsiyetler arasındaki risk farkı oldu. Verilere göre her gün şekerli içecek tüketen kadınlarda mide kanserine yakalanma oranı 3 katına çıkarken, erkeklerde bu artış 2 kat seviyesinde gerçekleşti. Dünyada kanser kaynaklı ölümlerde beşinci sırada yer alan mide kanseri için bu oranlar ciddi bir alarm niteliği taşıyor. DİYET İÇECEKLER HAKKINDA EZBER BOZAN SONUÇ Çalışmada tıp dünyasını şaşırtan bir diğer detay ise yapay tatlandırıcılı (diyet) içeceklerle ilgili oldu. Yıllardır kanserojen olup olmadığı tartışılan tatlandırıcılı içecekler ile mide kanseri arasında herhangi bir somut bağlantıya rastlanmadı. ŞEKER KANSER HÜCRELERİNİ NASIL TETİKLİYOR? Uzmanlar, bu tür gözlem odaklı araştırmaların tek başına %100 bir "sebep-sonuç" ilişkisi kanıtlayamayacağını; genetik faktörler ve midedeki bakterilerin de kanserde rol oynadığını hatırlatıyor. Ancak vücuda alınan yoğun şekerin yol açtığı insülin direnci, kronik iltihaplanma, hücresel hasar ve aşırı kilo gibi faktörlerin, kanserli hücrelerin büyümesi için adeta elverişli bir ortam hazırladığı vurgulanıyor.

Bitki bazlı beslenme yeni neslin yükselen tercihi Haber

Bitki bazlı beslenme yeni neslin yükselen tercihi

Sağlık ve sürdürülebilirlik odaklı beslenme anlayışı, genç kuşakların tüketim alışkanlıklarında belirgin bir değişim yaratıyor. Bu değişim, bitki bazlı gıdalara yönelik ilginin artmasını beraberinde getirirken, küresel araştırmalar da Z ve Y kuşağının bu alandaki güçlü eğilimini ortaya koyuyor. GlobeScan ve EAT tarafından 31 ülkede 30 bini aşkın kişiyle gerçekleştirilen araştırmaya göre, Y kuşağının yüzde 72'si, Z kuşağının ise yüzde 69'u daha fazla bitki bazlı gıda tüketmek istediğini belirtiyor. Araştırma, genç tüketicilerin gıda seçimlerinde sağlık kadar çevresel sürdürülebilirliği de önceliklendirdiğini ortaya koyuyor. "Genç tüketiciler yalnızca kendileri için değil, dünyamız için de seçim yapıyor" Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan BİTKİDEN Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Akdağ, genç kuşakların gıda tercihlerini yalnızca lezzet veya fiyatla sınırlamadığını belirterek şunları söyledi: "Z ve Y kuşağı, sağlık, çevresel sürdürülebilirlik, etik üretim anlayışı ve şeffaf bilgiyi karar süreçlerinin merkezine koyuyor. Bitki bazlı beslenmeye yönelik ilginin artması da bu dönüşümün en somut göstergelerinden biri. Genç tüketiciler artık yalnızca kendileri için değil, dünyamızın geleceği için de seçim yaptıklarının farkında. Bu yaklaşımın önümüzdeki yıllarda gıda sektöründeki inovasyonu hızlandıracağına inanıyoruz." Akdağ, küresel eğilimin Türkiye için de önemli fırsatlar sunduğunu vurgulayarak, "IMARC Group verilerine göre Türkiye'deki bitki bazlı gıda pazarı 2024 yılında 167 milyon ABD dolarına ulaştı. Pazarın 2025-2033 döneminde yıllık ortalama yüzde 9,22 büyüyerek 2033 yılında yaklaşık 379 milyon ABD dolarına ulaşması bekleniyor. Türkiye'nin güçlü tarımsal altyapısı ve zengin bitkisel kaynakları bu büyüme için önemli bir avantaj oluşturuyor" dedi. BİTKİDEN olarak bilimsel ve güvenilir bilgi temelinde bitki bazlı gıda ekosisteminin gelişimini desteklemeyi önemsediklerini belirten Akdağ, üreticiden akademiye, kamu kurumlarından tüketicilere kadar tüm paydaşlarla iş birliğini güçlendirerek Türkiye'nin bu alandaki rekabet gücüne katkı sağlamayı hedeflediklerini ifade etti.

Zayıflama iğnelerinin bilimsel gerçekleri... Mucize değil, ciddi bir tıbbi tedavidir Haber

Zayıflama iğnelerinin bilimsel gerçekleri... Mucize değil, ciddi bir tıbbi tedavidir

Son yıllarda obezite tedavisinde sıkça kullanılan zayıflama iğneleri, sosyal medyanın da etkisiyle giderek daha fazla ilgi görüyor. Ancak uzmanlar, bu ilaçların bilinçsiz kullanımının ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceği konusunda uyarıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, zayıflama iğnelerinin obezite tedavisinde önemli bir seçenek olduğunu ancak bir "mucize çözüm" olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Poliklinikte en sık karşılaştığı sorulardan birinin "Hocam, ben de zayıflama iğnesine başlayabilir miyim?" olduğunu belirten Medetalibeyoğlu, bu tedavinin yalnızca uygun hastalarda, hekim gözetiminde uygulanması gerektiğini vurguladı. "KOZMETİK AMAÇLI KULLANILMAMALI" Doç. Dr. Medetalibeyoğlu, zayıflama iğnelerinin düğün öncesi birkaç kilo vermek isteyen sağlıklı bireyler için geliştirilmediğini belirterek, bu ilaçların Dünya Sağlık Örgütü'nün kronik hastalık olarak tanımladığı obezitenin tedavisinde kullanıldığını ifade etti. Uzman isim, ilaçların yalnızca kilo vermeyi sağlamadığını, aynı zamanda kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, uyku apnesi, karaciğer yağlanması ve eklem rahatsızlıkları gibi obeziteye bağlı sağlık sorunlarının riskini de önemli ölçüde azaltabildiğini söyledi. İlaçların midenin boşalmasını yavaşlattığını ve beyindeki iştah merkezine tokluk sinyali gönderdiğini belirten Medetalibeyoğlu, bu sayede porsiyon kontrolünün daha kolay sağlandığını ifade etti. TEDAVİ KİŞİYE ÖZEL PLANLANIYOR Obezitenin kronik bir hastalık olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, tedavi süresinin hastanın durumuna göre aylar hatta yıllar sürebileceğini belirterek, dozun düşük seviyeden başlanıp kademeli olarak artırılması gerektiğini söyledi. İlaç kullanımı sırasında kalıcı beslenme alışkanlıkları kazanılmadığı takdirde verilen kiloların geri alınma riskinin yüksek olduğunu vurgulayan Medetalibeyoğlu, "Bu tedavi, yeni bir yaşam tarzı oluşturmanız için fırsat sunuyor." dedi. Tedavinin en sık görülen yan etkilerinin bulantı, kusma, ishal, kabızlık ve mide krampları gibi sindirim sistemi şikayetleri olduğunu belirten uzman, bu etkilerin çoğunlukla tedavinin ilk dönemlerinde veya doz artırımı sırasında ortaya çıktığını ve zamanla azaldığını kaydetti. "KULAKTAN DOLMA BİLGİLERLE KULLANILMAMALI" Pankreatit öyküsü bulunanlar, safra kesesi taşı olanlar veya ailesinde medüller tiroid kanseri öyküsü bulunan kişilerde bu ilaçların risk oluşturabileceğini belirten Medetalibeyoğlu, sosyal medya ya da çevre tavsiyesiyle tedaviye başlanmaması gerektiğini söyledi. Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersizin tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğuna dikkat çeken Medetalibeyoğlu, zayıflama iğnelerinin mutlaka uzman hekim kontrolünde, düzenli takiplerle kullanılması gerektiğini vurguladı. "Başarının anahtarı yalnızca ilaçta değil, hastanın tedaviye uyumunda ve yaşam tarzı değişikliğinde yatıyor." ifadelerini kullandı.

YORGUNLUK VE UNUTKANLIĞI HAFİFE ALMAYIN Haber

YORGUNLUK VE UNUTKANLIĞI HAFİFE ALMAYIN

Özel Medicabil Sağlık Grubu Yıldırım Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Mehmet Özbek, B12 vitamininin vücut için hayati öneme sahip olduğunu belirterek, özellikle uzun süreli halsizlik, dikkat dağınıklığı ve el-ayak uyuşmaları yaşayan kişilerin mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. B12 vitamininin, sinir sistemi sağlığının korunması, kırmızı kan hücrelerinin üretimi ve DNA sentezi açısından kritik rol oynadığını ifade eden Uzman Dr. Mehmet Özbek, vücudun bu vitamini kendi başına üretemediğini, bu nedenle besinler yoluyla alınmasının zorunlu olduğunu vurguladı. Uzman Dr. Mehmet Özbek, “B12 vitamini eksikliği, yalnızca halsizlik yapan basit bir vitamin yetersizliği değildir. Tedavi edilmediğinde sinir sistemi üzerinde ciddi sorunlara neden olabilir. Özellikle uzun süredir geçmeyen yorgunluk, unutkanlık, uyuşma ve konsantrasyon güçlüğü yaşayan kişiler bu durumu göz ardı etmemelidir” dedi. Belirtiler zamanla artabiliyor B12 vitamini eksikliğinin belirtilerinin genellikle yavaş geliştiğini ve zaman içinde ağırlaşabildiğini belirten Uzman Dr. Mehmet Özbek, eksikliğin kişiden kişiye farklı şekillerde ortaya çıkabileceğini söyledi. Fiziksel belirtiler arasında yoğun yorgunluk hissi, güçsüzlük, iştahsızlık, kilo kaybı, mide-bağırsak şikâyetleri, ağız içinde yaralar ve ciltte solgunluk görülebileceğini ifade eden Dr. Mehmet Özbek, nörolojik etkiler arasında ise ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, unutkanlık, kafa karışıklığı, görme sorunları ile yürüme ve konuşmada güçlük yaşanabileceğini kaydetti. Psikolojik belirtilerin de göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan uzman isim, depresif ruh hali, huzursuzluk ve davranış değişikliklerinin de B12 eksikliğinin işareti olabileceğini belirtti. Risk grubundakiler dikkat B12 eksikliğinin yalnızca yetersiz beslenmeye bağlı gelişmediğini ifade eden Özel Medicabil Sağlık Grubu Yıldırım Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Mehmet Özbek, mide ve bağırsak sistemini etkileyen bazı hastalıkların da bu vitamine ulaşmayı zorlaştırdığını söyledi. Özellikle ileri yaş grubunda, vegan veya vejetaryen beslenen kişilerde, mide-bağırsak hastalığı bulunanlarda ve bazı ilaçları uzun süre kullanan bireylerde B12 eksikliğinin daha sık görüldüğünü belirten Dr. Mehmet Özbe, aşırı alkol tüketiminin de vitamin emilimini bozabildiğini ifade etti. Uzman Dr. Mehmet Özbek, “Özellikle 75 yaş üstü bireylerde, mide asidinin azalmasına bağlı olarak B12 emilimi zorlaşabiliyor. Ayrıca metformin gibi bazı diyabet ilaçları ya da mide koruyucu ilaçların uzun süreli kullanımı da B12 düzeylerini düşürebiliyor” diye konuştu. Erken teşhis kalıcı sorunları önlüyor B12 eksikliğinin basit bir kan testiyle saptanabildiğini belirten Özel Medicabil Sağlık Grubu Yıldırım Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Mehmet Özbek, erken teşhis sayesinde ciddi komplikasyonların önüne geçilebildiğini söyledi. Tedavi edilmeyen B12 eksikliğinin sinir sistemi üzerinde kalıcı hasarlara neden olabileceğini belirten Dr. Mehmet Özbek, ileri düzey eksikliklerde hafıza kaybı, sinir hasarı, hareket güçlüğü ve bazı nörolojik sorunların görülebileceğini ifade etti. Uzman Dr. Mehmet Özbek, “B12 eksikliği çoğu zaman gözden kaçabiliyor. Oysa doğru tanı ve uygun tedaviyle kontrol altına alınabilecek bir durumdur. Şikâyetler varsa kan değerleri mutlaka kontrol edilmeli ve gerekli görülürse destek tedavisi başlanmalıdır” dedi. B12 eksikliğini önlemek mümkün B12 vitamininin en çok et, balık, yumurta, süt ve süt ürünleri gibi hayvansal kaynaklı besinlerde bulunduğunu hatırlatan Uzman Dr. Mehmet Özbek, B12 ile zenginleştirilmiş ürünlerin ve doktor önerisiyle kullanılan takviyelerin de eksikliği önlemede etkili olabileceğini söyledi.

Nilüfer’de “Tütüne Değil, Hayata Yer Aç” söyleşisi Haber

Nilüfer’de “Tütüne Değil, Hayata Yer Aç” söyleşisi

Toplum sağlığını koruma ve sağlıklı yaşam bilincini artırma çalışmaları kapsamında düzenlenen “Nilüfer’de Sağlık” etkinlikleri kapsamında “Tütüne Değil, Hayata Yer Aç” başlığı ile söyleşi gerçekleştirildi. Nilüfer Belediyesi Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen söyleşide, tütün kullanımının zararları anlatıldı. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Alis Özçakır, tütün endüstrisinin özellikle genç grupları kullandığını dile getirdi. Renkli kartonlar, çeşitli aromalar kullanarak gençlere ulaşıldığını anlatan Özçakır, “Tütün sektörü, her gün kaybettiği insanların yerine yenilerini koyabilmek için tamamen doğal ve zararsız gibi iddialar ortaya atarak, gençleri hemen kendi safına çekmeye çalışıyor” dedi. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yeşim Uncu, tütün kullanımının pandemi kadar önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. Özellikle gençler arasında elektronik sigara tehlikesinin artığını dile getiren Uncu, “Çok yaygın bir kullanım var. Elektronik sigaralar, tütün yasasına dâhil edilmediği gerekçesiyle kapalı ortamlarda, her yerde kolaylıkla kullanılabiliyor. Bu sağlık problemiyle mücadele etmenin en önemli ayağı, tabii ki bağımlılık başlamadan önce bunun önüne geçmektir ve hepimizin sorumluluğudur” diye konuştu. TEDAVİYİ ETKİLİYOR Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda Prof. Dr. Aslı Görek Dilektaşlı, sigaranın çok sinsi ve büyük bir tehlike olduğunu söyledi. Tütün kullanan bir insanın yaşam süresinin en az 10 yıl kısaldığının net olarak kanıtlandığını vurgulayan Dilektaşlı, “Kalp krizi geçirmiş bir hasta dahi sigarayı bıraktığında ölüm riski hızla azalabiliyor. Akciğer kanseri tanısı almış hastaların sigarayı bırakması, tedavi başarısını ve hayatta kalma süresini doğrudan uzatan bir faktör oluyor” dedi. Türkiye’nin dünyada en çok sigara içilen ülkeler arasında yer aldığının bilgisini veren Dilektaşlı, “Kabaca, 15 yaşın üzerindeki her üç insandan birinin maalesef sigara içtiğini görüyoruz. Bundan 10 sene önce daha başarılı bir dönem geçiriyorduk; en azından kafelere, restoranlara gittiğimizde tütün dumanına maruz kalmıyorduk. Çünkü o dönem yasalarımızı daha etkin bir şekilde işletebiliyorduk. Ancak son yıllara baktığımızda bu oranların tekrar artmaya başladığını görüyoruz” dedi.

Eti saklama ve pişirme de en az tüketim kadar önemli Haber

Eti saklama ve pişirme de en az tüketim kadar önemli

Türk Kanser Derneği gönüllü diyetisyeni Selin Zingin, Kurban Bayramı döneminde artan kırmızı et tüketimine ilişkin önemli uyarılarda bulundu. Zingin, kırmızı etin yüksek protein, demir, çinko ve B12 vitamini açısından değerli bir besin kaynağı olduğunu ancak tüketim kadar saklama, çözdürme ve pişirme yöntemlerinin de sağlık açısından kritik olduğunu vurguladı. Yeni kesilen etin ilk saatlerde sert bir yapıya sahip olduğunu belirten Zingin, bu durumun sindirimi zorlaştırabileceğini ve özellikle mide-bağırsak hassasiyeti olan kişilerde şişkinlik ve hazımsızlığa yol açabileceğini ifade etti. Etin tüketilmeden önce buzdolabında dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Etin saklama ve çözdürme koşullarına da dikkat çeken Zingin, yanlış çözdürme yöntemlerinin bakteriyel üremeyi artırabileceğini belirterek, etin en güvenli şekilde buzdolabında yavaş çözdürülmesi gerektiğini kaydetti. Çözdürülen etin tekrar dondurulmaması gerektiğini vurgulayan Zingin, acil durumlarda sızdırmaz ambalaj içinde soğuk suyla çözdürme yönteminin tercih edilebileceğini aktardı. Pişirme yöntemlerinin de sağlık açısından önemine değinen Zingin, etin yüksek ateşte veya doğrudan alevde pişirilmesinin risk oluşturabileceğini, yanmış ve kömürleşmiş bölümlerin ise kesinlikle tüketilmemesi gerektiğini söyledi. Haşlama, fırında pişirme ve kısık–orta ateşte pişirme yöntemlerinin daha güvenli olduğunu ifade etti. Kanser tedavisi gören bireylerde beslenmenin kişiye özel planlanması gerektiğini belirten Zingin, bağışıklık sistemi baskılanmış hastaların yalnızca tam pişmiş ve güvenli şekilde hazırlanmış etleri tüketmesi gerektiğini vurguladı. Çiğ ve pişmiş gıdaların temasının önlenmesi ve hijyen kurallarına dikkat edilmesinin enfeksiyon riskini azaltmada kritik rol oynadığını ifade etti.

Bitkisel çaylarda bilinçsiz tüketim sağlık riski oluşturuyor Haber

Bitkisel çaylarda bilinçsiz tüketim sağlık riski oluşturuyor

Dünyada sudan sonra en çok tüketilen içecek olan siyah çay, Türkiye’de hem kültürel hem de günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası olmaya devam ediyor. Bunun yanında, son yıllarda bitki çaylarına olan ilginin artmasıyla birlikte, bu ürünlerin güvenliği ve doğru kullanımı da daha kritik hale geliyor. “Tıbbi bitki çayları uzman denetiminde olmalı” Bitkisel çaylar, soğuk algınlığı, öksürük ve idrar yolu rahatsızlıkları gibi durumlarda yaygın olarak tercih ediliyor. Ancak bu yaygın kullanım, beraberinde önemli riskleri de gündeme getiriyor. Prof. Dr. Ekrem Sezik, bilinçsiz tüketimin ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekerek, açıkta satılan bitkisel ürünlerin güvenliğine ilişkin önemli uyarılarda bulundu. Sezik, “Gıda ve ilaç olarak kullanılan bitkilerde bulunmaması gereken pestisit, herbisit, ağır metal ve mikroorganizma analizleri yapılmamaktadır. Ayrıca bu ürünlerde rahatsızlıkları giderecek etkili madde miktarları da bilinmemektedir. Önemli bir sorun da halkımızın bu tür ürünleri sağlıkla ilgili hiçbir eğitimi olmayan kişilerin tavsiyeleriyle temin etmesi ve ciddi rahatsızlıklarda dahi farklı bitkileri veya karışımlarını çay olarak kullanmasıdır. Kısacası halkımız, sağlığı için yararlı değil zararlı olabilecek bitkileri tüketebilmektedir” ifadelerini kullandı. “Çözüm eczane ve uzman danışmanlığı” Tıbbi amaçla kullanılan bitkisel çayların güvenli tüketimi için eczanelerin önemli bir rol üstlenmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ekrem Sezik, Avrupa’da uzun yıllardır uygulanan modele dikkat çekerek, sağlık için kullanılacak ürünlerin eczanelerde, konunun uzman olan eczacılar rehberliğinde sunulmasının gerekli olduğunu belirtti. Sezik, eczacıların bu alandaki bilgi birikimine de dikkat çekerek, “Eczacılar 5 yıllık eğitimlerinde, 2 yıl süre ile bitkilerin sağlıkta kullanımı ile ilgili kapsamlı eğitim almaktadır” ifadelerini kullandı. Türkiye’de 60 bitki ve 8 karışım çay için bilimsel formülasyon çalışmalarının tamamlandığını hatırlatan Sezik, bu güçlü bilimsel altyapının 2018 yılında Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu bünyesinde, başkanlığını yürüttüğü bilimsel çalışma grubu tarafından gerçekleştirildiğini ifade etti. Çalışma sonucunda tıbbi çayların eczanelerde, etkileri belirtilerek satışına imkân sağlayacak formüllerin hazırlandığını belirten Sezik, bilimsel kısmın tamamlandığını ama mevzuatın tamamlanamadığını belirtti. “Bu sene, yani 8 yıl sonra konunun tekrar çalışılmaya başlandığını öğrendim. Konunun yeniden gündeme alınmasını olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyorum” diyen Sezik, sürecin tamamlanmasının halk sağlığının korunması açısından kritik olduğunu vurgulayarak, tıbbi amaçla kullanılan bitkisel çayların yalnızca eczaneler aracılığıyla ve eczacı rehberliğinde tüketiciyle buluşturulması gerektiğini ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.