Hava Durumu

#Sağlık

- Sağlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Her baş ağrısı migren değil... Tanıda 7 belirtiye dikkat! Haber

Her baş ağrısı migren değil... Tanıda 7 belirtiye dikkat!

Baş ağrısı yaygın görülen sağlık sorunlarından biri olsa da her baş ağrısı migren anlamına gelmiyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Levent Gül’e göre migren; tekrarlayan ataklarla seyreden, ağrının yanı sıra farklı belirtilere de yol açabilen nörolojik bir hastalık. Erişkinlerde ataklar genellikle 4 ila 72 saat sürüyor; ağrı tek ya da iki taraflı olabiliyor. MİGRENİ DÜŞÜNDÜREN BELİRTİLER Gül, migreni düşündürebilecek başlıca belirtileri şöyle sıraladı: Baş ağrısının 4 ila 72 saat sürmesiAğrının başın bir tarafında yoğunlaşmasıZonklayıcı nitelikte olmasıOrta veya şiddetli düzeye ulaşarak günlük işleri aksatmasıYürüme ve merdiven çıkma gibi hareketlerle artmasıBulantı veya kusmanın eşlik etmesiIşık ve sesin, bazı kişilerde kokuların rahatsızlık vermesi Bu belirtilerin bulunmasının tek başına migren tanısı koydurmayacağını belirten Gül, tanının kişinin öyküsü ve hekim değerlendirmesiyle konulması gerektiğini vurguladı. Migreni tetiklediği düşünülen gıdaların kişiden kişiye değişebileceğini kaydeden Gül, çikolata, alkol, işlenmiş etler ve paketli ürünler gibi yiyeceklerin bazı kişilerde ataklarla ilişkili olabileceğini belirtti. Baş ağrısı günlüğü tutmanın, olası tetikleyicileri ve atakların seyrini takip etmeye yardımcı olabileceğini ifade etti. AURA BELİRTİLERİ YENİ BAŞLADIYSA DEĞERLENDİRME ÖNEMLİ Migren hastalarının çoğunda aura görülmüyor. Aura yaşayan kişilerde baş ağrısından önce veya atakla ilişkili olarak geçici görme değişiklikleri, uyuşma ya da konuşma güçlüğü ortaya çıkabiliyor; bu belirtiler genellikle 5 ila 60 dakika sürüyor. Ancak ilk kez gelişen ani görme veya konuşma bozukluğu, tek taraflı güçsüzlük ya da alışılmışın dışındaki nörolojik belirtilerin migrene bağlanmaması ve acil tıbbi değerlendirme gerektirebileceği uyarısı yapılıyor. Gül, üç aydan uzun süre boyunca ayda en az 15 gün baş ağrısı yaşanmasının ve bu günlerin en az 8’inde migren özelliklerinin bulunmasının kronik migren açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Ağrının sıklığını, süresini ve eşlik eden belirtileri kaydetmenin tanı ve tedavi planlamasına katkı sağlayabileceğini belirtti. Migren tedavisinde amaç, yalnızca mevcut atağı hafifletmek değil, atakların sıklığını ve şiddetini azaltarak yaşam kalitesini korumak. Tedavi; kişinin belirtilerine, atak sıklığına, eşlik eden hastalıklarına ve kullandığı ilaçlara göre planlanıyor. Gerekli görülen durumlarda atak tedavilerinin yanı sıra koruyucu ilaçlar, botulinum toksin uygulamaları veya sinir blokajı yöntemleri değerlendirilebiliyor. Gül, sık tekrarlayan, günlük yaşamı aksatan ya da karakter değiştiren baş ağrılarında nöroloji uzmanına başvurulmasını önerdi.

Bursa’da anadolu esintileriyle sanat dolu gece Haber

Bursa’da anadolu esintileriyle sanat dolu gece

Programa, Birleşik Uluslararası Sağlık ve Eğitim Gönüllüleri Dernekleri Federasyonu (BUSADER) Yönetim Kurulu Başkanı Zerrin Özgüle, BUSADER Yönetim Kurulu Üyesi Tülin Günbatılı, Sanart BUSADER Yönetimi ve çok sayıda üye katılım gösterdi. Açılışta konuşan Sanart BUSADER Yönetim Kurulu Başkanı Sinem Uğurgün, “Bu çalışma döneminde önemli pek çok etkinlik gerçekleştireceğiz. Bu yılki etkinliklerimiz , Zeki Müren Güzel Sanatlar Lisesi ve Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerine sağlayacağımız burslar yararına gerçekleşecek. Bu sayede Sanart BUSADER olarak, sanatı kökünden beslemeyi ve desteklemeyi hedefliyoruz. Hepinize katılımınız için çok teşekkür ederim” ifadelerini kullandı. BUSADER Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Zerrin Özgüle de, “Sanart BUSADER’e çalışmaları ve birbirinden özel etkinlikleri için çok teşekkür ediyorum. An itibariyle bizim her derneğimizde hedeflediğimiz ‘üye sayısı kadar bursun da gerçekleştirilmiş olmasından dolayı da ayrıca teşekkür ederim. Sanat adına, birliktelik adına, güzel projelerle derneğimiz gün geçtikçe büyüyor. Bugün burada sizlere önemli bir duyuru yapmak istiyorum. 10.yılımıza girerken, 20 Kasım’da sağlık ve eğitim alanlarında başarı ödüllerini vereceğimiz, Işın Karaca’nın da sahne alacağı özel bir gece gerçekleştiriyoruz Sizlerin de bu ödüllerin kimlere verileceği konusunda katkılarınızı bekliyoruz” şeklinde konuştu. Ardından yeni üyelere hoş geldin seremonisi yapılarak rozet takıldı. Etkinlikte konuşan Ekip İşi Film’in kurucusu, farklı rotalarda mihmandarlık yapan Umut Tuncel ise, “Anadolu bir kültür mozaiği ve hemen her alanda bizler bir Anadolu mirasçısıyız. Anadolu sanatının kadim dönemlere dayanması ve bu bölgeye gelen her bir kültürün diğeriyle girdiği etkileşimin meyveleri, hala daha hissedilen bir sanatsal üst kimliğin oluşumuna olanak tanımıştır” dedi. Kültürel dokuyu özellikle mimari sanatı bu bağlamda incelemek üzere Türkiye’nin her yerini gezen Umut Tuncel, “Coğrafya hem insanların düşünce tarzında hem de sanata bakışında çok büyük bir öneme sahip. Bunu birinci elden gözlemlemek, en basitinden Toros’un iki farklı cephesindeki insanların bile birbirinden kültürel anlamda bu kadar uzak olup aynı çatı altında buluşabilmesini deneyimlemek benim için gerçekten büyük bir tecrübeydi. Aslında savaşlar, göçler bir kültürü silip diğerini getirmedi. Tam tersine hegemon kültürün diğer kültürle temasını ve ortaya çıkan melezlikle beraber, çok daha zengin bir yapıyı oluşturdu” ifadeleriyle konuşmasını sonlandırdı. Soru-cevapla devam eden etkinlikte sorulan ‘Türkiye’de Anadolu’nun sanatsal mozaiğini en iyi şekilde gösteren şehir hangisidir?’ soruya Umut Tuncel, “Şüphesiz Bursa’dır” şeklinde cevap vererek, Anadolu Sanatı’nda Bursa’nın yerini bir kez daha göstermiş oldu. Etkinliğin sonunda Sanart BUSADER Yönetim Kurulu Başkanı Sinem Uğurgün, Konuşmacı Umut Tuncel’e uluslararası ödüllü fotoğrafçı Bakri Omar’ın bir fotoğrafını takdim etti.

Gece saat 03.00’te uyanmak hastalık belirtisi mi? Haber

Gece saat 03.00’te uyanmak hastalık belirtisi mi?

Gece yarısı ya da sabaha karşı uyanıp yeniden uykuya dalmakta zorlanmak, birçok kişinin yaşadığı yaygın bir sorun olarak öne çıkıyor. Sosyal medyada özellikle 03.00’te uyanmanın belirli organlarla ilişkili olduğuna dair paylaşımlar gündem olurken, uzmanlar bu yaklaşımın bilimsel olmadığını belirtiyor. Doç. Dr. Tuğba Atmaca Temrel, insan bedenini belirli saatlere göre yorumlamanın doğru olmadığını vurgulayarak, gece uyanmalarının tek bir sebebe indirgenemeyeceğini ifade etti. STRES VE GÜNLÜK ALIŞKANLIKLAR UYKU DÜZENİNİ BOZABİLİYOR Temrel’e göre yoğun iş temposu, ekonomik kaygılar, aile sorumlulukları ve gün boyu biriken zihinsel yorgunluk, gece uykusunun bölünmesine yol açabiliyor. Kişi gün içinde kendini stresli hissetmese bile, biriken zihinsel yük uyku kalitesini düşürebiliyor. Doç. Dr. Tuğba Atmaca Temrel, uyku sorunlarının değerlendirilmesinde yalnızca gece yaşanan şikâyetlere değil, kişinin günlük yaşam düzenine de bakılması gerektiğini söyledi. GECE TELEFONA BAKMAK UYKUYA DÖNÜŞÜ ZORLAŞTIRIYOR Gece uyanıldığında saate bakmak ve ardından telefona yönelmek de uykuya dönmeyi güçleştiren davranışlar arasında yer aldığına dikkati çeken Temrel, telefon ekranından gelen ışık ve sosyal medya içeriklerinin zihinsel uyanıklığı artırdığını, sürekli saat kontrolünün ise kişide “yeterince uyuyamadım” kaygısını besleyebileceğini ifade etti. Özellikle sabah erken kalkmak zorunda olan kişilerde bu kaygının daha da arttığını belirten Temrel, gece uyanmalarında telefon kullanımından kaçınılması gerektiğini vurguladı. AKŞAM RUTİNLERİ UYKU KALİTESİNİ BELİRLİYOR Uyku düzenini etkileyen faktörlerin yalnızca yatak odasıyla sınırlı olmadığını söyleyen Temrel, gün içinde edinilen alışkanlıkların da önemli olduğunu dile getirdi. Geç saatlerde kafein tüketimi, yatmadan önce ağır yemek yemek, düzensiz uyku saatleri, uzun ekran süresi ve hareketsizlik uyku kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Düzenli uyku saatleri oluşturmanın, akşam saatlerinde zihinsel uyarımı azaltmanın ve gün içinde hareketli olmanın uykuya katkı sağlayabileceği belirtildi. HER GECE AYNI SAATTE UYANMAK HASTALIK ANLAMINA GELMEZ 03.00’te uyanmanın tek başına belirli bir organ sorunu anlamına gelmediğini söyleyen Temrel, sıklaşan uyanmalar, yeniden uykuya dalamama, gündüz aşırı yorgunluk ve eşlik eden başka belirtiler varsa uzman değerlendirmesinin gerekli olduğunu ifade etti. Uyku sorunlarının stres, yaşam alışkanlıkları, hormonal değişiklikler ve farklı sağlık sorunlarıyla ilişkili olabileceğine dikkat çeken Temrel, uzun süren şikâyetlerde kişinin kendi kendine tanı koymaması gerektiğini söyledi. Temrel, yorgunluk, uykusuzluk, gerginlik ve dikkat dağınıklığı gibi belirtilerin dinlenme ihtiyacına işaret edebileceğini, ancak her belirtinin ciddi bir hastalık anlamına gelmediğini belirtti. Kaliteli uykunun yalnızca uyunan süreyle değil, kişinin kendini ne kadar dinlenmiş hissettiğiyle de bağlantılı olduğunu vurgulayan Temrel, gece uyanmalarının değerlendirilmesinde uyku saatleri, stres düzeyi ve yaşam alışkanlıklarının birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.

Kışın vazgeçilmezi bitki çaylarını tüketirken bunlara dikkat! Haber

Kışın vazgeçilmezi bitki çaylarını tüketirken bunlara dikkat!

Özellikle sonbahar ve kış aylarında soğuk algınlığı belirtilerini hafifletmek, boğazı rahatlatmak ya da sıcak bir içecekle günlük rutini desteklemek amacıyla tercih edilen bitki çaylarında doğru ürün seçimi ve bilinçli tüketim önem taşıyor. Bitki çayları ve tıbbi bitkiler alanında uzman Prof. Dr. Ekrem Sezik, “doğal” olan her ürünün koşulsuz biçimde güvenli kabul edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, bitkisel ürünlerin kalitesi, hazırlanma şekli ve kullanım amacının göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguluyor. Soğuk havalarla birlikte bitki çayları, özellikle kış aylarında günlük yaşamın vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Ancak bu ürünlere olan ilgi, hangi amaçla, nasıl ve ne miktarda tüketildikleri konusunu da önemli hale getiriyor. Bitki çaylarının hastalıkları önleyen ya da tek başına tedavi sağlayan ürünler olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ekrem Sezik, doğal olan her ürünün güvenli kabul edilmemesi ve bitki çaylarının bilinçli tüketilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. “Doğal olması, her koşulda güvenli olduğu anlamına gelmiyor” Kış aylarında bitki çayı tüketiminde yapılan önemli hatalardan birinin, içeriği ve kalitesi bilinmeyen ürünlerin kontrolsüz şekilde kullanılması olduğunu belirten Sezik, bitkisel ürünlerin kaynağının ve hangi koşullarda hazırlandığının önemine dikkat çekerek şunları söylüyor: “Bitkisel ürünlerde ‘doğal olan zararsızdır’ şeklinde bir yaklaşım doğru değil. Özellikle sağlık amacıyla tüketilecek ürünlerde bitkinin doğru tür olması, uygun koşullarda üretilmesi ve saklanması, gerekli analizlerden geçmiş olması büyük önem taşıyor. Açıkta satılan ürünlerde pestisit, herbisit, ağır metal ve mikroorganizma analizlerinin yapılıp yapılmadığını tüketicinin bilmesi mümkün olmayabilir. Bu nedenle yalnızca hangi bitkiyi tükettiğimiz değil, o bitkinin nereden ve hangi koşullarda temin edildiği de önemli.” Kış çayı hazırlarken “ne kadar çok bitki, o kadar fayda” anlayışından kaçınılmalı Kış döneminde farklı bitkilerin bir araya getirildiği karışım çaylar da sıklıkla tercih ediliyor. Ancak çok sayıda bitkinin gelişigüzel biçimde bir araya getirilmesinin daha faydalı bir içerik anlamına gelmediğini vurgulayan Prof. Dr. Ekrem Sezik, ““Bitki çaylarında önemli olan çok sayıda bitkiyi aynı karışımda kullanmak değil, ne tükettiğinizi bilmektir. Her bitkinin kendi özelliklerine uygun şekilde hazırlanması gerekiyor. Gereğinden fazla miktarda kullanmak ya da uzun süre kontrolsüz tüketmek daha fazla fayda sağlamıyor. Bu nedenle bitki çaylarının doğru miktarda ve kullanım amacına uygun şekilde tüketilmesi büyük önem taşıyor” ifadelerini kullanıyor. Bitki çayları tedavinin alternatifi olarak görülmemeli Bitki çaylarından bilinçli şekilde yararlanılabileceğini ancak bu ürünlerin bir hastalığın tedavisinin alternatifi olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Sezik, özellikle uzun süren veya şiddetlenen belirtilerde bitkisel ürünlerle kendi kendine çözüm aramak yerine sağlık profesyoneline başvurulması gerektiğinin altını çizerek şunları söylüyor: “Sağlık amacıyla kullanılacak bitkisel ürünlerde içeriği belli, güvenilir kaynaklardan temin edilen ve gerekli kontrollerden geçmiş ürünler tercih edilmeli. Kulaktan dolma bilgilerle hareket etmek yerine hekim ya da eczacıya danışmak, bitki çaylarının doğru ve güvenli kullanımı açısından büyük önem taşıyor.”

Meme kanseri gençlerde de yaygınlaşıyor Haber

Meme kanseri gençlerde de yaygınlaşıyor

Dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, son yıllarda genç yaşlarda da daha sık gündeme geliyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de her yıl yaklaşık 27 bin kadına meme kanseri tanısı konuluyor. “ERKEN TANI HAYAT KURTARIYOR” Meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, meme kanserinde en önemli hedefin henüz belirti vermeden erken evrede tanı koymak olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Çakmakçı, “Benim hiçbir şikayetim yok” düşüncesinin düzenli kontrolleri aksatabildiğini belirterek, erken tanı ve tedavi şansının kaçırılmaması için kadınların kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini söyledi. RİSK FAKTÖRLERİNE DİKKAT Prof. Dr. Çakmakçı, gelişen görüntüleme yöntemlerinin tanıyı kolaylaştırdığını belirterek; fazla kilo, menopoz sonrası obezite, fiziksel aktivite azlığı, sigara, alkol kullanımı ve bazı hormonal tedavilerin meme kanseri riskini artırabildiğini ifade etti. Ailesinde meme veya yumurtalık kanseri öyküsü bulunan kadınların risk değerlendirmesini daha erken yaptırmasının önemli olduğunu belirten Çakmakçı, risk grubundaki 40 yaş altı kadınlar için ultrasonografi ve MR, 40 yaş sonrası için ise yıllık ultrasonografi ve mamografi önerildiğini kaydetti. Çakmakçı, kampanya kapsamında meme kanserinin dikkat edilmesi gereken 7 önemli belirtisini şöyle sıraladı: Memede yeni ortaya çıkan kitleMemede şekil veya büyüklük değişikliğiMeme derisinde çökme, çekilme veya kalınlaşmaMeme başında içe doğru çekilme veya yeni gelişen değişiklikMeme başından kendiliğinden gelen akıntıMeme veya meme başı çevresinde kızarıklık, döküntü ya da deri değişikliğiKoltuk altında veya köprücük kemiği çevresinde yeni ortaya çıkan şişlik

Bursa BUSADER’de yeni sezon heyecanı! Haber

Bursa BUSADER’de yeni sezon heyecanı!

Altınceylan Ayten’de düzenlenen etkinliğe, Birleşik Uluslararası Sağlık ve Eğitim Gönüllüleri Federasyonu (BUSADER) Yönetim Kurulu Başkanı Zerrin Özgüle, Bursa Sağlık ve Eğitim Gönüllüleri Derneği (Bursa BUSADER) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Fatma Akalp, Sanart BUSADER Yönetim Kurulu Başkanı Sinem Uğurgün, Rumelili Yönetici, Sanayici ve İş Adamları Derneği (RUMELİSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Murat Evke, Çevre Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Mehmet Şen, Balkan Rumeli Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (BALKANTÜRKSİAD) Yönetim Kurulu Başkan Vekili Baha Boztekin, Bursa Mühendis ve Mimar İş İnsanları Derneği (BUMİAD) Yönetim Kurulu Başkan Vekili Zarif Ayça Güler, İstanbul Sağlık ve Eğitim Gönüllüleri Derneği temsilcileri ve çok sayıda üye katılım gösterdi. Sezon açılışında konuşan Bursa BUSADER YKB Dr. Fatma Akalp, “Bu seneki açılışımızda bana memleketimi hatırlatan zeytin ağacını tema olarak tercih ettik. Çünkü BUSADER; zeytin ağacı gibi kökleri güçlü, zarif ve her zaman yükselen ve ileri giden bir niteliğe sahip. BUSADER ailemle bugün de yine sosyal yardımlaşmayı hedefleyen etkinliklerimize bir yenisini ekledik. Amacımızı gerçekleştirmek üzere düzenlediğimiz bu açılışla beraber yeni sezonun sosyal yardım dolu bir yıl olacağının müjdesini vermek isterim. Katılan herkese teşekkür ederim” ifadelerini kullandı. Etkinlikte bir konuşma yapan BUSADER Federasyonu YKB Zerrin Özgüle ise, “Bu güzel etkinlik için öncelikle başkanıma ve Bursa BUSADER üyelerine çok teşekkür ederim. Bu sene BUSADER’in 10. yılını dolduruyoruz. Nice 10 yıllara demenin yanı sıra bu senenin bizim için biraz daha farklı olacağını belirtmek isterim. BUSADER Federasyonu olarak kurulduğumuz gün olan 20 Kasım’da bir ödül gecesi düzenlemek istiyoruz” şeklinde konuştu. Törende eğitim ve sağlık gönüllülerine verilecek ödüllerden bahseden Özgüle, “On yıldır sağlık ve eğitim alanında topluma önemli katkılar sağlayan BUSADER olarak, sağlık ve eğitim alanında topluma yararlı hizmetler veren, büyük emekler vermiş kişi ve kurumlara sizlerin de destekleriyle ödül vermek istiyoruz. Topluma sağladığı katkılarıyla ve elde ettikleri başarılarıyla öne çıkan adayları komite ile paylaşabilirsiniz. Işın Karaca’nın da katılacağı bu etkinliğe hepinizin desteğini bekliyorum. Hepinize sevgi ve saygı diliyorum” diyerek konuşmasını sonlandırdı. Konuşmaların ardından sanatçı Nesrin Erol Bahtiyar sahneye çıktı. Nesrin Erol Bahtiyar, seslendirdiği şarkılarla BUSADER üyelerine keyifli bir akşam yaşattı. Etkinlik üyelerin eğlencesinin ardından sona erdi.

UZMANINDAN MEVSİMSEL ALERJİ UYARISI Haber

UZMANINDAN MEVSİMSEL ALERJİ UYARISI

Polen alerjisinin bağışıklık sisteminin poleni zararlı bir madde olarak algılaması sonucu ortaya çıktığını ifade eden Uzm. Dr. Nurana Karimova, özellikle ağaçlar, çimenler ve yabani otların ürettiği polenlerin yılın farklı dönemlerinde alerjik belirtilere yol açtığını kaydetti. “Basit bir burun akıntısı olarak görülmemeli” Polen alerjisinin yalnızca hapşırıkla sınırlı kalmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Nurana Karimova, “Polen alerjisi olan kişilerde burun akıntısı, burun tıkanıklığı, sık hapşırma, gözlerde kızarıklık ve sulanma, göz çevresinde şişlik, boğazda ve burunda kaşıntı gibi belirtiler sık görülür. Bazı kişilerde öksürük gelişebilir, hatta mevcut astım şikayetleri daha da kötüleşebilir. Koku ve tat alma duyusunda azalma da yaşanabilir. Bu nedenle tabloyu sadece mevsimsel bir nezle gibi değerlendirmemek gerekir” dedi. Özellikle yaz aylarında çimen polenlerinin ve sonbahara doğru yabani ot polenlerinin etkili olduğunu belirten uzman isim, sıcak iklimlerde belirtilerin yıl içinde birden fazla kez görülebileceğini ifade etti. “Polenler gözlere ve akciğere kadar ulaşabiliyor” Polenlerin havada kolayca taşınabildiğini ve fark edilmeden solunum yollarına ulaştığını belirten Dr. Nurana Karimova, “Polenler gözlere, buruna ve hatta akciğerlere kadar ulaşabiliyor. Vücut bunları zararlı bir madde olarak algıladığında histamin gibi kimyasallar salgılıyor ve alerjik reaksiyon gelişiyor. Özellikle polen yoğunluğunun arttığı dönemlerde şikayetler ciddi boyutlara ulaşabiliyor” şeklinde konuştu. Polen alerjisinin teşhisinde kişinin öyküsünün büyük önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Nurana Karimova, belirtilerin hangi mevsimde arttığı, ne kadar sürdüğü ve çevresel faktörlerle ilişkisi hakkında değerlendirme yapıldığını söyledi. Gerekli durumlarda deri prick testi veya spesifik IgE kan testleri ile alerjiye neden olan polen türünün belirlenebildiğini aktardı. Tedavi kişiye göre değişiyor Polen alerjisinin tedavisinde antihistaminik ilaçlar, burun spreyleri ve bazı durumlarda bağışıklık sistemini polene karşı duyarsızlaştırmayı hedefleyen alerji aşılarının kullanılabildiğini anlatan Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Nurana Karimova, “Her hastanın alerji düzeyi ve şikayetleri farklıdır. Bir kişide iyi sonuç veren yöntem başka bir hastada aynı etkiyi göstermeyebilir. Bu nedenle tedavi kişiye özel planlanmalıdır” diye konuştu. Uzman Dr. Nurana Karimova, polen alerjisi olan kişilere günlük yaşamda dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında da uyarılarda bulundu. “Polenin yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkmayın” Polen yoğunluğunun özellikle sabah saatlerinde ve rüzgarlı günlerde daha yüksek olduğunu belirten Dr. Nurana Karimova, şu önerilerde bulundu: “Polen seviyelerinin yüksek olduğu günlerde mümkün olduğunca kapalı ortamda kalınmalı, ev ve araç pencereleri kapalı tutulmalıdır. Dışarıdan gelindiğinde kıyafetlerin değiştirilmesi ve duş alınması polen yükünü azaltır. Güneş gözlüğü ve maske kullanımı da koruyucu olabilir. Ayrıca doktor önerisi olmadan ilaç kullanımından kaçınılmamalıdır.” Mevsim geçişlerinde uzun süren burun tıkanıklığı, gözlerde sulanma ve sık hapşırık gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Nurana Karimova, doğru tanı ve tedaviyle polen alerjisinin kontrol altına alınabileceğini sözlerine ekledi.

Masum sanılan tehlike! Kanser riskini artırıyor Haber

Masum sanılan tehlike! Kanser riskini artırıyor

Yıllardır diyabet, obezite ve karaciğer yağlanmasının başlıca sorumluları arasında gösterilen şekerli içecekler hakkında tıp dünyasını sarsan yeni bir gerçek daha ortaya çıktı. Saygın tıp dergisi Gastro Hep Advances’ta yayımlanan geniş çaplı bir araştırma, her gün tüketilen bir bardak şekerli içeceğin bile mide kanserine yakalanma ihtimalini neredeyse iki buçuk kat (2,45 kat) artırdığını kanıtladı. 36 YILLIK TAKİP, 112 BİNDEN FAZLA KATILIMCI Massachusetts General Hospital uzmanlarından Dr. Andrew T. Chan liderliğinde yürütülen çalışma, ABD’de şekerli içecekler ile mide kanseri arasındaki doğrudan ilişkiyi ortaya koyan ilk somut kanıt oldu. Bilim insanları bu sonuca ulaşmak için 1986 ile 2022 yılları arasındaki 36 yıllık verileri inceledi. Tam 112 binden fazla kişinin beslenme ve sağlık verilerinin titizlikle analiz edildiği çalışmada, gazlı içecekler, şekerli meyve suları ve sporcu içeceklerinin sanıldığı kadar masum olmadığı anlaşıldı. KADINLARDA RİSK 3 KATINA ÇIKIYOR Araştırmanın en dikkat çekici detaylarından biri ise cinsiyetler arasındaki risk farkı oldu. Verilere göre her gün şekerli içecek tüketen kadınlarda mide kanserine yakalanma oranı 3 katına çıkarken, erkeklerde bu artış 2 kat seviyesinde gerçekleşti. Dünyada kanser kaynaklı ölümlerde beşinci sırada yer alan mide kanseri için bu oranlar ciddi bir alarm niteliği taşıyor. DİYET İÇECEKLER HAKKINDA EZBER BOZAN SONUÇ Çalışmada tıp dünyasını şaşırtan bir diğer detay ise yapay tatlandırıcılı (diyet) içeceklerle ilgili oldu. Yıllardır kanserojen olup olmadığı tartışılan tatlandırıcılı içecekler ile mide kanseri arasında herhangi bir somut bağlantıya rastlanmadı. ŞEKER KANSER HÜCRELERİNİ NASIL TETİKLİYOR? Uzmanlar, bu tür gözlem odaklı araştırmaların tek başına %100 bir "sebep-sonuç" ilişkisi kanıtlayamayacağını; genetik faktörler ve midedeki bakterilerin de kanserde rol oynadığını hatırlatıyor. Ancak vücuda alınan yoğun şekerin yol açtığı insülin direnci, kronik iltihaplanma, hücresel hasar ve aşırı kilo gibi faktörlerin, kanserli hücrelerin büyümesi için adeta elverişli bir ortam hazırladığı vurgulanıyor.

Bitki bazlı beslenme yeni neslin yükselen tercihi Haber

Bitki bazlı beslenme yeni neslin yükselen tercihi

Sağlık ve sürdürülebilirlik odaklı beslenme anlayışı, genç kuşakların tüketim alışkanlıklarında belirgin bir değişim yaratıyor. Bu değişim, bitki bazlı gıdalara yönelik ilginin artmasını beraberinde getirirken, küresel araştırmalar da Z ve Y kuşağının bu alandaki güçlü eğilimini ortaya koyuyor. GlobeScan ve EAT tarafından 31 ülkede 30 bini aşkın kişiyle gerçekleştirilen araştırmaya göre, Y kuşağının yüzde 72'si, Z kuşağının ise yüzde 69'u daha fazla bitki bazlı gıda tüketmek istediğini belirtiyor. Araştırma, genç tüketicilerin gıda seçimlerinde sağlık kadar çevresel sürdürülebilirliği de önceliklendirdiğini ortaya koyuyor. "Genç tüketiciler yalnızca kendileri için değil, dünyamız için de seçim yapıyor" Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan BİTKİDEN Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Akdağ, genç kuşakların gıda tercihlerini yalnızca lezzet veya fiyatla sınırlamadığını belirterek şunları söyledi: "Z ve Y kuşağı, sağlık, çevresel sürdürülebilirlik, etik üretim anlayışı ve şeffaf bilgiyi karar süreçlerinin merkezine koyuyor. Bitki bazlı beslenmeye yönelik ilginin artması da bu dönüşümün en somut göstergelerinden biri. Genç tüketiciler artık yalnızca kendileri için değil, dünyamızın geleceği için de seçim yaptıklarının farkında. Bu yaklaşımın önümüzdeki yıllarda gıda sektöründeki inovasyonu hızlandıracağına inanıyoruz." Akdağ, küresel eğilimin Türkiye için de önemli fırsatlar sunduğunu vurgulayarak, "IMARC Group verilerine göre Türkiye'deki bitki bazlı gıda pazarı 2024 yılında 167 milyon ABD dolarına ulaştı. Pazarın 2025-2033 döneminde yıllık ortalama yüzde 9,22 büyüyerek 2033 yılında yaklaşık 379 milyon ABD dolarına ulaşması bekleniyor. Türkiye'nin güçlü tarımsal altyapısı ve zengin bitkisel kaynakları bu büyüme için önemli bir avantaj oluşturuyor" dedi. BİTKİDEN olarak bilimsel ve güvenilir bilgi temelinde bitki bazlı gıda ekosisteminin gelişimini desteklemeyi önemsediklerini belirten Akdağ, üreticiden akademiye, kamu kurumlarından tüketicilere kadar tüm paydaşlarla iş birliğini güçlendirerek Türkiye'nin bu alandaki rekabet gücüne katkı sağlamayı hedeflediklerini ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.