Hava Durumu

#Ruh Sağlığı

- Ruh Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ruh Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sınav kaygısında öncelikli tedavi psikoterapi olmalı! Haber

Sınav kaygısında öncelikli tedavi psikoterapi olmalı!

Bu durumda ilk tercih olarak bilişsel davranışçı terapi gibi psikoterapi yöntemlerinin uygulanması gerektiğini vurgulayan Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Eda Ergür, “İlaçlar yan etkileri açısından da dikkatle ele alınmalı. Sadece semptomu baskılayarak kök nedeni çözmeden ilerlemek, uzun vadede öğrencinin baş etme becerilerini zayıflatabilir. Bu nedenle bu tür ilaçların kullanımı hiçbir zaman ilk seçenek olmamalı, mutlaka terapi ve danışmanlık süreçleriyle birlikte değerlendirilmeli.” dedi. Ailelerin süreci doğru yönetmesi için destekleyici, yargılamayan ve güven veren bir tutum sergilemesinin önem taşıdığına dikkat çeken Ergür, bu süreçte kazanılan baş etme becerilerinin, yalnızca sınav dönemini değil yaşamın tamamını etkilediğini aktardı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Eda Ergür, sınav kaygısının normalden klinik düzeye nasıl ayrıldığı, psikoterapi ve ilaç kullanımıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Kaygı günlük yaşamı bozuyorsa profesyonel değerlendirme gerekir! Sınav kaygısının, belli düzeyde yaşandığında öğrenciyi motive eden doğal bir tepki olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Eda Ergür, “Ancak bu kaygı günlük yaşam işlevselliğini bozacak, uyku, beslenme ya da dikkat düzeylerini olumsuz etkileyecek düzeye gelmişse profesyonel bir değerlendirme yapılması gerekir.” dedi. İlaç tedavisinin, kaygının kronikleştiği, çarpıntı, mide bulantısı, nefes darlığı gibi yoğun fiziksel belirtilerle seyrettiği ve öğrencinin akademik veya sosyal işlevselliğinin ciddi düzeyde olumsuz etkilendiği durumlarda düşünülmesi gerektiğini kaydeden Ergür, “Karar, mutlaka bir çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından yapılacak klinik değerlendirmeye dayanmalı; çocuğun genel ruhsal durumu ve eşlik eden diğer faktörler göz önünde bulundurulmalı.” şeklinde konuştu. Önce terapi desteği… Sınav kaygısı yaşayan pek çok öğrenci için psikolojik desteğin, özellikle bilişsel davranışçı terapi gibi yapılandırılmış yaklaşımların oldukça etkili olabildiğine değinen Klinik Psikolog Eda Ergür, şunları söyledi “Eğer öğrencinin kaygısı orta düzeydeyse, akademik performansı üzerinde baskı yaratmakla birlikte günlük yaşamını tamamen bozacak düzeyde değilse, öncelikle terapi desteği önerilir. Psikoterapi esnasında kaygının altında yatan düşünce kalıpları, mükemmeliyetçilik, başarısızlık korkusu ya da aile beklentileri gibi unsurlar ele alınarak işlevsel baş etme becerileri kazandırılır.” İlaç kullanımı hiçbir zaman ilk seçenek olmamalı! Kısa süreli anksiyolitik ilaçların sınav öncesi kullanımının, panik atağa yakın düzeyde sınav kaygısı yaşayan öğrenciler gibi bazı özel durumlarda, hekim kararıyla ve çok sınırlı süreyle değerlendirilebileceğini aktaran Ergür, “Ancak bu tür ilaçlar yan etkileri açısından da dikkatle ele alınmalı. Sadece semptomu baskılayarak kök nedeni çözmeden ilerlemek, uzun vadede öğrencinin baş etme becerilerini zayıflatabilir. Bu nedenle bu tür ilaçların kullanımı hiçbir zaman ilk seçenek olmamalı, mutlaka terapi ve danışmanlık süreçleriyle birlikte değerlendirilmeli.” açıklamasını yaptı. Sınav geçici, çocuğun ruh sağlığı ise kalıcı! Ailelerin, çocuklarının sınav sürecinde yaşadığı kaygıyı küçümsememesi gerektiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Eda Ergür, “Ancak dramatize de etmemeliler. Öncelikle çocuklarını yargılamadan dinlemeleri, destekleyici ve güven veren bir yaklaşım sergilemeleri önemli.” dedi. İlaç kararının, asla panik duygusuyla ya da kısa vadeli rahatlama beklentisiyle verilmemesi gerektiğinin altını çizen Ergür, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu konuda mutlaka çocuk ve ergen psikiyatristine başvurulmalı; psikolojik destek, terapi ve yaşam tarzı düzenlemeleri gibi öncelikli seçenekler dikkate alınmalı. Unutulmamalıdır ki, sınav geçici, çocuğun ruh sağlığı ise kalıcıdır. Bu dönemde kazanılan sağlıklı baş etme becerileri, sadece sınavı değil, yaşamın birçok alanını olumlu yönde etkiler.”

Peş peşe gelen okul saldırılarında 'kopya davranış' alarmı! Haber

Peş peşe gelen okul saldırılarında 'kopya davranış' alarmı!

Toplumun her alanında tüm canlıları ilgilendiren şiddet sarmalı, son günlerde ‘okullarda şiddet’ olarak kendini gösterdi. Olaylar ilk ele alındığında münferit gibi görülse de toplumsal bir sorun olarak okunması ve önleyici yaklaşımın buna göre ele alınması son derece önemli. Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, konuyu toplumsal olarak ele aldığı açıklamasında “kopya davranış” etkisine dikkat çekiyor. Psikolog Buse Başakgil, son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta okullarda yaşanan silahlı saldırıların art arda gelmesi, literatürde “taklit etkisi” ya da “kopya davranış” olarak adlandırılan bir süreci akla getirdiğini belirterek, "Özellikle ergenlik dönemindeki bireyler kimlik gelişiminin hassasiyeti ve aidiyet arayışı nedeniyle dış uyaranlara daha açık hale gelir. Bu tür olayların yoğun biçimde görünür olması, risk altındaki gençlerde “benzer bir eylemle dikkat çekebilirim” düşüncesini tetikleyebilir. Şiddet davranışının medyada detaylı ve dramatik şekilde sunulması, bazı bireylerde duyarsızlaşmaya yol açarken, bazılarında ise eylemi bir “çözüm” ya da “kendini ifade biçimi” olarak algılamaya neden olabilir. Özellikle kendini dışlanmış, değersiz ya da öfkeli hisseden gençler için bu tür olayların model oluşturabildiğini söyleyebiliriz" diye konuştu. Şiddet olayları karşısında tüm aktörlerin bir arada hareket etmesi ve ortak bir dil kullanmasının önemini vurgulayan Psikolog Buse Başakgil, "Okullarda şiddetin artışı çok boyutlu bir sorun olmakla birlikte yalnızca bireysel değil, toplumsal müdahale de gerektirir. Öncelikle erken önleyici ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi, okullarda psikolojik danışman sayısının artırılması kritik önem taşır. Medya, eğitim sistemi ve aileler arasında tutarlı bir dil oluşturulmalı, şiddeti normalleştiren söylemlerden kaçınılmalıdır. Ayrıca çocuklara erken yaşlardan itibaren duygu düzenleme ve problem çözme becerileri kazandırılması büyük önem taşır. Şiddet olaylarının görünürlüğünün artması iki yönlü etki yaratabilir. Bir yandan farkındalığı artırarak önleyici adımları hızlandırabilirken, diğer yandan özellikle risk altındaki bireylerde “model alma” ve “duyarsızlaşma” etkisi yaratabilir. Bu durum sosyal öğrenme kuramı çerçevesinde değerlendirildiğinde, özellikle çocuklarda ve ergenlerde davranışın taklit edilme ihtimali artabilir.” diye konuştu. AKRAN ZORBALIĞI DAHA CİDDİ ŞİDDET EYLEMLERİNİN HABERCİSİ OLABİLİR! Akran zorbalığının pekiştirilmiş bir davranış olarak devam etmesinin daha ciddi şiddete dönüşebileceği vurgulayan Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, “İçe kapanma depresyon veya kaygı belirtisi olabilirken, ani öfke patlamaları bastırılmış duyguların dışa vurumu olabilir. Akran zorbalığı, şiddetin hem bir türü hem de daha ağır şiddet davranışlarının habercisi olabilir. Zorbalığa maruz kalan çocuklar ilerleyen süreçte ya içe kapanabilir ya da saldırgan davranışlar geliştirebilir. Aynı şekilde zorbalık yapan çocuklar da bu davranışı pekiştirerek daha ciddi şiddet eylemlerine yönelebilir. Bu nedenle zorbalık erken dönemde mutlaka ele alınmalıdır. Ayrıca, çocuklarla dijital içeriklerdeki şiddet hakkında konuşmamak yerine açık ve yaşa uygun bir şekilde iletişim kurmak daha sağlıklıdır çünkü çocuklar bu içeriklerle zaten karşılaşır ve rehberliğe ihtiyaç duyar. Açık konuşmalar, onların gerçek ile kurgu arasındaki farkı anlamasına yardımcı olur. Korku, merak veya kaygı gibi duygularını ifade etmelerini kolaylaştırır. Küçük yaşlarda basit ve net açıklamalar yapmak önemlidir. Daha büyük çocuklarla şiddetin sonuçları üzerine konuşulabilir. Ebeveynlerin soru sorarak diyalog kurması, çocukların düşünmesini destekler. Tamamen yasaklamak veya konuyu görmezden gelmek genellikle ters etki yaratır. Bu nedenle en doğru yaklaşım, güvene dayalı ve sürekli bir iletişim kurmaktır.” diye konuştu. Eğitimciler ve ailelere düşen görev ve destekleyici süreç hakkında bilgi veren Psikolog Buse Başakgil şunları kaydetti: “Öğretmenler, yargılayıcı ve suçlayıcı bir dilden kaçınarak kapsayıcı ve destekleyici bir iletişim kurmalıdır. Öğretmenler de aileler de net ve tutarlı sınırlar koyarak hangi davranışların kabul edilemez olduğunu açıkça ifade etmelidir. Gerekli durumlarda okul rehberlik servisi ve aile ile iş birliği yapılması, sürecin daha etkili yönetilmesini sağlar. Çocuğun davranışlarında belirgin ve şiddeti artan değişiklikler gözlemleniyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Yoğun kaygı, uyku sorunları, sınır problemleri, sosyal geri çekilme veya agresif davranışlar önemli sinyallerdir. Ayrıca çocuk kendine ya da başkalarına zarar verme eğilimi gösteriyorsa gecikmeden destek alınmalıdır. Erken müdahale her zaman daha etkili sonuç verir.”

Osmangazi’de kadın sağlığı ve psikolojisi konuşuldu Haber

Osmangazi’de kadın sağlığı ve psikolojisi konuşuldu

Kadınların yaşam kalitesini yükseltmek ve farkındalıklarını artırmak amacıyla çeşitli eğitim programları hayata geçiren Osmangazi Belediyesi, kadınlara yönelik bilinçlendirme çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Osmangazi Belediyesi, Osmangazi Kent Konseyi Kadın Meclisi ile birlikte Şadırvanlı Han’da “Kadın Sağlığı ve Doğum Sonrası Psikoloji” başlıklı bir panele ev sahipliği yaptı. Kadınların sağlıklı yaşam, sosyal katılım ve bireysel farkındalıklarını artırmayı hedefleyen panelde, alanında uzman Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tuğçe Hüseyinoğlu ve Klinik Psikolog Büşra Bilge Çağlayan, kadın sağlığı ve ruh sağlığına dair önemli bilgiler paylaştı. ERKEN TEŞHİSİN ÖNEMİ VURGULANDI Herhangi bir şikayet hissedildiğinde doktora başvurulduğunu belirten Op. Dr. Hüseyinoğlu, oysa şikayet olmadan yapılan düzenli kontrollerin erken teşhis açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Meme kanseri ve rahim ağzı kanserine dikkat çeken Op. Dr. Hüseyinoğlu, “Sağlık Bakanlığı’mızın bu konuda çok güzel yürüttüğü bir kanser tarama programı var. Kadınlarda hem meme kanserini, hem rahim ağzı kanserini düzenli aralıklarla bu programda tarıyoruz. Rahim ağzı tarama programında 30-65 yaş arası kadınlara HPV ve DNA testiyle, rutin bir jinekolojik muayeneden farkı olmayan bir test ile 5 yılda bir HPV, DNA taramasını öneriyoruz. Burada bizim için asıl önemli olan şey erken teşhis ve önleyebilmek” diye konuştu. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla düzenlenen etkinlikte kadın sağlığı konusunda bilgilendirme yapma fırsatı bulduklarını belirten Hüseyinoğlu, kadın sağlığını önemseyen ve kadına önem veren Osmangazi Belediyesi ve Osmangazi Kent Konseyi’ne teşekkür etti. BİREYSEL RUH SAĞLIĞI TOPLUM İÇİN BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR Panelde konuşan Klinik Psikolog Büşra Bilge Çağlayan ise kadınlarda görülen psikolojik sorunlara dikkat çekti. Depresyon, kaygı bozuklukları ve yeme bozukluklarının kadınlarda erkeklere oranla daha sık görüldüğünü belirten Çağlayan, bu tür durumlarda profesyonel destek alınmasının önemine değindi. Bireysel ruh sağlığının toplum sağlığı için de büyük önem taşıdığını ifade eden Çağlayan, kişilerin kendilerinde fark ettikleri sorunlar karşısında terapi desteği almaktan çekinmemeleri gerektiğini söyledi. Konuşmaların ardından Osmangazi Kent Konseyi Başkanı Sevim Sakallı, Op. Dr. Tuğçe Hüseyinoğlu ve Klinik Psikolog Büşra Bilge Çağlayan’a katkılarından dolayı teşekkür plaketi takdim etti.

Ruh sağlığına mahalleden dokunuş: Pilot uygulama Bursa’da Haber

Ruh sağlığına mahalleden dokunuş: Pilot uygulama Bursa’da

Bursa Uludağ Üniversitesi Bilim ve Doğa Topluluğu öncülüğünde yürütülen Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Projesi’nin pilot uygulaması Karaman Mahallesi’nde hayata geçirildi. Akademisyenler, öğrenciler ve mahalle sakinlerini bir araya getiren proje, ruh sağlığına yönelik farkındalığı tabana yaymayı hedefliyor. BTÜ ve BUÜ akademisyenlerinden bilimsel katkı Projenin Genel Koordinatörlüğünü ve Bursa Uludağ Üniversitesi Bilim ve Doğa Topluluğu Başkanlığı’nı yürüten Zeynep Göksu İnayet, pilot uygulamanın ilk aşamasında 50 kişilik öğrenci grubuyla kapsamlı bir panel gerçekleştirildiğini belirtti. Panelde; Nilüfer Kent Konseyi Başkanı ve Bursa Uludağ Üniversitesi Öğretim Görevlisi Sosyolog Doç. Dr. Berkay Aydın, Bursa Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Psikolog Dr. Didem Acar ve Bursa Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Psikolog Merve Karaburun konuşmacı olarak yer aldı. Türk Psikologlar Derneği ve Genç Psikologlar Meclisi paydaşlığında gerçekleştirilen panelde, ruh sağlığı okuryazarlığının önemi çok yönlü olarak ele alındı. Mahallede farkındalık için poster atölyesi Projenin ikinci aşaması ise Karaman Mahallesi Muhtarlığı ile Karaman Kadın Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği iş birliğinde gerçekleştirildi. Aralık ayında düzenlenen Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Paneli’nin kazanımları doğrultusunda, Karaman Mahallesi’nde Poster Hazırlama Atölyesi düzenlendi. Atölyede, mahalle sakinleri ile topluluk üyesi üniversite öğrencileri bir araya gelerek ruh sağlığı temalı posterler hazırladı. Hazırlanan posterlerin, pilot çalışma bölgesi olan Karaman Mahallesi’nde ilerleyen süreçte farkındalık oluşturmak amacıyla kullanılacağı ifade edildi. Kadınlardan yoğun ilgi Atölyeye katılan Karaman Mahallesi’nde yaşayan kadınlar, ruh sağlığına dair merak ettikleri sorulara uzmanlar ve öğrenciler aracılığıyla yanıt buldu. Samimi ve etkileşimli bir ortamda gerçekleşen etkinlikte katılımcılar keyifli ve öğretici anlar yaşadı. Proje ekibi, Karaman Mahallesi’ndeki pilot uygulamanın ardından farklı mahalle muhtarlıklarıyla iş birliği yaparak üçüncü etaba geçmeyi planlıyor. Muhtar Hatice Avcı: “Mahallemiz adına gurur duyuyoruz” Karaman Mahallesi Muhtarı Hatice Avcı, pilot mahalle olarak seçilmelerinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Avcı konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Karaman Mahallesi’nin böylesine anlamlı ve toplumsal faydası yüksek bir projede pilot bölge olarak seçilmesi bizler için büyük bir mutluluk. Özellikle kadınlarımızın ve gençlerimizin ruh sağlığı konusunda bilinçlenmesini çok önemsiyoruz. Bu tür çalışmalar, mahalle kültürünü güçlendirdiği gibi bireylerin kendilerini daha güvende ve değerli hissetmelerini sağlıyor.” Avcı, üniversitelerle ve sivil toplum kuruluşlarıyla yapılan iş birliklerinin mahalleler için önemli bir kazanım olduğuna dikkat çekerek, projede emeği geçen akademisyenlere, öğrencilere ve organizasyon ekibine teşekkür etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.