Hava Durumu

#Ruh Sağlığı

- Ruh Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ruh Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yapay zekâ çocuklarımızın ruh sağlığını zehirliyor mu? Haber

Yapay zekâ çocuklarımızın ruh sağlığını zehirliyor mu?

Yapay zekâ uygulamalarının günlük yaşamda yaygınlaşması, çocuklar ve ergenlerin ruh sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin endişeleri artırıyor. Common Sense Media ve npj Digital Medicine dergisinde yayımlanan iki ayrı çalışma, yapay zekâ sohbet robotlarının gençlerin ruhsal krizlerini her zaman doğru şekilde algılayamadığını ortaya koydu. BİR SAATLİK RİSKLİ KONUŞMADA EBEVEYN UYARISI GİTMEDİ Common Sense Media bünyesindeki Gençlik Yapay Zekâ Güvenliği Enstitüsü tarafından yapılan araştırmada, ChatGPT’nin 13-17 yaş grubuna yönelik güvenlik özellikleri 4 binden fazla test komutuyla incelendi. Çocuk ve ergen psikiyatristlerinin katkısıyla oluşturulan senaryolarda, intihar düşüncesi, kendine zarar verme ve yeme bozuklukları gibi ciddi sorunlar test edildi. Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, yeni açılan ve ebeveyn hesaplarına bağlanan profillerde, bazı riskli konuşmalar bir saate kadar sürmesine rağmen ebeveynlere herhangi bir güvenlik bildirimi gönderilmemesi oldu. Araştırmaya göre ChatGPT, kriz anlarında profesyonel yardım veya destek hatlarına yönlendirme yapılması gereken durumların dörtte birinden fazlasında da beklenen yanıtı vermedi. Bu nedenle sistemin gençlere yönelik güvenlik seviyesi araştırmacılar tarafından “Kabul Edilemez Risk” olarak değerlendirildi. BİLİMSEL İNCELEME: AÇIK İŞARETLER KADAR DOLAYLI SİNYALLER DE KAÇABİLİYOR npj Digital Medicine’de yayımlanan incelemede ise yapay zekâ sistemlerinin, açıkça ifade edilen intihar düşüncelerini fark etmede daha başarılı olabildiği; ancak gençlerin sıkça kullandığı dolaylı, belirsiz ya da zaman içinde belirginleşen ifadeleri anlamada zorlandığı belirtildi. Araştırmacılar, ergenlerin ruhsal sıkıntılarını çoğu zaman doğrudan değil, parçalı ve örtük şekilde ifade ettiğini; bu nedenle yapay zekânın umutsuzluk, yalnızlık ve çaresizlik gibi işaretleri doğru şekilde ilişkilendirememesinin profesyonel yardıma erişimi geciktirebileceğini vurguladı. YAPAY ZEKÂYI TERAPİ YERİNE KULLANMAK RİSKLİ Uzmanlara göre en büyük tehlikelerden biri, gençlerin yapay zekâ sohbet robotlarını psikolojik destek ya da terapi yerine kullanması. Yapay zekânın anlayışlı, sabırlı ve destekleyici yanıtlar vermesi, özellikle yalnızlık yaşayan gençlerde “gerçek bir insanla konuşuyormuş” hissi oluşturabiliyor. Ancak bu durum, sistemin gerçekten empati kurduğu ya da profesyonel yardım sunabildiği anlamına gelmiyor. Common Sense Media testlerinde, ChatGPT’nin bazı durumlarda kendisini gerçek bir arkadaş gibi gören kullanıcılara kişisel duyguları ve tercihleri varmış izlenimi veren yanıtlar ürettiği de kaydedildi. Bu da gençlerin yapay zekâ ile aşırı duygusal bağ kurması riskini artırıyor. GÜVENLİK FİLTRELERİ HER ZAMAN YETERLİ DEĞİL Araştırmada, yaş tahmini sisteminin bazı yetişkin hesaplarını genç koruma moduna geçirmediği; eğitim amaçlı geliştirilen bazı koruma mekanizmalarının ise kolayca aşılabildiği görüldü. Buna karşın, açık cinsel içerikli rol yapma taleplerinin reddedilmesi gibi bazı güvenlik önlemlerinin çalıştığı belirtildi. OpenAI ise araştırmanın yöntemine itiraz ederek, ebeveyn kontrolleri tam etkinleşmeden yapılan bazı testlerin sonucu etkileyebileceğini savundu ve genç güvenliği için koruma sistemlerini geliştirmeye devam ettiklerini açıkladı. Common Sense Media, güvenlik açıkları bağımsız testlerle doğrulanıp giderilene kadar ChatGPT kullanımının 18 yaş ve üzeriyle sınırlandırılması çağrısında bulundu. Bilimsel inceleme ise gençlerin yapay zekâ ile gerçek hayatta kurduğu etkileşimlerin intihar riski üzerindeki etkisinin henüz yeterince bilinmediğini, bu nedenle gençlere özel güvenlik testleri ve güvenilir yetişkin desteğinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. PROF. DR. NEVZAT TARHAN’IN UYARILARI YENİDEN GÜNDEMDE Araştırmaların ardından, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın daha önce yaptığı uyarılar da yeniden gündeme geldi. Tarhan, yapay zekânın terapist gibi görülmesinin riskli olduğunu belirterek, “Yapay zekâ terapist olamaz ama terapistin işini kolaylaştırabilir” değerlendirmesinde bulunmuştu. Yapay zekâyı arkadaş veya sırdaş gibi görmenin duygusal bağımlılık riskini artırabileceğini söyleyen Tarhan, çocukların ve gençlerin yapay zekâ ile yalnız bırakılmaması gerektiğini vurgulamıştı. Uzmanlar, yapay zekânın intihara doğrudan neden olduğuna dair kesin bir sonuca ulaşılamadığını; ancak ruhsal kriz yaşayan gençlerin yapay zekâya tek başına emanet edilmesinin ciddi sakıncalar taşıdığını belirtiyor. Ailelere, öğretmenlere ve sağlık uzmanlarına yönelik ortak mesaj ise net: Yapay zekâ bir destek aracı olabilir, ancak insan ilişkilerinin ve profesyonel ruh sağlığı desteğinin yerini alamaz.

“RUH SAĞLIĞINDA ALARM VEREN BELİRTİLERE DİKKAT” Haber

“RUH SAĞLIĞINDA ALARM VEREN BELİRTİLERE DİKKAT”

Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlık kavramını yalnızca fiziksel açıdan değil, psikolojik ve sosyal yönden de bir bütün olarak ele aldığını hatırlatan Klinik Psikolog Görkem Polat, kişinin ruhsal açıdan iyi olma halinin yaşamın farklı alanlarında kendisini gösterebildiğine dikkat çekti. Polat, bireyin kendisini ve çevresiyle olan ilişkilerini değerlendirmesinin, ruh sağlığındaki değişimleri erken fark edebilmek açısından önemli olduğunu ifade etti. Ruhsal iyilik halinin önemli göstergelerinden birinin sağlıklı ve anlamlı ilişkiler kurabilmek olduğunu belirten Polat, kişinin kendisini yeterli ve değerli hissedebilmesinin de psikolojik açıdan önemli bir gösterge olduğunu söyledi. Bireyin yaşamında anlamlı bulduğu bir amaç doğrultusunda hareket etmesinin ve kendisi için anlam taşıyan uğraşlara zaman ayırabilmesinin ruhsal dayanıklılığı desteklediğini dile getirdi. Dikkat ve konsantrasyon sorunlarının da göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan Polat, kişinin kendisi gibi davranabilmesi, yani otantik olabilmesi ve duygusal açıdan kendisini güvende hissedebilmesinin ruhsal iyilik halinin önemli parçaları arasında yer aldığını kaydetti. Karamsarlık ve çaresizlik kalıcı hale gelmemeli Zorlu yaşam koşullarında zaman zaman kaygı, üzüntü veya umutsuzluk hissedilebileceğini belirten Görkem Polat, asıl dikkat edilmesi gereken noktanın bu duyguların süreklilik kazanması ve kişinin günlük yaşamını etkilemeye başlaması olduğunu söyledi. Polat, ruhsal açıdan sağlıklı baş etme becerisinin, sorunlar karşısında yalnızca karamsar ve çaresiz düşüncelere saplanmak yerine çözüm odaklı ve esnek düşünebilmeyi de içerdiğini ifade etti. Farklı duygu ve düşüncelere açık olmanın, kişinin kendisine yöneltilen eleştirilere tahammül edebilmesinin de psikolojik esnekliğin göstergeleri arasında bulunduğunu aktardı. Uyku düzenindeki değişikliklerin ruh sağlığı açısından önemli bir gösterge olduğuna dikkat çeken Polat, uykuya dalmakta güçlük çekme, gece sık sık uyanma, sabahları dinlenememiş kalkma veya sürekli uyuma ihtiyacı hissetme gibi durumların kişinin yaşam kalitesindeki değişimlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Uyku, iştah ve cinsellik değişimleri de önemli Ruhsal sorunların günlük yaşamın farklı alanlarına yansıyabildiğini belirten Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Klinik Psikoloğu Görkem Polat, kişinin beslenme düzenindeki belirgin değişikliklerin de dikkate alınması gerektiğini ifade etti. Polat, herhangi bir neden olmaksızın iştahta belirgin artış veya azalma yaşanmasının ruhsal durumla birlikte değerlendirilmesi gereken belirtilerden biri olabileceğini kaydetti. Cinsel aktif bireylerde cinsel istekte ortaya çıkan belirgin ve ani değişimlerin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Polat, bu tür değişimlerin tek başına psikolojik bir soruna işaret etmeyebileceğini, kişinin genel yaşam koşulları ve diğer belirtilerle birlikte ele alınmasının önem taşıdığını vurguladı. Belirtilerin süresi ve yaşamı etkileme düzeyi önemli Her yaş grubundan bireyin yaşamının farklı dönemlerinde ruhsal açıdan zorlayıcı süreçlerden geçebileceğini ifade eden Polat, bu durumların genetik, ailesel ve sosyal birçok faktörle ilişkili olabileceğini söyledi. Ancak yaşanan güçlüğün ne kadar sürdüğünün ve günlük hayatı ne ölçüde etkilediğinin belirleyici olduğunu belirtti. Polat, kişinin yaşadığı sorunların haftanın ve günün büyük bölümünü etkileyecek sıklık ve yoğunluğa ulaşması halinde profesyonel destek alınmasının önem taşıdığını dile getirdi. Yakın çevreden alınan sosyal desteğin ruhsal açıdan önemli bir kaynak olduğunu belirten Görkem Polat, ancak uyku, iştah, duygu durumu, dikkat ve konsantrasyon gibi alanlarda belirgin bozulmalar meydana geldiğinde bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanın sürecin daha sağlıklı ve güvenli şekilde ele alınmasına yardımcı olacağını söyledi. Ruhsal belirtilerin altında farklı nedenler olabilir Her davranış değişikliğinin doğrudan psikolojik bir nedene bağlanmaması gerektiğinin de altını çizen Polat, bazı davranışsal ve duygusal sorunların organik nedenlerden kaynaklanabileceğine dikkat çekti. Bu nedenle kişinin ihtiyaç duyduğu durumlarda farklı uzmanlık alanlarının birlikte çalışmasının önemli olduğunu belirtti. Multidisipliner yaklaşımın, yani farklı uzmanlık alanlarının ortak değerlendirmesinin, kişinin yaşadığı sorunların daha kapsamlı ele alınmasını ve tedavi sürecinin daha sağlıklı biçimde planlanmasını sağlayabileceğini ifade eden Polat, ruh sağlığı konusunda erken farkındalık ve doğru yönlendirmenin önemine dikkat çekti. Ruh sağlığı hizmetlerine erişim güçlendirilmeli Toplum ruh sağlığının korunmasında yalnızca sorun ortaya çıktıktan sonra müdahale edilmesinin yeterli olmadığını belirten Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Klinik Psikoloğu Görkem Polat, koruyucu ve önleyici ruh sağlığı çalışmalarının da güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Polat, okullar, hastaneler, iş yerleri ve kamu kurumlarında ulaşılabilir ruh sağlığı hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının, toplumun ruhsal iyilik halinin korunması ve psikolojik sorunların erken dönemde fark edilmesi açısından önemli olduğunu ifade etti. 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nün ruh sağlığı konusunda farkındalık oluşturmak açısından önemli bir fırsat olduğunu belirten Polat, kişinin kendisinde veya yakınlarında uzun süre devam eden ve günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyen değişimleri görmezden gelmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Kadın arkadaşlıkları ruh sağlığını güçlendiriyor Haber

Kadın arkadaşlıkları ruh sağlığını güçlendiriyor

Kadınlar arasında kurulan güvene dayalı arkadaşlıkların ruh sağlığı üzerinde önemli bir koruyucu etkisi bulunuyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, yetişkinlik döneminde duygusal ihtiyaçların önemli bir bölümünün arkadaşlık ilişkileri aracılığıyla karşılandığını söyledi. İnsanların yaşam boyunca ilişki kurarak var olduğunu belirten Erol, güven duygusu, aidiyet hissi ve duygusal düzenleme becerilerinin ilk ilişkilerle geliştiğini, yetişkinlikte ise bu ihtiyaçların önemli ölçüde arkadaşlık bağlarıyla desteklendiğini ifade etti. Kadın arkadaşlıklarının; duyguların paylaşılması, zor yaşam olaylarıyla baş edilmesi ve psikolojik dayanıklılığın güçlenmesi açısından önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan Erol, empatik dinleme ve karşılıklı destek içeren ilişkilerin stres dönemlerinde koruyucu rol oynadığını kaydetti. “HER ARKADAŞLIK RUH SAĞLIĞINI GÜÇLENDİRMEZ” Güçlü sosyal desteğin depresyon ve anksiyete açısından önemli koruyucu faktörlerden biri olduğunu belirten Erol, güven duyulan bir arkadaşın varlığının yalnızlık hissini azaltarak kişinin yaşadığı yükü paylaşmasına yardımcı olduğunu söyledi. Ancak her arkadaşlığın olumlu etkisi olmadığını vurgulayan Erol, sürekli eleştiren, küçümseyen veya kişinin kendisini değersiz hissetmesine neden olan ilişkilerin psikolojik yükü artırabileceğine dikkat çekti. Erol, yetişkinlikte arkadaşlık kurmanın çocukluk dönemine göre daha zor hale gelebildiğini belirterek, yaşam sorumluluklarının artması, zaman kısıtlılığı ve geçmişte yaşanan güven sorunlarının yeni bağlar kurmayı zorlaştırabildiğini ifade etti. Buna rağmen yetişkinlikte kurulan arkadaşlıkların daha seçici ve derin ilişkiler olabileceğini dile getirdi. SOSYAL MEDYA KIYASLAMAYI ARTIRIYOR Sosyal medyanın kadınlar arasındaki kıyaslama eğilimini daha görünür hale getirdiğini belirten Erol, insanların doğal olarak kendilerini çevrelerindeki kişilerle karşılaştırdığını söyledi. Görünüş, kariyer, annelik, ilişki durumu ve yaşam tarzı gibi alanlarda oluşturulan ideal standartların kadınlarda rekabet ve yetersizlik hissini artırabileceğini aktaran Erol, yoğun kıyaslamanın çoğu zaman kişinin kendi değer algısıyla ilişkili olduğunu ifade etti. Sağlıklı arkadaşlıkların rekabet yerine dayanışmayı ve birlikte gelişmeyi desteklediğini belirten Erol, ilişkilerde karşılıklı sınırların da önemli olduğunu vurguladı. Yakın arkadaşlıkların güçlü bir destek kaynağı olduğunu ancak her duygusal yükün arkadaşlık ilişkisi içinde taşınamayacağını söyleyen Erol, “Arkadaş, yaşamın içinde yanında yürüyen kişidir; psikolog ise bilimsel bilgi ve etik çerçeve içinde ruhsal süreçlere eşlik eden uzmandır” değerlendirmesinde bulundu. Erol, yoğun kaygı, depresyon, travma belirtileri, günlük işlevlerde belirgin bozulma veya intihar düşünceleri gibi durumlarda profesyonel desteğin önemli olduğunu ifade etti.

Psikolog olmak için diploma yetmez Haber

Psikolog olmak için diploma yetmez

Son yıllarda psikoloji bölümü, üniversite adaylarının en fazla ilgi gösterdiği bölümler arasında bulunuyor. İnsan davranışını anlamaya yönelik merakın artması, ruh sağlığı konusunda toplumsal farkındalığın yükselmesi ve psikoloji içeriklerinin dijital platformlarda daha görünür hale gelmesi, bu bölüme olan ilgiyi artıran etkenler arasında gösteriliyor. “Psikoloji okumak ile Psikolog olmak aynı şey değil” Psikoloji bölümünü tercih etmeyi planlayan adayların mesleğin gerektirdiği sorumlulukları da göz önünde bulundurması gerektiğini belirten Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Medikal Direktör Yardımcısı, Psikiyatri Uzmanı Dr. Pelin Taş, "Diploma bu yolculuğun sonu değil, asıl başlangıcıdır" diyor. Dr. Pelin Taş; “Psikolog olmak yalnızca bir üniversite diploması almak anlamına gelmiyor. Psikoloji alanında eğitimini tamamlayan mezunlar için asıl mesleki gelişim süreci üniversite sonrasında başlıyor. Klinik uygulamalar, süpervizyonlar, mesleki eğitimler ve bilimsel gelişmeleri takip etmeyi kapsayan bu süreç, psikologların kariyerleri boyunca devam eden bir öğrenme yolculuğunu da gerektiriyor.” “Meslekte rekabet artıyor” Kontenjan ve buna paralel mezun sayılarının hızla arttığına dikkat çeken Dr. Pelin Taş, tüm bu etkenler nedeniyle meslekte rekabetin de aynı ölçüde arttığının altını çiziyor: "Bugün yalnızca psikoloji diplomasına sahip olmak, birçok çalışma alanında tek başına yeterli olmayabiliyor. Klinik deneyim, uygulama becerisi, etik yaklaşım, bilimsel altyapı ve nitelikli mesleki eğitimler artık psikologların en önemli fark yaratan özellikleri arasında yer alıyor. Mezuniyet sonrasında kendine yatırım yapan, bilimsel gelişmeleri takip eden ve sürekli öğrenmeye açık olan psikologlar meslek hayatında daha güçlü bir konuma geliyor. Bu nedenle tercih sürecine giden yolda tüm bu detayların bilinmesi ve ona göre yol alınması önem taşıyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Medikal Direktör Yardımcısı, Psikiyatri Uzmanı Dr. Pelin Taş, psikoloji bölümünü tercih etmeyi planlayan adayların üniversite seçimlerini yaparken yalnızca bölüme yerleşmeyi değil, mezuniyet sonrasında yıllarca devam edecek eğitim ve gelişim sürecini de hesaba katmaları gerektiğini belirtiyor. "Meslek olarak psikolog olmak yalnızca insanları dinlemekten ibaret değildir. Psikolog olmak bilimsel bilgiye dayalı çalışmayı, etik ilkelere bağlı kalmayı, kendini sürekli geliştirmeyi ve yaşam boyu öğrenmeyi gerektiren bir meslektir. Bu nedenle psikoloji bölümünü tercih edecek adayların yalnızca mesleğin ilgi çekici yönlerini değil; beraberinde getirdiği emek, sabır ve sürekli gelişim sorumluluğunu da değerlendirmeleri gerekir."

SAĞLIKLI VE UZUN YAŞAMANIN PÜF NOKTALARI Haber

SAĞLIKLI VE UZUN YAŞAMANIN PÜF NOKTALARI

Dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve nitelikli uykunun en başta gelen konular olduğunu ifade eden Dr. Yavuzcan, “Dengeli beslenin. Çeşitli meyveler, tüm sebzeler, aşırıya kaçmadan atalık tohumlardan elde edilmiş tahıllar, kaliteli ve temiz proteinler, sağlıklı yağlar tüketin. İşlenmiş gıdaları, şekeri sıfırlamaya çalışın hayatınızda. Basit karbonhidrat türevlerini ve tuzu en aza indirin. Düzenli egzersiz yapın. Kuvvet antrenmanı egzersizleri ile birlikte her hafta en az 150 dakika orta şiddette aerobik aktivite veya 75 dakika şiddetli aktivite hedefleyin” diye konuştu. Dr. Bekir Uğur Yavuzcan, ayrıca uyku düzeni ve stres yönetiminin kronik süreçlerdeki etkilerine dikkat çekerek, yeterli uykunun önemini vurguladı. Uykusuzluğun metabolik risklerine işaret eden Dr. Yavuzcan, “Gece başına 7-9 saat kaliteli uyku aldığınızdan emin olun. Unutmayınız ki dört gece üst üste uykusuz kaldığınız dönemde bile insülin salınımızda bozulmalar ve sonrasında insülin direnci gelişebilir. Diğer taraftan stres yönetimini önemseyin. Meditasyon, yoga, derin nefes alma veya hoşlandığınız hobiler gibi stres azaltıcı teknikler uygulayın. Bu tip egzersizler vücudumuzda gereksiz yere fazla aktivasyon gösteren sempatik sinir sistemini dengelemek için yardımcı yöntemlerdir. Sağlıklı ve uzun yaşamak için ilaveten düzenli doktor kontrolleri de yaptırılmalı. Olası sağlık sorunlarını erkenden yakalamak için düzenli kontroller ve taramalar için sağlık uzmanınızı ziyaret edin” dedi. Sağlıklı yaşamın diğer bileşenlerini ve ruh sağlığı adımlarını sıralayan Fonksiyonel Tıp Hekimi / Fitoterapist Dr. Bekir Uğur Yavuzcan, “Hidrasyon: Gün boyunca bol miktarda su ve sıvı alımına dikkat ediniz. Ruh Sağlığı: Olumlu bir bakış açısını koruyun, sosyal olarak bağlı kalın ve zihninizi aktif tutan faaliyetlerde bulunun. Zararlı Davranışlardan Kaçının: Sigara içmekten kaçının, alkol tüketimini sınırlandırın ve riskli davranışlardan kaçının. İdeal Kilo: Diyet ve egzersiz yoluyla sağlıklı kilonuzu koruyun. Sağlıklı Çevre: Temiz bir çevrede yaşayın ve kirleticilere ve toksinlere maruz kalmayı azaltın. Bu alışkanlıkların uygulanması daha sağlıklı ve potansiyel olarak daha uzun bir yaşama önemli ölçüde katkıda bulunabileceğini unutmayınız” şeklinde konuştu. Dr. Yavuzcan, sağlıklı yaşayan insanların ortak özelliklerine, neleri yapıp nelerden uzak durduklarına değinerek, proaktif yaklaşımların önemini belirtti. Sağlıklı bireylerin rutin uygulamalarını aktaran Dr. Yavuzcan, “Düzenli egzersiz yapın. Yürüme, koşma, yüzme, yoga ve kuvvet antrenmanı gibi aktivitelerde bulunun. Besin açısından zengin gıdalar yiyin. Meyve, çeşitli sebze, yeterli ve temiz protein kaynakları, protein, balık, fındık ve tohum gibi bütün gıdalara odaklanın. Susuz kalmayın. Bol su için ve şekerli ve kafeinli içecekleri sınırlayın. İyi uyuyun. Düzenli bir uyku programı oluşturun ve dinlendirici bir uyku ortamı yaratın. Stresle başa çıkın. Rahatlama teknikleri uygulayın, hobiler edinin ve iş-yaşam dengesini koruyun. Düzenli sağlık kontrolleri yaptırın. Rutin kontroller ve taramalar için sağlık hizmeti sağlayıcılarını ziyaret edin. Sosyal olarak bağlantılı kalın. Arkadaşlarınızla ve ailenizle iletişim kurun, sosyal faaliyetlere ve topluluk etkinliklerine katılın” dedi. Sağlıklı insanların kaçındığı faktörleri listeleyen Dr. Yavuzcan, sözlerini şöyle tamamladı: “İşlenmiş gıdaların, şekerli atıştırmalıkların ve şeker oranı yüksek içeceklerin tüketimini sınırlayın. Hareketsiz yaşam tarzından uzak durun. Uzun süreli hareketsizlikten ve hareketsiz davranışlardan kaçının. Sigara içmekten, aşırı içki içmekten ve eğlence amaçlı uyuşturucu kullanmaktan kaçının. Aşırı kalori alımından kaçının ve porsiyon kontrolü uygulayın. Zehirli ve zararlı ilişkilerden uzak durun. Yönetilemeyen stresten kaçının ve stresi azaltmanın ve stresle etkili bir şekilde başa çıkmanın yollarını arayın. Tıbbi kontrolleri atlamaktan ve sağlık sorunlarını görmezden gelmekten kaçının. Özetle, sağlıklı insanlar diyetlerinde, fiziksel aktivitelerinde, ruh sağlıklarında ve ilişkilerinde dikkatli seçimler yaparak refahları için proaktif bir yaklaşım benimserler. Dengeli bir yaşam tarzı sürdürmeye ve zararlı alışkanlıklardan kaçınmaya odaklanırlar.”

Cilt kanserine karşı güneşten korunmayı ihmal etmeyin! Haber

Cilt kanserine karşı güneşten korunmayı ihmal etmeyin!

Yaz aylarında güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak, cilt sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Uzmanlar, güneşin faydalarının yanı sıra kontrolsüz maruziyetin erken yaşlanmadan cilt kanserine kadar birçok soruna yol açabileceği konusunda uyarıyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, güneş ışınlarının D vitamini sentezi, bağışıklık sistemi ve ruh sağlığı açısından önemli olduğunu ancak gerekli önlemler alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini belirtti. Özellikle açık tenli, açık gözlü ve çilli bireylerin daha büyük risk altında olduğunu vurgulayan Ağırgöl, güneş yanıkları, kızarıklık ve su toplamasının yanı sıra kuruluk, kırışıklık ve cilt lekeleri gibi kalıcı hasarların da görülebildiğini ifade etti. Ağırgöl, eskiden daha çok ileri yaşlarda görülen cilt kanserinin, ozon tabakasındaki incelme nedeniyle günümüzde 30'lu yaşlarda da daha sık ortaya çıktığını söyledi. EN RİSKLİ SAATLER: 10.00-16.00 Uzm. Dr. Şenay Ağırgöl, güneş ışınlarının yeryüzüne en dik açıyla ulaştığı 10.00-16.00 saatleri arasında UV yoğunluğunun en yüksek seviyeye çıktığını belirterek, mümkün olduğunca bu saatlerde dışarı çıkılmaması gerektiğini kaydetti. Zorunlu durumlarda ise şapka, güneş gözlüğü ve gölge alanların tercih edilmesini önerdi. Güneş koruyucu kullanımının yalnızca plajda değil, günlük yaşamın her anında sürdürülmesi gerektiğini vurgulayan Ağırgöl, en az SPF 30 koruma faktörlü ürünlerin tercih edilmesini tavsiye etti. Koruyucuların dışarı çıkmadan 15-30 dakika önce uygulanması ve gün içerisinde düzenli olarak yenilenmesi gerektiğini belirtti. HER 2 SAATTE BİR YENİLENMELİ Güneş koruyucuların etkisini sürdürebilmesi için yaklaşık her iki saatte bir tekrar uygulanması gerektiğini ifade eden Ağırgöl, terleme, yüzme veya havluyla kurulanma sonrasında ise beklemeden yeniden sürülmesinin önemine dikkat çekti. Uzmanlar, gölgede bulunmanın ya da havanın bulutlu olmasının güneşten tamamen korunduğu anlamına gelmediğini belirtiyor. Kum, su, beton ve açık renkli yüzeylerin UV ışınlarını yansıtarak cilde ulaşabildiğini söyleyen Ağırgöl, bulutlu havalarda da güneş koruyucu kullanımının sürdürülmesi gerektiğini vurguladı. ŞAPKA, KIYAFET VE SU TÜKETİMİ ÖNEMLİ Geniş kenarlı şapkalar ve uzun kollu, ince kıyafetlerin güneş ışınlarına karşı ek koruma sağladığını belirten Ağırgöl, yaz aylarında yeterli su tüketiminin de cildin nem dengesini koruyarak savunma mekanizmasını güçlendirdiğini ifade etti. Güneş koruyucuların etkili olabilmesi için yeterli miktarda uygulanması gerektiğini belirten Ağırgöl, yüz, boyun ve saçlı deri için yaklaşık bir tatlı kaşığı ya da iki parmak kuralının esas alınmasını önerdi. Ense, dudak ve ayak üstü gibi bölgelerin de ihmal edilmemesi gerektiğini kaydetti.

TTB'den çocuk işçiliği uyarısı: Çocuk işçiliği bir halk sağlığı sorunudur Haber

TTB'den çocuk işçiliği uyarısı: Çocuk işçiliği bir halk sağlığı sorunudur

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Okul Sağlığı Çalışma Grubu, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü kapsamında yayımladığı açıklamada, çocuk işçiliğinin çocukların fiziksel, ruhsal ve sosyal gelişimini tehdit eden en önemli sorunlardan biri olmaya devam ettiğini belirtti. Çalışma Grubu'ndan yapılan yazılı açıklamada, Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine göre dünyada yaklaşık 160 milyon çocuk işçinin bulunduğu hatırlatılırken, Türkiye'de ise son resmi verilere göre 5-17 yaş grubunda 720 bin çocuğun ekonomik faaliyetlerde yer aldığı ifade edildi. Yaz aylarında ise çalışan çocuk sayısının 3 milyona kadar ulaştığına dikkat çekildi. Çocuk işçiliğinin tarım, hayvancılık, sanayi, hizmet sektörü ve sokakta çalışma gibi farklı alanlarda görüldüğünü belirten çalışma grubu, çocukların erken yaşta çalışma hayatına katılmasının eğitimden kopuşa, okul terklerine ve gelişimsel sorunlara yol açtığını vurguladı. Açıklamasında özellikle mesleki eğitim ve çıraklık sistemine ilişkin değerlendirmelere de yer verilerek, bazı uygulamaların öğrencileri "öğrenen" konumundan "ucuz işgücü" konumuna sürüklediği öne sürüldü. Çıraklık ve işyeri temelli eğitim modellerinin eğitim hakkı, iş sağlığı ve güvenliği açısından dikkatle ele alınması gerektiği kaydedildi. Çocuk işçiliğinin ruh sağlığı üzerindeki etkilerine de dikkat çekilen açıklamada, çalışan çocuklarda depresyon, kaygı bozukluğu, umutsuzluk ve travma sonrası stres bozukluğu gibi sorunların daha sık görüldüğü belirtildi. Tehlikeli işlerde çalışan çocukların istismar ve şiddet riskiyle daha fazla karşı karşıya kaldığı ifade edildi. İş kazalarına ilişkin verilere de yer verilen açıklamada, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre 2024 yılında 71, 2025 yılında ise 94 çocuk işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği bildirildi. TTB Okul Sağlığı Çalışma Grubu, çocuk işçiliğiyle mücadelenin yalnızca ekonomik politikalarla değil; eğitim, sağlık, sosyal hizmetler ve çocuk koruma politikalarını kapsayan bütüncül bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğini belirterek, tüm çocukların eşit, nitelikli ve ücretsiz sağlık ve eğitim hizmetlerine erişiminin sağlanması çağrısında bulundu. Yazılı açıklama, "Her çocuğa nitelikli okul ve eğitim, çocukluk çağında değilse ne zaman?" mesajıyla noktalandı.

Sanal kumar gençler arasında hızla yayılıyor... Bağımlılık riski artıyor Haber

Sanal kumar gençler arasında hızla yayılıyor... Bağımlılık riski artıyor

Akıllı telefonlar ve dijital platformlar üzerinden saniyeler içinde erişilebilen sanal bahis ve kumar uygulamaları, gençler arasında giderek büyüyen bir bağımlılık sorununa dönüşüyor. Uzmanlar, ekonomik kaygılar ve kısa yoldan kazanç elde etme isteğinin gençleri bu platformlara yönlendirdiğini, başlangıçtaki küçük kazançların ise bağımlılık döngüsünü tetiklediğini belirtiyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi, Bağımlılık Akademisi ve İstanbul Kent Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen 2. Bağımlılık ve İyileşme Sempozyumu’nda konuşan Bilimsel Kurul Başkanı Prof. Dr. Kültegein Ögel, sanal kumarın Türkiye’de en hızlı yayılan bağımlılık türlerinden biri haline geldiğini söyledi. Kumarın artık fiziksel mekânlarla sınırlı olmadığını vurgulayan Ögel, cep telefonları üzerinden günün her saatinde erişilebilen dijital platformların riski daha da artırdığını ifade etti. Ögel, “Sanal kumar yeni neslin karşı karşıya olduğu en önemli bağımlılık alanlarından biri haline geldi” dedi. Dijital bahis platformlarının kullanıcıyı sistemde tutmak için çeşitli yöntemler kullandığını belirten Ögel, renkli tasarımlar, anlık bildirimler ve hızlı geri dönüş mekanizmalarının özellikle başlangıçta güven oluşturduğunu, ancak kayıpların ardından “geri kazanma” düşüncesiyle kullanıcıların sistemde kalmaya devam ettiğini söyledi. Bağımlılığın yalnızca kumarla sınırlı olmadığını dile getiren Ögel, sosyal medya ve çevrimiçi platformların da benzer mekanizmalarla kullanıcıları ekranda tuttuğunu belirterek, dijital dünyanın yeni bağımlılık biçimleri ürettiğine dikkat çekti. Sempozyumda konuşan Klinik Psikolog Yusuf Babacan ise bağımlılığın bir irade sorunu değil, beyin hastalığı olduğunu vurguladı. Babacan, kumar ve benzeri bağımlılıkların beynin ödül ve kontrol merkezlerinde işlev bozukluğuna yol açtığını ifade etti. Özellikle gençler arasında online bahis sistemlerinin hızla yayıldığını belirten Babacan, kısa yoldan zengin olma hayalinin gençleri kumara yönlendirdiğini söyledi. Ailelere de uyarılarda bulunan Babacan, bağımlılık sürecinde borçların kapatılmasının davranışı durdurmak yerine pekiştirebildiğini belirterek, profesyonel destek çağrısında bulundu. Uzmanlar, sanal kumarın yalnızca ekonomik kayıplara değil; aile ilişkileri, eğitim hayatı ve ruh sağlığı üzerinde de ciddi ve kalıcı etkiler oluşturduğunu vurguluyor. Bağımlılığın, dijital çağın en önemli halk sağlığı sorunlarından biri haline geldiği ifade ediliyor.

Sınav kaygısında öncelikli tedavi psikoterapi olmalı! Haber

Sınav kaygısında öncelikli tedavi psikoterapi olmalı!

Bu durumda ilk tercih olarak bilişsel davranışçı terapi gibi psikoterapi yöntemlerinin uygulanması gerektiğini vurgulayan Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Eda Ergür, “İlaçlar yan etkileri açısından da dikkatle ele alınmalı. Sadece semptomu baskılayarak kök nedeni çözmeden ilerlemek, uzun vadede öğrencinin baş etme becerilerini zayıflatabilir. Bu nedenle bu tür ilaçların kullanımı hiçbir zaman ilk seçenek olmamalı, mutlaka terapi ve danışmanlık süreçleriyle birlikte değerlendirilmeli.” dedi. Ailelerin süreci doğru yönetmesi için destekleyici, yargılamayan ve güven veren bir tutum sergilemesinin önem taşıdığına dikkat çeken Ergür, bu süreçte kazanılan baş etme becerilerinin, yalnızca sınav dönemini değil yaşamın tamamını etkilediğini aktardı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Eda Ergür, sınav kaygısının normalden klinik düzeye nasıl ayrıldığı, psikoterapi ve ilaç kullanımıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Kaygı günlük yaşamı bozuyorsa profesyonel değerlendirme gerekir! Sınav kaygısının, belli düzeyde yaşandığında öğrenciyi motive eden doğal bir tepki olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Eda Ergür, “Ancak bu kaygı günlük yaşam işlevselliğini bozacak, uyku, beslenme ya da dikkat düzeylerini olumsuz etkileyecek düzeye gelmişse profesyonel bir değerlendirme yapılması gerekir.” dedi. İlaç tedavisinin, kaygının kronikleştiği, çarpıntı, mide bulantısı, nefes darlığı gibi yoğun fiziksel belirtilerle seyrettiği ve öğrencinin akademik veya sosyal işlevselliğinin ciddi düzeyde olumsuz etkilendiği durumlarda düşünülmesi gerektiğini kaydeden Ergür, “Karar, mutlaka bir çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından yapılacak klinik değerlendirmeye dayanmalı; çocuğun genel ruhsal durumu ve eşlik eden diğer faktörler göz önünde bulundurulmalı.” şeklinde konuştu. Önce terapi desteği… Sınav kaygısı yaşayan pek çok öğrenci için psikolojik desteğin, özellikle bilişsel davranışçı terapi gibi yapılandırılmış yaklaşımların oldukça etkili olabildiğine değinen Klinik Psikolog Eda Ergür, şunları söyledi “Eğer öğrencinin kaygısı orta düzeydeyse, akademik performansı üzerinde baskı yaratmakla birlikte günlük yaşamını tamamen bozacak düzeyde değilse, öncelikle terapi desteği önerilir. Psikoterapi esnasında kaygının altında yatan düşünce kalıpları, mükemmeliyetçilik, başarısızlık korkusu ya da aile beklentileri gibi unsurlar ele alınarak işlevsel baş etme becerileri kazandırılır.” İlaç kullanımı hiçbir zaman ilk seçenek olmamalı! Kısa süreli anksiyolitik ilaçların sınav öncesi kullanımının, panik atağa yakın düzeyde sınav kaygısı yaşayan öğrenciler gibi bazı özel durumlarda, hekim kararıyla ve çok sınırlı süreyle değerlendirilebileceğini aktaran Ergür, “Ancak bu tür ilaçlar yan etkileri açısından da dikkatle ele alınmalı. Sadece semptomu baskılayarak kök nedeni çözmeden ilerlemek, uzun vadede öğrencinin baş etme becerilerini zayıflatabilir. Bu nedenle bu tür ilaçların kullanımı hiçbir zaman ilk seçenek olmamalı, mutlaka terapi ve danışmanlık süreçleriyle birlikte değerlendirilmeli.” açıklamasını yaptı. Sınav geçici, çocuğun ruh sağlığı ise kalıcı! Ailelerin, çocuklarının sınav sürecinde yaşadığı kaygıyı küçümsememesi gerektiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Eda Ergür, “Ancak dramatize de etmemeliler. Öncelikle çocuklarını yargılamadan dinlemeleri, destekleyici ve güven veren bir yaklaşım sergilemeleri önemli.” dedi. İlaç kararının, asla panik duygusuyla ya da kısa vadeli rahatlama beklentisiyle verilmemesi gerektiğinin altını çizen Ergür, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu konuda mutlaka çocuk ve ergen psikiyatristine başvurulmalı; psikolojik destek, terapi ve yaşam tarzı düzenlemeleri gibi öncelikli seçenekler dikkate alınmalı. Unutulmamalıdır ki, sınav geçici, çocuğun ruh sağlığı ise kalıcıdır. Bu dönemde kazanılan sağlıklı baş etme becerileri, sadece sınavı değil, yaşamın birçok alanını olumlu yönde etkiler.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.