Hava Durumu

#Risk Faktörleri

- Risk Faktörleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Risk Faktörleri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bursa Osmangazi’de hayat kurtaran farkındalık Haber

Bursa Osmangazi’de hayat kurtaran farkındalık

Osmangazi Belediyesi tarafından Onkoloji Dayanışma Derneği (ONKODAY) ile Bursa İş Kadınları ve Yöneticileri Derneği (BUİKAD) katkılarıyla hayata geçirilen farkındalık buluşmaları, Soğanlı Kültür Merkezi’nde başladı. Panayır Spor Kulübü’nde devam eden etkinlikler, Demirtaş Kültür Merkezi’nde düzenlenen üçüncü programla daha geniş kitlelere ulaştı. Kadınların sağlık konusunda bilinçlenmesini ve erken teşhisin önemine dikkat çekilmesini amaçlayan buluşmalarda, meme kanserine karşı toplumsal duyarlılığın güçlendirilmesi hedeflendi. Üç farklı noktada gerçekleştirilen programlarda, alanında uzman sağlık profesyonelleri kadınlarla bir araya gelerek hastalığın erken teşhisinden tedavi sürecine kadar pek çok önemli konuda bilgiler paylaştı. Doktorlar, meme kanserinin risk faktörleri ve düzenli taramaların önemine dikkat çekerken, hemşireler kendi kendine meme muayenesinin doğru yöntemlerini uygulamalı olarak anlattı. Psikologlar, tanı ve tedavi sürecinde yaşanabilecek duygusal zorluklarla başa çıkma yollarını ve psikolojik desteğin önemini ele aldı. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının da değerlendirildiği buluşmalarda, katılımcılar uzmanlara merak ettikleri soruları yönelterek meme kanseriyle mücadele konusunda bilinçlenme fırsatı buldu. “NE KADAR ÇOK KADINA ULAŞIRSAK FARKINDALIĞI O KADAR ARTIRIRIZ” Programda konuşan ONKODAY Başkanı Füsun Önen, meme kanseriyle mücadelede bilinçlenmenin ve toplumun her kesimine ulaşmanın büyük önem taşıdığını belirterek farkındalık çalışmalarında kurumlar arası iş birliğinin değerini vurguladı. Önen, sözlerinde şu ifadeleri kullandı: “Uzun yıllardır toplumu kanser konusunda bilinçlendirmek amacıyla çalışmalar yürütüyoruz. 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı, dünyada ‘Pembe Ekim’ olarak anılıyor. Bu süreçte ne kadar çok kadına ulaşır, onları meme kanseri konusunda bilgilendirebilirsek farkındalığı da o kadar geniş kitlelere taşıyabiliriz. Bu nedenle belediyelerimiz ve diğer paydaşlarımızla birlikte hareket ederek toplumla el ele farkındalık çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” “40 YAŞIN ÜZERİNDEKİ KADINLARA İKİ YILDA BİR MAMOGRAFİ ÖNERİYORUZ” Meme kanserinde düzenli tarama ve erken tanının önemine dikkat çeken Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Alper Coşkun, “Kanser, onkoloji pratiğimizde önemli bir yer tutuyor. Ekim ayında da meme kanserine yönelik farkındalık eğitimleri vermeye çalışıyoruz. Çünkü meme kanserinde tarama programları ve erken tanı, hastalarımızın tedavi süreçlerinde ve uzun süreli sağ kalımlarında büyük önem taşıyor. Bu kapsamda 40 yaşın üzerindeki kadınlara iki yılda bir mamografi taraması öneriyoruz. Düzenli taramalarla hastalığın erken dönemde tespit edilmesi, tedavi başarısını önemli ölçüde artırıyor. Bu nedenle özellikle mamografi taramasının ihmal edilmemesini öneriyoruz” diye konuştu. “KADINLARDA EN SIK GÖRÜLEN KANSER TÜRÜ” Hastalığa karşı bilinçli hareket etmenin önemini vurgulayan Uzman Dr. Buket Erkan Özmarasalı da, “Meme kanseri, tüm dünyada kadınlarda en sık görülen kanser türü. Bu nedenle erken tanı bizim için büyük önem taşıyor. Hastalığın erken evrede tespit edilmesi, bazı hastalarda kemoterapiye ihtiyaç duyulmadan cerrahi müdahale ve hormon tedavisiyle sürecin yönetilmesine olanak sağlıyor. Bugün burada meme kanserinin risk faktörlerini, kadınların yaşam alışkanlıklarında nelere dikkat etmeleri gerektiğini ve hastalıktan korunmaya yönelik izleyebilecekleri yolları ele aldık” açıklamalarında bulundu. “HASTALIĞIN ERKEN DÖNEMDE TESPİT EDİLMESİ MÜMKÜN” Meme kanserine karşı düzenli taramaların ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Uludağ Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hicran Yıldız ise, “Her sekiz kadından biri yaşamı boyunca meme kanserine yakalanabiliyor. Ancak kendi kendine meme muayenesi, klinik meme muayenesi ve mamografi gibi yöntemlerle hastalığın erken dönemde tespit edilmesi mümkün. Önemli olan bu kontrolleri doğru şekilde ve zamanında gerçekleştirmek. Herhangi bir belirtiden şüphelenildiğinde mutlaka ilgili sağlık kuruluşlarına başvurulmalı. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı ve dernekler bu konuda önemli çalışmalar yürütüyor. Özellikle KETEM’lerde ücretsiz tarama ve muayene imkanı sunuluyor. Dernekler de bilinçlendirme çalışmalarında yol gösterici bir rol üstleniyor” dedi. Toplum sağlığını destekleyen çalışmalarını sürdüren Osmangazi Belediyesi, farkındalık buluşmalarıyla kadınların sağlık konusunda bilinçlenmesine katkı sağlarken, “Erken teşhis hayat kurtarır” mesajını bir kez daha güçlü şekilde hatırlattı. Farkındalık Buluşmaları Üç Farklı Noktada Daha Devam Edecek Meme kanserine karşı bilinçlendirme çalışmalarını daha geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlayan Osmangazi Belediyesi, etkinliklerine farklı mahallelerde devam edecek. Bu kapsamda buluşmaların dördüncüsü 13 Ekim Salı günü Yakup Aktaş Kültür Merkezi’nde, beşincisi 16 Ekim Cuma günü Kemerçeşme Şehit Doğan Sevinç Ortaokulu’nda, altıncısı 21 Ekim Çarşamba günü İvazpaşa Spor Kulübü Tesisleri’nde saat 14.00 ile 16.00 arasında gerçekleştirilecek.

Nilüfer’de meme kanseri farkındalığı Haber

Nilüfer’de meme kanseri farkındalığı

Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında bir söyleşi düzenlendi. Nilüfer Belediyesi ile Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği (ONKODAY) iş birliğinde gerçekleştirilen “Erken Tanı Kadının Yarını” başlıklı söyleşide, uzman isimler meme kanseri, risk faktörleri, erken teşhis ve güncel tedavi yöntemleri hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Güzin Abraş’ın moderatörlüğünü üstlendiği programa Nilüfer Belediye Meclis Üyesi Demirhan Aslan’ın yanı sıra vatandaşlar katıldı. “ERKEN TEŞHİSTE TEDAVİ BAŞARISI YÜZDE 100’E YAKIN” Söyleşinin ilk konuşmasını yapan Bursa Uludağ Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Uzm. Dr. Ender Eren Özçelik, hastalığın risk faktörleri ve tarama programları hakkında bilgi verdi. Meme kanserinde en önemli iki risk faktörünün yaş ve kadın olmak olduğunu hatırlatan Özçelik, dünyada yaklaşık her 8 kadından birinin yaşamı boyunca meme kanseriyle karşılaşabildiğini söyledi. Toplumdaki genel kanının aksine meme kanserlerinin yüzde 70 ila 80’inin ailesinde hiçbir genetik öykü bulunmayan kişilerde ortaya çıktığına işaret eden Özçelik, erken evrede tespit edilen vakalarda tedavi başarısının neredeyse yüzde 100’e yaklaştığını belirtti. Türkiye’de 40 yaşından itibaren iki yılda bir mamografi taraması önerildiğini hatırlatan Özçelik; mamografinin yaydığı radyasyonun ihmal edilebilir düzeyde olduğunu, biyopsinin kanseri yaydığı yönündeki iddiaların ise tamamen asıl olduğunu dile getirdi. “KONTROLLER GENÇ YAŞLARDA BAŞLAMALI” Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Coşkun Özer de erken evrede tespit edilen meme kanserinde tedavi başarı oranının yüzde 99 seviyelerine ulaştığını vurguladı. Memede ele gelen kitlelerin yaklaşık yüzde 90’ının iyi huylu dokulardan oluştuğunu belirten Özer, bu nedenle panik yaşamak yerine vakit kaybetmeden uzman kontrolüne başvurulması gerektiğini söyledi. Tıptaki yenilikler sayesinde artık doku kaybına yol açan geniş cerrahiler yerine memeyi koruyan ve estetik kaygıları gideren onkoplastik cerrahinin öne çıktığını anlatan Özer, hastalığın günümüzde 20’li ve 30’lu yaşlardaki genç kadınlarda da daha sık görülebildiğini, bu sebeple farkındalık ve kontrollerin genç yaşlarda başlaması gerektiğini ifade etti. “BELİRTİLERİ FARK ETMEKTEN ÇEKİNMEYİN” Kendisi de meme kanserini atlatmış olan ONKODAY Başkanı Füsun Önen, hastalıkla mücadelede korkunun yerine bilinci koymak gerektiğini vurguladı. 1999 yılından bu yana sağlıklı bir şekilde yaşamına devam ettiğini anlatan Önen, bedene dokunmaktan ve belirtileri fark etmekten çekinilmemesi gerektiğini söyleyerek moral ve hedeflere tutunmanın tedavi sürecindeki iyileştirici gücünü anlattı. Eğitim hemşiresi Elif Pişkin ise meme kanserinde kendi kendine muayene adımlarını maket üzerinde uygulamalı olarak anlattı. Kadınların 20 yaşından itibaren ayda yalnızca 10 dakikalarını ayırarak kendi kendilerine muayene yapmalarının hayati olduğunu aktaran Pişkin; ayna karşısında yapılan gözlemlerin, derideki çekilme, çukurlaşma, renk değişikliği ya da meme başı akıntısı gibi uyarıcı sinyallerin dikkatle takip edilmesi gerektiğini dile getirdi. Pişkin ayrıca Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri’nin (KETEM) ücretsiz tarama hizmetlerinin düzenli kullanılmasının önemine değindi. Programın sonunda söz alan Nilüfer Belediye Meclis Üyesi Demirhan Aslan da bir hekim olarak erken tanının, sağlıklı beslenmenin ve bilime güvenmenin kanserle mücadeledeki belirleyici rolüne dikkat çekerek katkı sunan tüm uzmanlara teşekkür etti. Katılımcıların merak ettiği soruların yanıtlandığı söyleşi, günün anısına konuşmacılara hediye takdim edilmesiyle tamamlandı.

AİLEDE KANSER ÖYKÜSÜ VARSA, ŞİKAYET OLMASINI BEKLEMEYİN Haber

AİLEDE KANSER ÖYKÜSÜ VARSA, ŞİKAYET OLMASINI BEKLEMEYİN

Op. Dr. Servet Yetgin yaptığı açıklamada, mide ve bağırsak kanserlerinin, erken dönemde belirgin şikayetlere yol açmadan ilerleyebildiğini ve bu nedenle yalnızca belirtilerin ortaya çıkmasını beklemek yerine, yaş, aile öyküsü, kişisel sağlık geçmişi ve diğer risk faktörleri birlikte değerlendirilerek uygun tarama ve takip planının oluşturulması gerektiğini söyledi. Aile öyküsü önemli bir risk göstergesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Servet Yetgin, ailede özellikle birinci derece yakınlarda mide veya kolorektal kanser öyküsünün hekimle mutlaka paylaşılması gerektiğine dikkat çekerek, “Ailede kanser öyküsünün bulunması, kişinin mutlaka kansere yakalanacağı anlamına gelmez. Ancak risk değerlendirmesinde bizim için önemli bir veridir. Özellikle anne, baba veya kardeş gibi birinci derece yakınlarda mide ya da bağırsak kanseri öyküsü varsa, kişinin standart tarama yaklaşımından farklı ve daha erken bir değerlendirmeye ihtiyaç duyup duymadığı hekim tarafından belirlenmelidir” dedi. Kolonoskopi yalnızca tanı değil, korunma açısından da önemli Kolorektal kanserlerin önemli bir bölümü zaman içerisinde bağırsakta gelişen poliplerden kaynaklanabildiğini, kolonoskopinin, kalın bağırsağın doğrudan değerlendirilmesine imkân verirken, uygun poliplerin işlem sırasında çıkarılabilmesine de olanak sağladığını belirten Op. Dr. Servet Yetgin, bu yönüyle kolonoskopinin, kanserin erken tanısının yanı sıra kanser gelişme riskinin azaltılması açısından da değer taşıdığını dile getirdi. Hayat Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Servet Yetgin, “Kolonoskopinin en önemli avantajlarından biri, henüz kansere dönüşmemiş bazı poliplerin tespit edilerek çıkarılabilmesidir. Bu nedenle özellikle risk grubundaki bireylerde tarama zamanlamasının doğru belirlenmesi son derece önemlidir. Üst gastrointestinal endoskopi ise yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağının doğrudan görüntülenmesine olanak sağlıyor. Hekimin gerekli görmesi halinde şüpheli alanlardan biyopsi alınarak patolojik inceleme yapılabiliyor. Özellikle ailede mide kanseri öyküsü bulunan kişilerde risk faktörlerinin değerlendirilmesi, uzun süren mide şikâyetleri, açıklanamayan kilo kaybı, yutma güçlüğü, kansızlık, dışkıda kan veya siyah renkli dışkılama gibi belirtilerin bulunması durumunda hekime başvurunun geciktirilmemesi gerekiyor” şeklinde konuştu. “Şikâyet oluşmasını beklemeyin” Kanserle mücadelede en güçlü yaklaşımlardan birinin riskin zamanında fark edilmesi olduğunu vurgulayan Op. Dr. Servet Yetgin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Özellikle ailesinde mide veya bağırsak kanseri bulunan kişilerin ‘Benim herhangi bir şikâyetim yok’ diyerek kontrollerini ertelememesi gerekir. Burada amaç herkese aynı işlemi uygulamak değil; kişinin yaşını, aile öyküsünü ve diğer risk faktörlerini değerlendirerek doğru zamanda doğru incelemeyi planlamaktır. Erken evrede tespit edilen hastalıklarda tedavi seçenekleri ve başarı şansı önemli ölçüde artabilmektedir.” Hangi belirtiler önemsenmeli? Uzun süren veya tekrarlayan karın ağrısı, bağırsak alışkanlıklarında belirgin değişiklik, dışkıda kan görülmesi, açıklanamayan kansızlık, istemsiz kilo kaybı, iştahsızlık, sürekli şişkinlik veya hazımsızlık, yutma güçlüğü gibi yakınmaların ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çeken Hayat Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Servet Yetgin, bu belirtilerin her biri tek başına kanser anlamına gelmese de özellikle aile öyküsü bulunan kişilerde hekim değerlendirmesinin geciktirilmemesi gerektiğini söyledi. Op. Dr. Servet Yetgin açıklamasını, “Aile öykümüzü değiştiremeyiz ancak riskimizi bilerek hareket edebiliriz. Düzenli hekim kontrolleri, kişiye uygun tarama programları ve gerekli durumlarda endoskopi ile kolonoskopi gibi yöntemlerden yararlanılması, mide ve bağırsak kanserlerinin erken tanısında önemli bir avantaj sağlayabilir” diyerek tamamladı.

Kadınlarda kalp krizinde ölüm riski daha yüksek Haber

Kadınlarda kalp krizinde ölüm riski daha yüksek

Kalp hastalıkları hem dünyada hem de Türkiye’de en yaygın ölüm nedeni. Kalp ve damar hastalıkları; koroner kalp hastalığı, serebrovasküler hastalık ve romatizmal kalp hastalığı gibi kalp ve kan damarlarını etkileyen bir grup rahatsızlığı kapsıyor. Bu hastalıklara bağlı ölümlerin beşte dördünden fazlası kalp krizi ve inme nedeniyle oluyor, ölümlerin üçte biri ise 70 yaşın altındaki kişilerde gerçekleşiyor. Genetik faktör olması durumunda maalesef aile üyesinin kalp damar hastalığı gelişme riski belirgin şekilde artabiliyor. Bunun yanında ilerleyen yaş, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve tütün ürünü kullanımı da tehlike çanlarını çaldırıyor. Obezite, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme ve yoğun tuz kullanımı gibi alışkanlıklar ise ikincil risk faktörleri arasında bulunuyor” dedi. Belirtiler farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor Kalbin verebileceği sinyalleri anlamak için ona kulak verilmesi gerektiğini dile getiren Alagiç, “Kalbi bir eve benzetiyorum. Nasıl ki bir evde su tesisatı, elektrik sistemi, duvarlar ve kapılar bir bütün halinde çalışıyorsa, kalp de benzer şekilde farklı yapılardan ve sistemlerden oluşuyor. Bu sistemlerde ortaya çıkan bir sorun, kendini farklı şikayetlerle gösterir. Bu nedenle hastanın şikayetlerinin türü ve sahip olduğu risk faktörleri, hangi ‘tesisata’ odaklanmamız gerektiğini anlatır. Muayene sırasında da bu doğrultuda değerlendirme yaparak sorunun kaynağını belirleriz. Bu nedenle kalbi etkileyebilecek pek çok neden olsa da en sık karşılaşılan belirtiler; kola, çeneye veya sırta yayılabilen baskı ya da yanma tarzında göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik, mide bulantısı, kusma ve terleme şeklinde sıralanabilir. Burada önemli olan daralan damara zamanında müdahale edebilmek. Bunun için de stent takılabilir, balon işlemi veya bypass uygulanabilir. Bu operasyonlar zamanında yapıldığında kalp rahatsızlığının etkilerini büyük ölçüde azaltabiliriz. Ancak hasta belirtileri göz ardı edip sağlık merkezine geç başvurursa her türlü önleme rağmen hayatına kalp yetmezliği ile devam etmek zorunda kalabilir” dedi. Günlük alışkanlıklarla kalp sağlığı desteklenebilir Kalp sağlığı için tütün ürünlerinin kesinlikle bırakılması gerektiğinin altını çizen Alagiç, “Ayrıca özel durumu olan hastalar hariç haftanın en az 5 günü en az yarım saat egzersiz yapılmalı. Günlük tuz tüketimi Türk mutfağında bu miktar 18 grama kadar çıkabilse de 5 gramı geçmemeli. Balık tüketimi omega-3 açısından zengin somon, uskumru ve sardalya gibi türlerle haftada en az 1 olmalı, kırmızı et mümkün olduğunca azaltılmalı ve haftada en fazla 350-500 gram tüketilmeli. Günde 30 gram çiğ kuruyemiş, en az 200 gram meyve ve en az 200 gram sebze tüketimi gibi küçük değişikliklerle kalbi korumak mümkün” dedi. Kalp kontrollerine başlama yaşı giderek düşüyor Kalp sağlığının takipçisi olmak için neler yapılması gerektiğine de değinen Alagiç, “Erkeklerde 40 yaşından sonra, kadınlarda ise menopozdan 5-6 yıl sonra yıllık kontrol tetkiklerine başlamak önemli ancak günümüzde sağlıksız yaşam alışkanlıkları çok yaygın olduğu için bu yaş aralığı giderek düşüyor. Sağlık merkezine başvurulduğunda hastanın hikayesini dinleyerek skorlama yöntemiyle değerlendirme yapıyoruz, gerekli gördüğümüzde EKO, kontrastlı sanal anjiyo veya efor testi gibi görüntüleme tetkiklerine başvuruyoruz” dedi.

Sinir sıkışmaları ihmal edilirse kalıcı hasara yol açabiliyor Haber

Sinir sıkışmaları ihmal edilirse kalıcı hasara yol açabiliyor

Sinir sıkışmalarının vücudun farklı bölgelerinde ortaya çıkabildiğini vurgulayan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, "El bileğinde median sinirin sıkışmasıyla oluşan Karpal Tünel Sendromu en sık karşılaştığımız tablodur. Bunun yanı sıra dirsek bölgesindeki ulnar sinir ve diz yan kısmındaki peronel sinir sıkışmaları da toplumda oldukça yaygın görülüyor. Hasta şikayetleri etkilenen sinire göre değişkenlik gösterebilir. Şikayetler genellikle uyuşukluk, ağrı, keçeleşme ile başlar. İlerlediğinde güçsüzlük ve kaslarda erime meydana gelebilir” dedi. Sinir sıkışmasında diyabet, tiroit hastalıkları, romatizma, menopoz, obezite ve hamileliğin temel risk faktörleri arasında yer aldığını paylaşan Prof. Dr. Selçuk Göçmen; cisimlerin şiddetli şekilde tutulması, bileğin aşırı bükülmesi, yanlış yatış/oturuş pozisyonları ve ani kilo kayıplarının da sorunu tetikleyebileceğini hatırlattı. GÜÇ KAYBI VARSA AMELİYAT ŞART! Hafif ve orta düzey vakalarda ilaç, istirahat ve fizik tedavi gibi yöntemlerin uygulandığını vurgulayan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Eğer hastalar istirahat, rehabilitasyon veya diğer tedavilerle iyileşmezse ve tetkiklerde ağır düzeyde sinir sıkışıklığı saptanmışsa cerrahi tedavi yapılması uygun olabilir. Yaklaşık 30 dakika süren ve genellikle lokal anesteziyle yapılan operasyonlarda, sinir üzerindeki baskı açık veya endoskopik yani kameralı yöntemlerle kaldırılır. Hastalar aynı gün taburcu edilerek sosyal yaşamlarına hızla dönebilir” dedi. SİNİRLERİ KORUMANIN 7 YOLU Duruş ve oturuş pozisyonlarına dikkat edin. Klavye/fare kullanırken bileklerinizi uzun süre bükülü tutmayın. Dirseklerinizi sert zemine dayamayın. Ev işlerinde sık sık mola verin. Ellerinizle ağır yük taşımaktan kaçının. Düzenli germe ve esneme egzersizleri yapın. Diyabet, guatr ve romatizma kontrollerinizi aksatmayın.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.