Hava Durumu

#Radyofrekans

- Radyofrekans haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Radyofrekans haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ESTETİKTE YENİ AKIM: KIRIŞIKLIK GELMEDEN ÖNLEM Haber

ESTETİKTE YENİ AKIM: KIRIŞIKLIK GELMEDEN ÖNLEM

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Medikal Estetik Uzm. Op. Dr. Nuray Kuzukıran, estetikte yaşanan bu değişimini, “Artık hedefimiz oluşmuş kırışıklıkları gidermek değil, o kırışıklıkların oluşmasını geciktirmek. Önleyici estetik, kişinin kendi doğal yapısını koruyarak sağlıklı ve dengeli bir şekilde yaş almasını sağlar” diyerek özetledi. Op. Dr. Kuzukıran, “Erken dönemde yapılan küçük ve doğru müdahaleler, ilerleyen yaşlarda çok daha büyük işlemlere duyulan ihtiyacı azaltır. Bu yaklaşım aslında estetikte koruyucu hekimliğin karşılığıdır” dedi. Kişiye Özel “Cilt Stratejisi” Önleyici estetiğin, tek bir uygulamadan ibaret olmadığını, kişiye özel planlanan bütüncül bir yaklaşım sunduğunu ifade eden Medikal Estetik Uzm. Op. Dr. Nuray Kuzukıran, düşük dozlu ve stratejik dokunuşlarla mimik çizgilerinin derinleşmesi engellenirken, kollajen üretimini artıran lazer ve radyofrekans uygulamaları ile cildin gençlik kapasitesi korunduğunu dile getirdi. Cildin nem dengesini destekleyen vitamin içerikleriyle daha canlı bir görünüm hedeflendiğini ifade eden Op. Dr. Kuzukıran, tüm bunlara ek olarak, düzenli güneş koruması, antioksidan içerikli cilt bakımı ve doğru beslenme alışkanlıkları da bu sürecin ayrılmaz bir parçası olarak öne çıktığını dile getirdi. Op. Dr. Kuzukıran açklamasında, “Önleyici estetik yalnızca klinikte yapılan işlemlerden ibaret değildir. Güneşten korunma, doğru cilt bakımı ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla desteklenmesi gerekir. Bu bir yaşam tarzıdır” ifadelerini kullandı. Doğal Görünümün Anahtarı Medikal Estetik Uzm. Op. Dr. Nuray Kuzukıran, “İyi planlanmış bir önleyici estetik sürecinde kimse size ‘estetik yaptırdın mı?’ diye sormaz. Bunun yerine ‘ne kadar iyi görünüyorsun’ yorumunu alırsınız. Çünkü biz yüzü değiştirmiyoruz, en iyi halini koruyoruz” şeklinde konuştu. Erken yaşta yapılan küçük dokunuşların ilerleyen yıllarda daha büyük cerrahi müdahalelerin önüne geçebildiğini ifade eden Op. Dr. Nuray Kuzukıran sözlerini şöyle tamamladı: “Estetik artık bir onarım süreci olmaktan çıkıp, uzun vadeli bir yatırım olarak değerlendiriliyor. Sonuç olarak, önleyici estetik yaklaşımıyla güzellik algısı yeniden tanımlanıyor. Zamanı geri almak yerine onunla uyum içinde ilerlemek, modern estetiğin en güçlü mottosu olarak öne çıkıyor.”

HORLAMA 20’Lİ YAŞLARDA ARTIYOR! Haber

HORLAMA 20’Lİ YAŞLARDA ARTIYOR!

Vücudun gece boyunca yeterince nefes alamadığını haber veren bir alarm sistemi olan horlama, sosyal bir sorun olmasının dışında, kişinin kendi sağlığı için de ciddi bir risk göstergesi olabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu nedenle alarmı susturmak değil, neden çaldığını araştırmak gerektiğini belirterek, “Horlama normal bir durum değildir. Her horlayan kişide ciddi bir hastalık olmayabilir; ancak hayati risk taşıyan her uyku apnesi hastalığı önce horlama ile başlar. Dolayısıyla, horlamayı basit bir ses problemi olarak görmek yerine, bir sağlık sinyali olarak değerlendirmek gerekmektedir” diyor. Eskiden daha çok orta yaş ve üzeri bireylerde görülen horlamaya artık 20’li yaş grubunda da sık rastlandığına işaret eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, gençlerde artış gösteren obezitenin bu durumun en önemli nedenleri arasında yer aldığını vurgulayarak, “Bilgisayar başında uzun süreli oturma, düzensiz uyku alışkanlıkları, fast food ve şeker içeren yiyeceklerle beslenme ve buna bağlı kilo artışı gençlerde horlama riskini artırmaktadır. Özellikle boyun çevresindeki yağ dokusu arttıkça üst solunum yolu daralmakta ve horlama ortaya çıkmaktadır” diyor. Modern yaşamla birlikte giderek artıyor Horlama; uyku sırasında üst solunum yolundaki dokuların daralma veya gevşeme nedeniyle titreşmeleri sonucu ortaya çıkan ses olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 30–40’ında zaman zaman horlama görülürken, düzenli ve kronik horlama oranı yüzde 20 civarında seyrediyor. Horlamanın görülme sıklığı ileri yaşlarda giderek artıyor. Öyle ki 30 yaş altı erkeklerde yüzde 10 oranında rastlanırken, 60 yaş üzerinde bu oran yüzde 60’a yükseliyor. Erkeklerde daha sık görülmekle birlikte, menopoz sonrası kadınlarda oran belirgin şekilde artıyor. Türkiye’de de benzer rakamlar söz konusu. Ayrıca, son yıllarda hem dünyada hem ülkemizde horlama sıklığında artış gözlendiği belirtiliyor. Bu yükselmenin en önemli nedenleri arasında; obezite, hareketsiz yaşam tarzı, uyku düzensizliği, stres, alerjik hastalıklar ve sigara kullanımındaki artış gösteriliyor. Horlamanın önemli nedenleri Doç. Dr. Zerrin Boyacı, kişinin aile ve sosyal hayatında önemli sorunlar oluşturabilen horlamaya yol açan etkenleri şöyle özetliyor: Obezite: İdeal kilonun yüzde 15 daha fazlasına sahip olan kişilerde horlama riski artmaktadır. Bunun nedeni ise boyun çevresindeki yağlanmanın üst solunum yolunu daraltması. Kadınlarda boyun çevresinin 38,10 cm’nin ve erkeklerde 43,18 cm’nin üzerinde olması kritik değer olarak hesaplanmış. Burun tıkanıklığı: Septum deviasyonu, konka hipertrofisi, burun çatısının darlığı gibi statik bozukluklar ile alerjik rinit, sinüzit ve polip gibi enflamatuar bozukluklar önemli sebeplerini oluşturmaktadır. Büyük geniz eti ve bademcikler: Özellikle gençlerde hava yolunu daraltabilmektedir. Alkol ve sigara kullanımı: Kas gevşemesi ve mukozal ödem artışına sebep olmaktadır. Sırtüstü uyuma: Dil kökünün geriye düşmesine yol açabilmektedir. Uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor! Horlama ile beraber görülen ve gece ani ölümlere sebep olabilen uyku apnesi üst solunum yolunun tamamen kapanması sonucu oluşuyor. Horlama genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da yaşamsal risk taşıyan uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor! Özellikle gece nefes durmaları, sabahları yorgun uyanma, baş ağrısından yakınma, gün içinde uyku hali, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu gibi sorunlardan biri bile horlamaya eşlik ediyorsa, zaman kaybetmeden hekime başvurmak yaşamsal önem taşıyor. Uyku apnesi ani ölüme bile yol açabiliyor! Uyku apnesinde erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor. Bunun nedeni ise uyku apnesinin; hipertansiyon, kalp ritim bozuklukları, kalp krizi, inme ve diyabet gibi ciddi sağlık sorunlarına, hatta gece ani ölüme bile yol açabilmesi. Ayrıca, insülin direnci ve kilo artışıyla kısır döngü oluşabiliyor. Tedavi edilmemiş uyku apnesi olan bireylerde trafik kazası riski de 2–7 kat artıyor. Uzun süreli uyku apnesi aynı zamanda beyinde hasara neden olarak; hafıza problemleri ve erken bilişsel gerileme riskini de artırabiliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, erken değerlendirmenin olası ciddi komplikasyonların önlenmesinde kritik rol oynadığını aktarıyor. Etkili ve kalıcı çözüm mümkün! Erken teşhis, doğru tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle horlamanın büyük oranda kontrol altına alınabildiğini belirten Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, “Horlama kader değildir. Doğru değerlendirmeyle çoğu hastada etkili ve kalıcı çözümler mümkündür. Önemli olan, geceleri bu sesi duymazdan gelmemektir” diye konuşuyor. Tedavinin kişiye özel planlandığını ve altta yatan nedene göre şekillendirildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zerrin Boyacı, "Basit işlemler arasında yer alan radyofrekans uygulamaları, lazer destekli işlemler ve kişiye özel burun ile ağız içi apareyler, yaygın olarak başvurulan yöntemlerdir” diyor. Uyku apnesinde altın standart: CPAP maskesi! Horlamaya uyku apnesi eşlik ediyorsa, tedavide altın standart yöntemin CPAP maskesi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu tedavinin uyku sırasında hava yolunun açık kalmasını sağlayarak, solunum durmalarını önlediğini ve hastanın gece boyunca yeterli oksijen almasına yardımcı olduğunu belirtiyor. Cerrahi yöntem gündeme gelebiliyor Özellikle ileri düzey ve yapısal sorunların eşlik ettiği tablolarda cerrahi seçenekler gündeme geliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, uyku apnesi olanlarda maske kullanmak istemeyenler için maksillofasyal ilerletme operasyonuna, yani çenenin öne alınması ameliyatına başvurulduğunu söyleyerek, şu bilgileri paylaşıyor: “Bu ameliyatın başarı oranı yüzde 97’ye kadar ulaşmaktadır. Bunun yanı sıra dil ve dil köküne yönelik cerrahiler ile yumuşak damağa yönelik cerrahi girişimler de horlamanın ve üst solunum yolu daralmasının giderilmesinde tercih edilen yöntemler arasında bulunmaktadır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.