Hava Durumu

#Psikiyatri

- Psikiyatri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Psikiyatri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Psikolog olmak için diploma yetmez Haber

Psikolog olmak için diploma yetmez

Son yıllarda psikoloji bölümü, üniversite adaylarının en fazla ilgi gösterdiği bölümler arasında bulunuyor. İnsan davranışını anlamaya yönelik merakın artması, ruh sağlığı konusunda toplumsal farkındalığın yükselmesi ve psikoloji içeriklerinin dijital platformlarda daha görünür hale gelmesi, bu bölüme olan ilgiyi artıran etkenler arasında gösteriliyor. “Psikoloji okumak ile Psikolog olmak aynı şey değil” Psikoloji bölümünü tercih etmeyi planlayan adayların mesleğin gerektirdiği sorumlulukları da göz önünde bulundurması gerektiğini belirten Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Medikal Direktör Yardımcısı, Psikiyatri Uzmanı Dr. Pelin Taş, "Diploma bu yolculuğun sonu değil, asıl başlangıcıdır" diyor. Dr. Pelin Taş; “Psikolog olmak yalnızca bir üniversite diploması almak anlamına gelmiyor. Psikoloji alanında eğitimini tamamlayan mezunlar için asıl mesleki gelişim süreci üniversite sonrasında başlıyor. Klinik uygulamalar, süpervizyonlar, mesleki eğitimler ve bilimsel gelişmeleri takip etmeyi kapsayan bu süreç, psikologların kariyerleri boyunca devam eden bir öğrenme yolculuğunu da gerektiriyor.” “Meslekte rekabet artıyor” Kontenjan ve buna paralel mezun sayılarının hızla arttığına dikkat çeken Dr. Pelin Taş, tüm bu etkenler nedeniyle meslekte rekabetin de aynı ölçüde arttığının altını çiziyor: "Bugün yalnızca psikoloji diplomasına sahip olmak, birçok çalışma alanında tek başına yeterli olmayabiliyor. Klinik deneyim, uygulama becerisi, etik yaklaşım, bilimsel altyapı ve nitelikli mesleki eğitimler artık psikologların en önemli fark yaratan özellikleri arasında yer alıyor. Mezuniyet sonrasında kendine yatırım yapan, bilimsel gelişmeleri takip eden ve sürekli öğrenmeye açık olan psikologlar meslek hayatında daha güçlü bir konuma geliyor. Bu nedenle tercih sürecine giden yolda tüm bu detayların bilinmesi ve ona göre yol alınması önem taşıyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Medikal Direktör Yardımcısı, Psikiyatri Uzmanı Dr. Pelin Taş, psikoloji bölümünü tercih etmeyi planlayan adayların üniversite seçimlerini yaparken yalnızca bölüme yerleşmeyi değil, mezuniyet sonrasında yıllarca devam edecek eğitim ve gelişim sürecini de hesaba katmaları gerektiğini belirtiyor. "Meslek olarak psikolog olmak yalnızca insanları dinlemekten ibaret değildir. Psikolog olmak bilimsel bilgiye dayalı çalışmayı, etik ilkelere bağlı kalmayı, kendini sürekli geliştirmeyi ve yaşam boyu öğrenmeyi gerektiren bir meslektir. Bu nedenle psikoloji bölümünü tercih edecek adayların yalnızca mesleğin ilgi çekici yönlerini değil; beraberinde getirdiği emek, sabır ve sürekli gelişim sorumluluğunu da değerlendirmeleri gerekir."

Uzmanından paranoya uyarısı: Temel belirti hezeyandır, kişi inancından vazgeçmez Haber

Uzmanından paranoya uyarısı: Temel belirti hezeyandır, kişi inancından vazgeçmez

Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, paranoya, şizofreni ve paranoid kişilik yapısı arasındaki farklara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Paranoyanın temel belirtisinin hezeyan (sanrı) olduğunu belirten Tan, hezeyanı “mantıklı tartışmayla değiştirilemeyen yanlış inanç” olarak tanımladı. Prof. Dr. Tan, paranoya yaşayan kişilerin sıklıkla takip edilme, zarar görme veya tehdit edilme gibi düşünceler geliştirdiğini ifade ederek, “Kişi ‘beni takip ediyorlar’, ‘evime kamera yerleştirdiler’, ‘bana zarar verecekler’ gibi düşüncelere kesin olarak inanır ve aksini kabul etmez” dedi. “GERÇEK DIŞI İNANÇLAR OLUŞABİLİR” Paranoyanın yalnızca takip edilme düşünceleriyle sınırlı olmadığını belirten Tan, bazı hastaların mistik ya da büyüklük içerikli sanrılar geliştirebildiğini söyledi. Kişinin kendisini peygamber, icat sahibi ya da özel bir güce sahip biri olarak görebileceğini ifade etti. Paranoya gelişiminde çevresel ve biyolojik faktörlerin etkili olabileceğini belirten Tan, özellikle esrar, kokain, metamfetamin ve uzun süreli alkol kullanımının risk oluşturduğunu söyledi. Aşırı bilgiye maruz kalmanın ise yatkınlığı artırabileceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Tan, paranoya ile şizofreni arasındaki farklara da değinerek, şizofrenide hezeyanların daha dağınık ve tutarsız olabildiğini, paranoyada ise kişinin düşüncelerini daha sistemli şekilde savunduğunu ifade etti. “Paranoya hastası kanıt toplar ve tutarlılık arar. Ancak şizofrenide bu kaygı daha azdır” diyen Tan, paranoya yaşayan kişilerin günlük yaşam işlevlerini büyük ölçüde sürdürebildiğini de belirtti. PARANOİD KİŞİLİKTEN FARKI Paranoyanın, paranoid kişilik yapısından farklı olduğunu vurgulayan Tan, paranoid kişilikte genel bir kuşkuculuk hâli bulunduğunu ancak tek bir kesin sanrının olmadığını söyledi. Tedavi sürecine de değinen Prof. Dr. Tan, paranoya hastalarının önemli bir bölümünün hasta olduğunu kabul etmediğini belirterek, bunun tedaviyi zorlaştıran en önemli faktör olduğunu ifade etti. “Hasta, ‘ben hastayım’ demez; aksine düşüncelerinin doğru olduğuna inanır” diyen Tan, buna rağmen tedaviye yanıt veren hastaların bulunduğunu ve tedavinin gerekli olduğunu vurguladı.

Bipolar bozukluk son yıllarda artış eğiliminde! Haber

Bipolar bozukluk son yıllarda artış eğiliminde!

Hastalık genellikle anksiyete, madde kullanımı ve metabolik sorunlarla birlikte görüldüğünü ifade eden Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Bipolar bozukluğun toplumda görülme sıklığında son yıllarda bir artma eğilimi söz konusu. Bu artışta, antidepresan ve stimülan (uyarıcı) ilaçların kullanımının büyük bir rolü olduğu düşünülüyor.” dedi. Hastalığın ortaya çıkmasında genetik yükün oldukça etkili olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Kesebir, bozukluğun döngüsel ritimlere karşı da hassas olduğunu aktardı. Prof. Dr. Kesebir ayrıca, tedavinin akut dönem ve koruyucu dönem olarak ikiye ayrıldığını, koruyucu tedavide psikoeğitimin çok önemli olduğunu vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir, 30 Mart Dünya Bipolar Günü kapsamında bipolar bozukluğun belirtileri, eşlik eden rahatsızlıkları, döngüsel hassasiyetleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Bipolar bozukluk, depresyon ve mani dönemlerinden oluşuyor! Bipolar bozukluğun, yineleyen depresyon dönemleri ile bu durumun tam zıttı olan hipomani ve mani dönemlerinin birbirini izlediği iki uçlu bir tablo olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Depresyon sürecinde çökkün bir duygu durum, psikomotor aktivitede azalma; özsaygı, uyku, iştah ve cinsel istekte belirgin değişiklikler ile bilişsel işlevlerde gerileme görülür. Bu durumun bir adım ötesinde değersizlik ve yetersizlik hisleri, daha ileri aşamalarda ise suçluluk duygusu ve intihar düşünceleri tabloya eşlik edebilir.” dedi. Hipomanik veya manik dönemlerin depresyondan farkına değinen Prof. Dr. Kesebir, “Bu dönemler depresyonun tam zıttı özellikler taşır; özgüvende, enerjide ve psikomotor aktivitede ciddi bir artış yaşanır. Uyku ihtiyacının azalmasıyla birlikte seyreden bu ataklar, klasik bir bipolar bozukluk döngüsü içerisinde depresyon dönemlerini takip eder.” şeklinde konuştu. Bipolar bozukluk eş tanı açısından zengin bir hastalıktır! Bipolar bozukluğun toplumda görülme sıklığının yaklaşık yüzde 1 civarında olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Ancak son yıllarda bir artma eğilimi söz konusudur. Bu artışta, antidepresan ve stimülan (uyarıcı) ilaçların kullanımının büyük bir rolü olduğu düşünülmektedir.” dedi. Bu bozukluğa sıklıkla eşlik eden diğer rahatsızlıklardan bahseden Prof. Dr. Kesebir, şunları söyledi: “Bipolar bozukluk eş tanı açısından zengin bir hastalıktır; anksiyete (kaygı) bozuklukları, alkol ve madde kullanım bozuklukları sıklıkla beraber görülür. Son yıllarda daha sıklıkla gördüğümüz bir metabolik sendrom da eşlik ediyor. Başlangıçta ilaç yan etkisi gibi tanımlandıysa da bir eş tanı olarak ele alıyoruz. Glukoz metabolizması bozuklukları, kalp-damar-beyin hastalıkları ve kan yağlarında düzensizlik, ürik asit metabolizmasında düzensizlik ve bir takım kan parametrelerinde düzensizlikle karakterizedir.” Bipolar bozukluk döngüsel ritimlere karşı çok hassas! Hastalığın ortaya çıkmasında genetik yükün oldukça etkili olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Aile öyküsünde genellikle başka bireylerde de bu tanıya rastlanır.” dedi. Bozukluğun ayrıca döngüsel ritimlere karşı çok hassas olduğuna da işaret eden Prof. Dr. Kesebir, “Kendi içinde depresyon ve mani dönemlerinin bir seyri olmakla birlikte mevsim geçişleri, uyku düzenindeki bozulmalar, kadınlarda adet döngüsü değişiklikleri, menarş yaşı, menopoz yaşı, döngüsel ritimlerle ilişkili bir ve hatta iklim/coğrafya değişiklikleri klinik tabloyu doğrudan etkileyebilir.” açıklamasını yaptı. Akut dönemde farklı tedavi yöntemleri uygulanabiliyor! Bipolar bozukluk tedavisinin ikiye ayrılabileceğini aktaran Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Akut dönem (hastalık dönemi) tedavisi ve koruyucu tedavi. Çünkü bipolar hastalarımız hastalık dönemleri dışında sağlıklı bireyler ve pek çoğumuzdan daha yaratıcılar; dolayısıyla iyi bir tedaviyle hayatı işlevsel olarak kotarabiliyorlar.” dedi. Akut dönem tedavisinin hastalık belirtilerinin tedavisi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Kesebir, bu dönemde farmakolojik ajanlar, psikoterapi ve gerekirse somatik tedaviler olduğu; transkranial manyetik uyarı ya da elektrokonvulsif tedavi gibi seçeneklerin uygulanabildiği bilgisini paylaştı. Koruyucu tedavide psikoeğitim olmazsa olmaz! Koruyucu tedavinin ise hastalık dönemlerinin yinelemesini önlemeye yönelik olduğunu ve ömür boyu sürdüğünü vurgulayan Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Farmakolojik tedavide bugün halihazırda dünya çapında altın standart ilacımız lityumdur. Bir diğer koruyucu tedavide kullandığımız ilaç grubu ise antiepileptikler, antikonvülzanlar yani epilepsi ilaçlarıdır; bunlar da lityum kadar tarihsel bir geçmişe sahiptir.” dedi. Koruyucu tedavide psikoterapileri ‘olmazsa olmaz’ diye nitelendiren Prof. Dr. Kesebir, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu psikoterapilerin de başında aslında psikoeğitim geliyor. Psikoeğitim; hastaya hastalığı tanıtmak, hasta yakınlarına o akut hastalık döneminin geldiğini anlamamızı sağlayan ön belirtileri bildirmek ve bu belirtiler görüldüğü zaman ilk olarak ne yapacaklarını öğretmektir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.