Hava Durumu

#Özgürlük

- Özgürlük haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Özgürlük haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Nilüfer’de ‘Üç Fidan’ 54. yılında unutulmadı Haber

Nilüfer’de ‘Üç Fidan’ 54. yılında unutulmadı

Nilüfer Belediyesi ve Nilüfer Kent Konseyi, tam bağımsız Türkiye mücadelesinin önde gelen isimleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı idam edilişlerinin 54’üncü yıl dönümünde kapsamlı bir programla anıldı. Anma etkinlikleri, Nilüfer Belediyesi Halk Evi önünden Üç Fidan Gençlik Parkı’na yapılan yürüyüşle başladı. Programa; Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir ve eşi Nuray Özdemir, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, 24. Dönem CHP Bursa Milletvekili İlhan Demiröz, CHP Nilüfer İlçe Başkanı Özgür Şahin, Nilüfer Kent Konseyi Başkanı Mustafa Berkay Aydın, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcıları, meclis üyeleri, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile çok sayıda vatandaş katıldı. ŞADİ ÖZDEMİR: “MENFAAT BEKLEMEDEN HAYATLARINI VERDİLER” Gençlik bildirisinin okunmasıyla başlayan programın açılışında konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, 54 yıl önce başlayan anti-emperyalist yürüyüşün bugün de sürdüğünü ifade etti. Başkan Şadi Özdemir, “O günleri düşününce, hiçbir kişisel menfaat beklemeden, ülkemizin en güzel üniversitelerinde okurken, kendi gelecekleri garanti altındayken ülkesi, milleti ve halkı için kendi hayatlarını verebilecek kadar idealistlerdi. Onların yol arkadaşı olmak hayatımızın en anlamlı kısmı. O gün de tam bağımsız Türkiye, eşitlik, özgürlük ve adalet diyorduk; 54 yıl sonra geldiğimiz noktada yine aynı değerleri savunuyoruz” dedi. Konuşmasında dayanışmanın önemine dikkat çeken Başkan Şadi Özdemir, “Bugünlerde daha çok ihtiyaç duyduğumuz şey dayanışma; birbirimize sarılmak, konfor alanlarından çıkıp sahada, evlerde, sokaklarda sivil toplumla, sendikalarla birlikte mücadele etmektir. Denizleri ve Üç Fidan’ı anarken, onların değerlerini yalnızca mikrofonlarda değil, yaşayarak sürdürmek gerekiyor” ifadelerini kullandı. SARIBAL: “ONURLU BİR YAŞAM BEDEL ÖDEDİLER” CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal ise anma programında yaptığı konuşmada, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının kendilerine tanınmış özel bir hayat için değil, ülkedeki onurlu bir yaşam için bedel ödediklerini vurgulayarak, “Onlar toprağa düştüler ama o topraklarda birer tohum gibi büyümeye devam ediyorlar” diye konuştu. Nilüfer Kent Konseyi Başkanı Mustafa Berkay Aydın da, her şeyin çıkara dayalı olduğu günümüz kapitalizmde, kendilerini ülke ve dünya adına feda eden bir kuşağın sembollerini anmanın, geleceği düşünmek adına temel bir referans noktası olduğunu belirtti. SÖYLEŞİDE ÜÇ FİDAN’IN MÜCADELESİ KONUŞULDU Açılış konuşmalarının ardından, “Bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek” başlıklı söyleşiye geçildi. Moderatörlüğünü Nilüfer Kent Konseyi Başkanı Mustafa Berkay Aydın’ın yaptığı söyleşinin konukları Levent Tüzel, Önder İşleyen ve Mustafa Yıldırımtürk oldu. Söyleşide konuşan Levent Tüzel, 68 hareketinin yalnızca bir öğrenci hareketi olmadığını, dönemin işçi grevleri, fabrika işgalleri, öğretmen örgütlenmeleri ve köylü mücadeleleriyle iç içe geçtiğini anlattı. Tüzel, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganına dikkat çekerek, demokrasi güçlerinin ortak bir mücadele zemininde buluşması gerektiğini söyledi. Önder İşleyen ise konuşmasında Üç Fidan’ın mirasının bugünün koşullarında okumanın önemine değindi. İşleyen, mücadelenin kişisel ya da grupsal çıkarlar üzerinden değil, ülkenin geleceği üzerinden örgütlenmesi gerektiğini belirterek, “Hiçbir grubun, hiçbir kişinin çıkarını ön plana alan bir mücadele ile kazanamayız. Kazanacağımız mücadele, hepimizin ülkenin kaderine sahip çıkma sorumluluğuyla birleştiği mücadele olacak” dedi. Mustafa Yıldırımtürk de Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın 7-8 ay süren tutukluluk ve idam sürecini yakından izleyenlerden biri olarak gözlemlerini aktardı. Yıldırımtürk, üç gencin mahkemelerdeki tutumuyla, son sözleriyle ve idam sehpasındaki duruşlarıyla bir kuşağa örnek olduğunu söyledi. Hüseyin İnan’ın mahkemede söylediği “Biz bir kıvılcım olduk, bir ateşi tutuşturmak için bu yola baş koyduk” sözlerini hatırlatan Yıldırımtürk, bu mirasın işçi ve emekçi halkların ortak mücadelesiyle yaşatılabileceğini belirtti. Programın sonunda Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, günün anısına panelistlere hediye takdim etti. Anma etkinliği, Bandista grubunun sahne aldığı konser ile devam etti. ÜÇ FİDAN İÇİN ŞAFAK NÖBETİ Anma etkinlikleri 6 Mayıs sabahı Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edildiği saat olan 5.30’da “Üç Fidan Anıtı” önünde tutulan şafak nöbetiyle sürdü. Şafak nöbetine, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, CHP Nilüfer İlçe Başkanı Özgür Şahin, Nilüfer Kent Konseyi Başkanı Mustafa Berkay Aydın, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcıları, Nilüfer Belediye Meclisi Üyeleri ve sivil toplum örgütleri temsilcileri katıldı. Üç Fidan Anıtı önündeki saygı duruşunun ardından anıta karanfiller bırakıldı.

Nilüfer, 23 Nisan’ı Cumhuriyet Meydanı’nda kutladı Haber

Nilüfer, 23 Nisan’ı Cumhuriyet Meydanı’nda kutladı

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 106. yıl dönümü vesilesiyle, Nilüfer Belediyesi Halk Evi önündeki Cumhuriyet Meydanı’nda tören düzenlendi. Atatürk Anıtı’na sunulan çelenk ile başlayan tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla devam etti Törene Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir ve eşi Nuray Özdemir’in yanı sıra, CHP Bursa Başkan Vekili İlhan Çetin, CHP Nilüfer İlçe Başkanı Özgür Şahin, CHP Bursa eski Milletvekili İlhan Demiröz, Nilüfer Belediyesi Başkan Yardımcıları, Meclis Üyeleri, çok sayıda STK temsilcisi ve vatandaşlar katıldı. BU BİR MİLLETİN KENDİ KADERİNE SAHİP ÇIKMA KARARIDIR Törende konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, 106 yıl önce Ankara’da temelleri atılan milli egemenliğin önemine vurgu yaptı. Başkan Şadi Özdemir, “Savaşın ortasında, yokluğun içinde elde bir tek söz vardı: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Bu bir cümleden fazlasıydı, bir karardı; bir milletin kendi kaderine sahip çıkma kararıydı” dedi. Atatürk’ün bu günü çocuklara armağan etmesinin tesadüf olmadığını belirten Başkan Şadi Özdemir, çocuğun özgürlük, eşitlik ve umudun adı olduğunu ifade etti. Konuşmasında, seçilmiş belediye başkanlarının tutukluluk süreçlerine de dikkati çeken Başkan Şadi Özdemir, bayramı bu yıl daha hüzünlü kutladıklarını belirterek, “Mustafa Bozbey başkanımızın nezdinde tüm haksız yere içeride tutulan başkanlarımızı saygıyla selamlıyorum” diye konuştu. NİLÜFER’DE ÇOCUKLARIN ARKASINDAYIZ Nilüfer’de 23 Nisan ruhunu Çocuk Meclisi, atölyeler ve parklarda yaşattıklarını söyleyen Başkan Şadi Özdemir, “23 Nisan’ı sahiplenmek, onun ruhunu yaşatmakla olur. Biz Nilüfer’de bu ruhu çocuklarımızın yüzünde görüyoruz. Çocuklar söz söylediğinde duyuyoruz, karar verdiklerinde arkalarında duruyoruz. Çünkü egemenlik çocuktan başlar” ifadelerini kullandı. Konuşmasını başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm kahramanları anarak bitiren Başkan Şadi Özdemir, tüm çocukların bayramını kutladı.

BUSİAD'da felsefe söyleşilerine devam Haber

BUSİAD'da felsefe söyleşilerine devam

Bursa Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ogün Ürek’in yönetiminde gerçekleşen etkinliğe, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Osman Gündoğan konuşmacı olarak katıldı. “Felsefeyi hayattan kopuk görmemek gerekiyor. Nerede insan var orada felsefi bir problem de var” diyen Prof. Dr. Ali Osman Gündoğan, “Felsefenin üzerinde durduğu konular hemen hemen hepimizi ilgilendiren konulardır. Sartre eser vermeye başladığından ölünceye kadar ifade ettiği bir cümlesi var. “Ben insanlığı korkunç tehlikelere karşı korumak için silahlanmıştım. Oysa herkes insanlığın yetkinliğe doğru yol aldığını söylüyor.” Burada şunu söylüyor. İnsanlık neredeyse orada insanlığa karşı bir tehdit vardır. Bizim görevimiz nerede insanlığa karşı tehdit varsa ona karşı güçlü olmak” dedi. Jean-Paul Sartre’ı, “varoluşçuluğun papası” olarak tanımlayan Prof Dr. Gündoğan, “Sartre ve Camus yazdıklarını yaşayan, yaşadıklarını yazan insanlardır. Gerçek hayat ve felsefe birbirinden ayrılmaz Sartre’a göre. Dünyanın neresinde bir problem varsa Sartre oradadır. Sartre aynı zamanda aydındır. Sartre göre aydın angaje olan bağlantılı olan kişidir. Aydın dediğimiz tavır bizim üstümüze vazife olmayan şeylere de karışan tavırdır. Sartre için filozofu başa alırız sanatçıyı ikinci sıraya alınır. Camus için tam tersi” diye konuştu. “20. yüzyılda iki felsefe yapma tarzı vardı. Biri varoluşçular, diğeri analitik felsefeciler. Varoluşçular insanın, hayatın varlığı, anlamı üzerinde dururlar” diyen Prof. Dr. Gündoğan, açıklamasında şu görüşlere yer verdi: “Bu iki tarz 20. yüzyılla birlikte bitmediğine inanıyoruz. 21. yüzyılda bizim Sartre gibilere ihtiyacımız var. 20. yüzyıldaki insan varlığının karşılaştığı tehdit ve tehlikeleri günümüzde kat kat yaşıyoruz. Eskiden teknik insan derdik. Artık Homo Digitalis var. Homo Sapiens artık kalkıyor. Savaş hiçbir zaman bitmedi. Öngörülemeyen bir dünyada yaşıyoruz. 10 yıl önce pandemi yaşayacağımızı hayal etmezdik. İnsanlığın içinde bulunduğu çok önemli bir tehdittir pandemi. Böyle bakınca günümüzde varoluşçuluğa ciddi ihtiyacı olduğunu düşünenlerdenim. Sartre’ın felsefesindeki ide, insanın özgürlüğünü ortaya çıkarmaktır. Bu temel felsefeyi başka bir kavramla ele almak gerekir sorumluluk. Özgürlük ve sorumluluk Sartre felsefesinin temelidir. İnsan demek özgürlük demektir, özgürlük demek insan demektir. Bu özgürlük bize bir sorumluluk da yükler. Sorumluluğun büyük bir ağırlığı vardır. Salt kendimden sorumlu değilim. Sartre da Camus’da insanı kurtarmaya çalışıyor. Camus’da başkaldırı, Sartre ise özgürlük öne çıkar. Başkaldırıda da özgürlük vardır. Başkaldıran insan hayır diyen insandır. Bu hayırı nasıl anlayacağız. Mutlak anlamda hayır Camus’da yoktur. Bir şeye hayır demek başka bir şeye evet demeyi barındırmalıdır. Kötülüğe karşı iyilik, savaşa karşı barışı olmalıdır. Olumsuz olana karşı olumlu olanı içinde bulunduran bir evetle biz absürt olanı aşabiliriz. Bu bireysel başlar. Sadece kendisi için değil. Sartre dünyanın öbür ucundakine karşı sorumluyum der. Veba adlı romanda Camus veba ile mücadele eden bir kahraman yazar. Başkaldırıyoruz öyleyse varız der Camus. İkisini bir araya getiren budur. Sartre eylem olarak bunu göstermiştir. Camus göstermemiştir.” Soruları da yanıtlayan Prof. Dr. Ali Osman Gündoğan’a, etkinliğin sonunda Çağdaş Eğitim Kooperatifi'nin “Kır Çiçekleri Okusun Diye” sosyal sorumluluk projesine adına yapılan bağışın sertifikası, BUSİAD Geçmiş Dönem Yönetim Kurulu Başkanlarından Buğra Küçükkayalar ve Mehmet Arif Özer tarafından takdim edildi.

Stoa felsefesi Bursa'da tüm yönleriyle konuşuldu Haber

Stoa felsefesi Bursa'da tüm yönleriyle konuşuldu

Bursa Uludağ Üniversitesi Felsefe Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Metin Becermen ile Bursa Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikret Osman’ın yönetiminde gerçekleşen etkinliğe, Artvin Çoruh Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Armağan Öztürk, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Eyüp Çoraklı ve Bursa Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Elif Burcu Özkan konuşmacı olarak katıldılar. STOACILAR NE DİYOR? İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Eyüp Çoraklı, stoa felsefesinin doğaya dönük, bilgiye dönük ve ahlaka dönük bir tavır içerdiğini söyledi. Logos kavramının aklı ifade eden bir kavram olarak kullanıldığını ifade eden Doç. Dr. Eyüp Çoraklı, stoacıların bunu tercih etmesinin üç katmana da etki etmesinden kaynaklandığını kaydetti. Doç. Dr. Çoraklı, stoacıların yumurta metaforunu kullandığını da belirterek, “Yumurtanın kabuğu, beyazı ve sarısı var. Kabuk mantığı, beyaz doğayı, sarı ise ahlakı ya da etikosu ifade ediyor. Nasıl yaşamalıyız sorusuyla ilgileniyorlar. Bu da bizi mutluluk sorusuna götürüyor. Mutlu olmak istiyoruz. Sokrates’te gördüğümüz en temel yaklaşım insanın içine önem vermesinden kaynaklanıyor. Biz dış dünyanın iyilikleriyle iç dünyamızı besleyemeyiz. Sokrates, iç dünyamızı bilgi ile yapacağımızı ifade ediyor. İyi insan da bilge dediğimiz ve bu dünyada bulma ihtimalimizin az olduğu bir duruma işaret ediyor. Bu bir ideal. Herhangi bir duyguya kapılmamak var. Doğanın temel işleyişini bilmek var. İçimize dönmek var” diye konuştu. GÜNÜMÜZDEKİ YANSIMALARI Bursa Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Elif Burcu Özkan ise stoa felsefesinin Roma’ya etkisini aktardı. Dr. Özkan, stoa felsefesinin ne yaşadığın değil onlara nasıl baktığın önemli olduğunu ifade etti. Dr. Özkan, “Bugün insanların siyasi olaylardan ve hayatın getirdiği sıkıntılardan kurtulmak için Hint felsefelerine ve psikoterapik yöntemlere yönelmesi gibi” dedi. Roma’nın stoa felsefesinden bu anlamda faydalandığını kaydeden Dr. Özkan, “Yaşadığın şey ne olursa olsun senin içinde bir dünya var ve senin iç huzurun her şeyden önemli ve o harici olaylar senin iç dünyan birbirinden farklı. Stoa felsefesi dengeye önem verir. Aşırı mutluluk bile stoa felsefesi için yanlış” diye konuştu. “Stoa felsefesinin dağlara çekilerek huzurlu kalmasını değil toplumun içinde huzuru bulmasını önemser. Kişi tek başına, ya da hiçbir şeye ilgi duymadan da mutlu olabilir ama yaşamın içinde mutluluğu savunuyorlar” ifadesini kullanan Dr. Özkan, “Bugün stoa felsefesi bilişsel davranışçı terapinin temellerini oluşturur. Kişinin söz ve eylemlerine bağlıdır ve hayatta ona göre yönlendirilir. Doğru bilgi ve doğru düşünce doğruya dönüşür” diye tamamladı sözlerini. Artvin Çoruh Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Armağan Öztürk ise stoa felsefesinin politik yaklaşımına değindi. Prof. Dr. Armağan Öztürk, stoacıların politik yaklaşımında üç aksın öne çıktığını kaydederek bunları, “Evrensel kardeşlik fikirleri, dünya vatandaşlığı ve doğa kavramının kullanma biçimleri” olarak sıraladı. Kölelerin de imparatorların da stoacı olabildiklerini de ifade eden prof. Dr. Öztürk, “Birinci sıraya aklı koyuyorlar. Geriye kalanlar her şey. İç özgürlük ve dış özgürlük ayrımı önemsiyorlar. Bir köle bile özgür olabilir, özgür bir insan bile köle olabilir. Eşitsizlikle mücadeleyi önemsizleştiriyorlar. Ancak politik yolla tam bir özgürlüklere kavuşulamayacağını da göstermesi açısından önemli. Ayrıca stoacıların evrensel düşünme biçimini de önemsiyorum.” dedi. Konuşmacılar soruları da yanıtlarken, etkinliğin sonunda konuşmacılara Çağdaş Eğitim Kooperatifi'nin “Kır Çiçekleri Okusun Diye” sosyal sorumluluk projesine adına yapılan bağışın sertifikası ve anı çinisi, BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Hatunoğlu tarafından verildi.

“Savaşa, Krala ve ICE’a hayır” yürüyüşü Haber

“Savaşa, Krala ve ICE’a hayır” yürüyüşü

ABD genelinde 50 eyalette eş zamanlı düzenlenen “No Kings” protestolarında milyonlarca kişi, yönetim politikaları, artan yaşam maliyetleri ve İran ile süren gerilim nedeniyle sokaklara çıktı. ABDPost.Com'un özel haberine göre ülke çapındaki bu protesto dalgasının önemli merkezlerinden biri de New York oldu. YÜRÜYÜŞ CENTRAL PARK’TAN BAŞLADI New York’taki protestoyu ABDPost.com New York Temsilcisi Özlem Özgüt Yörekli aktardı. Yörekli’nin aktardığı bilgilere göre, kentte düzenlenen “No War, No Kings, No ICE” (Savaşa Hayır, Krala Hayır, ICE’a Hayır) protestosu Central Park’ın 7. Cadde girişinden başladı. Yürüyüş, 38. Cadde boyunca ilerleyerek şehir merkezine doğru devam etti. Gösteriye binlerce kişinin katıldığı, yürüyüş boyunca yoğun bir kalabalığın oluştuğu gözlemlendi. ABDPost.Com'un haberine göre protesto kortejine polis ekiplerinin eşlik ettiği ve etkinliğin genel olarak kontrollü şekilde sürdüğü bildirildi. SLOGANLAR ÖNE ÇIKTI Yürüyüş sırasında protestocular sık sık sloganlar attı; “No War, No Kings, No ICE” sloganları öne çıktı. “Özgürlük yolunda yürüyoruz, bizi geri döndürmesine izin vermeyeceğiz” ve “Yürümeye devam edeceğiz, konuşmaya devam edeceğiz” ifadeleri kalabalık tarafından hep bir ağızdan dile getirildi. Gösteride savaş karşıtı söylemler ile göçmen politikalarına yönelik eleştiriler ön plana çıktı. ICE uygulamalarına tepki gösteren protestocular, daha insani politikalar talep etti.

Bursa'da kadınlar eşitlik için yürüdü Haber

Bursa'da kadınlar eşitlik için yürüdü

Cumhuriyet Caddesi’nden Hanlar Bölgesi’ne kadar yürüyen Bursalı kadınlar, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri kapsamında ‘Saklandığımız değil, Buluştuğumuz yerdeyiz. Biz birbirimizin çaresiyiz’ mesajını verdi. Ellerinde ‘İstismarı aklama! Asla yalnız yürümeyeceksin!’ yazılı döviz, afiş ve pankartlar taşıyan kadınlar, ‘Yaşasın kadın dayanışması’ sloganları atarak görünmez kılınmalarına, emeklerinin değersizleştirilmesine, şiddete ve ayrımcılığa karşı dayanışma mesajı verildi. Etkinliğe katılanlara rozet ve toka dağıtılırken, kadınlar saçlarına taktıkları çiçeklerle caddeyi adeta renk cümbüşüne çevirdi. Etkinliğe, Seden Bozbey, Bursa Kent Konseyi Genel Sekreteri Elvan Atay Özkan, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin kadın bürokratları, çeşitli sivil toplum kuruluşları temsilcileri, kadın muhtarlar ve çok sayıda kadın katıldı. Yürüyüşün ardından Hanlar Bölgesi’nde toplanan kadınlar, kadın hakları, eşitlik ve özgürlük taleplerini dile getirildi. Basın açıklaması yapan Bursa Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Derya Şimşek Aksakal, kadınların karşı karşıya olduğu sorunlara değinerek güvenli yaşam hakkının tartışma konusu olamayacağını ifade etti. Kadınları şiddetten koruyan yasal düzenlemelerin etkin şekilde uygulanması gerektiğini vurgulayan Aksakal, ekonomik krizlerin kadınlar üzerindeki yükü artırdığını belirtti. Nilüfer Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Tülin Demir, 8 Mart’ın yüzyıllardır süren eşitlik mücadelesinin bir simgesi olduğunu vurgulayarak savaşların, yoksulluğun ve eşitsizliklerin artığı bir dönemde en ağır bedeli çoğu zaman kadınların ödediğine dikkat çekti. Osmangazi Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Sevgi Baysal da kadınların dayanışmasının önemine dikkat çekerek eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam için mücadeleyi büyütmeye devam edeceklerini ifade etti. Konuşmaların ardından düzenlenen atölyelere katılan kadınlar, dileklerini, isteklerini ve vermek istedikleri mesajları dile getirdi.

BBDSO Mart ayına görkemli bir başlangıç yapıyor! Haber

BBDSO Mart ayına görkemli bir başlangıç yapıyor!

Bursa’nın kültürel yaşamına yön veren BBDSO, bu hafta Avrupa’nın saygın sahnelerinde adından söz ettiren iki değerli sanatçıyı ağırlıyor. Konserin ilk yarısında, Richard Strauss’un babasına ve korno tekniğine bir saygı duruşu niteliği taşıyan "1 Nolu Korno Konçertosu", Berlin Konzerthausorchester’in solo kornocusu Cenk Şahin tarafından yorumlanacak. Gecenin senfonik doruk noktasını ise L. van Beethoven’ın, müzik tarihinde yeni bir çağ açan 3. Senfonisi "Eroica" oluşturuyor. Napoleon Bonaparte’a adanmışken Beethoven’ın hayal kırıklığıyla "bir büyük adamın anısına" dönüştürdüğü bu eser, özgürlük ve kahramanlık temaları içeriyor. Program, R. Wagner’in ideal ve bedensel aşkın çatışmasını epik bir dille anlattığı "Tannhauser" Uvertürü ile tamamlanacak. Konseri, Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin eski Genel Müzik Direktörü olan ödüllü şef, geniş opera ve senfoni repertuvarıyla tanınan. İtalya ve Romanya başta olmak üzere Avrupa’nın prestijli sahnelerinde yönettiği eserlerle uluslararası çapta başarıya sahip Alessandro Cedrone yönetecek. Almanya’da solistlik alanındaki en yüksek derece olan "Konzertexamen" sahibi Cenk Şahin konserin solistliğini üstleniyor. Sanatçı, Daniel Barenboim ve Zubin Mehta gibi efsanevi şeflerle çalışmıştır. Berlin Konzerthausorchester üyesi olan Şahin, kuşağının en parlak kornocularından biri olarak kabul edilmektedir.

Bursa'da 'Adiller' seyricisiyle buluştu Haber

Bursa'da 'Adiller' seyricisiyle buluştu

Bursa’da çok sayıda yerli ve yabancı eseri tiyatro sahnesine taşıyan Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, 2025–2026 sanat sezonunda önemli bir yapımı daha izleyicisinin karşısına çıkardı. Fransız yazar Albert Camus'nün kaleme aldığı, Ayberk Erkay’ın Türkçe’ye çevirdiği, yönetmenliğini ise Emre Feza Soysal’ın üstlendiği ‘Adiller’ isimli oyun, Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesi’nde gerçekleştirilen prömiyerle sahneye çıktı. Özgürlük, fedakârlık ve şiddet kavramlarını güçlü bir şekilde tartışmaya açan tiyatro eseri, felsefi derinliği ve dramatik yapısıyla Bursalı seyircilerden tam not aldı. Sahne performansları ile büyük etki bırakan Şehir Tiyatrosu Oyuncuları, oyunun sonunda ayakta alkışlandı. Prömiyere katılan Bursa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Ali Altunsoy oyuncular ve oyunun yönetmeni adına dikilen fidanların sertifikalarını takdim etti. Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun 20. Kuruluş yılı olduğunu hatırlatan Altunsoy, oyunun sahneye taşınmasında emeği geçenlere teşekkür etti. Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ali Düşenkalkar da Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun birçok oyun ile Bursalı seyircinin karşısına çıktığını, sadece merkezde değil ilçelerde oynanacak oyunlarla da tiyatronun büyüsünü o bölgelere ulaştıracaklarını dile getirdi. Yaşanan seyirci etkileşimi sebebiyle büyük mutluluk duyduklarını söyleyen Düşenkalkar, “Sezon sonuna kadar yeni oyunlarımız da sahnelenecek. Yaklaşık 1 buçuk yılda 10 oyun sahneye koyduk. Tiyatromuza tüm Bursalıları bekliyoruz. Çünkü tiyatro koltuklarının sahipleri onlar. Hoş gelişleri olsun” diye konuştu. Oyunu, sinemanın gücünü kullanarak parçalanmış bir yapıyla sahneye koyduklarını ve disiplinler arası bir işin ortaya çıktığını belirten yönetmen Emre Feza Soysal ise izleyicinin farklı duygulara yelken açarak zengin bir deneyim yaşayacağını dile getirdi. Soysal, tüm Bursalı sanatseverleri bu çok katmanlı oyuna tanıklık etmeye davet etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.