Hava Durumu

#Kuruyemiş

- Kuruyemiş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kuruyemiş haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kadınlarda kalp krizinde ölüm riski daha yüksek Haber

Kadınlarda kalp krizinde ölüm riski daha yüksek

Kalp hastalıkları hem dünyada hem de Türkiye’de en yaygın ölüm nedeni. Kalp ve damar hastalıkları; koroner kalp hastalığı, serebrovasküler hastalık ve romatizmal kalp hastalığı gibi kalp ve kan damarlarını etkileyen bir grup rahatsızlığı kapsıyor. Bu hastalıklara bağlı ölümlerin beşte dördünden fazlası kalp krizi ve inme nedeniyle oluyor, ölümlerin üçte biri ise 70 yaşın altındaki kişilerde gerçekleşiyor. Genetik faktör olması durumunda maalesef aile üyesinin kalp damar hastalığı gelişme riski belirgin şekilde artabiliyor. Bunun yanında ilerleyen yaş, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve tütün ürünü kullanımı da tehlike çanlarını çaldırıyor. Obezite, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme ve yoğun tuz kullanımı gibi alışkanlıklar ise ikincil risk faktörleri arasında bulunuyor” dedi. Belirtiler farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor Kalbin verebileceği sinyalleri anlamak için ona kulak verilmesi gerektiğini dile getiren Alagiç, “Kalbi bir eve benzetiyorum. Nasıl ki bir evde su tesisatı, elektrik sistemi, duvarlar ve kapılar bir bütün halinde çalışıyorsa, kalp de benzer şekilde farklı yapılardan ve sistemlerden oluşuyor. Bu sistemlerde ortaya çıkan bir sorun, kendini farklı şikayetlerle gösterir. Bu nedenle hastanın şikayetlerinin türü ve sahip olduğu risk faktörleri, hangi ‘tesisata’ odaklanmamız gerektiğini anlatır. Muayene sırasında da bu doğrultuda değerlendirme yaparak sorunun kaynağını belirleriz. Bu nedenle kalbi etkileyebilecek pek çok neden olsa da en sık karşılaşılan belirtiler; kola, çeneye veya sırta yayılabilen baskı ya da yanma tarzında göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik, mide bulantısı, kusma ve terleme şeklinde sıralanabilir. Burada önemli olan daralan damara zamanında müdahale edebilmek. Bunun için de stent takılabilir, balon işlemi veya bypass uygulanabilir. Bu operasyonlar zamanında yapıldığında kalp rahatsızlığının etkilerini büyük ölçüde azaltabiliriz. Ancak hasta belirtileri göz ardı edip sağlık merkezine geç başvurursa her türlü önleme rağmen hayatına kalp yetmezliği ile devam etmek zorunda kalabilir” dedi. Günlük alışkanlıklarla kalp sağlığı desteklenebilir Kalp sağlığı için tütün ürünlerinin kesinlikle bırakılması gerektiğinin altını çizen Alagiç, “Ayrıca özel durumu olan hastalar hariç haftanın en az 5 günü en az yarım saat egzersiz yapılmalı. Günlük tuz tüketimi Türk mutfağında bu miktar 18 grama kadar çıkabilse de 5 gramı geçmemeli. Balık tüketimi omega-3 açısından zengin somon, uskumru ve sardalya gibi türlerle haftada en az 1 olmalı, kırmızı et mümkün olduğunca azaltılmalı ve haftada en fazla 350-500 gram tüketilmeli. Günde 30 gram çiğ kuruyemiş, en az 200 gram meyve ve en az 200 gram sebze tüketimi gibi küçük değişikliklerle kalbi korumak mümkün” dedi. Kalp kontrollerine başlama yaşı giderek düşüyor Kalp sağlığının takipçisi olmak için neler yapılması gerektiğine de değinen Alagiç, “Erkeklerde 40 yaşından sonra, kadınlarda ise menopozdan 5-6 yıl sonra yıllık kontrol tetkiklerine başlamak önemli ancak günümüzde sağlıksız yaşam alışkanlıkları çok yaygın olduğu için bu yaş aralığı giderek düşüyor. Sağlık merkezine başvurulduğunda hastanın hikayesini dinleyerek skorlama yöntemiyle değerlendirme yapıyoruz, gerekli gördüğümüzde EKO, kontrastlı sanal anjiyo veya efor testi gibi görüntüleme tetkiklerine başvuruyoruz” dedi.

Bayramda şeker ve tatlı tüketimine dikkat! Haber

Bayramda şeker ve tatlı tüketimine dikkat!

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Şeker ve tatlı tüketimi yalnızca diyabeti olan ya da yüksek kilolu kişilerin kaçınması gereken zararlı bir şey gibi düşünülse de yaygın inanışın aksine, tanı almış bir hastalığı olmayanların dahi günlük beslenme rutinlerinde yer almaması gereken bir besindir. Dünya Sağlık Örgütü, günlük enerji gereksiniminizin ortalama yaklaşık 10’unun şekerden alınabileceğini ancak uzun vadeli hedefin yüzde 5 ve altı olduğunu vurgulamaktadır. Örneğin; enerji gereksinimi 2000 kalori olan bir birey, günde maksimum 200 kalorisini basit şekerden alabilir ki bu da ortalama 1 küçük porsiyon tatlıya eşittir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, şekerli besinlerin neden tüketilmemesi gerektiğini, vücuda çok önemli zararlarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Kalp ve damar hastalıklarına yol açar Aşırı şeker tüketimi nedeniyle karaciğerde trigliserid adı verilen yağ asitleri artarak, damar duvarlarında birikmeye başlar. Zamanla damar yapısı bozulup damar sertliği ve diğer kalp hastalıklarına yol açar. Artan şeker tüketimiyle karın çevresi yağlanması ve bel çevresinin artması kalp hastalıkları açısından önemli diğer risk faktörlerindendir. Bu nedenle şeker ve tatlı tüketimini azaltıp, kalp ve damar sağlığı için yeşil yapraklı sebzeler başta olmak üzere, sebze, meyve, çiğ kuruyemiş vb liften zengin gıdalara beslenmede yer vermek gerekir. İnsülin direnci ve Tip 2 diyabet riskini artırır Şeker gibi basit karbonhidratlar yedikten sonra kana çok hızlı karışarak kan şekerini hızla yükseltir. Bu nedenle, vücudun, kan şekeri metabolizmasını düzenleyen hormonlardan biri olan insüline verdiği yanıt bozularak insülin direncinin oluşmasına ve tip-2 diyabet riskinin artmasına yol açar. Özellikle ailede diyabet öyküsü olanlar şeker ve tatlıyı sınırlandırmalıdır. Eğer son zamanlarda fazla şeker tüketiyor, tatlı yeme isteğinizin arttığını düşünüyorsanız mutlaka bir hekim ile görüşüp insülin direnci ve diyabet ile ilgili kontrollerinizi yaptırmalısınız. Karaciğer yağlanmasına neden olur Son zamanlarda alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması gençlerde de yaygınlaşıyor. Bunun öncelikli nedenlerinin başında; basit şeker, hazır paketli ürünler ve tatlılarda kullanılan fruktoz şurubu tüketiminin artması geliyor. Sofra şekeri ve yüksek fruktoz büyük ölçüde karaciğerde işlenir ve fazla tüketildiğinde karaciğer bu enerjiyi yağa dönüştürür. Karaciğer yağlanmasının artması sağlığı olumsuz etkiler. Tüketim sıklığına ve porsiyonlara dikkat etmek, işlenmiş ve etiket bilgisinde fruktoz şurubu içeren gıdalardan uzak durmak gerekir. Obeziteye zemin hazırlar Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Yüksek şeker içeren besinler; kalorisi yüksek ve karbonhidrat ağırlıklı olup, vücut için gerekli vitamin- minerallerden ise oldukça fakirdir. Genellikle protein ve liften düşük oldukları için sık acıkmanıza, kan şekeri dengesizliği nedeniyle sürekle tatlı tüketme isteğinizin artmasına yol açar. Bu da kişiyi bitmeyen bir kısır- döngüye sokarak, gün içerisinde alınan toplam kalori miktarının artmasına, kilo artışına ve uzun vadede obeziteye zemin hazırlar” diyor. Diş çürüklerini artırır Şeker tüketimi diş minesinin zarar görmesine, çürüklere ve buna bağlı diş kayıplarına neden olurken ağız sağlığını da olumsuz etkiler. Ağızda pH dengesinin bozulmasıyla birlikte ağız içindeki bakteri çeşitliliği değişir ve ağız kokusu ile ilgili problemler artabilir. Sık aralıklarla şeker tüketmek, gazlı şekerli içecekler içmek ve yetersiz ağız hijyeni olumsuz sonuçları belirginleştirir. Aşırı tatlı tüketiminden uzak durmak, xekerli besin tükettikten sonra ise mutlaka dişleri fırçalamak gerekir. Bağımlılık yaratır Yüksek miktarda şeker tüketimi hem metabolik hem de nörobiyolojik süreçleri etkiler. Hızlı emildiği için kan şekerinde ani yükselmelere ve ardından hızlı düşüşlere neden olarak yeniden tatlı, şekerli gıda tüketme isteğine yol açar. Aynı zamanda beynin ödül merkezinde dopamin salınımını artırarak kısa süreli haz duygusu ve buna bağlı daha fazla tüketme isteğine sebep olur. Bu nedenle şeker ve tatlının ödül yerine tüketilmemesi haz duygusu ile örtüşmemesi açısından önemlidir.

Bayramı keyifli geçirmek için beslenmeye dikkat! Haber

Bayramı keyifli geçirmek için beslenmeye dikkat!

Ani ve ağır öğünlerin sindirim sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Uzun açlık döneminin ardından bayram sabahına şerbetli tatlılar ve hamur işleriyle başlamak kan şekeri dalgalanmalarına neden olabilir.” dedi. Tatlı tüketiminin yasaklanmaması ancak porsiyon kontrolüne dikkat edilmesi gerektiğini aktaran Hülya Yiğit İspiroğlu, önemli olanın dengeyi kaybetmeden keyifli ve sağlıklı bir geçiş süreci yaşamak olduğunu vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, Ramazan sonrası bayram döneminde beslenme ve öğün düzeninin değişmesi ile porsiyon kontrolü ve tatlı tüketimi hakkında bilgi verdi. Bayramda eski yeme düzenine geçiş bilinçli olmalı! Ramazan ayı boyunca değişen öğün saatleri ve azalan gündüz beslenmesiyle birlikte vücudun farklı bir ritme adapte olduğunu aktaran Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bayramla birlikte eski düzene dönerken ani ve kontrolsüz bir geçiş yapmak yerine, süreci bilinçli yönetmek sindirim sistemi, kilo kontrolü ve genel iyilik hali açısından önemlidir.” dedi. Bayramda yeni düzene alışmak için önerilerde bulunan Hülya Yiğit İspiroğlu, “İlk olarak güne dengeli bir kahvaltıyla başlayın. Uzun açlık döneminin ardından bayram sabahına şerbetli tatlılar ve hamur işleriyle başlamak kan şekeri dalgalanmalarına neden olabilir. Yumurta, az tuzlu peynir, zeytin, bol yeşillik, söğüş sebzeler ve tam tahıllı ekmek içeren bir kahvaltı daha dengeli bir başlangıç sağlar. Reçel ve bal gibi basit şeker kaynaklarını küçük porsiyonlarla sınırlandırmak faydalıdır.” şeklinde konuştu. Vücudu bir anda sık ve ağır öğünlere zorlamak sindirim sorunlarına yol açabilir! Tatlının yasaklanmaması ancak porsiyon yönetimine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bayramda şerbetli ve hamur işi tatlıların aşırı tüketimi; kan şekeri dengesizliği, mide-bağırsak sorunları ve kilo artışı riskini artırabilir. Özellikle karın çevresi yağlanması kalp-damar hastalıkları açısından risk faktörüdür. Tatlı tüketilecekse ana öğün sonrasında ve tadım porsiyonunda tercih edilmeli; mümkünse sütlü veya meyve bazlı seçenekler seçilmelidir.” dedi. Öğün düzeninin adım adım artırılması ve su tüketiminin ihmal edilmemesi konularına değinen Hülya Yiğit İspiroğlu, şöyle devam etti: “Ramazan boyunca iki öğüne alışan vücudu bir anda sık ve ağır öğünlere zorlamak sindirim şikâyetlerine yol açabilir. Bayramla birlikte ara öğünleri yoğurt, taze meyve veya çiğ kuruyemiş gibi dengeli seçeneklerle eklemek; gece oluşan şeker isteğini azaltmaya yardımcı olur. Bayramda artan şeker tüketimi iştah kontrolünü zorlaştırabilir. Günlük sıvı ihtiyacını (yaklaşık kilo başına 30–35 ml) karşılamak hem ödem kontrolüne hem de tokluk hissine katkı sağlar. Ana öğünleri yatmadan en az 4–5 saat önce tamamlamak da sindirim açısından önemlidir.” Amaç mükemmel olmak değil, dengeyi kaybetmeden keyifli ve sağlıklı bir geçiş süreci yaşamak! Günlerin uzaması ve gün ışığının artmasının, sirkadiyen ritmin yeniden düzenlenmesi için önemli bir fırsat olduğunun da altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Sabah saatlerinde yapılacak hafif tempolu yürüyüşler hem sindirimi destekler hem de metabolik dengeyi güçlendirir.” dedi. Ramazan boyunca azalan gündüz hareketliliğini artırmanın, kilo kontrolü açısından destekleyici olduğunu yineleyen Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bayram birkaç gün sürer; ancak beslenme alışkanlıkları uzun vadeli sonuçlar doğurur. Amaç mükemmel olmak değil, dengeyi kaybetmeden keyifli ve sağlıklı bir geçiş süreci yaşamaktır.” diyerek sözlerini tamamladı.

Kalbi iyileştiren 6 besin. Doktorlar "göz ardı edilen süper gıda" diyor Haber

Kalbi iyileştiren 6 besin. Doktorlar "göz ardı edilen süper gıda" diyor

Uzmanlar, küçük değişikliklerin bir araya geldiğinde büyük fark yaratabileceğini söylüyor; örneğin tereyağı yerine zeytinyağı veya diğer doymamış yağlarla yemek pişirmek, ekşi krema veya mayonez yerine az yağlı yoğurt veya lor peyniri kullanmak ve yiyecekleri tuz yerine, baharatlar veya turunçgillerle tatlandırmak gibi. Diyetisyen Tara Schmidt, "Odak noktasını 'Daha fazla balık yiyeceğim' şeklinde kaydırmayı tercih ediyorum; bu, doğal olarak kırmızı et tüketimimi azaltacaktır," şeklinde ekliyor. Kardiyolog Dr. Sean Heffron ise, "Birinin yaptığı herhangi bir değişiklik kademeli olarak uygulanmalıdır, çünkü bu değişikliklerin kalıcı olma olasılığı daha yüksektir," diyor. Basit değişikliklerin yanı sıra, uzmanlar kalp sağlığına faydalı yiyecekleri alışveriş sepetlerine eklemeyi öneriyor. 1. YAĞLI BALIK Uzmanlar, yağlı balıkların sofrada düzenli olarak yer alması gerektiğini söylüyor. Heffron, “ Konserve balıklar mutfağın olmazsa olmazlarından,Omega-3 yağ asitleri açısından zengin ve lezzetli olan bu balıklar, çok yönlü, hızlı ve kalp sağlığına faydalı bir temel besindir.” diyor. 2. FASULYE VE MERCİMEK Uzmanlar, fasulye ve mercimeğin genellikle göz ardı edilen uygun fiyatlı ve kalp sağlığına faydalı besinler olduğunu vurguladı. Schmidt, "Fasulye, çoğu zaman göz ardı edilen süper bir besindir," dedi. Konserve fasulyenin bile, özellikle sodyum oranını azaltmak için yıkandığında, kabul edilebilir olduğunu da ekledi. Kalp cerrahı Dr. Jeremy London, lif alımının kalp sağlığını desteklemedeki köklü rolüne rağmen, birçok kişi önemli bir eksiklik olmaya devam ettiğini söyledi. London, "Lif, fasulye, mercimek, yulaf, kinoa, meyveler, yapraklı yeşillikler ve sebzeler gibi işlenmemiş, doğal gıdalardan en iyi şekilde elde edilir" dedi. 3. TAM TAHILLAR Bunlar, özellikle daha fazla işlenmiş karbonhidratların yerini aldıklarında, kalp sağlığında önemli bir rol oynarlar . Schmidt, "İnsanları bazı geleneksel tahılları tam tahıllarla değiştirmeye davet ediyorum" dedi ve ekmek, pirinç, makarna ve krakerleri başlangıç ​​için kolay seçenekler olarak gösterdi. Tüketicilere ambalajın ön yüzündeki pazarlama bilgilerini dikkate almamalarını tavsiye etti. Bunun yerine, içerik listesinde "tam tahıl" kelimesine dikkat etmelerini önerdi. 4. MEYVE VE SEBZELER Uzmanlar, meyve ve sebzelerin kalp sağlığı için faydalı bir beslenmenin temelini oluşturduğu konusunda hemfikir oldular . Schmidt, "Meyve ve sebzelerin mevsimi geçmişse veya çok pahalıysa, en iyi alternatif, hatta daha iyisi, dondurulmuş çeşitleridir" dedi. Heffron, mevsiminde olan ürünlere göre seçim yapmanın da faydalı olabileceğini belirtti. “İnsanları mevsimlik beslenmeye teşvik ediyorum ve Şubat ayı kışın tam ortasıdır,” dedi. “Portakal, greyfurt mineral bakımından zengin, kalorisi düşük ve iyi bir lif kaynağıdır.” Ayrıca brokoli, lahana ve diğer yeşil yapraklı sebzeler gibi turpgiller ailesine ait sebzelerin de benzer faydalar sağladığını sözlerine ekledi. 5. KURUYEMİŞ VE TOHUMLAR Kuruyemişler, uzmanların sürekli olarak tavsiye ettiği bir diğer besin kategorisiydi. Schmidt, "Başka bir sağlıklı yağ kaynağı da kuruyemişler, tohumlar ve avokado gibi şeylerdir" diyerek, bunların kalp sağlığı için faydalı doymamış yağlar sağladığını belirtti. “Herkesin beslenmesinde sağlıklı yağlar bulunmasını istiyoruz.” Heffron, hastaları atıştırmalık olarak kuruyemiş tüketmeye teşvik etti ve sodyum ve doymuş yağ alımını azaltmanın bir yolu olarak cips yerine tuzsuz kavrulmuş kuruyemişleri önerdi. 6. YAĞSIZ PROTEİN Uzmanlar, hayvansal ürünleri tamamen ortadan kaldırmak yerine, daha az işlenmiş, daha yağsız protein kaynaklarını tercih etmenin önemini vurguladılar. London, "Alışveriş tercihlerini lif açısından zengin bitkisel gıdalara ve balık, derisiz kümes hayvanları ve yağsız et gibi yağsız proteinlere doğru kaydırmak, beslenme kalitesini önemli ölçüde artırabilir ve hastalık riskini azaltabilir" dedi. "Heffron, üç basit kural önerdi: Kırmızı et tüketimini en aza indirin, her gün farklı renklerde meyve ve sebzeler yemeye özen gösteri." Genel olarak, kalıcı değişiklikleri teşvik etti. "Diyet, kısa bir süre için değil, ömür boyu uygulanan bir şeydir," dedi.

Oruç diyabeti nasıl etkiler? Uzmandan açıklama... Haber

Oruç diyabeti nasıl etkiler? Uzmandan açıklama...

Doç. Dr. Pınar Köksal, uzun süreli açlığın diyabet hastalarında kan şekerinde ciddi düşüşlere yol açabileceğini ifade etti. Ancak bu riskin kişiden kişiye değiştiğini söyleyen Köksal diyabetin tipi, kullanılan ilaçlar, kan şekeri kontrolü, eşlik eden hipertansiyon ya da kalp hastalığı gibi faktörlerin belirleyici olduğunu dile getirdi. Kan şekeri düzenli seyreden ve doktoru tarafından uygun görülen hastaların, gerekli önlemleri alarak oruç tutabileceğini belirten Köksal, bu süreçte kan şekeri takibinin aksatılmaması gerektiğini söyledi. Parmaktan ölçümlerin düzenli yapılmasının önemine dikkat çeken Köksal, hipoglisemi riskini artırabileceği için ağır ve yoğun egzersizlerden kaçınılmasını önerdi. Beslenme düzeninin de Ramazan boyunca titizlikle planlanması gerektiğini aktaran Köksal, sahurda uzun süre tokluk sağlayacak, lif oranı yüksek gıdaların tercih edilmesini tavsiye etti. Çavdar ya da tam buğday ekmeği, az yağlı peynir, yumurta, zeytin, bol yeşillik, süt veya ayran ile bir porsiyon meyvenin dengeli bir sahur alternatifi olabileceğini belirtti. İftarda ise ani kan şekeri yükselmelerinin önüne geçmek için orucun önce salata ve bir kase çorba ile açılmasını, ardından 10-15 dakika ara vererek ana yemeğe geçilmesini önerdi. Gece ara öğününde ise meyve, süt, yoğurt ve az miktarda kuruyemiş gibi besinlerin tercih edilebileceğini ifade etti. Sıvı tüketiminin de ihmal edilmemesi gerektiğini hatırlatan Köksal, iftardan sahura kadar bol su içilmesini; bunun yanında şekersiz komposto, ayran, süt ve şekersiz çay gibi içeceklerin tercih edilmesini tavsiye etti. Uzmanlara göre diyabet hastaları için Ramazan’da en kritik nokta, bireysel değerlendirme ve düzenli takip. Doktor kontrolü olmadan alınan kararlar ise ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.