Hava Durumu

#Klinik Psikolog

- Klinik Psikolog haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Klinik Psikolog haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

UZMANINDAN AİLELERE SÜNNET UYARISI… Haber

UZMANINDAN AİLELERE SÜNNET UYARISI…

Sünnetin yalnızca cerrahi bir işlem olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Klinik Psikolog Görkem Polat, işlemin çocuğun psikolojik gelişimi üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Polat, özellikle 2-6 yaş aralığında gerçekleştirilen sünnetin çocukların psikoseksüel gelişimi açısından bazı riskler taşıyabileceğini vurguladı. Çocukların 2 ila 6 yaş arasında cinsel kimliklerini keşfetmeye başladıkları ve bedensel farkındalıklarının geliştiği bir dönemde olduklarını ifade eden Görkem Polat, tıbbi bir zorunluluk bulunmadığı sürece sünnetin bu yaş aralığında önerilmediğini söyledi. Polat, “Bu dönem çocukların bedenlerini tanımaya ve kimlik gelişimlerini oluşturmaya başladıkları hassas bir süreçtir. Tıbbi gereklilik olmadığı durumlarda, 2 yaş altı veya 6 yaş üstü dönemler sünnet için daha uygun zaman aralıkları olarak değerlendirilmektedir” dedi. Sünnet sürecinde ailelerin yaklaşımının büyük önem taşıdığına dikkat çeken Klinik Psikolog Görkem Polat, operasyon öncesinde çocuğun yaşına uygun bir dille bilgilendirilmesi gerektiğini belirtti. Çocukların merak ettikleri soruların açık ve anlaşılır şekilde yanıtlanmasının kaygı düzeyini azaltacağını ifade eden Polat, ailelerin ihtiyaç duyduklarında sağlık profesyonellerinden destek almaktan çekinmemeleri gerektiğini söyledi. Çocukların operasyon öncesinde korku, kaygı ve endişe yaşayabileceklerini belirten Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Klinik Psikoloğu Görkem Polat, bu duyguların doğal karşılanması gerektiğini kaydetti. Polat, “Çocuğun korkması, ağlaması ya da endişelenmesi son derece normaldir. Burada önemli olan ebeveynlerin sakin ve güven verici bir tutum sergilemesidir. Anne ve babanın kaygılı davranışları çocuğun endişelerini artırabilir ve sakinleşmesini zorlaştırabilir” diye konuştu. Operasyon sürecinin çocukla iş birliği içinde yürütülmesinin önemine vurgu yapan Polat, “Çocuğun yaşına uygun şekilde bilgilendirilmesi, yapılacak işlemlerin adım adım anlatılması ve mümkün olduğunca onayının alınması, onun kendisini daha güvende hissetmesine yardımcı olur. Beklenmedik ve açıklanmayan müdahaleler çocuklarda ilerleyen dönemlerde travmatik etkiler bırakabilir” ifadelerini kullandı. Sünnet sonrasında aile desteğinin iyileşme sürecinde önemli bir rol oynadığını belirten Polat, çocukların operasyon sonrası ebeveynleriyle bir araya gelmelerinin güven duygusunu yeniden pekiştirdiğini söyledi. Polat, “Çocuğun anne ve babasıyla buluşması, konuşarak duygularını ifade etmesi ve sevgi dolu bir sarılma, onun yeniden güvende olduğunu hissetmesini sağlar. Bu yaklaşım hem psikolojik iyilik halini destekler, hem de sürece uyumunu kolaylaştırır” dedi.

Sınav kaygısında öncelikli tedavi psikoterapi olmalı! Haber

Sınav kaygısında öncelikli tedavi psikoterapi olmalı!

Bu durumda ilk tercih olarak bilişsel davranışçı terapi gibi psikoterapi yöntemlerinin uygulanması gerektiğini vurgulayan Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Eda Ergür, “İlaçlar yan etkileri açısından da dikkatle ele alınmalı. Sadece semptomu baskılayarak kök nedeni çözmeden ilerlemek, uzun vadede öğrencinin baş etme becerilerini zayıflatabilir. Bu nedenle bu tür ilaçların kullanımı hiçbir zaman ilk seçenek olmamalı, mutlaka terapi ve danışmanlık süreçleriyle birlikte değerlendirilmeli.” dedi. Ailelerin süreci doğru yönetmesi için destekleyici, yargılamayan ve güven veren bir tutum sergilemesinin önem taşıdığına dikkat çeken Ergür, bu süreçte kazanılan baş etme becerilerinin, yalnızca sınav dönemini değil yaşamın tamamını etkilediğini aktardı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Eda Ergür, sınav kaygısının normalden klinik düzeye nasıl ayrıldığı, psikoterapi ve ilaç kullanımıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Kaygı günlük yaşamı bozuyorsa profesyonel değerlendirme gerekir! Sınav kaygısının, belli düzeyde yaşandığında öğrenciyi motive eden doğal bir tepki olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Eda Ergür, “Ancak bu kaygı günlük yaşam işlevselliğini bozacak, uyku, beslenme ya da dikkat düzeylerini olumsuz etkileyecek düzeye gelmişse profesyonel bir değerlendirme yapılması gerekir.” dedi. İlaç tedavisinin, kaygının kronikleştiği, çarpıntı, mide bulantısı, nefes darlığı gibi yoğun fiziksel belirtilerle seyrettiği ve öğrencinin akademik veya sosyal işlevselliğinin ciddi düzeyde olumsuz etkilendiği durumlarda düşünülmesi gerektiğini kaydeden Ergür, “Karar, mutlaka bir çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından yapılacak klinik değerlendirmeye dayanmalı; çocuğun genel ruhsal durumu ve eşlik eden diğer faktörler göz önünde bulundurulmalı.” şeklinde konuştu. Önce terapi desteği… Sınav kaygısı yaşayan pek çok öğrenci için psikolojik desteğin, özellikle bilişsel davranışçı terapi gibi yapılandırılmış yaklaşımların oldukça etkili olabildiğine değinen Klinik Psikolog Eda Ergür, şunları söyledi “Eğer öğrencinin kaygısı orta düzeydeyse, akademik performansı üzerinde baskı yaratmakla birlikte günlük yaşamını tamamen bozacak düzeyde değilse, öncelikle terapi desteği önerilir. Psikoterapi esnasında kaygının altında yatan düşünce kalıpları, mükemmeliyetçilik, başarısızlık korkusu ya da aile beklentileri gibi unsurlar ele alınarak işlevsel baş etme becerileri kazandırılır.” İlaç kullanımı hiçbir zaman ilk seçenek olmamalı! Kısa süreli anksiyolitik ilaçların sınav öncesi kullanımının, panik atağa yakın düzeyde sınav kaygısı yaşayan öğrenciler gibi bazı özel durumlarda, hekim kararıyla ve çok sınırlı süreyle değerlendirilebileceğini aktaran Ergür, “Ancak bu tür ilaçlar yan etkileri açısından da dikkatle ele alınmalı. Sadece semptomu baskılayarak kök nedeni çözmeden ilerlemek, uzun vadede öğrencinin baş etme becerilerini zayıflatabilir. Bu nedenle bu tür ilaçların kullanımı hiçbir zaman ilk seçenek olmamalı, mutlaka terapi ve danışmanlık süreçleriyle birlikte değerlendirilmeli.” açıklamasını yaptı. Sınav geçici, çocuğun ruh sağlığı ise kalıcı! Ailelerin, çocuklarının sınav sürecinde yaşadığı kaygıyı küçümsememesi gerektiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Eda Ergür, “Ancak dramatize de etmemeliler. Öncelikle çocuklarını yargılamadan dinlemeleri, destekleyici ve güven veren bir yaklaşım sergilemeleri önemli.” dedi. İlaç kararının, asla panik duygusuyla ya da kısa vadeli rahatlama beklentisiyle verilmemesi gerektiğinin altını çizen Ergür, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu konuda mutlaka çocuk ve ergen psikiyatristine başvurulmalı; psikolojik destek, terapi ve yaşam tarzı düzenlemeleri gibi öncelikli seçenekler dikkate alınmalı. Unutulmamalıdır ki, sınav geçici, çocuğun ruh sağlığı ise kalıcıdır. Bu dönemde kazanılan sağlıklı baş etme becerileri, sadece sınavı değil, yaşamın birçok alanını olumlu yönde etkiler.”

Nilüfer’de gündem kadın hakları Haber

Nilüfer’de gündem kadın hakları

Nilüfer Belediyesi ile Nilüfer Kent Konseyi (NKK) Kadın Meclisi tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında “Kadınların ve Kız Çocuklarının Haklara Erişimi: Hukuki ve Psikososyal Mekanizmalar” konulu panel düzenlendi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen panele Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in eşi Nuray Özdemir, NKK Genel Sekreteri Elifhan Köse Çal ve çok sayıda kadın katıldı. ŞİDDET SADECE FİZİKSEL DEĞİL Panelde konuşan Bursa Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden avukat Ceren İlgen, şiddetin sadece fiziksel algılandığını söyledi. Ancak sadece bununla sınırlı kalmadığını dile getiren İlgen, “Psikolojik, ekonomik, cinsel ve dijital şiddet de var. Özellikle psikolojik şiddetin fark edilmesi ve ispatlanması çok zor olabiliyor” dedi. “Kadının beyanı esastır” anlayışının yanlış anlaşıldığını belirten İlgen, “Bir kişi tedbir talep ettiğinde ona ona hızlıca koruma sağlanması ve soruşturma başlatılması gerekiyor. Hemen ceza verilmesi anlamına gelmiyor” dedi. DAMGALANMA KORKUSU Bursa Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nden avukat Zeynep Yazıcı da çocuğun şikayetçi olması durumunda ailesi tarafından suçlanma korkusu, okul çevresinde damgalanma gibi sorunların ortaya çıktığını söyledi. İstismar durumunda her ifade verme işleminin çocukta yeni bir travma yarattığını belirten Yazıcı, “Polislere, ailesine, avukatlara ayrı ayrı anlatıyor. Olayı birkaç kez anlatmak zorunda kalıyor ve bu travma yaratıyor” diye konuştu. Yazıcı, çocukların polis merkezlerinde değil, uzmanlar eşliğinde Çocuk İzlem Merkezlerinde (ÇİM) ifade vermesi gerektiğini söyledi. “ÇOCUĞUN RIZASI” YOKTUR Nilüfer Belediyesi Eşitlik Birimi’nden klinik psikolog Özlem Akdağ ise konuşmasında, “çocuğun rızası” diye bir kavramın olamayacağını söyledi. Akdağ, istismarın temelinde bir güç asimetrisi olduğu; bir akademisyen ile öğrenci veya patron ile çalışan arasındaki ilişkide statü farkı nedeniyle gerçek bir “rıza”dan bahsedilemeyeceğini vurguladı. Kişilerin tehdit anlarında “savaş, kaç veya don” tepkisi verdiğini anlatan Akdağ, şöyle konuştu: “Çocuğun, istismar sırasında tepki verememesi bir rıza değil, hayatta kalma stratejisidir. Fail genellikle çocuğun çok yakını oluyor. Aile içinde çocuğu tanıyan biri oluyor. Güvendiği bir yetişkinden kaçamayabiliyor. Geç konuşması da yalan söylemesi anlamına gelmez. Bir kişi istismara uğradığında travma psikolojisinden dolayı çelişkili ifadeler verebilir. Çocuk böyle bir şey uydurmaz. Gelip size istismar olduğunu anlatıyorsa elimizde büyük bir şans vardır. Önce inanıp, sonra sorgulamak gerekir.”

Gemlik’te sanat ve sosyalleşmenin yeni merkezi Haber

Gemlik’te sanat ve sosyalleşmenin yeni merkezi

Gemlik Belediyesi Kadın ve Çocuk Dayanışma Merkezi, kentin sosyal ve kültürel yaşamını güçlendirmeye yönelik çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Merkezde düzenlenen etkinliklerle kadınların ve çocukların sosyalleşmesi desteklenirken, bilgi, beceri ve sanatsal birikimleri güçleniyor. Kadınlara Özel Resim Atölyesi Kadınlara yönelik düzenlenen resim atölyesinde katılımcılar; çizim ve boyama alanında temel teknikleri öğreniyor, farklı malzemelerle uygulamalar yaparak sanatsal ifade becerilerini geliştiriyor. Aile İlişkileri Söyleşisine Yoğun Katılım Merkezde hafta sonu etkinlikleri kapsamında Klinik Psikolog Damla Çelik tarafından “Aile İlişkileri” konulu bir söyleşi gerçekleştirildi. Yoğun ilgi gören programda aile içi iletişim, sağlıklı ilişkiler ve bireyler arası bağların güçlendirilmesine yönelik önemli başlıklar ele alındı. Çocuklar İçin İngilizce Gemlik Belediyesi tarafından düzenlenen Çocuklar İçin İngilizce Dersleri ise 3-6, 7-10 ve 11-13 yaş gruplarındaki çocukların katılımıyla devam ediyor. Eğlenceli ve interaktif içeriklerle yürütülen eğitimlerde çocuklar, yaş gruplarına uygun yöntemlerle İngilizce öğreniyor. Hayaller Kar Küresinde Buluştu Çocukların hayal gücünü destekleyen “Hayallerin İçindeki Kar Küresi” Atölyesi renkli görüntülere sahne olurken, minikler kendi tasarımlarını oluşturarak hem el becerilerini geliştirdi hem de keyifli anlar yaşadı. Müziği Ritmini Keşfediyorlar Gemlikli Sanatçı Abdullah Calman tarafından verilen Ritim Dersleri’nde kadınlar, ritmin temel unsurlarını öğrenerek müzikle buluşuyor. Katılımcılar, ritim yeteneklerini geliştirerek kendilerini ifade etme fırsatı yakalıyor. Kültürün Kalbi Burada Atıyor Merkezde ayrıca genç sanatçı Zeliha Çay’ın farklı tekniklerle ürettiği eserlerden oluşan sergi ile Orhan Holding Uluslararası Fotoğraf Yarışması’nda dereceye giren fotoğraflar sanatseverlerle buluştu. Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, “Kadınların, çocukların ve gençlerin kendilerini geliştirebilecekleri alanları çoğaltmayı öncelikli görüyoruz. Bu merkezde düzenlenen atölye, eğitim ve sergilerle hem toplumsal dayanışmayı güçlendiriyor hem de kentimizin kültürel yaşamına katkı sunuyoruz” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.