Hava Durumu

#Klinik Psikolog

- Klinik Psikolog haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Klinik Psikolog haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Egzama yalnızca cildi değil, sosyal yaşamı da etkileyebiliyor Haber

Egzama yalnızca cildi değil, sosyal yaşamı da etkileyebiliyor

Klinik Psikolog İpek Erol, egzamanın etkilerinin yalnızca kaşıntı, kuruluk ve ciltteki görünür değişimlerle sınırlı olmadığını belirterek, hastalığın kişinin sosyal ilişkileri ve günlük yaşamı üzerinde de önemli psikolojik sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. Egzamanın özellikle yüz, boyun ve eller gibi kolay fark edilen bölgelerde ortaya çıkmasının, kişinin sosyal ortamlarda kendini nasıl hissettiğini etkileyebildiğini söyleyen Erol, bu durumun zamanla yorucu bir düşünce döngüsüne dönüşebileceğini ifade etti. Bir arkadaş buluşmasında, iş toplantısında ya da yeni biriyle tanışırken kişinin sürekli cildine bakıldığını düşündüğünü aktarabilen Erol, bu kaygının sosyal ilişkileri zorlaştırabildiğini belirtti. KAYGI ARTTIKÇA KAÇINMA DAVRANIŞI BAŞLIYOR Erol’a göre egzama yaşayan bazı kişiler, konuşurken karşı tarafın yüz ifadesini, bakışlarını ya da küçük duraksamalarını olumsuz yorumlayabiliyor. Bu durum kaygıyı artırırken, cildi saklama, göz temasından kaçınma veya ortamdan erken ayrılma isteğini de beraberinde getirebiliyor. Kaçınmanın kısa vadede rahatlama sağladığını ancak uzun vadede sosyal karşılaşmaları daha da zorlaştırabildiğini vurguladı. Görünür cilt hastalıklarıyla ilgili yanlış inanışların da süreci ağırlaştırabildiğini belirten Klinik Psikolog İpek Erol, egzamanın bulaşıcı olmadığını ve bakımsızlık göstergesi sayılmaması gerektiğini hatırlattı. Buna rağmen kişinin başkalarının kendisini yargılayacağından endişe edebileceğini söyleyen Erol, geçmişte yaşanan incitici yorumların bu korkuyu güçlendirebildiğini ifade etti. Zamanla bu dış yargı korkusunun kişinin kendine yönelik utanç duygusuna dönüşebileceğini belirtti. SOSYAL HAYAT DARALIYORSA DİKKAT Egzaması olan herkesin sosyal kaygı yaşamayacağını söyleyen Erol, hastalığın görünürlüğünün tek başına zorlanma düzeyini belirlemediğini ifade etti. Ancak sık sık buluşma iptal etmek, işte geri planda kalmak, romantik ilişkilerden uzak durmak ya da günün büyük kısmını başkalarının ne düşündüğünü düşünerek geçirmek, psikolojik destek ihtiyacına işaret edebilir. Erol, psikolojik desteğin amaçlarından birinin kişinin yaşadığı güçlüğü küçümsemek olmadığını vurguladı. Bilişsel davranışçı terapinin, kaygıyı artıran düşünce döngüleri üzerinde çalışmak için yararlı olabileceğini belirten Erol, kabul ve kararlılık terapisinin de kişinin zorlayıcı düşüncelerle birlikte yaşamayı öğrenmesine ve değer verdiği alanlara yeniden yönelmesine yardımcı olabileceğini söyledi. “EGZAMA İLE YAŞARKEN SOSYAL HAYATI SÜRDÜRMEK MÜMKÜNDÜR” Egzama ile yaşarken sosyal hayatı sürdürmenin, her zaman rahat hissetmek anlamına gelmediğini dile getiren Erol, bazen ilerlemenin kaygı varken de bir buluşmaya gitmek, toplantıda söz almak ya da yakınlık kurmaya izin vermek olduğunu söyledi. Dermatolojik tedavinin yanında duygusal yükün de ele alınmasının yaşam kalitesi açısından önemli olduğunu belirten Erol, egzama farkındalığının yalnızca belirtileri tanımayı değil, yanlış inanışları düzeltmeyi ve görünür bir hastalıkla yaşayan insanlara daha özenli yaklaşmayı da kapsaması gerektiğini ifade etti.

“RUH SAĞLIĞINDA ALARM VEREN BELİRTİLERE DİKKAT” Haber

“RUH SAĞLIĞINDA ALARM VEREN BELİRTİLERE DİKKAT”

Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlık kavramını yalnızca fiziksel açıdan değil, psikolojik ve sosyal yönden de bir bütün olarak ele aldığını hatırlatan Klinik Psikolog Görkem Polat, kişinin ruhsal açıdan iyi olma halinin yaşamın farklı alanlarında kendisini gösterebildiğine dikkat çekti. Polat, bireyin kendisini ve çevresiyle olan ilişkilerini değerlendirmesinin, ruh sağlığındaki değişimleri erken fark edebilmek açısından önemli olduğunu ifade etti. Ruhsal iyilik halinin önemli göstergelerinden birinin sağlıklı ve anlamlı ilişkiler kurabilmek olduğunu belirten Polat, kişinin kendisini yeterli ve değerli hissedebilmesinin de psikolojik açıdan önemli bir gösterge olduğunu söyledi. Bireyin yaşamında anlamlı bulduğu bir amaç doğrultusunda hareket etmesinin ve kendisi için anlam taşıyan uğraşlara zaman ayırabilmesinin ruhsal dayanıklılığı desteklediğini dile getirdi. Dikkat ve konsantrasyon sorunlarının da göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan Polat, kişinin kendisi gibi davranabilmesi, yani otantik olabilmesi ve duygusal açıdan kendisini güvende hissedebilmesinin ruhsal iyilik halinin önemli parçaları arasında yer aldığını kaydetti. Karamsarlık ve çaresizlik kalıcı hale gelmemeli Zorlu yaşam koşullarında zaman zaman kaygı, üzüntü veya umutsuzluk hissedilebileceğini belirten Görkem Polat, asıl dikkat edilmesi gereken noktanın bu duyguların süreklilik kazanması ve kişinin günlük yaşamını etkilemeye başlaması olduğunu söyledi. Polat, ruhsal açıdan sağlıklı baş etme becerisinin, sorunlar karşısında yalnızca karamsar ve çaresiz düşüncelere saplanmak yerine çözüm odaklı ve esnek düşünebilmeyi de içerdiğini ifade etti. Farklı duygu ve düşüncelere açık olmanın, kişinin kendisine yöneltilen eleştirilere tahammül edebilmesinin de psikolojik esnekliğin göstergeleri arasında bulunduğunu aktardı. Uyku düzenindeki değişikliklerin ruh sağlığı açısından önemli bir gösterge olduğuna dikkat çeken Polat, uykuya dalmakta güçlük çekme, gece sık sık uyanma, sabahları dinlenememiş kalkma veya sürekli uyuma ihtiyacı hissetme gibi durumların kişinin yaşam kalitesindeki değişimlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Uyku, iştah ve cinsellik değişimleri de önemli Ruhsal sorunların günlük yaşamın farklı alanlarına yansıyabildiğini belirten Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Klinik Psikoloğu Görkem Polat, kişinin beslenme düzenindeki belirgin değişikliklerin de dikkate alınması gerektiğini ifade etti. Polat, herhangi bir neden olmaksızın iştahta belirgin artış veya azalma yaşanmasının ruhsal durumla birlikte değerlendirilmesi gereken belirtilerden biri olabileceğini kaydetti. Cinsel aktif bireylerde cinsel istekte ortaya çıkan belirgin ve ani değişimlerin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Polat, bu tür değişimlerin tek başına psikolojik bir soruna işaret etmeyebileceğini, kişinin genel yaşam koşulları ve diğer belirtilerle birlikte ele alınmasının önem taşıdığını vurguladı. Belirtilerin süresi ve yaşamı etkileme düzeyi önemli Her yaş grubundan bireyin yaşamının farklı dönemlerinde ruhsal açıdan zorlayıcı süreçlerden geçebileceğini ifade eden Polat, bu durumların genetik, ailesel ve sosyal birçok faktörle ilişkili olabileceğini söyledi. Ancak yaşanan güçlüğün ne kadar sürdüğünün ve günlük hayatı ne ölçüde etkilediğinin belirleyici olduğunu belirtti. Polat, kişinin yaşadığı sorunların haftanın ve günün büyük bölümünü etkileyecek sıklık ve yoğunluğa ulaşması halinde profesyonel destek alınmasının önem taşıdığını dile getirdi. Yakın çevreden alınan sosyal desteğin ruhsal açıdan önemli bir kaynak olduğunu belirten Görkem Polat, ancak uyku, iştah, duygu durumu, dikkat ve konsantrasyon gibi alanlarda belirgin bozulmalar meydana geldiğinde bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanın sürecin daha sağlıklı ve güvenli şekilde ele alınmasına yardımcı olacağını söyledi. Ruhsal belirtilerin altında farklı nedenler olabilir Her davranış değişikliğinin doğrudan psikolojik bir nedene bağlanmaması gerektiğinin de altını çizen Polat, bazı davranışsal ve duygusal sorunların organik nedenlerden kaynaklanabileceğine dikkat çekti. Bu nedenle kişinin ihtiyaç duyduğu durumlarda farklı uzmanlık alanlarının birlikte çalışmasının önemli olduğunu belirtti. Multidisipliner yaklaşımın, yani farklı uzmanlık alanlarının ortak değerlendirmesinin, kişinin yaşadığı sorunların daha kapsamlı ele alınmasını ve tedavi sürecinin daha sağlıklı biçimde planlanmasını sağlayabileceğini ifade eden Polat, ruh sağlığı konusunda erken farkındalık ve doğru yönlendirmenin önemine dikkat çekti. Ruh sağlığı hizmetlerine erişim güçlendirilmeli Toplum ruh sağlığının korunmasında yalnızca sorun ortaya çıktıktan sonra müdahale edilmesinin yeterli olmadığını belirten Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Klinik Psikoloğu Görkem Polat, koruyucu ve önleyici ruh sağlığı çalışmalarının da güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Polat, okullar, hastaneler, iş yerleri ve kamu kurumlarında ulaşılabilir ruh sağlığı hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının, toplumun ruhsal iyilik halinin korunması ve psikolojik sorunların erken dönemde fark edilmesi açısından önemli olduğunu ifade etti. 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nün ruh sağlığı konusunda farkındalık oluşturmak açısından önemli bir fırsat olduğunu belirten Polat, kişinin kendisinde veya yakınlarında uzun süre devam eden ve günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyen değişimleri görmezden gelmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.

UZMANINDAN AİLELERE SÜNNET UYARISI… Haber

UZMANINDAN AİLELERE SÜNNET UYARISI…

Sünnetin yalnızca cerrahi bir işlem olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Klinik Psikolog Görkem Polat, işlemin çocuğun psikolojik gelişimi üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Polat, özellikle 2-6 yaş aralığında gerçekleştirilen sünnetin çocukların psikoseksüel gelişimi açısından bazı riskler taşıyabileceğini vurguladı. Çocukların 2 ila 6 yaş arasında cinsel kimliklerini keşfetmeye başladıkları ve bedensel farkındalıklarının geliştiği bir dönemde olduklarını ifade eden Görkem Polat, tıbbi bir zorunluluk bulunmadığı sürece sünnetin bu yaş aralığında önerilmediğini söyledi. Polat, “Bu dönem çocukların bedenlerini tanımaya ve kimlik gelişimlerini oluşturmaya başladıkları hassas bir süreçtir. Tıbbi gereklilik olmadığı durumlarda, 2 yaş altı veya 6 yaş üstü dönemler sünnet için daha uygun zaman aralıkları olarak değerlendirilmektedir” dedi. Sünnet sürecinde ailelerin yaklaşımının büyük önem taşıdığına dikkat çeken Klinik Psikolog Görkem Polat, operasyon öncesinde çocuğun yaşına uygun bir dille bilgilendirilmesi gerektiğini belirtti. Çocukların merak ettikleri soruların açık ve anlaşılır şekilde yanıtlanmasının kaygı düzeyini azaltacağını ifade eden Polat, ailelerin ihtiyaç duyduklarında sağlık profesyonellerinden destek almaktan çekinmemeleri gerektiğini söyledi. Çocukların operasyon öncesinde korku, kaygı ve endişe yaşayabileceklerini belirten Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Klinik Psikoloğu Görkem Polat, bu duyguların doğal karşılanması gerektiğini kaydetti. Polat, “Çocuğun korkması, ağlaması ya da endişelenmesi son derece normaldir. Burada önemli olan ebeveynlerin sakin ve güven verici bir tutum sergilemesidir. Anne ve babanın kaygılı davranışları çocuğun endişelerini artırabilir ve sakinleşmesini zorlaştırabilir” diye konuştu. Operasyon sürecinin çocukla iş birliği içinde yürütülmesinin önemine vurgu yapan Polat, “Çocuğun yaşına uygun şekilde bilgilendirilmesi, yapılacak işlemlerin adım adım anlatılması ve mümkün olduğunca onayının alınması, onun kendisini daha güvende hissetmesine yardımcı olur. Beklenmedik ve açıklanmayan müdahaleler çocuklarda ilerleyen dönemlerde travmatik etkiler bırakabilir” ifadelerini kullandı. Sünnet sonrasında aile desteğinin iyileşme sürecinde önemli bir rol oynadığını belirten Polat, çocukların operasyon sonrası ebeveynleriyle bir araya gelmelerinin güven duygusunu yeniden pekiştirdiğini söyledi. Polat, “Çocuğun anne ve babasıyla buluşması, konuşarak duygularını ifade etmesi ve sevgi dolu bir sarılma, onun yeniden güvende olduğunu hissetmesini sağlar. Bu yaklaşım hem psikolojik iyilik halini destekler, hem de sürece uyumunu kolaylaştırır” dedi.

Sınav kaygısında öncelikli tedavi psikoterapi olmalı! Haber

Sınav kaygısında öncelikli tedavi psikoterapi olmalı!

Bu durumda ilk tercih olarak bilişsel davranışçı terapi gibi psikoterapi yöntemlerinin uygulanması gerektiğini vurgulayan Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Eda Ergür, “İlaçlar yan etkileri açısından da dikkatle ele alınmalı. Sadece semptomu baskılayarak kök nedeni çözmeden ilerlemek, uzun vadede öğrencinin baş etme becerilerini zayıflatabilir. Bu nedenle bu tür ilaçların kullanımı hiçbir zaman ilk seçenek olmamalı, mutlaka terapi ve danışmanlık süreçleriyle birlikte değerlendirilmeli.” dedi. Ailelerin süreci doğru yönetmesi için destekleyici, yargılamayan ve güven veren bir tutum sergilemesinin önem taşıdığına dikkat çeken Ergür, bu süreçte kazanılan baş etme becerilerinin, yalnızca sınav dönemini değil yaşamın tamamını etkilediğini aktardı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Eda Ergür, sınav kaygısının normalden klinik düzeye nasıl ayrıldığı, psikoterapi ve ilaç kullanımıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Kaygı günlük yaşamı bozuyorsa profesyonel değerlendirme gerekir! Sınav kaygısının, belli düzeyde yaşandığında öğrenciyi motive eden doğal bir tepki olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Eda Ergür, “Ancak bu kaygı günlük yaşam işlevselliğini bozacak, uyku, beslenme ya da dikkat düzeylerini olumsuz etkileyecek düzeye gelmişse profesyonel bir değerlendirme yapılması gerekir.” dedi. İlaç tedavisinin, kaygının kronikleştiği, çarpıntı, mide bulantısı, nefes darlığı gibi yoğun fiziksel belirtilerle seyrettiği ve öğrencinin akademik veya sosyal işlevselliğinin ciddi düzeyde olumsuz etkilendiği durumlarda düşünülmesi gerektiğini kaydeden Ergür, “Karar, mutlaka bir çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından yapılacak klinik değerlendirmeye dayanmalı; çocuğun genel ruhsal durumu ve eşlik eden diğer faktörler göz önünde bulundurulmalı.” şeklinde konuştu. Önce terapi desteği… Sınav kaygısı yaşayan pek çok öğrenci için psikolojik desteğin, özellikle bilişsel davranışçı terapi gibi yapılandırılmış yaklaşımların oldukça etkili olabildiğine değinen Klinik Psikolog Eda Ergür, şunları söyledi “Eğer öğrencinin kaygısı orta düzeydeyse, akademik performansı üzerinde baskı yaratmakla birlikte günlük yaşamını tamamen bozacak düzeyde değilse, öncelikle terapi desteği önerilir. Psikoterapi esnasında kaygının altında yatan düşünce kalıpları, mükemmeliyetçilik, başarısızlık korkusu ya da aile beklentileri gibi unsurlar ele alınarak işlevsel baş etme becerileri kazandırılır.” İlaç kullanımı hiçbir zaman ilk seçenek olmamalı! Kısa süreli anksiyolitik ilaçların sınav öncesi kullanımının, panik atağa yakın düzeyde sınav kaygısı yaşayan öğrenciler gibi bazı özel durumlarda, hekim kararıyla ve çok sınırlı süreyle değerlendirilebileceğini aktaran Ergür, “Ancak bu tür ilaçlar yan etkileri açısından da dikkatle ele alınmalı. Sadece semptomu baskılayarak kök nedeni çözmeden ilerlemek, uzun vadede öğrencinin baş etme becerilerini zayıflatabilir. Bu nedenle bu tür ilaçların kullanımı hiçbir zaman ilk seçenek olmamalı, mutlaka terapi ve danışmanlık süreçleriyle birlikte değerlendirilmeli.” açıklamasını yaptı. Sınav geçici, çocuğun ruh sağlığı ise kalıcı! Ailelerin, çocuklarının sınav sürecinde yaşadığı kaygıyı küçümsememesi gerektiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Eda Ergür, “Ancak dramatize de etmemeliler. Öncelikle çocuklarını yargılamadan dinlemeleri, destekleyici ve güven veren bir yaklaşım sergilemeleri önemli.” dedi. İlaç kararının, asla panik duygusuyla ya da kısa vadeli rahatlama beklentisiyle verilmemesi gerektiğinin altını çizen Ergür, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu konuda mutlaka çocuk ve ergen psikiyatristine başvurulmalı; psikolojik destek, terapi ve yaşam tarzı düzenlemeleri gibi öncelikli seçenekler dikkate alınmalı. Unutulmamalıdır ki, sınav geçici, çocuğun ruh sağlığı ise kalıcıdır. Bu dönemde kazanılan sağlıklı baş etme becerileri, sadece sınavı değil, yaşamın birçok alanını olumlu yönde etkiler.”

Nilüfer’de gündem kadın hakları Haber

Nilüfer’de gündem kadın hakları

Nilüfer Belediyesi ile Nilüfer Kent Konseyi (NKK) Kadın Meclisi tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında “Kadınların ve Kız Çocuklarının Haklara Erişimi: Hukuki ve Psikososyal Mekanizmalar” konulu panel düzenlendi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen panele Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in eşi Nuray Özdemir, NKK Genel Sekreteri Elifhan Köse Çal ve çok sayıda kadın katıldı. ŞİDDET SADECE FİZİKSEL DEĞİL Panelde konuşan Bursa Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden avukat Ceren İlgen, şiddetin sadece fiziksel algılandığını söyledi. Ancak sadece bununla sınırlı kalmadığını dile getiren İlgen, “Psikolojik, ekonomik, cinsel ve dijital şiddet de var. Özellikle psikolojik şiddetin fark edilmesi ve ispatlanması çok zor olabiliyor” dedi. “Kadının beyanı esastır” anlayışının yanlış anlaşıldığını belirten İlgen, “Bir kişi tedbir talep ettiğinde ona ona hızlıca koruma sağlanması ve soruşturma başlatılması gerekiyor. Hemen ceza verilmesi anlamına gelmiyor” dedi. DAMGALANMA KORKUSU Bursa Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nden avukat Zeynep Yazıcı da çocuğun şikayetçi olması durumunda ailesi tarafından suçlanma korkusu, okul çevresinde damgalanma gibi sorunların ortaya çıktığını söyledi. İstismar durumunda her ifade verme işleminin çocukta yeni bir travma yarattığını belirten Yazıcı, “Polislere, ailesine, avukatlara ayrı ayrı anlatıyor. Olayı birkaç kez anlatmak zorunda kalıyor ve bu travma yaratıyor” diye konuştu. Yazıcı, çocukların polis merkezlerinde değil, uzmanlar eşliğinde Çocuk İzlem Merkezlerinde (ÇİM) ifade vermesi gerektiğini söyledi. “ÇOCUĞUN RIZASI” YOKTUR Nilüfer Belediyesi Eşitlik Birimi’nden klinik psikolog Özlem Akdağ ise konuşmasında, “çocuğun rızası” diye bir kavramın olamayacağını söyledi. Akdağ, istismarın temelinde bir güç asimetrisi olduğu; bir akademisyen ile öğrenci veya patron ile çalışan arasındaki ilişkide statü farkı nedeniyle gerçek bir “rıza”dan bahsedilemeyeceğini vurguladı. Kişilerin tehdit anlarında “savaş, kaç veya don” tepkisi verdiğini anlatan Akdağ, şöyle konuştu: “Çocuğun, istismar sırasında tepki verememesi bir rıza değil, hayatta kalma stratejisidir. Fail genellikle çocuğun çok yakını oluyor. Aile içinde çocuğu tanıyan biri oluyor. Güvendiği bir yetişkinden kaçamayabiliyor. Geç konuşması da yalan söylemesi anlamına gelmez. Bir kişi istismara uğradığında travma psikolojisinden dolayı çelişkili ifadeler verebilir. Çocuk böyle bir şey uydurmaz. Gelip size istismar olduğunu anlatıyorsa elimizde büyük bir şans vardır. Önce inanıp, sonra sorgulamak gerekir.”

Gemlik’te sanat ve sosyalleşmenin yeni merkezi Haber

Gemlik’te sanat ve sosyalleşmenin yeni merkezi

Gemlik Belediyesi Kadın ve Çocuk Dayanışma Merkezi, kentin sosyal ve kültürel yaşamını güçlendirmeye yönelik çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Merkezde düzenlenen etkinliklerle kadınların ve çocukların sosyalleşmesi desteklenirken, bilgi, beceri ve sanatsal birikimleri güçleniyor. Kadınlara Özel Resim Atölyesi Kadınlara yönelik düzenlenen resim atölyesinde katılımcılar; çizim ve boyama alanında temel teknikleri öğreniyor, farklı malzemelerle uygulamalar yaparak sanatsal ifade becerilerini geliştiriyor. Aile İlişkileri Söyleşisine Yoğun Katılım Merkezde hafta sonu etkinlikleri kapsamında Klinik Psikolog Damla Çelik tarafından “Aile İlişkileri” konulu bir söyleşi gerçekleştirildi. Yoğun ilgi gören programda aile içi iletişim, sağlıklı ilişkiler ve bireyler arası bağların güçlendirilmesine yönelik önemli başlıklar ele alındı. Çocuklar İçin İngilizce Gemlik Belediyesi tarafından düzenlenen Çocuklar İçin İngilizce Dersleri ise 3-6, 7-10 ve 11-13 yaş gruplarındaki çocukların katılımıyla devam ediyor. Eğlenceli ve interaktif içeriklerle yürütülen eğitimlerde çocuklar, yaş gruplarına uygun yöntemlerle İngilizce öğreniyor. Hayaller Kar Küresinde Buluştu Çocukların hayal gücünü destekleyen “Hayallerin İçindeki Kar Küresi” Atölyesi renkli görüntülere sahne olurken, minikler kendi tasarımlarını oluşturarak hem el becerilerini geliştirdi hem de keyifli anlar yaşadı. Müziği Ritmini Keşfediyorlar Gemlikli Sanatçı Abdullah Calman tarafından verilen Ritim Dersleri’nde kadınlar, ritmin temel unsurlarını öğrenerek müzikle buluşuyor. Katılımcılar, ritim yeteneklerini geliştirerek kendilerini ifade etme fırsatı yakalıyor. Kültürün Kalbi Burada Atıyor Merkezde ayrıca genç sanatçı Zeliha Çay’ın farklı tekniklerle ürettiği eserlerden oluşan sergi ile Orhan Holding Uluslararası Fotoğraf Yarışması’nda dereceye giren fotoğraflar sanatseverlerle buluştu. Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, “Kadınların, çocukların ve gençlerin kendilerini geliştirebilecekleri alanları çoğaltmayı öncelikli görüyoruz. Bu merkezde düzenlenen atölye, eğitim ve sergilerle hem toplumsal dayanışmayı güçlendiriyor hem de kentimizin kültürel yaşamına katkı sunuyoruz” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.