Hava Durumu

#Karaciğer Yağlanması

- Karaciğer Yağlanması haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Karaciğer Yağlanması haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

KARACİĞERİ TEHDİT EDEN 6 ÖNEMLİ ETKEN! Haber

KARACİĞERİ TEHDİT EDEN 6 ÖNEMLİ ETKEN!

Karaciğer hastalıkları dünya genelinde en sık görülen sağlık sorunları arasında yer almaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, özellikle siroz ve kronik karaciğer hastalıkları her yıl yaklaşık 2 milyon kişinin ölümüne neden olurken, küresel ölüm sebepleri arasında ilk 10’da yer alıyor. Vücudumuzun adeta bir kimya laboratuvarı olan karaciğer; yaşamsal öneme sahip maddelerin üretimi, besinlerin enerjiye dönüştürülmesi ve toksinlerin vücuttan temizlenmesi gibi son derece önemli görevler üstleniyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız, bu nedenle karaciğerin sorunsuz çalışmasının sağlıklı bir yaşam için kritik öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Ancak bazı etkenler karaciğerde hücre ölümüne yol açabilmektedir. Üstelik karaciğerde oluşan hasar uzun yıllar belirti vermeden sessizce ilerleyebilmekte ve uzun vadede iltihaplanma, fibrozis ile karaciğer nakli gerektirebilen siroza neden olabilmektedir. Karaciğer sağlığını korumak için alınması gereken en önemli önlem ise sağlıklı bir kiloda olmaktır” diyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız, karaciğerde en sık hasar oluşturan 6 etkeni anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! Hepatit B Hepatit B, dünya genelinde en sık görülen viral hepatit olarak karşımıza çıkıyor. Çoğunlukla anneden bebeğe bulaşarak karaciğerde kronik inflamasyona, yani kronik karaciğer hastalığına yol açabiliyor. Bu inflamasyon yıllar içinde karaciğer hücrelerinin ölümüyle ve bunun sonucunda siroz ve/veya karaciğer kanseriyle sonuçlanabiliyor. Nasıl önlem almalı? Hepatit B aşısı çoğunlukla bizi yaşam boyunca bu enfeksiyondan koruyor. Obezite Dünya genelinde en sık görülen karaciğer hastalığının “karaciğer yağlanması” olduğu belirtiliyor. Çağımızın önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite, karaciğerde özellikle “metabolik disfonksiyonla ilişkili yağlı karaciğer” olarak adlandırılan hastalığa yol açabiliyor. Karaciğerde yağlanma uzun vadede ciddi hasarlar oluşturabiliyor ve karaciğer nakli gerektiren hastalarda en sık görülen nedeni oluşturuyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız, son yıllarda obezite ve sağlıksız beslenme sebebiyle karaciğer yağlanmasının giderek arttığını vurgulayarak, “Araştırmalar, obezite sorunu yaşayan kişilerin yaklaşık yüzde 80’inde karaciğerde yağ birikimi olduğunu göstermektedir” bilgisini veriyor. Nasıl önlem almalı? Sağlıklı beslenmek, günde 30 dakika hafif tempolu yürüyüş yapmak, ideal kiloya ulaşmak veya mevcut kilonun yüzde 8-10’unu vermek, günde 2-3 fincan filtre kahve tüketmek, karaciğer yağlanmasının hafiflemesine destek oluyor. İlaçlar ve bitkisel ürünler Zararsız gibi görünen bazı ağrı kesiciler ve bitkisel ürünler, bilinçsizce kullanıldığında karaciğerde ani iltihaplanma başlatabiliyor ve toksik hepatite neden olabiliyor. Bunun sonucunda halsizlik, sarılık ve ilerleyen dönemde karaciğer yetmezliği tablosu gelişebiliyor. Nasıl önlem almalı? İlaçları ve bitkisel ürünleri ‘masum’ görmemek; doktor önerisi olmadan hiçbir ürünü kullanmamak, toksik hepatiti önlemenin en basit yolunu oluşturuyor. Aşırı alkol tüketimi Alkol, karaciğerde parçalanırken ortaya çıkan toksik ara ürünlerle hücreleri yıpratıyor. Bunun sonucunda zamanla yağlanma, iltihaplanma ve nihayetinde siroza uzanan sessiz bir hasar süreci başlıyor. Nasıl önlem almalı? Alkolü güvenli sınırların altında ve seyrek tüketmek (haftada 2-3 kadehi geçmemek) karaciğer sağlığımız için çok önemli. Genetik hastalıklar Bazı karaciğer hastalıkları genetik nedenlerle ortaya çıkıyor. Genler normalde karaciğer hücrelerinde görev yapan enzimlerin, reseptörlerin (alıcıların) ve taşıyıcı proteinlerin üretimini sağlıyor. Bu genlerde bir bozukluk olduğunda karaciğer bazı görevlerini tam olarak yerine getiremiyor. Örneğin, safra üretimi ve kullanımı bozulabiliyor veya bakır ile demir gibi minerallerin dengesi etkilenebiliyor. Ayrıca, bazı zararlı maddelerin vücuttan atılması zorlaşabiliyor. Nasıl önlem almalı? Bu tür hastalıklar erken dönemde fark edildiğinde çoğu zaman ilaç tedavisiyle kontrol altına alınabiliyor. Erken tanı için düzenli sağlık kontrolleri ve gerekli laboratuvar testlerinin yapılması büyük önem taşıyor. Otoimmün hastalıklar Karaciğer otoimmün hastalıkları (otoimmün hepatit, primer biliyer kolanjit gibi) çoğunlukla genetik yatkınlığı olan kişilerde; enfeksiyonlar, ilaçlar ve karaciğerde inflamasyonun tetiklenmesi sonucu oluşuyor. Nasıl önlem almalı? Erken dönemde tanı konulduğunda otoimmün hastalıkların tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Hakan Yıldız, aile bireylerinde otoimmün karaciğer hastalığı bulunan kişilerin düzenli olarak takip edilmeleri gerektiğine vurgu yapıyor.

Bayramda şeker ve tatlı tüketimine dikkat! Haber

Bayramda şeker ve tatlı tüketimine dikkat!

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Şeker ve tatlı tüketimi yalnızca diyabeti olan ya da yüksek kilolu kişilerin kaçınması gereken zararlı bir şey gibi düşünülse de yaygın inanışın aksine, tanı almış bir hastalığı olmayanların dahi günlük beslenme rutinlerinde yer almaması gereken bir besindir. Dünya Sağlık Örgütü, günlük enerji gereksiniminizin ortalama yaklaşık 10’unun şekerden alınabileceğini ancak uzun vadeli hedefin yüzde 5 ve altı olduğunu vurgulamaktadır. Örneğin; enerji gereksinimi 2000 kalori olan bir birey, günde maksimum 200 kalorisini basit şekerden alabilir ki bu da ortalama 1 küçük porsiyon tatlıya eşittir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, şekerli besinlerin neden tüketilmemesi gerektiğini, vücuda çok önemli zararlarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Kalp ve damar hastalıklarına yol açar Aşırı şeker tüketimi nedeniyle karaciğerde trigliserid adı verilen yağ asitleri artarak, damar duvarlarında birikmeye başlar. Zamanla damar yapısı bozulup damar sertliği ve diğer kalp hastalıklarına yol açar. Artan şeker tüketimiyle karın çevresi yağlanması ve bel çevresinin artması kalp hastalıkları açısından önemli diğer risk faktörlerindendir. Bu nedenle şeker ve tatlı tüketimini azaltıp, kalp ve damar sağlığı için yeşil yapraklı sebzeler başta olmak üzere, sebze, meyve, çiğ kuruyemiş vb liften zengin gıdalara beslenmede yer vermek gerekir. İnsülin direnci ve Tip 2 diyabet riskini artırır Şeker gibi basit karbonhidratlar yedikten sonra kana çok hızlı karışarak kan şekerini hızla yükseltir. Bu nedenle, vücudun, kan şekeri metabolizmasını düzenleyen hormonlardan biri olan insüline verdiği yanıt bozularak insülin direncinin oluşmasına ve tip-2 diyabet riskinin artmasına yol açar. Özellikle ailede diyabet öyküsü olanlar şeker ve tatlıyı sınırlandırmalıdır. Eğer son zamanlarda fazla şeker tüketiyor, tatlı yeme isteğinizin arttığını düşünüyorsanız mutlaka bir hekim ile görüşüp insülin direnci ve diyabet ile ilgili kontrollerinizi yaptırmalısınız. Karaciğer yağlanmasına neden olur Son zamanlarda alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması gençlerde de yaygınlaşıyor. Bunun öncelikli nedenlerinin başında; basit şeker, hazır paketli ürünler ve tatlılarda kullanılan fruktoz şurubu tüketiminin artması geliyor. Sofra şekeri ve yüksek fruktoz büyük ölçüde karaciğerde işlenir ve fazla tüketildiğinde karaciğer bu enerjiyi yağa dönüştürür. Karaciğer yağlanmasının artması sağlığı olumsuz etkiler. Tüketim sıklığına ve porsiyonlara dikkat etmek, işlenmiş ve etiket bilgisinde fruktoz şurubu içeren gıdalardan uzak durmak gerekir. Obeziteye zemin hazırlar Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Yüksek şeker içeren besinler; kalorisi yüksek ve karbonhidrat ağırlıklı olup, vücut için gerekli vitamin- minerallerden ise oldukça fakirdir. Genellikle protein ve liften düşük oldukları için sık acıkmanıza, kan şekeri dengesizliği nedeniyle sürekle tatlı tüketme isteğinizin artmasına yol açar. Bu da kişiyi bitmeyen bir kısır- döngüye sokarak, gün içerisinde alınan toplam kalori miktarının artmasına, kilo artışına ve uzun vadede obeziteye zemin hazırlar” diyor. Diş çürüklerini artırır Şeker tüketimi diş minesinin zarar görmesine, çürüklere ve buna bağlı diş kayıplarına neden olurken ağız sağlığını da olumsuz etkiler. Ağızda pH dengesinin bozulmasıyla birlikte ağız içindeki bakteri çeşitliliği değişir ve ağız kokusu ile ilgili problemler artabilir. Sık aralıklarla şeker tüketmek, gazlı şekerli içecekler içmek ve yetersiz ağız hijyeni olumsuz sonuçları belirginleştirir. Aşırı tatlı tüketiminden uzak durmak, xekerli besin tükettikten sonra ise mutlaka dişleri fırçalamak gerekir. Bağımlılık yaratır Yüksek miktarda şeker tüketimi hem metabolik hem de nörobiyolojik süreçleri etkiler. Hızlı emildiği için kan şekerinde ani yükselmelere ve ardından hızlı düşüşlere neden olarak yeniden tatlı, şekerli gıda tüketme isteğine yol açar. Aynı zamanda beynin ödül merkezinde dopamin salınımını artırarak kısa süreli haz duygusu ve buna bağlı daha fazla tüketme isteğine sebep olur. Bu nedenle şeker ve tatlının ödül yerine tüketilmemesi haz duygusu ile örtüşmemesi açısından önemlidir.

Türkiye Obezitede Avrupa Birincisi... Haber

Türkiye Obezitede Avrupa Birincisi...

Obezite'nin vücuttaki aşırı yağ birikimi olduğunu dile getiren Yaman, “ Temel olarak vücut kitle indeksinin 30’un üzerinde olması obezite olarak değerlendirilir. Dünya sağlık örgütü obeziteyi 21. yüzyılın en önemli sağlık problemlerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Çünkü dünyada yaklaşık 650 milyon obez olduğu öngörülmektedir. Vücut kitle indeksi 35’in üzerinde iken obeziteye bağlı ek hastalıkları (insülin direnci, diyabet, karaciğer yağlanması, hipertansiyon gibi) olan veya vücut kitle indeksi 40’ın üzerinde olan bireylerde obezite cerrahisi hala dünyadaki en başarılı tedavi yöntemidir. Tüp mide ameliyatı tüm dünyada en sık uygulanan ameliyat yöntemidir. Laparoskopik olarak 1999 yılında ilk olarak uygulanmış ve özellikle 2009 yılı sonrasında yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır” diye konuştu. OPERASYON BAŞARILI SONUÇLAR VERİYOR Tüp mide ameliyatlarının diğer yöntemlere göre daha sık uygulandığını ifade eden Doç Dr. İsmail Yaman, “Bunun birinci sebebi ameliyat süresinin kısa olması dolayısı ile erken dönemde risklerinin çok daha düşük olmasıdır. İkinci de sebebi fizyolojiye uygun bir ameliyat olduğu için uzun dönemde belirgin bir yan etkisinin bulunmamasıdır. Tüp mide cerrahisinde yapılan işlem, midenin yaklaşık yüzde 80-85 küçültülmesidir. Bu müdahale üç farklı mekanizma ile çalışır. Midenin açlık hormonu (ghrelin) salgılayan tepe kısmı çıkarılır. Ghrelin miktarı belirgin azaldığı için açlık hissi de belirgin olarak azalır. Mide hacmi 1000-1500 cc’den yaklaşık 100-150 cc’ye düşer. Dolayısıyla az miktarda yemekle tokluk hissi oluşur. GLP, Peptid Y gibi hormonların salınımı artar böylece insülin direnci hastalığında hatta uygun bireylerde tip2 diyabet konusunda tedavi imkanı sağlar” dedi. UYGUN OLAN BİREYLER AMELİYATA ALINIYOR Yalnızca bu operasyona uygun olanların tüp mide ameliyatı olabileceğini vurgulayan Yaman, “Ameliyat öncesinde ameliyat olmayı düşünen bireylerle görüşme sağlanarak işlem ve sonrasındaki dikkat edilmesi gereken konularla ilgili ayrıntılı bilgilendirme yapılır. Sonrasında ayrıntılı testler ve konsültasyonlar yapılır. Uygun olan bireyler ameliyata alınır. Ameliyat laparoskopik (kapalı) yöntemle yapılır ve yaklaşık 40 dakika sürer. Ameliyat sonrası iki gece yatış yapılır. Masa başı işi olan bireyler ortalama bir haftada işlerine dönebilirler. Taburculuktan hemen sonra dışarda yürüyüşler başlanabilir. 15. günde basit kol ve bacak egzersizleri başlanabilir. Birinci aydan sonra (her karın ameliyatında olduğu gibi) mekik çekmek ve boks gibi travmaya açık sporlar hariç her tür spor serbesttir” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.