Hava Durumu

#Kalp Krizi

- Kalp Krizi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kalp Krizi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kadınlarda kalp krizinde ölüm riski daha yüksek Haber

Kadınlarda kalp krizinde ölüm riski daha yüksek

Kalp hastalıkları hem dünyada hem de Türkiye’de en yaygın ölüm nedeni. Kalp ve damar hastalıkları; koroner kalp hastalığı, serebrovasküler hastalık ve romatizmal kalp hastalığı gibi kalp ve kan damarlarını etkileyen bir grup rahatsızlığı kapsıyor. Bu hastalıklara bağlı ölümlerin beşte dördünden fazlası kalp krizi ve inme nedeniyle oluyor, ölümlerin üçte biri ise 70 yaşın altındaki kişilerde gerçekleşiyor. Genetik faktör olması durumunda maalesef aile üyesinin kalp damar hastalığı gelişme riski belirgin şekilde artabiliyor. Bunun yanında ilerleyen yaş, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve tütün ürünü kullanımı da tehlike çanlarını çaldırıyor. Obezite, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme ve yoğun tuz kullanımı gibi alışkanlıklar ise ikincil risk faktörleri arasında bulunuyor” dedi. Belirtiler farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor Kalbin verebileceği sinyalleri anlamak için ona kulak verilmesi gerektiğini dile getiren Alagiç, “Kalbi bir eve benzetiyorum. Nasıl ki bir evde su tesisatı, elektrik sistemi, duvarlar ve kapılar bir bütün halinde çalışıyorsa, kalp de benzer şekilde farklı yapılardan ve sistemlerden oluşuyor. Bu sistemlerde ortaya çıkan bir sorun, kendini farklı şikayetlerle gösterir. Bu nedenle hastanın şikayetlerinin türü ve sahip olduğu risk faktörleri, hangi ‘tesisata’ odaklanmamız gerektiğini anlatır. Muayene sırasında da bu doğrultuda değerlendirme yaparak sorunun kaynağını belirleriz. Bu nedenle kalbi etkileyebilecek pek çok neden olsa da en sık karşılaşılan belirtiler; kola, çeneye veya sırta yayılabilen baskı ya da yanma tarzında göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik, mide bulantısı, kusma ve terleme şeklinde sıralanabilir. Burada önemli olan daralan damara zamanında müdahale edebilmek. Bunun için de stent takılabilir, balon işlemi veya bypass uygulanabilir. Bu operasyonlar zamanında yapıldığında kalp rahatsızlığının etkilerini büyük ölçüde azaltabiliriz. Ancak hasta belirtileri göz ardı edip sağlık merkezine geç başvurursa her türlü önleme rağmen hayatına kalp yetmezliği ile devam etmek zorunda kalabilir” dedi. Günlük alışkanlıklarla kalp sağlığı desteklenebilir Kalp sağlığı için tütün ürünlerinin kesinlikle bırakılması gerektiğinin altını çizen Alagiç, “Ayrıca özel durumu olan hastalar hariç haftanın en az 5 günü en az yarım saat egzersiz yapılmalı. Günlük tuz tüketimi Türk mutfağında bu miktar 18 grama kadar çıkabilse de 5 gramı geçmemeli. Balık tüketimi omega-3 açısından zengin somon, uskumru ve sardalya gibi türlerle haftada en az 1 olmalı, kırmızı et mümkün olduğunca azaltılmalı ve haftada en fazla 350-500 gram tüketilmeli. Günde 30 gram çiğ kuruyemiş, en az 200 gram meyve ve en az 200 gram sebze tüketimi gibi küçük değişikliklerle kalbi korumak mümkün” dedi. Kalp kontrollerine başlama yaşı giderek düşüyor Kalp sağlığının takipçisi olmak için neler yapılması gerektiğine de değinen Alagiç, “Erkeklerde 40 yaşından sonra, kadınlarda ise menopozdan 5-6 yıl sonra yıllık kontrol tetkiklerine başlamak önemli ancak günümüzde sağlıksız yaşam alışkanlıkları çok yaygın olduğu için bu yaş aralığı giderek düşüyor. Sağlık merkezine başvurulduğunda hastanın hikayesini dinleyerek skorlama yöntemiyle değerlendirme yapıyoruz, gerekli gördüğümüzde EKO, kontrastlı sanal anjiyo veya efor testi gibi görüntüleme tetkiklerine başvuruyoruz” dedi.

“KALP SAĞLIĞINI KORUMAK YAŞAM KALİTESİNİ BELİRLİYOR” Haber

“KALP SAĞLIĞINI KORUMAK YAŞAM KALİTESİNİ BELİRLİYOR”

Kalbin, vücudun tüm organlarına oksijen ve besin taşıyan en önemli organlardan biri olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Hakan Bahadır, modern yaşamın getirdiği risklere dikkat çekti. Uzm. Dr. Bahadır, “Hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme, stres ve sigara kullanımı kalp hastalıklarının artışında başlıca etkenlerdir. Oysa sağlıklı bir kalp, uzun ve kaliteli bir yaşamın temelini oluşturur” dedi. Kalp sağlığını doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan birinin beslenme olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Hakan Bahadır, özellikle hazır ve işlenmiş gıdaların risk oluşturduğunu belirterek, “Aşırı yağlı, tuzlu ve şekerli yiyecekler damar tıkanıklığına zemin hazırlar. Fast food ve işlenmiş gıdalar yerine sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, balık ve zeytinyağı ağırlıklı beslenmek gerekir. Akdeniz tipi beslenme, kalp sağlığı açısından en ideal modellerden biridir” ifadelerini kullandı. DÜZENLİ EGZERSİZ KALBİ GÜÇLENDİRİYOR Fiziksel aktivitenin kalp sağlığını korumada kritik rol oynadığını belirten Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi’nin Kardiyoloji hekimi Uzm. Dr. Hakan Bahadır, haftalık egzersiz alışkanlıklarının önemine dikkat çekenken de, “Haftada en az beş gün, günde 30 dakika yürüyüş bile kalp sağlığı üzerinde ciddi fayda sağlar. Yüzme, bisiklet ve hafif koşu gibi aktiviteler kalbin daha güçlü çalışmasına yardımcı olurken, hareketsiz yaşam obezite, tansiyon ve diyabet riskini artırır” dedi. Sigara kullanımının kalp ve damar sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeken Uzm. Dr. Hakan Bahadır, pasif içiciliğin dahi risk taşıdığını vurguladı ve “Sigara damarları daraltarak kan dolaşımını bozar ve kalp krizi riskini artırır. Alkolün aşırı tüketimi ise tansiyon yükselmesine ve ritim bozukluklarına yol açabilir. Bu nedenle sigaradan tamamen uzak durulmalı, alkol tüketimi sınırlandırılmalıdır” diye konuştu. STRES YÖNETİMİ İHMAL EDİLMEMELİ Modern yaşamın kaçınılmaz bir parçası olan stresin de kalp sağlığını olumsuz etkilediğini belirten Uzm. Dr. Bahadır, uzun süreli stresin ciddi sonuçlar doğurabileceğini ifade ederken de, “Sürekli stres altında olmak tansiyonu yükseltir, kalbin yükünü artırır ve damar sağlığını olumsuz etkiler. Düzenli uyku, nefes egzersizleri, meditasyon ve kişiye iyi gelen aktiviteler stresin kontrol altına alınmasına yardımcı olur” dedi. Açıklamasının sonunda düzenli sağlık kontrollerinin önemine de değinen Uzm. Dr. Hakan Bahadır, özellikle risk grubundaki bireylerin daha dikkatli olması gerektiğini hatırlatırken de şunları söyledi: “Tansiyon, kolesterol ve kan şekeri seviyelerinin düzenli olarak takip edilmesi gerekir. Ailesinde kalp hastalığı bulunan kişiler kontrollerini ihmal etmemelidir. Erken teşhis sayesinde birçok kalp hastalığı önlenebilir ya da tedavi edilebilir. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, zararlı alışkanlıklardan uzak durma ve düzenli doktor kontrolleri ile kalp hastalıklarının büyük bölümü önlenebilir.”

Alerjiler kalp sağlığını etkileyebilir Haber

Alerjiler kalp sağlığını etkileyebilir

Reçetesiz satılan bir ilaç, arı sokması ya da akşam yemeğinde tüketilen deniz ürünleri… Vücudun bu tür etkenlere verdiği alerjik yanıtın bazı durumlarda kalbi de etkileyebildiğini açıklayan Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Kounis Sendromu, alerjik veya aşırı duyarlılık reaksiyonları sırasında ortaya çıkan akut koroner sendrom olarak tanımlanır. Halk arasında alerjik kalp krizi ya da alerjik anjina olarak da bilinen bu tabloda, bağışıklık hücrelerinin aktive olmasıyla salınan bazı maddeler, kalp damarlarında spazma yol açabilir” dedi. Fındık, fıstık gibi yüksek alerjen içeren besinler tehlikeyi artırıyor Kounis Sendromu teşhisini zorlaştıran en önemli etkenin, alerji belirtileri ile kalp krizi semptomlarının iç içe geçmesi olduğunu vurgulayan Koylan, “Hastalarda göğüs ağrısı ve sıkışma hissi, nefes darlığı ve çarpıntı ile birlikte vücutta yaygın kaşıntı, kızarıklık veya kurdeşen görülebilir. Buna tansiyon düşüklüğü, bayılma hissi ya da bilinç kaybı da eşlik edebilir. Sendromu tetikleyen en yaygın unsurlar; antibiyotikler başta olmak üzere bazı ilaçlar, ağrı kesiciler ve kontrast maddeler, arı ve eşek arısı sokmalarıdır. Kabuklu deniz ürünleri, fındık ve fıstık gibi yüksek alerjen içeren besinler ile lateks alerjisi ya da bazı kimyasal maruziyetler de tetikleyici olabilir” dedi. Bazı vakalarda adrenalin hayat kurtarıyor Teşhis aşamasında EKG, troponin testleri ve bazı durumlarda ekokardiyografinin kullanıldığını açıklayan Koylan, “Tanıda en kritik nokta hastanın öyküsünde alerjen maruziyetinin olup olmadığının belirlenmesidir. Tedavi sürecinde ise hem alerjik reaksiyonun baskılanması hem de kalp damarlarının rahatlatılması gerekir. Şiddetli vakalarda adrenalin hayat kurtarıcı olabilirken, Tip I Kounis vakalarında damar spazmını artırabileceği için dikkatli kullanılmalı. Bu süreçte hipertansiyon ve damar sağlığına yönelik yaklaşımlar hastanın uzun dönem takibinde önemli rol oynar” dedi.

KALP KRİZİ RİSKİ DİŞ ETİNDEN BAŞLAYABİLİR! Haber

KALP KRİZİ RİSKİ DİŞ ETİNDEN BAŞLAYABİLİR!

Ağız ve diş sağlığının yalnızca diş çürüğü ya da diş kaybı ile sınırlı olmadığını, tüm vücut sağlığınızı doğrudan etkileyen kritik bir öneme sahip olduğunu biliyor muydunuz? “Basit bir diş eti kanaması” denilerek yeterince önemsenmeyen sorunun hayati riske dahi yol açabildiğini? Hatta kalp krizi riskinin diş etinden başlayabildiğini? Acıbadem Bakırköy Hastanesi Diş Eti Hastalıkları Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan, özellikle diş eti hastalıklarının kalp ve damar hastalıklarıyla güçlü bir bağlantısı olduğunu belirterek, Alzheimer ve kanser sürecini de olumsuz etkilediğini, buna karşın toplumdaki farkındalığın hala son derece yetersiz olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Noyan, ağız ve diş sağlığının önemine yönelik çarpıcı bilgiler verdi; alınacak basit ama etkili 7 yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu… Diş eti hastalığının en erken ve en önemli belirtisi diş fırçalarken oluşan kanamayla ortaya çıkıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Diş Eti Hastalıkları Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan “Nasıl ki ellerimizi yıkarken kanama olmuyorsa, diş etlerimizin de fırçalarken kanamaması gerekir. Ancak birçok kişi yanlış fırçalama teknikleri nedeniyle diş etine temas etmeden temizlik yapıyor. Bu da hastalığın fark edilmeden ilerlemesine yol açıyor” diyor. Sorunun ilerlemesiyle kendiliğinden veya yemek sırasında kanamalar ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Noyan bu aşamada çoğu hastanın cerrahi işlemler, implant ve protez gibi çok daha kapsamlı tedaviye ihtiyaç duyar hale geldiğini söylüyor. Diş eti hastalıkları Alzheimer ve kanserle de ilişkili! Diş eti hastalıkları, diş çürükleri ve diş kaybıyla sınırlı kalmayıp, vücutta kronik iltihaplanmaya yol açarak birçok hastalığı tetikliyor. Prof. Dr. Noyan şu bilgileri veriyor: “Diş eti hastalıkları sistemik hastalıkların ortaya çıkması, var olan hastalığın da şiddetlenmesinde rol oynuyor. Kötü ağız hijyeninin, kanser sonrası sağ kalım süresini olumsuz etkilediği de bilimsel olarak gösterilmiştir. Tedavi edildiğinde; iltihap belirteci olan CRP (c-reaktif protein) azalır, kolesterol seviyesi düşer, kan şekeri olumlu etkilenir. Kalp ve damar hastalıklarının tekrarlama riski azalır. Alzheimer ve kanserin önemli nedenlerinden olan vücuttaki kronik enflamasyon ortadan kalkar. Yapılan çalışmalar; ameliyatlardan önce diş taşı temizliği, kök yüzeyi düzleştirme işlemlerinin yapılması ve ağız hijyeninin sağlanmasının da enfeksiyon riskini azalttığını ve hastanede kalış süresini kısalttığını ortaya koyuyor.” Kalp hastalıkları ve kalp krizi riskini artırabiliyor! Uluslararası Kardiyoloji Dergisi'nde geçtiğimiz ay yayınlanan çalışmada; çocukluk dönemindeki ağız sağlığının, yetişkinlikte damar sertliği ve kalp hastalıkları riskinin artmasına yol açtığının bildirildiğini vurgulayan Prof. Dr. Noyan “Bu bize, süt dişlerinin sürmesini takiben, hemen diş fırçalama işleminin başlaması gerektiğini gösteriyor. Dolayısıyla bu halk sağlığı konusunda herkese büyük görev düşmektedir” diye konuşuyor. Diş eti kanamasında erken müdahale şart Ağız ve diş sağlığını korumanın en etkili yolu, zararlı bakterilerin çoğalmasını engellemekten geçiyor. Bunun için ağız ve diş bakımı alışkanlığı kazanmak şart. Diş Eti Hastalıkları Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan, diş eti kanaması fark edildiğinde zaman kaybetmeden diş hekimine başvurulması gerektiğini, erken dönemde yapılan diş taşı temizliği ve kök yüzeyi düzleştirme işlemleriyle iltihabın kolaylıkla tedavi edilebildiğini söylüyor. Ağız ve diş bakımında basit ama etkili 7 yöntem! “Küçük gibi görünen bazı alışkanlıklar, hayat kurtaracak kadar büyük bir etkiye sahiptir” diyen Prof. Dr. Noyan, doğru ve sağlıklı ağız ve diş bakımının kurallarını şöyle sıralıyor: Günde en az iki kez, özellikle gece yatmadan önce dişlerinizi fırçalayın. Doğru teknik ve size uygun diş fırçası için mutlaka diş hekiminin önerisini alın. Günde en az bir kez diş ipi ya da arayüz fırçası kullanın. Bakteriler en çok, diş fırçasının ulaşamadığı alanlarda birikir. Ağız kokusunun ve bakterilerin önemli kaynaklarından biri dil yüzeyidir. Bu nedenle mutlaka dilinizi de temizleyin. Ağız gargarasını hekim önerisi olmadan kullamayın. Çünkü gargaralar yararlı bakterileri de yok ederek damar sağlığı için gerekli olan nitrit oksit üretimini azaltabilir. Ayrıca alkollü gargaralar, özellikle sigara kullanan bireylerde kanser riskini artırabilir.Her gün yeterli su için. Tükürük ağız içini koruyan doğal bir savunmadır. Ağız kuruluğu yaşayan bireylerin gün boyunca suyu yudum yudum tüketmesi büyük önem taşır.En az 6 ayda bir mutlaka diş hekimine gidin. Yapılan kontroller, yalnızca diş taşı temizliği değil, zararlı bakterilerin hastalık oluşturacak seviyeye ulaşmasını önlemek için gereklidir. Çünkü temizlik yapılmasından 9-11 hafta sonra zararlı bakteriler çoğalmaya başlar.

KALP HASTALARINA RAMAZAN’A ÖZEL 10 ÖNEMLİ ÖNERİ! Haber

KALP HASTALARINA RAMAZAN’A ÖZEL 10 ÖNEMLİ ÖNERİ!

Ramazan’ın gelmesiyle birlikte oruç tutmak isteyen pek çok kalp hastası sağlık durumlarının oruç tutmaya elverişli olup olmadığını araştırıyor. Kimileri de “Yaz aylarında bile tuttum, olumsuz bir şey olmadı, kışın daha rahat” diyerek, doktoruna danışmaya gerek görmüyor. Ancak dikkat! Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut “Kardiyovasküler açıdan riskli olan bir hastanın doktoruna danışmadan oruç tutması ciddi sorunlara neden olabilir. Bu nedenle mutlaka hekimleri ile görüşüp karar vermelidirler. Özellikle diyabet (şeker), tansiyon ve kolesterol ilacı kullanan kişiler ilaçlara Ramazan’da da devam etmelidir. Kontrolsüz şeker, tansiyon ve kolesterol kalp krizini tetikleyen temel hastalıklardır” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, orucun hangi kalp hastalıklarında tutulabileceğini, kimler için riskli olabileceğini anlattı, oruç tutmak isteyen kalp hastalarına önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. Kış aylarında oruç tutmak yaz mevsimine göre daha rahat olsa da, kalp ve damar hastalığı olan kişilerin oruç tutmadan önce mutlaka hekim tarafından değerlendirilmesi ve birlikte karar verilmesi gerekiyor. Oruç tutmanın hem beden hem de ruh sağlığımızı olumlu yönde etkilediğini, vücudu tetikte tutan uyarıcı etkiye sahip sempatik sinir sisteminin baskılanması sonucu kalp hızında ve özellikle büyük tansiyonda azalma gözlemlendiğini belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, “Kalp hastalıklarında sıklıkla gelişen psikolojik bozukluk ve depresyon durumu da oruçla birlikte düzelir. Hasta ‘kalp hastası oldum, yarım adam oldum’ psikolojisinden çıkar. Kalp hızındaki azalma ve tansiyonda oluşacak düşme ile hastalarda göğüs ağrısı, nefes darlığı gibi şikayetler azalacaktır. Diyabet (şeker) ve kolesterol kontrolü kolaylaşacak ve damar sağlığında iyileşme olacaktır” diyor. Ancak hemen ardından uyarıyor! Hangi kalp hastaları oruç tutmamalı? Kardiyovasküler açıdan riskli olan bir hastanın doktoruna danışmadan oruç tutmasının ciddi sorunlara yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Karabulut “Oruç sadece sağlıklı kişilere farz kılınmıştır. Bu nedenle kronik hastalığı olanların mutlaka hekimlerinden onay almaları gerekir. Özellikle diyabet, tansiyon ve kolesterol ilacı kullananlar ilaçlara Ramazan’da da devam etmelidir. Kontrolsüz diyabet (şeker), tansiyon ve kolesterol kalp krizini tetikleyen temel hastalıklardır” derken, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ciddi kalp yetersizliği, tedavi edilmemiş damar darlığı, ilerlemiş kapak hastalığı, yüksek tansiyonu olanlara, ilaç kullanması şart olup buna karşın ilaç saatleri iftar ve sahura göre ayarlanamayan hastalara, kalp ameliyatı ya da balon stent işleminin üzerinden 3 ay geçmemiş kişilere oruç tutmaları önerilmez.” Bu hastalar oruç tutabilir ama önce… Oruç tutabilecek durumda olan kalp hastalarının da bazı noktalara dikkat etmeleri gerektiğini belirten Prof. Dr. Karabulut bu kişileri şöyle açıklıyor: “Tansiyonu kontrol altına alınmış olanlar, damar sertliği olsa da herhangi bir şikayete yol açmayanlar, hafif düzeydeki kalp kapak hastalıkları, iyi huylu ritim bozukluğu, hafif düzeyde kalp yetersizliği, ılımlı seyreden diyabeti olanların, doktor kontrolünde de bir risk görülmediyse oruç tutmasında sakınca yoktur. Ancak özellikle iftar sofrasında bazı kurallara mutlaka dikkat etmeleri gerekir.” Oruç tutacak kalp hastaları bu 10 öneriye dikkat! Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, ağır iftar sofralarında aşırı tüketimin kalp krizi riskini artırdığını belirtirken, 10 önemli öneride bulunuyor; Özellikle iftarda mideye bir anda yüklenilmesi; tansiyonu yükseltir, çarpıntıya yol açar, kalp krizi riskini artırır! Yemeği yavaş yiyin ve midenizi zorlamayın.İlaç kullanımı sıklıkla aksatılıyor. Doktorunuzla birlikte ilaçlarınızın saatlerini belirleyip mutlaka düzenli kullanın. Kontrolsüz şeker, tansiyon ve kolesterol kalp krizini tetikleyen temel hastalıklar olduğundan, özellikle bu ilaçlarınızı kesinlikle aksatmayın. İftarı sigara ile açmak gibi bir hataya düşmeyin. İftarı suyla açın, bu ayı sigarayı bırakmak için fırsat olarak değerlendirin.Sık yapılan hatalardan biri de; pideyi abartmak. Beyaz un kalbin en büyük düşmanlarından biridir. Bu nedenle Ramazan pidesini küçük bir dilimle sınırlayın, tam tahıllı ekmek tercih edin. Kızartma ve yağlı yiyeceklerden uzak durun, iftariyelik yerine salata ve ana yemek tüketin. Şerbetli tatlıdan uzak durun, sütlü tatlı tercih edin ama aşırıya kaçmayın. Ramazan’da tuz tüketimi artıyor ancak unutmayın ki; aşırı tuz tansiyon ve kalp krizi riskini artırıyor! Bu nedenle sofraya tuz koymayın. Ramazan’da şerbetli içeceklerin tüketimi artıyor, azalan su tüketimi damarlarda pıhtıya yol açabiliyor. Şerbet ve gazlı içecek yerine su için. İftar ile sahur arası mutlaka 1,5 litre su tüketin.Sahura ya bilinçli kalkılmıyor ya da kaçırılabiliyor. Ancak sahur yemeğini atlamak tansiyon ataklarına yol açarken, kalp krizi riskini artırabiliyor. Bu nedenle mutlaka sahura kalkın. Sahurda bir çay tabağı ceviz/badem veya fındık tüketmek damar sağlığını korur. Çay ve kahve yerine mutlaka su için. Sahura kalkamayan kalp hastaları oruç tutmada ısrarcı olmamalıdır. Uykusuzluk kalp sağlığını olumsuz etkiler. Sahur ile bölünecek uyku, akşam yatağa daha erken gidilerek telafi edilebilir. Gündüz saatlerinde uyumak isterseniz bir saati aşmayın çünkü daha fazla uyku, gece uykusunu bozar ve kalbi olumsuz etkileyebilir. İftar sonrası hemen uzanmak kalbi de olumsuz etkileyebileceğinden dolayı mutlaka kısa süreli de olsa yürüyüş yapın.

Nilüfer'den sigaraya karşı bilimsel söyleşi Haber

Nilüfer'den sigaraya karşı bilimsel söyleşi

Nilüfer Belediyesi, 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü kapsamında “Bağımlılık Şekil Değiştirir mi? Sigara, Elektronik Sigara ve Akciğer Sağlığı” başlıklı söyleşi düzenledi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen söyleşiye, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi akademisyenlerinden Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yeşim Uncu, Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aslı Görek Dilektaşı ile Uzman Dr. Güler Yürekli konuşmacı olarak katıldı. Söyleşiyi Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Okan Şahin de takip etti. “HER YIL 8 MİLYON İNSAN SİGARADAN HAYATINI KAYBEDİYOR” Söyleşinin açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Yeşim Uncu, 9 Şubat’ın sigara kullanan bireylerin, bırakma konusunda kendilerini sorgulamaları açısından anlamlı bir gün olduğunu ifade etti. Uncu, her yıl dünya genelinde 8 milyon kişinin tütün ve tütün ürünlerine bağlı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdiğini söyledi. Bu sayının, Covid-19 pandemisinde yaşanan ölümlerle kıyaslanabilecek düzeyde olduğuna vurgu yapan Uncu, “Sigara karşısında bir mücadele var ve bu mücadelede elimizdeki tüm imkânları kullanmamız gerekiyor. En önemli adım karar vermek. Bu kararın ardından Türkiye'nin her yerindeki sigara bırakma polikliniklerinden ücretsiz destek alınabilir” dedi. Uzman Dr. Güler Yürekli ise sigaranın, esrar ve kokain gibi maddelerle kıyaslandığında çok daha hızlı bağımlılık geliştirdiğini belirtti. Sigaranın, yasal düzenlemelere rağmen her yaş grubundaki birey tarafından kolaylıkla ulaşılabilir olmasının büyük bir risk oluşturduğunu söyleyen Yürekli, “Sigara tüm sistemleri etkiliyor ancak en büyük hasar akciğerlerde görülüyor. KOAH, akciğer kanseri ve çeşitli enfeksiyonlara yol açıyor. Kalp-damar sistemi açısından ise kalp krizi, felç, damar tıkanıklığı ve hipertansiyon riskini artırıyor. Ağız, gırtlak ve mide kanserleri açısından da ciddi bir risk faktörü. Pasif içicilikte ise özellikle çocuklar büyük tehlike altında. Astım ve orta kulak enfeksiyonları bu çocuklarda daha sık görülüyor” diye konuştu. Sigaranın bir alışkanlık değil, doğrudan bir bağımlılık ve hastalık olduğunu vurgulayan Yürekli, günde içilen sigara sayısının önemli olmadığını, bırakmanın önündeki en büyük engellerden birinin ise ürüne kolay erişim olduğunu dile getirdi. Sigara kullanan her 10 kişiden yalnızca birinin kendi başına bırakabildiğini belirten Yürekli, “Bağımlılık psikolojik, davranışsal ve biyolojik boyutları olan çok ayaklı bir süreçtir. Bu nedenle mutlaka bir sağlık profesyonelinden destek alınmalıdır. Başarısız denemeler motivasyonu düşürmemeli. Sigara dumanında bulunan 7 bin toksik maddenin en az 80’inin kanserojen olduğu biliniyor. Puro, nargile, pipo ve elektronik sigara da aynı riski taşır” ifadelerini kullandı. YENİ TEHDİT ELEKTRONİK SİGARA Bağımlılığın yeni bir boyutunun elektronik sigaralar olduğunu belirten Prof. Dr. Aslı Görek Dilektaşı ise elektronik sigaraların daha az zararlı olduğu yönündeki söylemlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Son yıllarda sigara kullanım oranlarının düşmesiyle birlikte tütün endüstrisinin kârlılığının tehdit altında kaldığını ifade eden Dilektaşı, bu nedenle elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin “yenilik” olarak sunulduğunu belirtti. Tütün şirketlerinin “zarar azaltma” söylemiyle hareket ettiğini vurgulayan Dilektaşı, bunun yıllardır uygulanan bir endüstri stratejisi olduğunu kaydetti. ABD verilerine göre her 5 lise öğrencisinden birinin ve her 20 ortaokul öğrencisinden birinin elektronik sigara kullandığını dile getiren Dilektaşı, gençler arasındaki kullanım oranının hızla arttığına dikkat çekti. Elektronik sigaraların daha az zararlı olduğu iddiasının bilimsel verilerle çürütüldüğünü ifade eden Dilektaşı, “Geleneksel sigaralarda bulunan zararlı maddelerin tamamı elektronik sigaralarda da yer alıyor” dedi. Söyleşinin sonunda verilen ortak mesajda, tüm tütün ve nikotin içeren ürünlerden arınmış bir dünya hedeflendiği vurgulanarak, bu mücadelenin yalnızca sağlık ve eğitim sistemleriyle değil, toplumsal bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiği ifade edildi. Programın sonunda Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Okan Şahin, konuşmacılara katkılarından dolayı teşekkür etti.

Hastanede ölçülen tansiyon daha yüksek çıkabiliyor Haber

Hastanede ölçülen tansiyon daha yüksek çıkabiliyor

Kalp ve damar sağlığını değerlendirmede tansiyon, kolesterol ve kan şekeri gibi ölçümler birlikte ele alınıyor. Bu değerler arasında yüksek tansiyonun en kritik göstergelerden biri olduğunu dile getiren Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Yüksek tansiyon damar duvarlarına ani ve şiddetli bir baskı uygular. Bu durum beyin kanaması, kalp krizi veya aort yırtılması gibi hayati sonuçlara neden olabilir. ‘Sessiz katil’ olarak adlandırılan hipertansiyon, herhangi bir belirti vermese bile tek bir yüksek ölçümde dahi acil tıbbi değerlendirme gerektirir” dedi. Kan basıncı; stres, heyecan veya fiziksel aktiviteye bağlı olarak anlık değişebilir. Bu nedenle hipertansiyon tanısı için tek bir ölçümün yeterli olamayacağını açıklayan Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Farklı zamanlarda yapılan ölçümler büyük önem taşır. Örneğin hastane ortamında strese bağlı yüksek çıkan değerlere ‘beyaz önlük hipertansiyonu’, muayenede normal olan ancak evde yüksek seyreden değerlere ise ‘maskeli hipertansiyon’ adı verilir. Ev ölçümleri, günlük yaşam koşullarını daha doğru yansıttığı için tanı ve takipte kritik rol oynar. Dolayısıyla şüpheli durumlarda tüm ölçümlerin doktor tarafından bir bütün olarak değerlendirilmesi en doğru yaklaşım” dedi. Damar sertliği kalp krizi riskini artırıyor Klinik açıdan hem büyük hem de küçük tansiyon değerlerinin kalp ve damar sağlığının önemli göstergeleri arasında yer aldığını belirten Koylan, “Büyük tansiyon, kalbin kanı pompaladığı anda damar duvarlarına uygulanan basıncı, küçük tansiyon ise kalbin gevşediği sırada damarlarda kalan basıncı ifade eder. Sertlik arttıkça damarlar esnekliğini kaybeder ve kalpten pompalanan kanı karşılamakta zorlanır. Bu durum, büyük tansiyonun yükselmesine ve kalbin daha fazla eforla çalışmasına neden olur. Özellikle 50 yaş üstü bireylerde bu yük artışı, kalp krizi ve inme riskini de beraberinde getirir. Gençlerde ise küçük tansiyon yüksekliği daha ön plandadır. Bu nedenle tansiyon değerlendirmesi yapılırken tek bir değere bakmak yerine kişinin yaşı ve genel sağlık durumu birlikte ele alınmalı” dedi. Genetik mirasın etkileri sağlıklı yaşamla azaltılabilir Genetik yatkınlığın tansiyon, kolesterol ve kan şekeri gibi değerleri etkileyebileceğini belirten Koylan, “Ancak yatkınlık, hastalığın kaçınılmaz olduğu anlamına da gelmez. Beslenme alışkanlıkları, düzenli egzersiz ve stres kontrolü, bu değerleri önemli ölçüde etkileyen ve tedavinin temelini oluşturan unsurlar arasında yer alır. Özellikle sınırda değerlere sahip birçok kişide, yaşam tarzında yapılacak doğru değişiklikler ilaç ihtiyacını ortadan kaldırabilir ya da uzun süre erteleyebilir. İlaç tedavisi şart olan kişilerde bile, sağlıklı bir yaşam tarzı tedavinin etkinliğini artırır, daha düşük dozlarla kontrol sağlanmasına yardımcı olur ve hastalığın seyrini olumlu yönde etkiler. Bu nedenle risk faktörlerinin yönetiminde genetik kadar günlük yaşam alışkanlıkları da belirleyici rol oynar” şeklinde konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.