Hava Durumu

#Kalp Krizi

- Kalp Krizi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kalp Krizi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kalp krizlerinin yüzde 20’si 40 yaş altında! Haber

Kalp krizlerinin yüzde 20’si 40 yaş altında!

Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, gençlerde kalp-damar hastalıkları ve kalp krizi riskini artıran faktörlere ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Düzenli sağlık kontrollerinin yaptırılması ve ailede kalp-damar hastalığı öyküsünün bilinmesinin büyük önem taşıdığını belirten Koylan, kalp sağlığını korumak için aktif yaşam, dengeli beslenme, kaliteli uyku ve stres yönetiminin vazgeçilmez olduğunu ifade etti. Genç yaşlarda kalp krizi riskini artıran etkenlerin başında sağlıksız yaşam alışkanlıklarının geldiğini vurgulayan Koylan, özellikle anabolik steroid kullanımının ciddi tehlikeler barındırdığına dikkat çekti. Kas kütlesini artırmak amacıyla kullanılan bu maddelerin tansiyon yüksekliği, kolesterol dengesinin bozulması ve damar sertliği riskini artırarak erken yaşta kalp krizi olasılığını yükselttiğini söyledi. ENERJİ İÇECEKLERİ VE KAFEİNE DİKKAT Enerji içecekleri ile yüksek miktarda kafein tüketiminin de kalp sağlığını tehdit ettiğini belirten Prof. Dr. Nevrez Koylan, bu ürünlerin kalp ritminde ve tansiyonda ani değişikliklere yol açabileceğini ifade etti. Özellikle yoğun egzersiz sırasında veya alkol ve diğer uyarıcı maddelerle birlikte tüketildiğinde riskin arttığını kaydetti. Yasaklı ve uyarıcı maddelerin kullanımının genç yaşlarda kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkmasına neden olabileceğini belirten Koylan, bu maddelerin kalp ritmini bozabildiğini, tansiyonu yükseltebildiğini ve damar yapısına zarar verebildiğini söyledi. Yapılan araştırmaların, eğlence amaçlı madde kullanımı ile erken yaşta gelişen kalp-damar hastalıkları arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu ortaya koyduğunu ifade etti. SİGARA VE ELEKTRONİK SİGARA DA RİSKLİ Sigara kullanımının kalp hastalığı ve felce bağlı erken ölüm riskini yaklaşık üç kat artırdığını belirten Koylan, benzer risklerin nargile ve elektronik sigara için de geçerli olduğuna dikkat çekti. Sigaranın 40 yaşından önce bırakılması durumunda ise erken ölüm riskindeki artışın büyük ölçüde azaltılabileceğini söyledi. Bazı bireylerin genetik olarak kalp hastalıklarına yatkın olabileceğini belirten Koylan, özellikle ailevi hiperkolesterolemi gibi kalıtsal rahatsızlıkların kolesterol seviyelerinin erken yaşta yükselmesine neden olduğunu ve bunun da damar sertliği ile kalp krizi riskini artırdığını ifade etti. Diyabetin gençlerde kalp krizi riskini artıran önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu vurgulayan Koylan, diyabetli bireylerde yüksek tansiyon ve kolesterol gibi ek risk faktörlerinin daha sık görüldüğünü söyledi. Ayrıca gençlerde hipertansiyon görülme sıklığının da arttığını belirten Koylan, fazla tuz tüketimi, obezite ve hareketsiz yaşam tarzının yüksek tansiyona zemin hazırladığını kaydetti. OBEZİTE KALP HASTALIKLARINI TETİKLİYOR Aşırı kilo ve obezitenin kalp-damar sistemi üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturduğunu dile getiren Koylan, fazla kilonun yüksek tansiyon, diyabet ve kolesterol yüksekliği gibi hastalıkları tetiklediğini belirtti. Bilimsel araştırmaların, fazla kilolu genç bireylerde kalp krizi riskinin daha yüksek olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti. Prof. Dr. Nevrez Koylan, kalp sağlığının korunması için düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, fiziksel olarak aktif bir yaşam sürmenin, tütün ürünlerinden uzak durmanın, sağlıklı beslenmenin ve ideal kilonun korunmasının kalp-damar hastalıklarına karşı en etkili korunma yöntemleri arasında yer aldığını sözlerine ekledi.

Nilüfer’de “Tütüne Değil, Hayata Yer Aç” söyleşisi Haber

Nilüfer’de “Tütüne Değil, Hayata Yer Aç” söyleşisi

Toplum sağlığını koruma ve sağlıklı yaşam bilincini artırma çalışmaları kapsamında düzenlenen “Nilüfer’de Sağlık” etkinlikleri kapsamında “Tütüne Değil, Hayata Yer Aç” başlığı ile söyleşi gerçekleştirildi. Nilüfer Belediyesi Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen söyleşide, tütün kullanımının zararları anlatıldı. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Alis Özçakır, tütün endüstrisinin özellikle genç grupları kullandığını dile getirdi. Renkli kartonlar, çeşitli aromalar kullanarak gençlere ulaşıldığını anlatan Özçakır, “Tütün sektörü, her gün kaybettiği insanların yerine yenilerini koyabilmek için tamamen doğal ve zararsız gibi iddialar ortaya atarak, gençleri hemen kendi safına çekmeye çalışıyor” dedi. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yeşim Uncu, tütün kullanımının pandemi kadar önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. Özellikle gençler arasında elektronik sigara tehlikesinin artığını dile getiren Uncu, “Çok yaygın bir kullanım var. Elektronik sigaralar, tütün yasasına dâhil edilmediği gerekçesiyle kapalı ortamlarda, her yerde kolaylıkla kullanılabiliyor. Bu sağlık problemiyle mücadele etmenin en önemli ayağı, tabii ki bağımlılık başlamadan önce bunun önüne geçmektir ve hepimizin sorumluluğudur” diye konuştu. TEDAVİYİ ETKİLİYOR Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda Prof. Dr. Aslı Görek Dilektaşlı, sigaranın çok sinsi ve büyük bir tehlike olduğunu söyledi. Tütün kullanan bir insanın yaşam süresinin en az 10 yıl kısaldığının net olarak kanıtlandığını vurgulayan Dilektaşlı, “Kalp krizi geçirmiş bir hasta dahi sigarayı bıraktığında ölüm riski hızla azalabiliyor. Akciğer kanseri tanısı almış hastaların sigarayı bırakması, tedavi başarısını ve hayatta kalma süresini doğrudan uzatan bir faktör oluyor” dedi. Türkiye’nin dünyada en çok sigara içilen ülkeler arasında yer aldığının bilgisini veren Dilektaşlı, “Kabaca, 15 yaşın üzerindeki her üç insandan birinin maalesef sigara içtiğini görüyoruz. Bundan 10 sene önce daha başarılı bir dönem geçiriyorduk; en azından kafelere, restoranlara gittiğimizde tütün dumanına maruz kalmıyorduk. Çünkü o dönem yasalarımızı daha etkin bir şekilde işletebiliyorduk. Ancak son yıllara baktığımızda bu oranların tekrar artmaya başladığını görüyoruz” dedi.

Prof. Dr. Köksal’dan yaz tatili öncesi kritik uyarı Haber

Prof. Dr. Köksal’dan yaz tatili öncesi kritik uyarı

Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte termal havuzlar, spa merkezleri, hamam ve saunalar yeniden yoğun ilgi görmeye başladı. Ancak uzmanlar, özellikle kalp ve damar hastalıkları açısından risk taşıyan bireyler için yüksek ısılı ortamların ciddi sağlık tehditleri oluşturabileceğine dikkat çekiyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Köksal, yüksek sıcaklığa uzun süre maruz kalmanın kalbin çalışma yükünü dramatik biçimde artırdığını belirterek özellikle ileri yaş grubunda kalp krizi riskinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi. Hamam, sauna ve yüksek sıcaklıktaki termal havuzlarda tüm vücuttaki damarlar genişliyor ve buna bağlı olarak tansiyonun düştüğüne vurgu yapan Dr. Köksal, terleme ile kaybedilen sıvı da tabloyu daha riskli hale getirdiğini belirterek, "Düşen tansiyonu dengelemek için kalbin çok daha hızlı ve güçlü çalışmak zorunda kalıyor. Bu durum “aşırı eforla koşmaya” benzetilebilir. Özellikle, 50 yaş üstü kişiler, yüksek tansiyon hastaları, aşırı kilolu bireyler, kolesterol ve kan yağları yüksek olanlar, ailesinde kalp krizi öyküsü bulunanlar, sigara ve tütün kullananlar için sauna ve hamam kullanımının ciddi risk taşıyor" diye konuştu. Prof. Dr. Köksal, kalp hastalığı açısından risk grubunda yer alan kişilere yüksek ısıdaki sauna, hamam ve banyoları kesinlikle önermediklerini ifade etti. TERMAL HAVUZLARDAKİ GİZLİ TEHLİKE: ASTIM VE AKCİĞER ÖDEMİ Yüksek sıcaklığın yalnızca kalbi değil solunum sistemini de tehdit ettiğini belirten Prof. Dr. Köksal, özellikle klorlu havuzlar ve yoğun su buharının astım hastaları için ciddi risk oluşturduğunu söyledi.Termal havuzlarda oluşan yoğun buharın akciğerlerdeki hava keseciklerinde birikerek nefes almayı zorlaştırabileceğini ifade eden Köksal, bu durumun ani astım ataklarını ve akciğer ödemini tetikleyebileceğini belirtti. Özellikle;astım hastaları, KOAH hastaları ve kalp yetmezliği bulunan kişiler ani nefes darlığı ve solunum sıkıntısı yaşayabiliyor. Dr. Köksal, bu belirtilerin ciddiye alınmaması halinde ölümcül sonuçların ortaya çıkabileceği konusunda uyarıyor. Prof. Dr. Cengiz Köksal, yaz aylarında sauna, hamam ve termal havuz kullanacak kişilere önerilerini şöyle sıraladı: • Sauna ve hamam süresini 10-15 dakikayla sınırlayın • İşlem öncesi ve sonrası bol su tüketin • Aç ya da aşırı tok şekilde sıcak ortama girmeyin • Kalp, tansiyon ve solunum hastalığınız varsa doktora danışmadan termal havuz kullanmayın • Baş dönmesi, çarpıntı, nefes darlığı veya göğüs ağrısı hissederseniz ortamı hemen terk edin

Çocuklarda kalp hastalığı yaygınlaşıyor Haber

Çocuklarda kalp hastalığı yaygınlaşıyor

Türkiye'de son yıllarda çocuklarda kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Geçmişte sadece ileri yaş hastalığı olarak bilinen kalp hastalıkları, artık gençlerde de kapıyı çalıyor hatta çocuk yaşta kalp krizi vakalarıyla da karşılaşılabiliyor. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin genetik etkenlerin yanı sıra günlük yaşamda yapılan bazı hataların da kalbe ciddi zararlar verebildiğini belirterek “Çocuklarda kalp hastalıkları çoğu zaman sinsi ilerlemektedir. Özellikle çabuk yorulma, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı, bayılma ve spor yaparken zorlanma gibi kalp hastalığının belirtileri olabilecek şikayetler varsa mutlaka Çocuk Kardiyolojisi uzmanına başvurulmalı, ‘büyüme döneminde olur’ gibi yanlış bir algıya kapılıp zaman kaybedilmemelidir” dedi. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin, günümüzde çocuk kalbini tehdit eden 9 etkeni, hatalı davranışları ve erken tanı için ailelerin dikkat etmeleri gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. HAZIR VE PAKETLİ GIDALARIN AŞIRI TÜKETİMİ Hazır gıdalar; yüksek tuz, şeker ve trans yağ içerdiklerinden çocukların damar yapısını olumsuz etkiler, zamanla damar sertliğine zemin hazırlayarak kalp hastalıklarının erken yaşta başlamasına neden olabilir. Bu tarz paketli ürünler, aşırı tuz içeriğinden dolayı çocukluk çağında da tansiyon yüksekliğine yol açabilmektedir. Bu nedenle çocuğa ev yapımı, doğal ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırılmalı, paketli ürünler sınırlandırılmalıdır. Tablet, telefon ve bilgisayar başında uzun süre hareketsizlik kalbin yeterince çalışmamasına, dolaşım sisteminin zayıflamasına yol açar, obezite riskini artırır. Ayrıca hareketsiz yaşam tarzı nedeniyle kardiyovasküler sistem ayarı kendini hep istirahatte gibi algıladığı için, ani hareketlerde baş dönmesi, göz kararması ve bayılma da görülebilmektedir. Çocukların açık havada her gün 60 dakika aktif hareket etmesi ve düzenli spor yapmaları desteklenmelidir. Fazla kilo, kalbin üzerine ekstra yük bindirir. Obez çocuklarda yüksek tansiyon, kolesterol ve insülin direnci gibi kalp hastalıklarını tetikleyen riskler daha erken ortaya çıkar. Çocukların sağlıklı ve dengeli beslenmesi, ekran süresinin azaltılması ve spora yönlendirilmeleriyle kilolarının olması gereken ideal seviyeye ulaşmaları sağlanmalıdır. AŞIRI TUZ TÜKETİMİ Yapılan bilimsel çalışmalar; fazla tuz tüketiminin çocuklarda da yüksek tansiyona neden olabileceğini, bu durumun uzun vadede kalp ve damar sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini gösteriyor. Yemeklere ekstra tuz eklenmemesi, hazır atıştırmalıkların tuz oranına dikkat edilmesi ve başta cips olmak üzere aşırı tuzlu atıştırmalıklardan uzak durulması konusunda bilinçlendirilmeleri çok önemlidir. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin “Çabuk yorulma, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı veya bayılma gibi belirtiler çoğu zaman ‘büyüme dönemi’ denilerek göz ardı edilebiliyor. Oysa bu belirtiler kalp hastalıklarının erken sinyalleri olabileceğinden, bu tür şikayetler mutlaka ciddiye alınmalı ve vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır” diyor. Yeterli ve kaliteli uyku çocukların kalp sağlığı için de kritik öneme sahiptir. Yetersiz uyku; stres hormonlarını artırarak kalp ritmini ve tansiyonu olumsuz etkileyebilir. Ayrıca çok geç uyuma alışkanlığı olan çocuklarda, vücudun biyolojik ritmi bozulabilmektedir. Bu nedenle mutlaka çocuğun yaşına uygun düzenli uyku saatleri oluşturulmalı ve uyku hijyenine dikkat edilmelidir.

Kadınlarda kalp krizinde ölüm riski daha yüksek Haber

Kadınlarda kalp krizinde ölüm riski daha yüksek

Kalp hastalıkları hem dünyada hem de Türkiye’de en yaygın ölüm nedeni. Kalp ve damar hastalıkları; koroner kalp hastalığı, serebrovasküler hastalık ve romatizmal kalp hastalığı gibi kalp ve kan damarlarını etkileyen bir grup rahatsızlığı kapsıyor. Bu hastalıklara bağlı ölümlerin beşte dördünden fazlası kalp krizi ve inme nedeniyle oluyor, ölümlerin üçte biri ise 70 yaşın altındaki kişilerde gerçekleşiyor. Genetik faktör olması durumunda maalesef aile üyesinin kalp damar hastalığı gelişme riski belirgin şekilde artabiliyor. Bunun yanında ilerleyen yaş, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve tütün ürünü kullanımı da tehlike çanlarını çaldırıyor. Obezite, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme ve yoğun tuz kullanımı gibi alışkanlıklar ise ikincil risk faktörleri arasında bulunuyor” dedi. Belirtiler farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor Kalbin verebileceği sinyalleri anlamak için ona kulak verilmesi gerektiğini dile getiren Alagiç, “Kalbi bir eve benzetiyorum. Nasıl ki bir evde su tesisatı, elektrik sistemi, duvarlar ve kapılar bir bütün halinde çalışıyorsa, kalp de benzer şekilde farklı yapılardan ve sistemlerden oluşuyor. Bu sistemlerde ortaya çıkan bir sorun, kendini farklı şikayetlerle gösterir. Bu nedenle hastanın şikayetlerinin türü ve sahip olduğu risk faktörleri, hangi ‘tesisata’ odaklanmamız gerektiğini anlatır. Muayene sırasında da bu doğrultuda değerlendirme yaparak sorunun kaynağını belirleriz. Bu nedenle kalbi etkileyebilecek pek çok neden olsa da en sık karşılaşılan belirtiler; kola, çeneye veya sırta yayılabilen baskı ya da yanma tarzında göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik, mide bulantısı, kusma ve terleme şeklinde sıralanabilir. Burada önemli olan daralan damara zamanında müdahale edebilmek. Bunun için de stent takılabilir, balon işlemi veya bypass uygulanabilir. Bu operasyonlar zamanında yapıldığında kalp rahatsızlığının etkilerini büyük ölçüde azaltabiliriz. Ancak hasta belirtileri göz ardı edip sağlık merkezine geç başvurursa her türlü önleme rağmen hayatına kalp yetmezliği ile devam etmek zorunda kalabilir” dedi. Günlük alışkanlıklarla kalp sağlığı desteklenebilir Kalp sağlığı için tütün ürünlerinin kesinlikle bırakılması gerektiğinin altını çizen Alagiç, “Ayrıca özel durumu olan hastalar hariç haftanın en az 5 günü en az yarım saat egzersiz yapılmalı. Günlük tuz tüketimi Türk mutfağında bu miktar 18 grama kadar çıkabilse de 5 gramı geçmemeli. Balık tüketimi omega-3 açısından zengin somon, uskumru ve sardalya gibi türlerle haftada en az 1 olmalı, kırmızı et mümkün olduğunca azaltılmalı ve haftada en fazla 350-500 gram tüketilmeli. Günde 30 gram çiğ kuruyemiş, en az 200 gram meyve ve en az 200 gram sebze tüketimi gibi küçük değişikliklerle kalbi korumak mümkün” dedi. Kalp kontrollerine başlama yaşı giderek düşüyor Kalp sağlığının takipçisi olmak için neler yapılması gerektiğine de değinen Alagiç, “Erkeklerde 40 yaşından sonra, kadınlarda ise menopozdan 5-6 yıl sonra yıllık kontrol tetkiklerine başlamak önemli ancak günümüzde sağlıksız yaşam alışkanlıkları çok yaygın olduğu için bu yaş aralığı giderek düşüyor. Sağlık merkezine başvurulduğunda hastanın hikayesini dinleyerek skorlama yöntemiyle değerlendirme yapıyoruz, gerekli gördüğümüzde EKO, kontrastlı sanal anjiyo veya efor testi gibi görüntüleme tetkiklerine başvuruyoruz” dedi.

“KALP SAĞLIĞINI KORUMAK YAŞAM KALİTESİNİ BELİRLİYOR” Haber

“KALP SAĞLIĞINI KORUMAK YAŞAM KALİTESİNİ BELİRLİYOR”

Kalbin, vücudun tüm organlarına oksijen ve besin taşıyan en önemli organlardan biri olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Hakan Bahadır, modern yaşamın getirdiği risklere dikkat çekti. Uzm. Dr. Bahadır, “Hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme, stres ve sigara kullanımı kalp hastalıklarının artışında başlıca etkenlerdir. Oysa sağlıklı bir kalp, uzun ve kaliteli bir yaşamın temelini oluşturur” dedi. Kalp sağlığını doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan birinin beslenme olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Hakan Bahadır, özellikle hazır ve işlenmiş gıdaların risk oluşturduğunu belirterek, “Aşırı yağlı, tuzlu ve şekerli yiyecekler damar tıkanıklığına zemin hazırlar. Fast food ve işlenmiş gıdalar yerine sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, balık ve zeytinyağı ağırlıklı beslenmek gerekir. Akdeniz tipi beslenme, kalp sağlığı açısından en ideal modellerden biridir” ifadelerini kullandı. DÜZENLİ EGZERSİZ KALBİ GÜÇLENDİRİYOR Fiziksel aktivitenin kalp sağlığını korumada kritik rol oynadığını belirten Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi’nin Kardiyoloji hekimi Uzm. Dr. Hakan Bahadır, haftalık egzersiz alışkanlıklarının önemine dikkat çekenken de, “Haftada en az beş gün, günde 30 dakika yürüyüş bile kalp sağlığı üzerinde ciddi fayda sağlar. Yüzme, bisiklet ve hafif koşu gibi aktiviteler kalbin daha güçlü çalışmasına yardımcı olurken, hareketsiz yaşam obezite, tansiyon ve diyabet riskini artırır” dedi. Sigara kullanımının kalp ve damar sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeken Uzm. Dr. Hakan Bahadır, pasif içiciliğin dahi risk taşıdığını vurguladı ve “Sigara damarları daraltarak kan dolaşımını bozar ve kalp krizi riskini artırır. Alkolün aşırı tüketimi ise tansiyon yükselmesine ve ritim bozukluklarına yol açabilir. Bu nedenle sigaradan tamamen uzak durulmalı, alkol tüketimi sınırlandırılmalıdır” diye konuştu. STRES YÖNETİMİ İHMAL EDİLMEMELİ Modern yaşamın kaçınılmaz bir parçası olan stresin de kalp sağlığını olumsuz etkilediğini belirten Uzm. Dr. Bahadır, uzun süreli stresin ciddi sonuçlar doğurabileceğini ifade ederken de, “Sürekli stres altında olmak tansiyonu yükseltir, kalbin yükünü artırır ve damar sağlığını olumsuz etkiler. Düzenli uyku, nefes egzersizleri, meditasyon ve kişiye iyi gelen aktiviteler stresin kontrol altına alınmasına yardımcı olur” dedi. Açıklamasının sonunda düzenli sağlık kontrollerinin önemine de değinen Uzm. Dr. Hakan Bahadır, özellikle risk grubundaki bireylerin daha dikkatli olması gerektiğini hatırlatırken de şunları söyledi: “Tansiyon, kolesterol ve kan şekeri seviyelerinin düzenli olarak takip edilmesi gerekir. Ailesinde kalp hastalığı bulunan kişiler kontrollerini ihmal etmemelidir. Erken teşhis sayesinde birçok kalp hastalığı önlenebilir ya da tedavi edilebilir. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, zararlı alışkanlıklardan uzak durma ve düzenli doktor kontrolleri ile kalp hastalıklarının büyük bölümü önlenebilir.”

Alerjiler kalp sağlığını etkileyebilir Haber

Alerjiler kalp sağlığını etkileyebilir

Reçetesiz satılan bir ilaç, arı sokması ya da akşam yemeğinde tüketilen deniz ürünleri… Vücudun bu tür etkenlere verdiği alerjik yanıtın bazı durumlarda kalbi de etkileyebildiğini açıklayan Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Kounis Sendromu, alerjik veya aşırı duyarlılık reaksiyonları sırasında ortaya çıkan akut koroner sendrom olarak tanımlanır. Halk arasında alerjik kalp krizi ya da alerjik anjina olarak da bilinen bu tabloda, bağışıklık hücrelerinin aktive olmasıyla salınan bazı maddeler, kalp damarlarında spazma yol açabilir” dedi. Fındık, fıstık gibi yüksek alerjen içeren besinler tehlikeyi artırıyor Kounis Sendromu teşhisini zorlaştıran en önemli etkenin, alerji belirtileri ile kalp krizi semptomlarının iç içe geçmesi olduğunu vurgulayan Koylan, “Hastalarda göğüs ağrısı ve sıkışma hissi, nefes darlığı ve çarpıntı ile birlikte vücutta yaygın kaşıntı, kızarıklık veya kurdeşen görülebilir. Buna tansiyon düşüklüğü, bayılma hissi ya da bilinç kaybı da eşlik edebilir. Sendromu tetikleyen en yaygın unsurlar; antibiyotikler başta olmak üzere bazı ilaçlar, ağrı kesiciler ve kontrast maddeler, arı ve eşek arısı sokmalarıdır. Kabuklu deniz ürünleri, fındık ve fıstık gibi yüksek alerjen içeren besinler ile lateks alerjisi ya da bazı kimyasal maruziyetler de tetikleyici olabilir” dedi. Bazı vakalarda adrenalin hayat kurtarıyor Teşhis aşamasında EKG, troponin testleri ve bazı durumlarda ekokardiyografinin kullanıldığını açıklayan Koylan, “Tanıda en kritik nokta hastanın öyküsünde alerjen maruziyetinin olup olmadığının belirlenmesidir. Tedavi sürecinde ise hem alerjik reaksiyonun baskılanması hem de kalp damarlarının rahatlatılması gerekir. Şiddetli vakalarda adrenalin hayat kurtarıcı olabilirken, Tip I Kounis vakalarında damar spazmını artırabileceği için dikkatli kullanılmalı. Bu süreçte hipertansiyon ve damar sağlığına yönelik yaklaşımlar hastanın uzun dönem takibinde önemli rol oynar” dedi.

KALP KRİZİ RİSKİ DİŞ ETİNDEN BAŞLAYABİLİR! Haber

KALP KRİZİ RİSKİ DİŞ ETİNDEN BAŞLAYABİLİR!

Ağız ve diş sağlığının yalnızca diş çürüğü ya da diş kaybı ile sınırlı olmadığını, tüm vücut sağlığınızı doğrudan etkileyen kritik bir öneme sahip olduğunu biliyor muydunuz? “Basit bir diş eti kanaması” denilerek yeterince önemsenmeyen sorunun hayati riske dahi yol açabildiğini? Hatta kalp krizi riskinin diş etinden başlayabildiğini? Acıbadem Bakırköy Hastanesi Diş Eti Hastalıkları Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan, özellikle diş eti hastalıklarının kalp ve damar hastalıklarıyla güçlü bir bağlantısı olduğunu belirterek, Alzheimer ve kanser sürecini de olumsuz etkilediğini, buna karşın toplumdaki farkındalığın hala son derece yetersiz olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Noyan, ağız ve diş sağlığının önemine yönelik çarpıcı bilgiler verdi; alınacak basit ama etkili 7 yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu… Diş eti hastalığının en erken ve en önemli belirtisi diş fırçalarken oluşan kanamayla ortaya çıkıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Diş Eti Hastalıkları Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan “Nasıl ki ellerimizi yıkarken kanama olmuyorsa, diş etlerimizin de fırçalarken kanamaması gerekir. Ancak birçok kişi yanlış fırçalama teknikleri nedeniyle diş etine temas etmeden temizlik yapıyor. Bu da hastalığın fark edilmeden ilerlemesine yol açıyor” diyor. Sorunun ilerlemesiyle kendiliğinden veya yemek sırasında kanamalar ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Noyan bu aşamada çoğu hastanın cerrahi işlemler, implant ve protez gibi çok daha kapsamlı tedaviye ihtiyaç duyar hale geldiğini söylüyor. Diş eti hastalıkları Alzheimer ve kanserle de ilişkili! Diş eti hastalıkları, diş çürükleri ve diş kaybıyla sınırlı kalmayıp, vücutta kronik iltihaplanmaya yol açarak birçok hastalığı tetikliyor. Prof. Dr. Noyan şu bilgileri veriyor: “Diş eti hastalıkları sistemik hastalıkların ortaya çıkması, var olan hastalığın da şiddetlenmesinde rol oynuyor. Kötü ağız hijyeninin, kanser sonrası sağ kalım süresini olumsuz etkilediği de bilimsel olarak gösterilmiştir. Tedavi edildiğinde; iltihap belirteci olan CRP (c-reaktif protein) azalır, kolesterol seviyesi düşer, kan şekeri olumlu etkilenir. Kalp ve damar hastalıklarının tekrarlama riski azalır. Alzheimer ve kanserin önemli nedenlerinden olan vücuttaki kronik enflamasyon ortadan kalkar. Yapılan çalışmalar; ameliyatlardan önce diş taşı temizliği, kök yüzeyi düzleştirme işlemlerinin yapılması ve ağız hijyeninin sağlanmasının da enfeksiyon riskini azalttığını ve hastanede kalış süresini kısalttığını ortaya koyuyor.” Kalp hastalıkları ve kalp krizi riskini artırabiliyor! Uluslararası Kardiyoloji Dergisi'nde geçtiğimiz ay yayınlanan çalışmada; çocukluk dönemindeki ağız sağlığının, yetişkinlikte damar sertliği ve kalp hastalıkları riskinin artmasına yol açtığının bildirildiğini vurgulayan Prof. Dr. Noyan “Bu bize, süt dişlerinin sürmesini takiben, hemen diş fırçalama işleminin başlaması gerektiğini gösteriyor. Dolayısıyla bu halk sağlığı konusunda herkese büyük görev düşmektedir” diye konuşuyor. Diş eti kanamasında erken müdahale şart Ağız ve diş sağlığını korumanın en etkili yolu, zararlı bakterilerin çoğalmasını engellemekten geçiyor. Bunun için ağız ve diş bakımı alışkanlığı kazanmak şart. Diş Eti Hastalıkları Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan, diş eti kanaması fark edildiğinde zaman kaybetmeden diş hekimine başvurulması gerektiğini, erken dönemde yapılan diş taşı temizliği ve kök yüzeyi düzleştirme işlemleriyle iltihabın kolaylıkla tedavi edilebildiğini söylüyor. Ağız ve diş bakımında basit ama etkili 7 yöntem! “Küçük gibi görünen bazı alışkanlıklar, hayat kurtaracak kadar büyük bir etkiye sahiptir” diyen Prof. Dr. Noyan, doğru ve sağlıklı ağız ve diş bakımının kurallarını şöyle sıralıyor: Günde en az iki kez, özellikle gece yatmadan önce dişlerinizi fırçalayın. Doğru teknik ve size uygun diş fırçası için mutlaka diş hekiminin önerisini alın. Günde en az bir kez diş ipi ya da arayüz fırçası kullanın. Bakteriler en çok, diş fırçasının ulaşamadığı alanlarda birikir. Ağız kokusunun ve bakterilerin önemli kaynaklarından biri dil yüzeyidir. Bu nedenle mutlaka dilinizi de temizleyin. Ağız gargarasını hekim önerisi olmadan kullamayın. Çünkü gargaralar yararlı bakterileri de yok ederek damar sağlığı için gerekli olan nitrit oksit üretimini azaltabilir. Ayrıca alkollü gargaralar, özellikle sigara kullanan bireylerde kanser riskini artırabilir.Her gün yeterli su için. Tükürük ağız içini koruyan doğal bir savunmadır. Ağız kuruluğu yaşayan bireylerin gün boyunca suyu yudum yudum tüketmesi büyük önem taşır.En az 6 ayda bir mutlaka diş hekimine gidin. Yapılan kontroller, yalnızca diş taşı temizliği değil, zararlı bakterilerin hastalık oluşturacak seviyeye ulaşmasını önlemek için gereklidir. Çünkü temizlik yapılmasından 9-11 hafta sonra zararlı bakteriler çoğalmaya başlar.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.