Hava Durumu

#Insülin Direnci

- Insülin Direnci haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Insülin Direnci haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

SAĞLIKLI VE UZUN YAŞAMANIN PÜF NOKTALARI Haber

SAĞLIKLI VE UZUN YAŞAMANIN PÜF NOKTALARI

Dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve nitelikli uykunun en başta gelen konular olduğunu ifade eden Dr. Yavuzcan, “Dengeli beslenin. Çeşitli meyveler, tüm sebzeler, aşırıya kaçmadan atalık tohumlardan elde edilmiş tahıllar, kaliteli ve temiz proteinler, sağlıklı yağlar tüketin. İşlenmiş gıdaları, şekeri sıfırlamaya çalışın hayatınızda. Basit karbonhidrat türevlerini ve tuzu en aza indirin. Düzenli egzersiz yapın. Kuvvet antrenmanı egzersizleri ile birlikte her hafta en az 150 dakika orta şiddette aerobik aktivite veya 75 dakika şiddetli aktivite hedefleyin” diye konuştu. Dr. Bekir Uğur Yavuzcan, ayrıca uyku düzeni ve stres yönetiminin kronik süreçlerdeki etkilerine dikkat çekerek, yeterli uykunun önemini vurguladı. Uykusuzluğun metabolik risklerine işaret eden Dr. Yavuzcan, “Gece başına 7-9 saat kaliteli uyku aldığınızdan emin olun. Unutmayınız ki dört gece üst üste uykusuz kaldığınız dönemde bile insülin salınımızda bozulmalar ve sonrasında insülin direnci gelişebilir. Diğer taraftan stres yönetimini önemseyin. Meditasyon, yoga, derin nefes alma veya hoşlandığınız hobiler gibi stres azaltıcı teknikler uygulayın. Bu tip egzersizler vücudumuzda gereksiz yere fazla aktivasyon gösteren sempatik sinir sistemini dengelemek için yardımcı yöntemlerdir. Sağlıklı ve uzun yaşamak için ilaveten düzenli doktor kontrolleri de yaptırılmalı. Olası sağlık sorunlarını erkenden yakalamak için düzenli kontroller ve taramalar için sağlık uzmanınızı ziyaret edin” dedi. Sağlıklı yaşamın diğer bileşenlerini ve ruh sağlığı adımlarını sıralayan Fonksiyonel Tıp Hekimi / Fitoterapist Dr. Bekir Uğur Yavuzcan, “Hidrasyon: Gün boyunca bol miktarda su ve sıvı alımına dikkat ediniz. Ruh Sağlığı: Olumlu bir bakış açısını koruyun, sosyal olarak bağlı kalın ve zihninizi aktif tutan faaliyetlerde bulunun. Zararlı Davranışlardan Kaçının: Sigara içmekten kaçının, alkol tüketimini sınırlandırın ve riskli davranışlardan kaçının. İdeal Kilo: Diyet ve egzersiz yoluyla sağlıklı kilonuzu koruyun. Sağlıklı Çevre: Temiz bir çevrede yaşayın ve kirleticilere ve toksinlere maruz kalmayı azaltın. Bu alışkanlıkların uygulanması daha sağlıklı ve potansiyel olarak daha uzun bir yaşama önemli ölçüde katkıda bulunabileceğini unutmayınız” şeklinde konuştu. Dr. Yavuzcan, sağlıklı yaşayan insanların ortak özelliklerine, neleri yapıp nelerden uzak durduklarına değinerek, proaktif yaklaşımların önemini belirtti. Sağlıklı bireylerin rutin uygulamalarını aktaran Dr. Yavuzcan, “Düzenli egzersiz yapın. Yürüme, koşma, yüzme, yoga ve kuvvet antrenmanı gibi aktivitelerde bulunun. Besin açısından zengin gıdalar yiyin. Meyve, çeşitli sebze, yeterli ve temiz protein kaynakları, protein, balık, fındık ve tohum gibi bütün gıdalara odaklanın. Susuz kalmayın. Bol su için ve şekerli ve kafeinli içecekleri sınırlayın. İyi uyuyun. Düzenli bir uyku programı oluşturun ve dinlendirici bir uyku ortamı yaratın. Stresle başa çıkın. Rahatlama teknikleri uygulayın, hobiler edinin ve iş-yaşam dengesini koruyun. Düzenli sağlık kontrolleri yaptırın. Rutin kontroller ve taramalar için sağlık hizmeti sağlayıcılarını ziyaret edin. Sosyal olarak bağlantılı kalın. Arkadaşlarınızla ve ailenizle iletişim kurun, sosyal faaliyetlere ve topluluk etkinliklerine katılın” dedi. Sağlıklı insanların kaçındığı faktörleri listeleyen Dr. Yavuzcan, sözlerini şöyle tamamladı: “İşlenmiş gıdaların, şekerli atıştırmalıkların ve şeker oranı yüksek içeceklerin tüketimini sınırlayın. Hareketsiz yaşam tarzından uzak durun. Uzun süreli hareketsizlikten ve hareketsiz davranışlardan kaçının. Sigara içmekten, aşırı içki içmekten ve eğlence amaçlı uyuşturucu kullanmaktan kaçının. Aşırı kalori alımından kaçının ve porsiyon kontrolü uygulayın. Zehirli ve zararlı ilişkilerden uzak durun. Yönetilemeyen stresten kaçının ve stresi azaltmanın ve stresle etkili bir şekilde başa çıkmanın yollarını arayın. Tıbbi kontrolleri atlamaktan ve sağlık sorunlarını görmezden gelmekten kaçının. Özetle, sağlıklı insanlar diyetlerinde, fiziksel aktivitelerinde, ruh sağlıklarında ve ilişkilerinde dikkatli seçimler yaparak refahları için proaktif bir yaklaşım benimserler. Dengeli bir yaşam tarzı sürdürmeye ve zararlı alışkanlıklardan kaçınmaya odaklanırlar.”

Çocuklarda kalp hastalığı yaygınlaşıyor Haber

Çocuklarda kalp hastalığı yaygınlaşıyor

Türkiye'de son yıllarda çocuklarda kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Geçmişte sadece ileri yaş hastalığı olarak bilinen kalp hastalıkları, artık gençlerde de kapıyı çalıyor hatta çocuk yaşta kalp krizi vakalarıyla da karşılaşılabiliyor. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin genetik etkenlerin yanı sıra günlük yaşamda yapılan bazı hataların da kalbe ciddi zararlar verebildiğini belirterek “Çocuklarda kalp hastalıkları çoğu zaman sinsi ilerlemektedir. Özellikle çabuk yorulma, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı, bayılma ve spor yaparken zorlanma gibi kalp hastalığının belirtileri olabilecek şikayetler varsa mutlaka Çocuk Kardiyolojisi uzmanına başvurulmalı, ‘büyüme döneminde olur’ gibi yanlış bir algıya kapılıp zaman kaybedilmemelidir” dedi. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin, günümüzde çocuk kalbini tehdit eden 9 etkeni, hatalı davranışları ve erken tanı için ailelerin dikkat etmeleri gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. HAZIR VE PAKETLİ GIDALARIN AŞIRI TÜKETİMİ Hazır gıdalar; yüksek tuz, şeker ve trans yağ içerdiklerinden çocukların damar yapısını olumsuz etkiler, zamanla damar sertliğine zemin hazırlayarak kalp hastalıklarının erken yaşta başlamasına neden olabilir. Bu tarz paketli ürünler, aşırı tuz içeriğinden dolayı çocukluk çağında da tansiyon yüksekliğine yol açabilmektedir. Bu nedenle çocuğa ev yapımı, doğal ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırılmalı, paketli ürünler sınırlandırılmalıdır. Tablet, telefon ve bilgisayar başında uzun süre hareketsizlik kalbin yeterince çalışmamasına, dolaşım sisteminin zayıflamasına yol açar, obezite riskini artırır. Ayrıca hareketsiz yaşam tarzı nedeniyle kardiyovasküler sistem ayarı kendini hep istirahatte gibi algıladığı için, ani hareketlerde baş dönmesi, göz kararması ve bayılma da görülebilmektedir. Çocukların açık havada her gün 60 dakika aktif hareket etmesi ve düzenli spor yapmaları desteklenmelidir. Fazla kilo, kalbin üzerine ekstra yük bindirir. Obez çocuklarda yüksek tansiyon, kolesterol ve insülin direnci gibi kalp hastalıklarını tetikleyen riskler daha erken ortaya çıkar. Çocukların sağlıklı ve dengeli beslenmesi, ekran süresinin azaltılması ve spora yönlendirilmeleriyle kilolarının olması gereken ideal seviyeye ulaşmaları sağlanmalıdır. AŞIRI TUZ TÜKETİMİ Yapılan bilimsel çalışmalar; fazla tuz tüketiminin çocuklarda da yüksek tansiyona neden olabileceğini, bu durumun uzun vadede kalp ve damar sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini gösteriyor. Yemeklere ekstra tuz eklenmemesi, hazır atıştırmalıkların tuz oranına dikkat edilmesi ve başta cips olmak üzere aşırı tuzlu atıştırmalıklardan uzak durulması konusunda bilinçlendirilmeleri çok önemlidir. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin “Çabuk yorulma, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı veya bayılma gibi belirtiler çoğu zaman ‘büyüme dönemi’ denilerek göz ardı edilebiliyor. Oysa bu belirtiler kalp hastalıklarının erken sinyalleri olabileceğinden, bu tür şikayetler mutlaka ciddiye alınmalı ve vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır” diyor. Yeterli ve kaliteli uyku çocukların kalp sağlığı için de kritik öneme sahiptir. Yetersiz uyku; stres hormonlarını artırarak kalp ritmini ve tansiyonu olumsuz etkileyebilir. Ayrıca çok geç uyuma alışkanlığı olan çocuklarda, vücudun biyolojik ritmi bozulabilmektedir. Bu nedenle mutlaka çocuğun yaşına uygun düzenli uyku saatleri oluşturulmalı ve uyku hijyenine dikkat edilmelidir.

“AZ YİYORUM AMA KİLO ALIYORUM” diyorsanız dikkat! Haber

“AZ YİYORUM AMA KİLO ALIYORUM” diyorsanız dikkat!

Kilo vermeye çalışırken bazen hiç beklenmedik bir tabloyla karşılaşabiliyoruz. Daha az yeriz, daha çok hareket ederiz ama tartı ibresinde bir değişim olmaz. Üstelik, bazen canımızı daha da sıkan bir şey olur; her zamankinden az yediğimiz halde kilo alırız. Acıbadem Altunizade Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adnan Batman, bu durumun çoğu zaman hatalı beslenme ve yaşam alışkanlıklarımızdan kaynaklandığını belirterek, “Diyet sürecinde kalori hesabı yapmamak, az yenilmesine rağmen kilo alınmasının en yaygın sebeplerinden biridir. Ancak, kilo alınmasının nedeni sadece beslenme hataları değildir. Vücudumuz bazen kronik strese, hareketsizliğe ve uyku bozukluğu gibi etkenlere karşı kendini korumaya alır ve yağ depolamaya yönelir. Bu nedenle az yemek her zaman çözüm olmayabilir” diyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adnan Batman, ancak kilo artışının hormonal veya metabolik hastalıklardan da kaynaklanabildiğini vurgulayarak, “Özellikle kısa sürede ve karın çevresinde belirgin kilo artışı varsa, metabolik veya hormonal sebeplerin araştırılması son derece önemlidir” ifadelerini kullanıyor. Doç. Dr. Adnan Batman, az yemeye rağmen kilo artışına yol açabilen 10 etkeni anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. Hatalı diyetler Az yenilmesine rağmen kilo alımının en önemli sebeplerinden biri, diyet sürecinde kalori hesabı yapılmamasıdır. Bu durum farkında olmadan ihtiyaçtan fazla enerji alınmasına yol açabiliyor. Ayrıca, şok diyetler de kısa sürede hızlı kilo kaybı sağlasalar da metabolizmayı yavaşlatabiliyor ve kas kaybına neden olarak kilo alımını kolaylaştırıyor. Yetersiz ve kalitesiz uyku Yetersiz ve kalitesiz uyku, az beslenilmesine rağmen kilo artışının önemli nedenlerinden birini oluşturuyor. Doç. Dr. Adnan Batman, beş saatin altında uyuyan kişilerde obezite riskinin yüzde 50 oranına kadar artabildiğine işaret ederek, şu bilgileri paylaşıyor: “Gece geç uyumak melatonin ve kortizol dengesini bozar. Bu durum insülin duyarlılığını azaltır ve vücudu yağ depolamaya daha yatkın hale getirir. Aynı zamanda kortizolün salınımını yükselterek karın çevresinde yağlanmayı artırır. Dolayısıyla melatonin hormonunun yükseldiği 22:00-23:00 saatleri arasında uyku moduna geçilmesi son derece önemlidir.” Kronik stres Kronik stres altında vücut daha fazla kortizol hormonu salgılıyor. Bu hormon uzun süre yüksek düzeyde kaldığında metabolizma hızını düşürüyor. Ayrıca, kan şekerini yükselterek insülin seviyesinin de artmasına neden olabiliyor; bu durum yağ depolanmasını kolaylaştırıyor. Kronik stres altında olan kişiler az yeseler bile yağ depolamaya daha yatkın hale gelebiliyor. Doç. Dr. Adnan Batman, stres hormonu kortizol yüksekliğinin özellikle karın bölgesinde yağ dokusunu artırdığını belirterek, “Karın bölgesi kortizole daha duyarlı olduğu için yağ yakımı burada daha fazla belirginleşmektedir” diyor. Kas kütlesinde azalma Kas kaybı 35 yaş sonrasında yavaş ama sürekli bir şekilde ilerliyor. Kas dokusunun metabolik olarak aktif olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Adnan Batman, “Kas kütlesi azaldıkça bazal metabolizma hızı da düşmektedir. Bu durum, aynı miktarda beslenmeye devam edilse bile vücudun daha az enerji harcamasına ve zamanla yağ oranının artmasına neden olabilmektedir” bilgisini veriyor. Hareketsiz yaşam Sadece spor yapmak değil, gün içindeki toplam hareket miktarı da enerji harcamasını belirliyor. Masa başında çalışma ve uzun süre oturma gibi alışkanlıklarda günlük enerji harcaması ciddi şekilde azalıyor. Bu durumda kişi az besin tüketse bile harcanan enerji daha düşük olduğu için kilo artışı görülebiliyor. Düzenli günlük hareket, metabolizmanın daha aktif kalmasına yardımcı oluyor ve kilo kontrolünü destekliyor. Perimenopoz / Menopoz Perimenopoz ve menopoz dönemlerinde östrojen seviyesinin azalması metabolizmanın yavaşlamasına neden olabiliyor. Dolayısıyla az yenilse bile metabolizma daha yavaş çalıştığı için kilo alınabiliyor. Bu hormon değişimi vücudun yağı özellikle karın bölgesinde depolama eğilimini artırıyor. Tiroit yetmezliği (Hipotiroidi) Metabolizmamızı düzenleyen tiroit hormonlarının eksikliğinde bazal enerji harcaması düşüyor ve sıvı tutulumu gelişebiliyor. Genellikle 2–4 kilo civarında kilo artışı yaşanırken beraberinde halsizlik, üşüme ve kabızlık gibi sorunlar da görülebiliyor. Cushing sendromu Cushing sendromu, vücudun uzun süre yüksek miktarda kortizol hormonuna maruz kalmasıyla oluşan bir hastalık. Kortizol yüksekliği özellikle karın bölgesi, ense ve yüzde yağ birikimine yol açıyor. Yüz yuvarlaklaşıyor, cilt inceliyor ve morarmalar gelişebiliyor. Doç. Dr. Adnan Batman, hızlı ve bölgesel kilo artışında Cushing sendromunun mutlaka akla gelmesi gerektiğine işaret ediyor. İnsülin direnci İnsülin direncinde hücreler kan şekerini dengelemek için daha fazla insülin salgılıyor. İnsülin, glikozu hücrelere taşıma ve fazla enerjiyi yağ olarak depolama sinyali veren bir hormon. Kan şekeri normal olsa bile yüksek insülin nedeniyle vücut yağ depolamaya daha yatkın hale geliyor ve yağ yakımı zorlaşabiliyor. Kilo artışı özellikle karın bölgesinde görülüyor. Polikistik over sendromu Polikistik over sendromu olan kadınlarda androjen artışı ile insülin direnci birlikte görülebiliyor. Bunun sonucunda az yenilmesine rağmen kilo artışı yaşanabiliyor. Ayrıca adet düzensizliği, tüylenme ve akne gibi sorunlar da gelişebiliyor. Kilo artışına karşı 5 etkili öneri! Gerçek kalori alımınızı objektif olarak belirleyin. Uyku sürenizi 7–8 saate çıkarın. Haftada en az 3 gün direnç egzersizi yaparak, kas kütlenizi koruyun.Tiroit, insülin ve kortizol gibi temel hormon değerlendirmesi yaptırın. Kilonuzu ve bel çevrenizi düzenli olarak ölçün.

Bayramda şeker ve tatlı tüketimine dikkat! Haber

Bayramda şeker ve tatlı tüketimine dikkat!

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Şeker ve tatlı tüketimi yalnızca diyabeti olan ya da yüksek kilolu kişilerin kaçınması gereken zararlı bir şey gibi düşünülse de yaygın inanışın aksine, tanı almış bir hastalığı olmayanların dahi günlük beslenme rutinlerinde yer almaması gereken bir besindir. Dünya Sağlık Örgütü, günlük enerji gereksiniminizin ortalama yaklaşık 10’unun şekerden alınabileceğini ancak uzun vadeli hedefin yüzde 5 ve altı olduğunu vurgulamaktadır. Örneğin; enerji gereksinimi 2000 kalori olan bir birey, günde maksimum 200 kalorisini basit şekerden alabilir ki bu da ortalama 1 küçük porsiyon tatlıya eşittir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, şekerli besinlerin neden tüketilmemesi gerektiğini, vücuda çok önemli zararlarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Kalp ve damar hastalıklarına yol açar Aşırı şeker tüketimi nedeniyle karaciğerde trigliserid adı verilen yağ asitleri artarak, damar duvarlarında birikmeye başlar. Zamanla damar yapısı bozulup damar sertliği ve diğer kalp hastalıklarına yol açar. Artan şeker tüketimiyle karın çevresi yağlanması ve bel çevresinin artması kalp hastalıkları açısından önemli diğer risk faktörlerindendir. Bu nedenle şeker ve tatlı tüketimini azaltıp, kalp ve damar sağlığı için yeşil yapraklı sebzeler başta olmak üzere, sebze, meyve, çiğ kuruyemiş vb liften zengin gıdalara beslenmede yer vermek gerekir. İnsülin direnci ve Tip 2 diyabet riskini artırır Şeker gibi basit karbonhidratlar yedikten sonra kana çok hızlı karışarak kan şekerini hızla yükseltir. Bu nedenle, vücudun, kan şekeri metabolizmasını düzenleyen hormonlardan biri olan insüline verdiği yanıt bozularak insülin direncinin oluşmasına ve tip-2 diyabet riskinin artmasına yol açar. Özellikle ailede diyabet öyküsü olanlar şeker ve tatlıyı sınırlandırmalıdır. Eğer son zamanlarda fazla şeker tüketiyor, tatlı yeme isteğinizin arttığını düşünüyorsanız mutlaka bir hekim ile görüşüp insülin direnci ve diyabet ile ilgili kontrollerinizi yaptırmalısınız. Karaciğer yağlanmasına neden olur Son zamanlarda alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması gençlerde de yaygınlaşıyor. Bunun öncelikli nedenlerinin başında; basit şeker, hazır paketli ürünler ve tatlılarda kullanılan fruktoz şurubu tüketiminin artması geliyor. Sofra şekeri ve yüksek fruktoz büyük ölçüde karaciğerde işlenir ve fazla tüketildiğinde karaciğer bu enerjiyi yağa dönüştürür. Karaciğer yağlanmasının artması sağlığı olumsuz etkiler. Tüketim sıklığına ve porsiyonlara dikkat etmek, işlenmiş ve etiket bilgisinde fruktoz şurubu içeren gıdalardan uzak durmak gerekir. Obeziteye zemin hazırlar Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Yüksek şeker içeren besinler; kalorisi yüksek ve karbonhidrat ağırlıklı olup, vücut için gerekli vitamin- minerallerden ise oldukça fakirdir. Genellikle protein ve liften düşük oldukları için sık acıkmanıza, kan şekeri dengesizliği nedeniyle sürekle tatlı tüketme isteğinizin artmasına yol açar. Bu da kişiyi bitmeyen bir kısır- döngüye sokarak, gün içerisinde alınan toplam kalori miktarının artmasına, kilo artışına ve uzun vadede obeziteye zemin hazırlar” diyor. Diş çürüklerini artırır Şeker tüketimi diş minesinin zarar görmesine, çürüklere ve buna bağlı diş kayıplarına neden olurken ağız sağlığını da olumsuz etkiler. Ağızda pH dengesinin bozulmasıyla birlikte ağız içindeki bakteri çeşitliliği değişir ve ağız kokusu ile ilgili problemler artabilir. Sık aralıklarla şeker tüketmek, gazlı şekerli içecekler içmek ve yetersiz ağız hijyeni olumsuz sonuçları belirginleştirir. Aşırı tatlı tüketiminden uzak durmak, xekerli besin tükettikten sonra ise mutlaka dişleri fırçalamak gerekir. Bağımlılık yaratır Yüksek miktarda şeker tüketimi hem metabolik hem de nörobiyolojik süreçleri etkiler. Hızlı emildiği için kan şekerinde ani yükselmelere ve ardından hızlı düşüşlere neden olarak yeniden tatlı, şekerli gıda tüketme isteğine yol açar. Aynı zamanda beynin ödül merkezinde dopamin salınımını artırarak kısa süreli haz duygusu ve buna bağlı daha fazla tüketme isteğine sebep olur. Bu nedenle şeker ve tatlının ödül yerine tüketilmemesi haz duygusu ile örtüşmemesi açısından önemlidir.

Türkiye’de her 10 yetişkinden 7’si risk altında Haber

Türkiye’de her 10 yetişkinden 7’si risk altında

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), obeziteyi ‘sağlık riskini artıran anormal/aşırı yağ birikimi' olarak tanımlar.” OBEZİTE DÜNYADA VE TÜRKİYE'DE ARTIYOR Obezitenin Türkiye'de ve dünyada artış eğilimi devam ettiğini; konunun yalnızca ‘kilo' değil, sağlık sistemi ve toplum sağlığı açısından büyüyen bir risk olduğunu belirten DoktorTakvimi uzmanlarından Diyetisyen Canberk Yaşar, “World Obesity Atlas 2025 Türkiye verilerine göre 2025'te yetişkinlerin yüzde 36'sı obez. Aynı veriler, yüksek BKİ (BMI ≥25) ile yaşayan yetişkin oranının 2025'te yüzde 71 olacağını söylüyor. Yani Türkiye'de her 10 yetişkinden yaklaşık yedisi fazla kilolu/obez aralığında. 2030'a geldiğimizde yüksek BKİ ile yaşayan yetişkin sayısının 47,44 milyona ulaşılacağı öngörülüyor. Bu, yükün büyümeye devam edeceğini anlatıyor” diyor. GÜNLÜK ALIŞKANLIKLAR OBEZİTE RİSKİNİ DOĞRUDAN ETKİLİYOR Günlük yaşam alışkanlıklarının obezite gelişiminde belirleyici rol oynadığını söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Diyetisyen Canberk Yaşar, “Obezite gelişimi, enerji alımı ve enerji harcaması dengesinin uzun süre alım yönünde bozulmasıyla hızlanır. Hareketsizlik ve düşük günlük adım sayısı toplam enerji harcamasını düşürür ve insülin direnci eğilimini artırır. Ekran süresinin artması hem sedanter süreyi artırır hem de atıştırma ve reklam tetiklenmesi ile enerji alımını yükseltebilir. Uyku düzensizliği, iştahı düzenleyici hormonları etkiler ve sağlıklı seçim yapmayı zorlaştırarak enerji alımının artmasına neden olabilir. Ultra işlenmiş gıdalar ve sıvı kaloriler ise doyma sinyalinin zayıf olması nedeniyle porsiyon kontrolünü zorlaştırır” şeklinde konuşuyor. KİMLER DAHA YÜKSEK RİSK ALTINDA? Obezite tedavisinde ilaçların belirli kriterlere göre gündeme geldiğini ifade eden Yaşar, “İlaç tedavisi yaşam tarzı müdahalesine rağmen hedefe ulaşılamadığında ve BKİ’nin 30’un üzerinde olduğu durumlarda değerlendirilir. Süreçte diyetisyen ve hekim birlikte çalışmalıdır” dedi. Yaşar, küçük ama etkili değişikliklerin önemine dikkat çekerek günlük adım hedefi belirlemenin, ana öğünlerde protein tüketmenin, tabağın yarısını sebze ile doldurmanın ve direnç egzersizlerini alışkanlık haline getirmenin obeziteyle mücadelede etkili olduğunu vurguladı. ÇOCUKLUK ÇAĞI OBEZİTESİ VE AİLELERİN ROLÜ Çocukluk çağı obezitesine de dikkat çeken Diyetisyen Canberk Yaşar, artışın temel nedenlerini ekran süresi, hareket azalması, yüksek kalorili gıdalar ve uyku düzensizliği olarak açıklıyor. Ailelerin evde şekerli içecekleri rutin olmaktan çıkarması, ara öğün standardı oluşturması, günlük hareket kuralı koyması ve ekran süresi için net sınırlar belirlemesi gerektiğini belirterek, “Çocuğu kilo ile değil performans, enerji ve uyku çıktıları üzerinden motive etmek daha etkili olur” şeklinde konuşuyor. OBEZİTE TEDAVİSİNDE İLAÇLARIN YERİ Obezite tedavisinde ilaçların belirli kriterlere göre gündeme geldiğini ifade eden Yaşar, “İlaç tedavisi yaşam tarzı müdahalesine rağmen hedefe ulaşılamadığında ve BKİ’nin 30’un üzerinde olduğu durumlarda değerlendirilir. Süreçte diyetisyen ve hekim birlikte çalışmalıdır” dedi. Yaşar, küçük ama etkili değişikliklerin önemine dikkat çekerek günlük adım hedefi belirlemenin, ana öğünlerde protein tüketmenin, tabağın yarısını sebze ile doldurmanın ve direnç egzersizlerini alışkanlık haline getirmenin obeziteyle mücadelede etkili olduğunu vurguladı.

Türkiye Obezitede Avrupa Birincisi... Haber

Türkiye Obezitede Avrupa Birincisi...

Obezite'nin vücuttaki aşırı yağ birikimi olduğunu dile getiren Yaman, “ Temel olarak vücut kitle indeksinin 30’un üzerinde olması obezite olarak değerlendirilir. Dünya sağlık örgütü obeziteyi 21. yüzyılın en önemli sağlık problemlerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Çünkü dünyada yaklaşık 650 milyon obez olduğu öngörülmektedir. Vücut kitle indeksi 35’in üzerinde iken obeziteye bağlı ek hastalıkları (insülin direnci, diyabet, karaciğer yağlanması, hipertansiyon gibi) olan veya vücut kitle indeksi 40’ın üzerinde olan bireylerde obezite cerrahisi hala dünyadaki en başarılı tedavi yöntemidir. Tüp mide ameliyatı tüm dünyada en sık uygulanan ameliyat yöntemidir. Laparoskopik olarak 1999 yılında ilk olarak uygulanmış ve özellikle 2009 yılı sonrasında yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır” diye konuştu. OPERASYON BAŞARILI SONUÇLAR VERİYOR Tüp mide ameliyatlarının diğer yöntemlere göre daha sık uygulandığını ifade eden Doç Dr. İsmail Yaman, “Bunun birinci sebebi ameliyat süresinin kısa olması dolayısı ile erken dönemde risklerinin çok daha düşük olmasıdır. İkinci de sebebi fizyolojiye uygun bir ameliyat olduğu için uzun dönemde belirgin bir yan etkisinin bulunmamasıdır. Tüp mide cerrahisinde yapılan işlem, midenin yaklaşık yüzde 80-85 küçültülmesidir. Bu müdahale üç farklı mekanizma ile çalışır. Midenin açlık hormonu (ghrelin) salgılayan tepe kısmı çıkarılır. Ghrelin miktarı belirgin azaldığı için açlık hissi de belirgin olarak azalır. Mide hacmi 1000-1500 cc’den yaklaşık 100-150 cc’ye düşer. Dolayısıyla az miktarda yemekle tokluk hissi oluşur. GLP, Peptid Y gibi hormonların salınımı artar böylece insülin direnci hastalığında hatta uygun bireylerde tip2 diyabet konusunda tedavi imkanı sağlar” dedi. UYGUN OLAN BİREYLER AMELİYATA ALINIYOR Yalnızca bu operasyona uygun olanların tüp mide ameliyatı olabileceğini vurgulayan Yaman, “Ameliyat öncesinde ameliyat olmayı düşünen bireylerle görüşme sağlanarak işlem ve sonrasındaki dikkat edilmesi gereken konularla ilgili ayrıntılı bilgilendirme yapılır. Sonrasında ayrıntılı testler ve konsültasyonlar yapılır. Uygun olan bireyler ameliyata alınır. Ameliyat laparoskopik (kapalı) yöntemle yapılır ve yaklaşık 40 dakika sürer. Ameliyat sonrası iki gece yatış yapılır. Masa başı işi olan bireyler ortalama bir haftada işlerine dönebilirler. Taburculuktan hemen sonra dışarda yürüyüşler başlanabilir. 15. günde basit kol ve bacak egzersizleri başlanabilir. Birinci aydan sonra (her karın ameliyatında olduğu gibi) mekik çekmek ve boks gibi travmaya açık sporlar hariç her tür spor serbesttir” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Karacalar’dan selülit uyarısı Haber

Prof. Dr. Karacalar’dan selülit uyarısı

Selülit tedavisinde geleneksel yüzeysel yöntemlerin ötesine geçen yeni bir yaklaşım geliştiren Prof. Dr. Ahmet Karacalar, portakal kabuğu görüntüsünün basit bir kozmetik sorun olmadığını belirtti. Karacalar, bu görüntünün vücudun derinliklerindeki metabolik sorunların bir yansıması olduğunu ifade etti. Karacalar, “Selülit sadece selülit değildir. Görülen portakal kabuğu aslında lipödem, insülin direnci, kronik inflamasyon, östrojen baskınlığı, mitokondriyal bozukluk, mikrobiyota dengesizliği ve vitamin eksiklikleri gibi altta yatan sorunların yansımasıdır. Bu nedenle konu, kozmetik değil medikal bir bakış açısı gerektirir” dedi. Selülitin fizyolojik mekanizmasını da açıklayan Karacalar, yüksek insülin seviyelerinin yağ hücrelerini büyütüp sertleştirdiğini, bunun inflamasyonu artırarak lenf drenajı ve kan dolaşımını bozduğunu söyledi. Östrojen baskınlığının ise yağ depolanmasını artırarak portakal kabuğu görünümünü belirginleştirdiğine dikkat çekti. Ayrıca sedanter yaşam tarzı ve kas kaybının dolaşımı daha da olumsuz etkilediğini aktardı. Prof. Dr. Karacalar, mitokondrilerin enerji fabrikaları olduğunu belirterek, enerji üretiminde bozulma olan bireylerde yağ yakımının zorlaştığını ve bağırsak sağlığı ile vitamin eksikliklerinin de süreci etkilediğini ekledi. Estetik müdahalelerde kritik uyarıda bulunan Prof. Dr. Karacalar, “Altyapı düzeltilmeden yapılan ısı veren cihazlarla müdahaleler durumu daha kötüleştirebilir. Önce tıbbi bir sorun olarak ele almak ve ardından estetik işlemleri planlamak gerekir” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.