Hava Durumu

#Iletişim

- Iletişim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iletişim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Peş peşe gelen okul saldırılarında 'kopya davranış' alarmı! Haber

Peş peşe gelen okul saldırılarında 'kopya davranış' alarmı!

Toplumun her alanında tüm canlıları ilgilendiren şiddet sarmalı, son günlerde ‘okullarda şiddet’ olarak kendini gösterdi. Olaylar ilk ele alındığında münferit gibi görülse de toplumsal bir sorun olarak okunması ve önleyici yaklaşımın buna göre ele alınması son derece önemli. Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, konuyu toplumsal olarak ele aldığı açıklamasında “kopya davranış” etkisine dikkat çekiyor. Psikolog Buse Başakgil, son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta okullarda yaşanan silahlı saldırıların art arda gelmesi, literatürde “taklit etkisi” ya da “kopya davranış” olarak adlandırılan bir süreci akla getirdiğini belirterek, "Özellikle ergenlik dönemindeki bireyler kimlik gelişiminin hassasiyeti ve aidiyet arayışı nedeniyle dış uyaranlara daha açık hale gelir. Bu tür olayların yoğun biçimde görünür olması, risk altındaki gençlerde “benzer bir eylemle dikkat çekebilirim” düşüncesini tetikleyebilir. Şiddet davranışının medyada detaylı ve dramatik şekilde sunulması, bazı bireylerde duyarsızlaşmaya yol açarken, bazılarında ise eylemi bir “çözüm” ya da “kendini ifade biçimi” olarak algılamaya neden olabilir. Özellikle kendini dışlanmış, değersiz ya da öfkeli hisseden gençler için bu tür olayların model oluşturabildiğini söyleyebiliriz" diye konuştu. Şiddet olayları karşısında tüm aktörlerin bir arada hareket etmesi ve ortak bir dil kullanmasının önemini vurgulayan Psikolog Buse Başakgil, "Okullarda şiddetin artışı çok boyutlu bir sorun olmakla birlikte yalnızca bireysel değil, toplumsal müdahale de gerektirir. Öncelikle erken önleyici ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi, okullarda psikolojik danışman sayısının artırılması kritik önem taşır. Medya, eğitim sistemi ve aileler arasında tutarlı bir dil oluşturulmalı, şiddeti normalleştiren söylemlerden kaçınılmalıdır. Ayrıca çocuklara erken yaşlardan itibaren duygu düzenleme ve problem çözme becerileri kazandırılması büyük önem taşır. Şiddet olaylarının görünürlüğünün artması iki yönlü etki yaratabilir. Bir yandan farkındalığı artırarak önleyici adımları hızlandırabilirken, diğer yandan özellikle risk altındaki bireylerde “model alma” ve “duyarsızlaşma” etkisi yaratabilir. Bu durum sosyal öğrenme kuramı çerçevesinde değerlendirildiğinde, özellikle çocuklarda ve ergenlerde davranışın taklit edilme ihtimali artabilir.” diye konuştu. AKRAN ZORBALIĞI DAHA CİDDİ ŞİDDET EYLEMLERİNİN HABERCİSİ OLABİLİR! Akran zorbalığının pekiştirilmiş bir davranış olarak devam etmesinin daha ciddi şiddete dönüşebileceği vurgulayan Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, “İçe kapanma depresyon veya kaygı belirtisi olabilirken, ani öfke patlamaları bastırılmış duyguların dışa vurumu olabilir. Akran zorbalığı, şiddetin hem bir türü hem de daha ağır şiddet davranışlarının habercisi olabilir. Zorbalığa maruz kalan çocuklar ilerleyen süreçte ya içe kapanabilir ya da saldırgan davranışlar geliştirebilir. Aynı şekilde zorbalık yapan çocuklar da bu davranışı pekiştirerek daha ciddi şiddet eylemlerine yönelebilir. Bu nedenle zorbalık erken dönemde mutlaka ele alınmalıdır. Ayrıca, çocuklarla dijital içeriklerdeki şiddet hakkında konuşmamak yerine açık ve yaşa uygun bir şekilde iletişim kurmak daha sağlıklıdır çünkü çocuklar bu içeriklerle zaten karşılaşır ve rehberliğe ihtiyaç duyar. Açık konuşmalar, onların gerçek ile kurgu arasındaki farkı anlamasına yardımcı olur. Korku, merak veya kaygı gibi duygularını ifade etmelerini kolaylaştırır. Küçük yaşlarda basit ve net açıklamalar yapmak önemlidir. Daha büyük çocuklarla şiddetin sonuçları üzerine konuşulabilir. Ebeveynlerin soru sorarak diyalog kurması, çocukların düşünmesini destekler. Tamamen yasaklamak veya konuyu görmezden gelmek genellikle ters etki yaratır. Bu nedenle en doğru yaklaşım, güvene dayalı ve sürekli bir iletişim kurmaktır.” diye konuştu. Eğitimciler ve ailelere düşen görev ve destekleyici süreç hakkında bilgi veren Psikolog Buse Başakgil şunları kaydetti: “Öğretmenler, yargılayıcı ve suçlayıcı bir dilden kaçınarak kapsayıcı ve destekleyici bir iletişim kurmalıdır. Öğretmenler de aileler de net ve tutarlı sınırlar koyarak hangi davranışların kabul edilemez olduğunu açıkça ifade etmelidir. Gerekli durumlarda okul rehberlik servisi ve aile ile iş birliği yapılması, sürecin daha etkili yönetilmesini sağlar. Çocuğun davranışlarında belirgin ve şiddeti artan değişiklikler gözlemleniyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Yoğun kaygı, uyku sorunları, sınır problemleri, sosyal geri çekilme veya agresif davranışlar önemli sinyallerdir. Ayrıca çocuk kendine ya da başkalarına zarar verme eğilimi gösteriyorsa gecikmeden destek alınmalıdır. Erken müdahale her zaman daha etkili sonuç verir.”

Aile olmanın gücü Bursa Osmangazi’de konuşuldu Haber

Aile olmanın gücü Bursa Osmangazi’de konuşuldu

Günümüz dünyasında değişen sosyal şartlar, dijital hayatın etkileri, ekonomik ve kültürel dönüşümler, aile yapısını yeni sınamalarla karşı karşıya bırakıyor. Bu süreçte aile içi iletişimi güçlendirmek, ebeveynlik becerilerini desteklemek ve aile bireylerinin psikolojik dayanıklılığını artırmak her zamankinden daha büyük bir önem taşıyor. Bu ihtiyacı hisseden Osmangazi Belediyesi, Bursa Aile Danışmanları ve Eğitim Derneği (BURADDER) ile ortak bir projeye imza attı. Bursa Osmangazi Belediyesi’nin 5 hafta boyunca Cumartesi günleri düzenleyeceği Ana Baba Okulu, Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi’nde “Aile Olmak ve Birlikte Yol Almak” semineriyle start aldı. Düzenlenen seminerde aile danışmanı Dilek Erol, Dr. Mesut Cevdet Yavuz ve psikolog Enes Yeşilağaç tarafından ebeveynlik, çocuğun hayatına yön veren temel bir sorumluluk alanı olarak ele alındı. Anne ve babanın tutumlarının kişilik gelişimi ve davranış biçimleri üzerindeki etkisinin değerlendirildiği seminerde, aile içinde kurulan ilişkinin çocuğun özgüvenine, sorumluluk duygusuna ve hayata bakışına nasıl yansıdığı üzerinde duruldu. Sevgi ile sınır arasındaki dengenin öneminin tartışıldığı programda çocuğa sözle değil, davranışla rehberlik etmenin etkisi incelendi. “AİLELERİN 2 HAFTADA BİR MUTLAKA TOPLANMALARI GEREKİR” Hata yapma, sonuçlarla yüzleşme ve sorunlarla baş etme becerisinin kazandırılmasında ailenin rolünün değerlendirildiği “Aile Olmak ve Birlikte Yol Almak” konulu seminerde konuşan Aile Danışmanı Dilek Erol, “Etkinliğe katılanlara aile içi iletişim konusunda atölye çalışmaları yaptırdım. Katılımcılarla, zihin okuma yöntemiyle tam olarak konuşmadan her aile üyesinin birbirini anlaması yerine, iletişime geçildiğinde her iki taraf için de sonucun çok daha iyi olduğunu konuştuk. Demokratik aile toplantısını anlattım. Her ailenin, her hafta veya iki haftada bir belirlediği günde, tıpkı bir yönetim kurulu toplantısı gibi aynı ciddiyette toplanması gerektiğini; birbirlerine beklenti, hedef ve sorunlarını yazmaları gerektiğini ifade ettim” şeklinde konuştu. “AYNI OLMAK DEĞİL UYUMLU HAREKET EDEBİLMEK ÇOK ÖNEMLİ” Ailenin tarihçesinden başlayarak bugüne kadar sohbet ettiklerini belirten Dr. Mesut Cevdet Yavuz, “İşin hukuki ve duygusal kısmına değindiğimiz noktalar oldu. Bu konularla ilgili örnekler verdik. Seminere katılanlar bizi sabırla dinlediler. Seminerde aile ve evlilik kavramının geçmişten bugüne nasıl geliştiğini ve değiştiğini konuştuk. Biz eğitimi davranış değişikliği hedefli olarak kabul ediyoruz. Bunu başarabilirsek oranları değiştirme imkanımız olacaktır. Temelde insanlar aynı olmayı önemsiyorlar; ancak aynı olmak değil, uyumlu hareket edebilmek çok önemlidir” ifadelerini kullandı. “BU PROJE BİZİM İÇİN ÇOK ANLAMLI” Osmangazi Belediyesi ile birlikte güzel bir proje olan Ana Baba Okulu’nun ilk oturumunu gerçekleştirdiklerini söyleyen Bursa Aile Danışmanları ve Eğitim Derneği Başkanı Nüket Bozkurt da, “Bu proje bizim için de çok anlamlıydı. Aileyi ve bireyleri bu kadar önemserken, bu anlamda yapılan çalışmaların ciddi şekilde amaca hizmet etmesi için farkındalık oluşturabilecek her türlü projede biz de var olabilmek için buradayız. Bu duyarlılığı için Osmangazi Belediyesi’ne çok teşekkür ediyorum” dedi. “AİLE OLMAK TOPLUMUMUZDA KOLAY GÖZÜKEN ÇOK ZOR BİR DİNAMİK” Katılımcılarla ilişkiler içindeki duyguları konuştuklarını aktaran Psikolog Enes Yeşilağaç ise, “Empati, öfke kontrolü, sabır ve şefkatin, ne kadar kıymetli olduğunu anlatmaya çalıştık. Aile olmak bizim toplumumuzda kolay gözüken çok zor bir dinamik. Aile içinde çok fazla travma ve yaralarımız var bunları susturuyoruz. Bunlarla alakalı dinamikleri konuşup neyi daha güzel ve faydalı hale getirebiliriz onu anlatmaya çalıştık. Osmangazi Belediyesi’ne böyle bir program tertip ettiği için teşekkür ederiz” açıklamalarında bulundu.

AİLEM'den 268 bin 719 çağrıya çeviri desteği Haber

AİLEM'den 268 bin 719 çağrıya çeviri desteği

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir yaptığı açıklamada, yüzde yüz erişilebilirlik hedefiyle engelli bireylerin hizmetlere ulaşımını kolaylaştıracak dijital dönüşüm çalışmalarına hız verdiklerini belirtti. İşitme engelli bireylerin iletişim engellerini kaldırmak için projeler yürüttüklerini kaydeden Göktaş, AİLEM uygulamasının bu alanda önemli bir rol üstlendiğini vurguladı. Vatandaşların, kamuda, özel sektörde ve sosyal hayatlarında iletişim ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kurdukları AİLEM’in Türk işaret dilini kullanan vatandaşlar için ortak bir iletişim noktası haline geldiğini ifade eden Bakan Göktaş, şunları kaydetti: “İşitme Engelliler Engelsiz İletişim Merkezi (AİLEM) bugün 51 bin 932 kullanıcı tarafından aktif olarak kullanılıyor. Alışverişten aile içi iletişime, öğretmen-veli görüşmesinden hasta-doktor iletişimine kadar birçok konuda günde ortalama 150 çağrıya çeviri hizmeti sağlıyoruz. 3 yıldır hizmet veren merkezimizde bugüne kadar Türk İşaret Dili çevirmenlerimiz tarafından 268 bin 719 çağrıya çeviri desteği sağlandı. İletişim merkezimize hem bakanlığımızın internet sitesi hem de mobil uygulama üzerinden erişilebiliyor. ” Bakan Göktaş, AİLEM’in dışında ayrıca bakanlığın merkez ve taşra teşkilatlarında da aktif hizmet verildiğini hatırlatarak, şu an 53 ilde toplam 75 Türk İşaret Dili tercümanıyla sahada olduklarını kaydetti. Göktaş, "Tercümanlarımız son 5 yılda tapu, belediye, valilik, noter, banka ve sağlık gibi alanlarda işitme engelli vatandaşlarımıza yaklaşık 10 bin 473 defa çeviri hizmeti sağladı. AİLEM ve saha çalışmalarımızla, Türk İşaret Dili kullanan tüm vatandaşlarımızın önündeki engelleri kaldırmayı hedefliyoruz." ifadelerini kullandı.

Aksa Bursa Doğalgaz’dan Nilüfer’e ziyaret Haber

Aksa Bursa Doğalgaz’dan Nilüfer’e ziyaret

Ziyarette; Nilüfer’de yürütülen ve planlanan doğalgaz altyapı çalışmaları, mahallelerin mevcut ihtiyaçları, sahadaki teknik gereklilikler ve önümüzdeki dönemde hayata geçirilebilecek iş birliği alanları ele alındı. Özellikle yerleşim dokusu zaman içinde oluşan bölgelerde, altyapı hizmetlerinin güvenli, planlı ve koordinasyon içinde yürütülmesinin önemi vurgulandı. Nilüfer Belediyesi’nin katılımcı ve planlı kentleşme yaklaşımı doğrultusunda; altyapı yatırımlarının kamu yararı gözetilerek, teknik gereklilikler ve hukuki çerçeveyle uyumlu biçimde ilerlemesi konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu. KURUMLAR ARASI DİYALOĞUN ÖNEMİ Ziyarette konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, kent yaşamının temel unsurlarından biri olan enerji altyapısının, vatandaşların günlük yaşam konforu ve güvenliği açısından büyük önem taşıdığını belirterek, kurumlar arası eşgüdümün bu süreçte belirleyici rol oynadığını ifade etti. Aksa Bursa Doğalgaz Şirket Müdürü Çağdaş Adıbelli ise, Nilüfer’in büyüyen ve dönüşen yapısını dikkate alarak, belediye ile iletişim ve iş birliği içinde çalışmayı önemsediklerini dile getirdi. Adıbelli, sahadan gelen veriler doğrultusunda planlamaların karşılıklı anlayış ve koordinasyonla yürütülmesinin, hizmet kalitesini artırdığını söyledi. Ziyaret, önümüzdeki dönemde Nilüfer genelinde yürütülecek altyapı çalışmalarına ilişkin iş birliğinin güçlendirilmesi yönündeki ortak iradenin paylaşılmasıyla sona erdi.

Yüksek riskli sahalarda iş sağlığı ve güvenliğinin önemi Haber

Yüksek riskli sahalarda iş sağlığı ve güvenliğinin önemi

Endüstriyel tesis projelerinde faaliyet gösteren Sintek Group, iş sağlığı ve güvenliğini yalnızca yasal bir zorunluluk olarak değil, tüm projelerini şekillendiren temel bir yönetim yaklaşımı olarak ele alıyor. En yüksek tehlike sınıfındaki sahalarda yürütülen çalışmalarda güvenliği; planlama aşamasından saha uygulamalarına, eğitimden teknoloji kullanımına kadar tüm süreçlere entegre ediyor. Bu entegrasyonun merkezinde, tüm İSG-Ç süreçlerinin koordinasyonunu sağlayan uzman İSG-Ç Birimi bulunuyor. 2,5 milyon adam/saatlik çalışma sürecinde sergilenen yüksek güvenlik performansı, Sintek Group’un insanı merkeze alan ve riskleri oluşmadan yönetmeyi hedefleyen proaktif İSG yaklaşımının sahadaki karşılığını ortaya koyuyor. Güvenliği sonuçlara indirgemeyen bu anlayış, şirketin yüksek riskli projelerde sürdürülebilir ve kontrollü bir çalışma modeli oluşturmasını sağlıyor. GÜVENLİK, MEVZUATIN ÖTESİNDE TEMEL BİR DEĞER OLARAK ELE ALINIYOR Sintek Group’ta iş sağlığı ve güvenliği, yasal bir yükümlülük ya da maliyet kalemi olarak değil; tüm operasyonların merkezinde yer alan etik ve stratejik bir öncelik olarak ele alınıyor. İSG-Ç yaklaşımında insan hayatı, tüm finansal değerlendirmelerin üzerinde konumlanıyor ve uygulamalarda herhangi bir bütçe sınırı tanımlanmıyor. Bu anlayış, yalnızca fiziksel güvenliği değil; çalışanların bedensel ve ruhsal bütünlüğünü de kapsıyor. Sintek Group, reaktif uygulamalar yerine proaktif önlemlerle riskleri oluşmadan önce tespit etmeyi ve ortadan kaldırmayı hedefliyor. İSG-Ç, KURUMSAL YAPININ AYRILMAZ BİR PARÇASI İSG-Ç süreçleri, tek bir birimin değil; tüm organizasyonun ortak sorumluluğunda yürütülüyor. Ancak bu bütüncül yapının başarısı, alanında uzman ve profesyonel çalışanlardan oluşan İSG-Ç Birimi'nin sağladığı merkezi koordinasyon ve teknik liderlikle mümkün oluyor. Sahada çalışanlar, sağlık personelleri, iş yeri hekimleri, iş güvenliği uzmanları, mühendisler ve yönetim kadrosunun dahil olduğu bu yapı, İSG-Ç Birimi'nin öncülüğünde sahada birebir iletişimle etkin biçimde işliyor. Çalışanların tamamı güvenlik zincirinin aktif bir parçası olarak sürece dahil edilirken, güvenli çalışma ortamı multidisipliner ekip yapısı sayesinde günlük iş akışının doğal bir unsuru haline geliyor. YÜKSEK RİSKLİ SAHALARDA ÜST DÜZEY GÜVENLİK STANDARTLARI UYGULANIYOR Sintek Group’un üstlendiği projeler, en yüksek tehlike sınıfına sahip endüstriyel tesislerden oluşuyor. Bu projelerde; yüksekte çalışma, kapalı alan operasyonları, gece çalışmaları, basınçlı kaplar, yüksek tonajlı yük kaldırma operasyonları, elektrik işleri, kazı alanları ve sıcak çalışmalar gibi birçok riskli faaliyet eş zamanlı olarak yürütülüyor. Endüstriyel tesis inşaatlarının doğası gereği işler doğrusal değil; farklı lokasyonlarda çoklu ve paralel biçimde ilerliyor. Bu karmaşık yapı içerisinde, sektördeki en iyi ve en deneyimli profesyoneller arasından seçilerek oluşturulan İSG-Ç ekibinin sağladığı güçlü koordinasyon, kusursuz iletişim ve ekip çalışması, güvenliğin sürdürülebilirliğinde belirleyici rol oynuyor. TEKNOLOJİ DESTEKLİ İSG YÖNETİMİ İLE RİSKLER ÖNCEDEN ÖNGÖRÜLÜYOR Sintek Group, dijitalleşmeyi İSG-Ç süreçlerinin merkezine alarak riskleri oluşmadan önce tespit ediyor. Günlük, haftalık ve aylık raporlamalar ile düzenli analizler sayesinde önleyici aksiyonlar hızlı şekilde devreye alınıyor. Uluslararası mevzuat ve standartlar yakından izlenirken, şirket içi uygulamalarda bu çerçevenin üzerinde daha sıkı kurallar uygulanıyor. Ramak kala olaylar dahi kök neden analizleriyle ele alınarak kalıcı iyileştirmelere dönüştürülüyor. GÜVENLİĞİN ADI SİNTEK Sintek Group projelerinde güvenlik, yalnızca bir uygulama değil; kurumsal bir taahhüt olarak ele alınıyor. 2,5 milyon adam/saat iş kazası yaşanmadan tamamlanan çalışma süresi, şirket için bir sonuçtan ziyade her yeni projede yeniden verilen bir sorumluluk ifadesi niteliği taşıyor. Sintek Group, başarısını tamamlanan projelerle değil; her gün güvenle evine dönen çalışanlarla ölçüyor.

Bursa Osmangazi’de felsefe rüzgarı Haber

Bursa Osmangazi’de felsefe rüzgarı

Gerçekleştirdiği Şadırvanlı Han Felsefe Konferansları ile felsefeyi yalnızca akademik bir alan olmaktan çıkararak toplumun her kesimine ulaştıran anlamlı buluşmalara imza atan Osmangazi Belediyesi, ‘Şehrin Kalbinde Felsefe Rüzgarları Esiyor’ mottosundan hareketle dil felsefesi konusunu masaya yatırdı. Şadırvanlı Han’ın tarihi atmosferinde Osmangazi Kent Konseyi ve Bursa Felsefe Kulübü iş birliğiyle düzenlenen panele konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Zeki Özcan, 1880’li yıllarda ortaya çıkan dil felsefesinin amacına ve anlamına yönelik düşüncelerini kapsamlı bir şekilde aktardı. Dil felsefesinin amacının, anlamı, anlaşmayı ve insanlar arası iletişimi iyileştirme hedefiyle dilin analiz edilmesi olduğuna değinen Prof. Dr. Zeki Özcan, “Önceden felsefe, sadece kavramlara dayalı yapılıyordu. Dil felsefesiyle birlikte felsefe artık dilimizde anlamı belirleyen, faktörleri ve anlamı belirsizleştiren, faktörleri belirleyerek daha iyi anlamayı, anlaşmayı ve iyi bir iletişim kurmayı amaçlamaktadır” diye konuştu. Dilin yaşayan bir organizma olarak tanımlayarak, temel ayırt edici özelliğinin de kullanımı olduğunu belirten Prof. Dr. Özcan, dilin kullanımının keyfi değil, uzlaşımsal olduğunu belirterek, "Herkes dilin içine doğar ve dilde kullanılan anlamları öğrenir, kullanır. Başka bir deyişle, kavramları, kelimeleri kendi istediğimiz gibi anlayıp, istediğimiz gibi kullanamayız. Zaten dil felsefesinin ayırt edici özelliği buradan gelir. Anlamın psikolojik sübjektif kavramlarla değil, toplumda öğrenilen, kullanılan ifadelerden öğrenileneceğini kabul eder" dedi. "Dil felsefesine göre insan bir soğan gibidir" diyen Prof. Dr. Özcan, "Soğanın en dış kabuğunda kültür vardır, ikinci kabukta sosyal hayat vardır, üçüncü kabukta psikolojik durumlar vardır. Dil felsefesi, soğanın dış kabuğundaki kültürdeki anlamı, kullanımı, referansları temel alarak insanların nasıl daha iyi bir hayat ortaya koyabilmelerini, düşüncelerini nasıl daha berraklaştırılmaları gerektiğini ifade eder. Düşünce mi dili, dil mi düşünceyi doğurur? Gerçekte dil ve düşünce arasında öncelik sonralık ilişkisi yoktur. Biz bir şeyi düşünmeye başladığımız anda dilimiz vardır, dilimizle ifade ederiz. Dilimizden ayrı düşünce yoktur" diye konuştu. Panelin moderatörlüğünü üstlenen Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı E. Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Hızalan da, Bursa’da son yıllarda yoğun felsefe etkinliklerinin olduğunu belirtti. Panel sonunda Osmangazi Kent Konseyi Genel Sekreteri Sosyolog Mutlu Çınar ve Bursa Felsefe Kulübü Başkanı Dr. Gürkan Kaya tarafından, moderatör Prof. Dr. İbrahim Hızalan ile konuşmacı Prof. Dr. Zeki Özcan’a teşekkür belgesi verildi.

İnegöl Belediyesi’nde Çözüm Merkezi ile kesintisiz iletişim Haber

İnegöl Belediyesi’nde Çözüm Merkezi ile kesintisiz iletişim

İnegöl Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’ne bağlı Çözüm Merkezi, 2025 yılında da vatandaşla belediye arasında güçlü bir köprü kurarak güçlü iletişim özelliğini ortaya koydu. 7/24 esasıyla çalışan ve 153 hattı ile 0530 157 30 00 no’lu WhatsApp hattı üzerinden yıl boyunca toplam 260 bin 223 çağrıya yanıt veren Çözüm Merkezi; hızlı erişim, yüksek çözüm oranı ve kurumlar arası koordinasyondaki etkin rolüyle vatandaşın en yakın çözüm noktası oldu. ÇAĞRILARIN %98,2’Sİ YANITLANDI Vatandaşların talep ve önerilerini tek merkezden toplayan Çözüm Merkezi, gelen çağrıların %98,2’sini yanıtlamayı başardı. Ortalama cevaplama süresi yalnızca 5 saniye olarak rekor bir süreyle kayıtlara geçti. Bu veriler, İnegöl Belediyesi’nin iletişim altyapısının gücünü ve Çözüm Merkezi’nin ne kadar ulaşılabilir olduğunu net bir biçimde ortaya koymuş oldu. DİĞER KURUMLARA DA YARDIMCI Vatandaşların en kolay ve hızlı şekilde eriştiği 153 Çözüm Merkezi ile 0530 157 30 00 no’lu WhatsApp hattı, bu yönüyle en çok tercih edilen iletişim hattı olurken, vatandaşlar diğer kurumlarla ilgili konularda da çözümü İnegöl Belediyesi’nde arıyor. Bu kapsamda 2025 yılında gelen çağrıların yaklaşık %12’si Büyükşehir Belediyesi sorumluluğundaki konulardan oluştu. Çözüm Merkezi, vatandaş ile Büyükşehir Belediyesi ve bağlı kurumlar arasında aracı bir rol üstlenerek sürecin sağlıklı ilerlemesine katkı sundu. Büyükşehir Belediyesi ile ilgili 2025 yılında toplam 30 bin 189 başvuru alınırken, bu başvuruların içerikleri ise; 24.418 tanesi BUSKİ çalışmaları, 4.047 tanesi Büyükşehir Belediyesinin diğer belediyecilik faaliyetleri, 1.437 tanesi halk otobüsleri şikâyet konuları, 240 tanesi itfaiye, 57 tanesi halk otobüsleri denetim talepleri olarak kayıtlara geçti. EN ÇOK TALEP VE ÖNERİ GELEN KONULAR VE MAHALLELER İnegöl Belediyesi Çözüm Merkezine 2025 yılında en fazla başvuru sırasıyla; Kemalpaşa, Mahmudiye, Süleymaniye, Yeni Mahalle ve Mesudiye mahallelerinden geldi. Vatandaşların en çok ilettiği konular arasında ise; atık bertarafı, molozların alınması, geri dönüşüm talepleri, araç talebi ve hasta/yaralı kedi ihbarları yer aldı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.