Hava Durumu

#Hareketsiz Yaşam

- Hareketsiz Yaşam haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hareketsiz Yaşam haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kolon kanserinde erken tanı hayat kurtarıyor Haber

Kolon kanserinde erken tanı hayat kurtarıyor

Türk Kanser Derneği Sağlık Direktörü Ezgi Polat, kolon kanserinde erken tanının önemine dikkat çekerek, sessiz ilerleyen bu hastalıkta belirtileri beklemenin hayati risk oluşturduğunu söyledi. Polat, özellikle 50 yaş ve üzerindeki bireylerin tarama programlarına vakit kaybetmeden katılması gerektiğini vurguladı. Polat, kolon kanserinin yıllar içinde geliştiğini belirterek, küçük bağırsak poliplerinin kontrol edilmediğinde kansere dönüşebileceğini belirterek, "Dışkıda kan, uzun süren kabızlık ya da ishal, açıklanamayan kilo kaybı, demir eksikliği anemisi ve geçmeyen karın ağrısı gibi belirtiler ortaya çıktığında hastalık genellikle ilerlemiş demektir. Bu nedenle belirtileri beklemek yerine tarama yaptırmak hayati önem taşıyor.” diye konuştu. Kolon kanseri riskinin 50 yaş sonrasında belirgin şekilde arttığını ifade eden Polat, ailesinde kolon kanseri öyküsü olan bireylerin daha erken yaşta taramaya başlaması gerektiğini belirtti. Risk faktörleri arasında hareketsiz yaşam, işlenmiş ve kırmızı et ağırlıklı beslenme, obezite, tütün ve alkol kullanımı gibi etkenler öne çıktığını ifade eden Polat, “İşlem sırasında saptanan poliplerin çıkarılması, kanser gelişimini büyük ölçüde engelliyor. Erken evrede yakalanan vakalarda tedavi başarısı oldukça yüksek. Tarama bir tercih değil, sorumluluktur.” dedi. Türkiye’de kolorektal kanser, en sık görülen ilk beş kanser türü arasında yer alıyor ve vakaların yaklaşık yüzde 85’i 50 yaş ve üzeri bireylerde görüldüğünü vurgulayan Polat, 50–70 yaş arası hedef nüfusta tarama katılım oranının bölgesel farklılıklarla birlikte yüzde 25–40 aralığında olduğunu ve bu oranın yetersiz kaldığını söyledi. Polat, toplumsal sorumluluk vurgusu yaparak, “50 yaş ve üzerindeki bireyler, herhangi bir belirtiyi beklemeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurarak kolonoskopi talebinde bulunmalı. Kanserle mücadelede korku değil, bilinç yol gösterici olmalıdır. Erken tanı hayat kurtarır.” diye konuştu.

HORLAMA 20’Lİ YAŞLARDA ARTIYOR! Haber

HORLAMA 20’Lİ YAŞLARDA ARTIYOR!

Vücudun gece boyunca yeterince nefes alamadığını haber veren bir alarm sistemi olan horlama, sosyal bir sorun olmasının dışında, kişinin kendi sağlığı için de ciddi bir risk göstergesi olabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu nedenle alarmı susturmak değil, neden çaldığını araştırmak gerektiğini belirterek, “Horlama normal bir durum değildir. Her horlayan kişide ciddi bir hastalık olmayabilir; ancak hayati risk taşıyan her uyku apnesi hastalığı önce horlama ile başlar. Dolayısıyla, horlamayı basit bir ses problemi olarak görmek yerine, bir sağlık sinyali olarak değerlendirmek gerekmektedir” diyor. Eskiden daha çok orta yaş ve üzeri bireylerde görülen horlamaya artık 20’li yaş grubunda da sık rastlandığına işaret eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, gençlerde artış gösteren obezitenin bu durumun en önemli nedenleri arasında yer aldığını vurgulayarak, “Bilgisayar başında uzun süreli oturma, düzensiz uyku alışkanlıkları, fast food ve şeker içeren yiyeceklerle beslenme ve buna bağlı kilo artışı gençlerde horlama riskini artırmaktadır. Özellikle boyun çevresindeki yağ dokusu arttıkça üst solunum yolu daralmakta ve horlama ortaya çıkmaktadır” diyor. Modern yaşamla birlikte giderek artıyor Horlama; uyku sırasında üst solunum yolundaki dokuların daralma veya gevşeme nedeniyle titreşmeleri sonucu ortaya çıkan ses olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 30–40’ında zaman zaman horlama görülürken, düzenli ve kronik horlama oranı yüzde 20 civarında seyrediyor. Horlamanın görülme sıklığı ileri yaşlarda giderek artıyor. Öyle ki 30 yaş altı erkeklerde yüzde 10 oranında rastlanırken, 60 yaş üzerinde bu oran yüzde 60’a yükseliyor. Erkeklerde daha sık görülmekle birlikte, menopoz sonrası kadınlarda oran belirgin şekilde artıyor. Türkiye’de de benzer rakamlar söz konusu. Ayrıca, son yıllarda hem dünyada hem ülkemizde horlama sıklığında artış gözlendiği belirtiliyor. Bu yükselmenin en önemli nedenleri arasında; obezite, hareketsiz yaşam tarzı, uyku düzensizliği, stres, alerjik hastalıklar ve sigara kullanımındaki artış gösteriliyor. Horlamanın önemli nedenleri Doç. Dr. Zerrin Boyacı, kişinin aile ve sosyal hayatında önemli sorunlar oluşturabilen horlamaya yol açan etkenleri şöyle özetliyor: Obezite: İdeal kilonun yüzde 15 daha fazlasına sahip olan kişilerde horlama riski artmaktadır. Bunun nedeni ise boyun çevresindeki yağlanmanın üst solunum yolunu daraltması. Kadınlarda boyun çevresinin 38,10 cm’nin ve erkeklerde 43,18 cm’nin üzerinde olması kritik değer olarak hesaplanmış. Burun tıkanıklığı: Septum deviasyonu, konka hipertrofisi, burun çatısının darlığı gibi statik bozukluklar ile alerjik rinit, sinüzit ve polip gibi enflamatuar bozukluklar önemli sebeplerini oluşturmaktadır. Büyük geniz eti ve bademcikler: Özellikle gençlerde hava yolunu daraltabilmektedir. Alkol ve sigara kullanımı: Kas gevşemesi ve mukozal ödem artışına sebep olmaktadır. Sırtüstü uyuma: Dil kökünün geriye düşmesine yol açabilmektedir. Uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor! Horlama ile beraber görülen ve gece ani ölümlere sebep olabilen uyku apnesi üst solunum yolunun tamamen kapanması sonucu oluşuyor. Horlama genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da yaşamsal risk taşıyan uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor! Özellikle gece nefes durmaları, sabahları yorgun uyanma, baş ağrısından yakınma, gün içinde uyku hali, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu gibi sorunlardan biri bile horlamaya eşlik ediyorsa, zaman kaybetmeden hekime başvurmak yaşamsal önem taşıyor. Uyku apnesi ani ölüme bile yol açabiliyor! Uyku apnesinde erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor. Bunun nedeni ise uyku apnesinin; hipertansiyon, kalp ritim bozuklukları, kalp krizi, inme ve diyabet gibi ciddi sağlık sorunlarına, hatta gece ani ölüme bile yol açabilmesi. Ayrıca, insülin direnci ve kilo artışıyla kısır döngü oluşabiliyor. Tedavi edilmemiş uyku apnesi olan bireylerde trafik kazası riski de 2–7 kat artıyor. Uzun süreli uyku apnesi aynı zamanda beyinde hasara neden olarak; hafıza problemleri ve erken bilişsel gerileme riskini de artırabiliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, erken değerlendirmenin olası ciddi komplikasyonların önlenmesinde kritik rol oynadığını aktarıyor. Etkili ve kalıcı çözüm mümkün! Erken teşhis, doğru tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle horlamanın büyük oranda kontrol altına alınabildiğini belirten Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, “Horlama kader değildir. Doğru değerlendirmeyle çoğu hastada etkili ve kalıcı çözümler mümkündür. Önemli olan, geceleri bu sesi duymazdan gelmemektir” diye konuşuyor. Tedavinin kişiye özel planlandığını ve altta yatan nedene göre şekillendirildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zerrin Boyacı, "Basit işlemler arasında yer alan radyofrekans uygulamaları, lazer destekli işlemler ve kişiye özel burun ile ağız içi apareyler, yaygın olarak başvurulan yöntemlerdir” diyor. Uyku apnesinde altın standart: CPAP maskesi! Horlamaya uyku apnesi eşlik ediyorsa, tedavide altın standart yöntemin CPAP maskesi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu tedavinin uyku sırasında hava yolunun açık kalmasını sağlayarak, solunum durmalarını önlediğini ve hastanın gece boyunca yeterli oksijen almasına yardımcı olduğunu belirtiyor. Cerrahi yöntem gündeme gelebiliyor Özellikle ileri düzey ve yapısal sorunların eşlik ettiği tablolarda cerrahi seçenekler gündeme geliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, uyku apnesi olanlarda maske kullanmak istemeyenler için maksillofasyal ilerletme operasyonuna, yani çenenin öne alınması ameliyatına başvurulduğunu söyleyerek, şu bilgileri paylaşıyor: “Bu ameliyatın başarı oranı yüzde 97’ye kadar ulaşmaktadır. Bunun yanı sıra dil ve dil köküne yönelik cerrahiler ile yumuşak damağa yönelik cerrahi girişimler de horlamanın ve üst solunum yolu daralmasının giderilmesinde tercih edilen yöntemler arasında bulunmaktadır.”

Bel fıtığı hastalarına 9 öneri Haber

Bel fıtığı hastalarına 9 öneri

Bel fıtığı, günümüzde uzun süre oturmaya bağlı hareketsiz yaşam tarzı, yanlış duruş ve bel hareketi nedeniyle toplumda en sık rastlanan sağlık sorunlarından biri. Yaşam kalitesini ciddi oranda düşüren bel fıtığının doğru tanı ve modern tedavi yaklaşımları sayesinde artık yönetilebilir bir sorun haline gelerek hastaların hareket özgürlüğünün geri kazanmasına olanak sunduğunu belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Bel fıtığı tedavisinde modern tıbbın ulaştığı son nokta olan endoskopik yani kapalı ameliyat yöntemi hem sakat kalma riskine dair endişeleri ortadan kaldırıyor hem de uzun iyileşme süreçlerini tarihe gömüyor" açıklamasında bulundu. Yaşam kalitesini ciddi oranda düşüren, hareket kabiliyetini kısıtlayan ve toplumda en sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri olan bel fıtığı, özellikle çalışma hayatındaki bireyleri tehdit ediyor. Bel fıtığının yaş ve cinsiyet ayırmaksızın herkeste görülmekle birlikte erkeklerde 1,5 2 kat daha sık rastlandığını, özellikle de 35-50 yaş aralığında zirve yaptığını paylaşan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Bel fıtığı mesleki alışkanlıklarla doğrudan ilişkili. Ağır işlerde çalışanların yanı sıra; gün boyu hareketsiz kalan masa başı çalışanlar, kilolu olanlar, uzun süreler araç kullananlar ve gün boyu ayakta duran öğretmen veya garsonların bel fıtığına yakalanma olasılığı daha yüksek. Bazen ani bir zorlama veya ağır bir yük kaldırma fıtığa neden olsa da en önemli etkenin ilerleyen yaş ve vücudun maruz kaldığı tekrarlayan küçük travmalar olduğu unutulmamalı” dedi. Belirtileri hafife almayın Hastalığın genellikle sırt ve bacak ağrısı ile kendini gösterdiğini ancak ağrının yayılım gösterdiği bölgelerin tanı için kritik bir önem taşıdığını hatırlatan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Bel fıtığının bacaklara giden sinirleri sıkıştırması sonucu ağrı baldıra ve ayak tabanına kadar inebiliyor. Ayaklarda uyuşma, yürüme ve oturmada güçlük çekilmesi bel fıtığının habercisi olabiliyor. Eğer hastalık ilerlerse idrar kaçırma, cinsel fonksiyon kayıpları ve hatta yürüyememe gibi çok daha ağır tablolarla karşılaşılabiliyor. Bu belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalı ve özellikle MR görüntüleme ile bası derecesi belirlenmeli” uyarısında bulundu. Cerrahiden değil geç kalmaktan korkulmalı Bel fıtığı tanısı konulan her hastanın hemen ameliyat masasına yatmasının gerekmediğini söyleyen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Tedavi süreci; ilaç tedavisi, fizik tedavi ve ağrı tedavisi yani algoloji gibi seçeneklerle başlıyor. Ancak ilerleyici güç kaybı ve idrar kaçırma gibi acil ameliyat bulguları varsa cerrahi müdahale kaçınılmaz hale geliyor” dedi. Ameliyat korkusunun hastaları tedaviden uzaklaştırabildiğini belirten Prof. Dr. Göçmen, "Halk arasında 'ameliyat olursam sakat kalırım' gibi geçmişten gelen yersiz korkular mevcut. Oysa günümüzde teknoloji çok gelişti. Mikrocerrahi ve endoskopik (kamera ile kapalı teknik) yöntemler sayesinde doku hasarını minimuma indiriyoruz. Hastalarımız artık çok kısa sürede ayağa kalkabiliyor ve uzun süre yatmak zorunda kalmadan taburcu oluyorlar. Müdahale edilmeyen sinir basısı, hastada felç gibi kalıcı hasarlara yol açabiliyor. Bu nedenle cerrahiden değil, geç kalmaktan korkulmalı" şeklinde konuştu. Bel fıtığı hastalarına 9 öneri Ağır ve ani yük kaldırmaktan kaçınılmalı Öne ve yanlara doğru eğilme ve bel bükme hareketinden kaçınılmalı. Eğer yerden bir şey alınacaksa çömelerek alınmalı. Hastalar otururken belinin arkasına bel boşluğunu yok edecek şekilde bir yastık koymalı ve yirmi dakikadan fazla hareketsiz bir şekilde oturmamalı. Mesleği gereği uzun süre oturması gerekenler ise sık sık pozisyon değiştirmeli. Ortopedik yatakta yatılmalı. Traktör kullanılmamalı. Uzun süre araç kullananlar ise saat başı veya her iki saatte bir mola vererek arabalarının etrafında birkaç tur atıp esneme hareketleri yapmalı. Hasta yukarıya doğru uzanmamalı. Yukarıdan bir şey alacaksa bir iskemle veya merdiven yardımıyla alınmalı. Hasta belini daima sıcak tutmalı, açık pencere veya klima gibi havalandırmaların önünde durmamalı. Abdest alırken bacak lavaboya uzatılmamalı. Yer sofrası kullanılmamalı. Bel ve bacak ağrısı olan hastalar mutlaka stresten ve soğuktan kaçınmalı. Bel fıtığında amaç, beli koruyarak aktif kalmak; ani zorlayıcı hareketlerden kaçınmak ve düzenli egzersiz yapmaktır.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.