Hava Durumu

#Halsizlik

- Halsizlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Halsizlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ağustos sıcaklarında sağlıklı kalmak için... Bu önerilere dikkat! Haber

Ağustos sıcaklarında sağlıklı kalmak için... Bu önerilere dikkat!

Yaz sıcakları her yıl daha uzun sürüyor, etkisi ise daha sert hissediliyor. Ağustos ayında daha da artan aşırı sıcaklar; bireylerin yaşam konforunu azaltmanın yanı sıra sıcak çarpmasından kalp ve böbrek sorunlarına kadar ciddi sağlık risklerini de beraberinde getirebiliyor. Özellikle yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı bulunanlar ve açık alanda çalışanlar için tehlike oluşturan bu dönemde alınacak basit ancak etkili önlemler, sağlığı korumada kritik rol oynuyor. Uz. Dr. Yasin Bakcan, yaz aylarını güvenli ve sağlıklı geçirmek için dikkat edilmesi gereken 10 önemli öneriyi sıraladı. 1. GÜNÜN EN SICAK SAATLERİNDE DIŞARI ÇIKMAYIN Yaz aylarında güneş ışınlarının en dik açıyla geldiği 11.00-16.00 saatleri, sıcaklığın en yoğun hissedildiği zaman dilimidir. Mümkünse bu saatlerde dışarı çıkılmamalıdır. Dışarı çıkılması gerekiyorsa gölgede kalınmalı, ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılmalı, açık renkli ve bol kıyafetler tercih edilmeli, şapka kullanılmalıdır. Park halindeki araçlarda çocuklar, yaşlılar veya evcil hayvanlar hiçbir koşulda bırakılmamalıdır. 2. SUSAMAYI BEKLEMEYİN, GÜN BOYU DÜZENLİ SU TÜKETİN Sıcak havalarda sıvı ihtiyacı belirgin şekilde artar. Günlük su tüketimi kişinin yaşı, kilosu ve sağlık durumuna göre değişmekle birlikte, kilogram başına en az 30 ml olmalı; çoğu yetişkin için bu miktar yaklaşık 3 litreye kadar çıkabilmektedir. Su tek seferde değil, gün içine yayılarak tüketilmelidir. Susamayı beklemek ise vücudun sıvı kaybetmeye başladığının önemli bir göstergesidir. 3. SICAK ÇARPMASININ BELİRTİLERİNİ VE SONUÇLARINI BİLİN Sıcak çarpması, yaz aylarının en ciddi sağlık sorunlarından biridir. Şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, bilinç bulanıklığı, davranış değişiklikleri, aşırı halsizlik, ağız kuruluğu, terlemenin azalması ve vücut sıcaklığının 40 derecenin üzerine çıkması en önemli belirtiler arasındadır. İlk soğutma uygulamalarına rağmen belirtiler düzelmiyor ya da bilinç değişikliği gelişiyorsa vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Aşırı sıcağa maruz kalınması sonucunda ısı krampları, ısı yorgunluğu, ısı senkopu, rabdomiyoliz ve ısıya bağlı döküntüler gibi hastalıkların yanı sıra; kalp, dolaşım, solunum, böbrek ve sinir sistemini etkileyen sağlık sorunları, psikiyatrik etkiler ve uyku bozuklukları da görülebilir. Duruma erken müdahale edilmediğinde çoklu organ yetmezliği gibi hayati risk oluşturan ciddi tabloların gelişebileceği unutulmamalıdır. 4. YAZ AYLARINDA BESLENMENİZİ HAFİFLETİN Ağır, yağlı ve kızartılmış yiyecekler yerine sindirimi kolay besinler tercih edilmelidir. Kahvaltıda az yağlı peynirler, taze sebzeler ve zeytin; ana öğünlerde ise ızgara veya haşlama yöntemleriyle hazırlanmış yemekler tüketilmelidir. Sebze ve meyveler vitamin ve mineral ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurken, şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyveli tatlılar tercih edilmelidir. Uzun süre aç kalınmasına neden olan şok diyetlerden de kaçınılmalıdır. 5. İÇECEK SEÇİMİNİZİ DİKKATLİ YAPIN Çay, kahve ve gazlı içecekler günlük su ihtiyacını karşılamaz. Aşırı tüketildiklerinde sıvı dengesini olumsuz etkileyebilir. Yaz aylarında suyun yanı sıra ayran, süt, sade maden suyu ve şekersiz komposto gibi içecekler daha doğru seçeneklerdir. Gün boyu yeterli miktarda sıvı alınmasına dikkat edilmeli; özellikle idrar söktürücü etkisi bulunan alkol ve kafeinli içeceklerin tüketimi sınırlandırılmalıdır. 6. KRONİK HASTALIĞINIZ VARSA SICAKLARA KARŞI DAHA DİKKATLİ OLUN Hipertansiyon, diyabet, kalp ve böbrek hastaları sıcak havalardan daha fazla etkilenebilir. Bu nedenle serin ortamlarda bulunmaları, düzenli sıvı tüketmeleri ve güneşin en yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkmamaları önem taşır. İlaç dozlarında veya kullanım saatlerinde değişiklik yapılması gerekiyorsa mutlaka hekim görüşü alınmalıdır. 7. KLİMAYI DOĞRU KULLANIN Klimalar doğru kullanıldığında sıcak havaların olumsuz etkilerini azaltır. Ancak filtrelerinin düzenli olarak temizlenmesi ve ortam sıcaklığının dış ortamla aşırı fark oluşturmayacak şekilde, yaklaşık 23 derecede tutulması gerekir. Ani sıcaklık değişimleri çeşitli sağlık sorunlarına neden olabilir. 8. HALSİZLİK VE BAŞ AĞRISINI HAFİFE ALMAYIN Yaz aylarında görülen halsizlik, baş ağrısı ve tansiyon düşüklüğü çoğu zaman sıvı ve elektrolit kaybından kaynaklanır. Ancak yeterli sıvı alımına rağmen bu şikâyetler devam ediyor ya da göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, bilinç bulanıklığı, bulantı ve kusma gibi belirtiler eşlik ediyorsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. 9. SICAK ÇARPMASINDA İLK MÜDAHALEYİ ÖĞRENİN Sıcak çarpması yaşayan kişi derhal serin bir ortama alınmalı, üzerindeki fazla kıyafetler çıkarılmalı ve üzerine ılık su uygulanarak buharlaşma yoluyla soğutulmalıdır. Bilinci açıksa su verilebilir. Ancak bilinci kapalı kişilere ağızdan sıvı verilmemeli; kolonya dökmek veya buz gibi suyla ani soğutma uygulamak gibi yanlış yöntemlerden kaçınılmalıdır. Eş zamanlı olarak acil sağlık desteği istenmelidir. 10. ÇOCUKLARI SICAK HAVALARDA DAHA YAKINDAN TAKİP EDİN Çocuklar, sıvı kaybından yetişkinlere göre daha hızlı etkilenebilir. Bu nedenle günün en sıcak saatlerinde dışarıda kalmamaları, sık sık su içmeleri, ince ve açık renkli kıyafetler giymeleri ve şapka kullanmaları sağlanmalıdır. Ayrıca oyun sırasında düzenli dinlenme molaları vermeleri teşvik edilmelidir. Şekerli ve gazlı içecekler yerine su tüketmeleri konusunda desteklenmeleri büyük önem taşır.

YORGUNLUK VE UNUTKANLIĞI HAFİFE ALMAYIN Haber

YORGUNLUK VE UNUTKANLIĞI HAFİFE ALMAYIN

Özel Medicabil Sağlık Grubu Yıldırım Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Mehmet Özbek, B12 vitamininin vücut için hayati öneme sahip olduğunu belirterek, özellikle uzun süreli halsizlik, dikkat dağınıklığı ve el-ayak uyuşmaları yaşayan kişilerin mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. B12 vitamininin, sinir sistemi sağlığının korunması, kırmızı kan hücrelerinin üretimi ve DNA sentezi açısından kritik rol oynadığını ifade eden Uzman Dr. Mehmet Özbek, vücudun bu vitamini kendi başına üretemediğini, bu nedenle besinler yoluyla alınmasının zorunlu olduğunu vurguladı. Uzman Dr. Mehmet Özbek, “B12 vitamini eksikliği, yalnızca halsizlik yapan basit bir vitamin yetersizliği değildir. Tedavi edilmediğinde sinir sistemi üzerinde ciddi sorunlara neden olabilir. Özellikle uzun süredir geçmeyen yorgunluk, unutkanlık, uyuşma ve konsantrasyon güçlüğü yaşayan kişiler bu durumu göz ardı etmemelidir” dedi. Belirtiler zamanla artabiliyor B12 vitamini eksikliğinin belirtilerinin genellikle yavaş geliştiğini ve zaman içinde ağırlaşabildiğini belirten Uzman Dr. Mehmet Özbek, eksikliğin kişiden kişiye farklı şekillerde ortaya çıkabileceğini söyledi. Fiziksel belirtiler arasında yoğun yorgunluk hissi, güçsüzlük, iştahsızlık, kilo kaybı, mide-bağırsak şikâyetleri, ağız içinde yaralar ve ciltte solgunluk görülebileceğini ifade eden Dr. Mehmet Özbek, nörolojik etkiler arasında ise ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, unutkanlık, kafa karışıklığı, görme sorunları ile yürüme ve konuşmada güçlük yaşanabileceğini kaydetti. Psikolojik belirtilerin de göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan uzman isim, depresif ruh hali, huzursuzluk ve davranış değişikliklerinin de B12 eksikliğinin işareti olabileceğini belirtti. Risk grubundakiler dikkat B12 eksikliğinin yalnızca yetersiz beslenmeye bağlı gelişmediğini ifade eden Özel Medicabil Sağlık Grubu Yıldırım Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Mehmet Özbek, mide ve bağırsak sistemini etkileyen bazı hastalıkların da bu vitamine ulaşmayı zorlaştırdığını söyledi. Özellikle ileri yaş grubunda, vegan veya vejetaryen beslenen kişilerde, mide-bağırsak hastalığı bulunanlarda ve bazı ilaçları uzun süre kullanan bireylerde B12 eksikliğinin daha sık görüldüğünü belirten Dr. Mehmet Özbe, aşırı alkol tüketiminin de vitamin emilimini bozabildiğini ifade etti. Uzman Dr. Mehmet Özbek, “Özellikle 75 yaş üstü bireylerde, mide asidinin azalmasına bağlı olarak B12 emilimi zorlaşabiliyor. Ayrıca metformin gibi bazı diyabet ilaçları ya da mide koruyucu ilaçların uzun süreli kullanımı da B12 düzeylerini düşürebiliyor” diye konuştu. Erken teşhis kalıcı sorunları önlüyor B12 eksikliğinin basit bir kan testiyle saptanabildiğini belirten Özel Medicabil Sağlık Grubu Yıldırım Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Mehmet Özbek, erken teşhis sayesinde ciddi komplikasyonların önüne geçilebildiğini söyledi. Tedavi edilmeyen B12 eksikliğinin sinir sistemi üzerinde kalıcı hasarlara neden olabileceğini belirten Dr. Mehmet Özbek, ileri düzey eksikliklerde hafıza kaybı, sinir hasarı, hareket güçlüğü ve bazı nörolojik sorunların görülebileceğini ifade etti. Uzman Dr. Mehmet Özbek, “B12 eksikliği çoğu zaman gözden kaçabiliyor. Oysa doğru tanı ve uygun tedaviyle kontrol altına alınabilecek bir durumdur. Şikâyetler varsa kan değerleri mutlaka kontrol edilmeli ve gerekli görülürse destek tedavisi başlanmalıdır” dedi. B12 eksikliğini önlemek mümkün B12 vitamininin en çok et, balık, yumurta, süt ve süt ürünleri gibi hayvansal kaynaklı besinlerde bulunduğunu hatırlatan Uzman Dr. Mehmet Özbek, B12 ile zenginleştirilmiş ürünlerin ve doktor önerisiyle kullanılan takviyelerin de eksikliği önlemede etkili olabileceğini söyledi.

Türk Kanser Derneği’nden yaz aylarında beslenme uyarısı Haber

Türk Kanser Derneği’nden yaz aylarında beslenme uyarısı

Yaz aylarında artan sıcaklıklar, kanser tedavisi gören bireyler için bazı ek zorlukları da beraberinde getiriyor. Türk Kanser Derneği Gönüllü Diyetisyeni ve Uzman Şef Yasemin Güzel, özellikle sıcak havalarda yeterli sıvı tüketiminin ve güvenli beslenmenin büyük önem taşıdığını belirterek önemli uyarılarda bulundu. Kanser tedavisi sürecinde bazı hastalarda iştahsızlık, mide bulantısı, halsizlik ve sıvı kaybı görülebildiğini ifade eden Güzel, yaz aylarında bu durumların daha belirgin hale gelebildiğini söyledi. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmenin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Güzel, ayran, kefir, çorba ve su oranı yüksek meyvelerin de günlük sıvı ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olabileceğini belirtti. Karpuz, kavun, çilek, şeftali ve kayısı gibi yaz meyvelerinin hem ferahlatıcı hem de sıvı desteği sağlayan besinler olduğunu söyleyen Güzel, bu besinlerin yoğurt veya kefir gibi protein kaynaklarıyla birlikte tüketilmesinin daha dengeli bir öğün oluşturacağını ifade etti. Besin Güvenliği İhmal Edilmemeli Yaz aylarında gıdaların daha hızlı bozulabildiğine dikkat çeken Güzel, özellikle bağışıklık sistemi tedavi nedeniyle zayıflayan hastaların besin güvenliğine daha fazla özen göstermesi gerektiğini belirtti. Açıkta satılan yiyeceklerden, uzun süre güneş altında beklemiş ürünlerden ve hijyeninden emin olunmayan gıdalardan uzak durulmasını öneren Güzel, meyve ve sebzelerin tüketilmeden önce mutlaka iyice yıkanması gerektiğini söyledi. Serinletici Seçeneklerde Sağlıklı Tercihler Öne Çıkıyor Yaz aylarında tatlı tüketmek isteyenler için de önerilerde bulunan Güzel, ağır ve şerbetli tatlılar yerine ev yapımı meyveli yoğurtlar, kefirli karışımlar ve sütlü tatlıların daha dengeli seçenekler sunduğunu belirtti. 1964 yılından bu yana faaliyetlerini sürdüren Türk Kanser Derneği, kanser hastaları ve yakınlarına yönelik ücretsiz beslenme danışmanlığı, psikolojik destek, konaklama ve sosyal yardım hizmetleri sunmaya devam ediyor. Dernek, alanında uzman isimlerin katkılarıyla toplumda kanser farkındalığını artırmaya ve kanser hastalarının yaşam kalitesini desteklemeye yönelik çalışmalarına aralıksız sürdürüyor. Türk Kanser Derneği Gönüllü Diyetisyeni ve Uzman Şef Yasemin Güzel, “Her hastanın ihtiyaçları farklıdır. Bu nedenle beslenme planları kişiye özel hazırlanmalıdır. Yaz aylarında alınacak basit ama doğru önlemler, tedavi sürecinin daha rahat geçirilmesine ve yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağlayabilir” dedi.

SUÇİÇEĞİ: BASİT BİR ÇOCUKLUK HASTALIĞI MI, YOKSA CİDDİ BİR RİSK Mİ? Haber

SUÇİÇEĞİ: BASİT BİR ÇOCUKLUK HASTALIĞI MI, YOKSA CİDDİ BİR RİSK Mİ?

“Suçiçeği, özellikle çocukluk çağında sık görülen bulaşıcı bir hastalıktır. Geçmişte oldukça yaygın olan bu hastalık, günümüzde aşı sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınmış olsa da, hâlâ dikkat edilmesi gereken önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Suçiçeği oldukça bulaşıcıdır ve enfekte bir kişinin öksürmesi veya hapşırmasıyla havaya karışan solunum damlacıklarını soluyarak veya açık yaralardan gelen sıvıyla doğrudan temas yoluyla kolayca yayılır. Özellikle hastalığı daha önce geçirmemiş veya aşı olmamış kişiler için risk oldukça yüksektir. Suçiçeği genellikle kaşıntılı küçük sıvı dolu kabarcıklarla kendini gösterir. Virüse maruz kaldıktan sonra belirtilerin ortaya çıkması 7 ila 21 gün sürebilir. Döküntüler ise çoğunlukla 5 ila 10 gün içinde seyrini tamamlar. Döküntüden önce görülebilen belirtiler arasında ateş, iştahsızlık, baş ağrısı ve genel bir halsizlik hali yer alır. Hastalığın seyri sırasında döküntüler üç aşamadan geçer. İlk olarak papül adı verilen kabarık şişlikler ortaya çıkar. Ardından vezikül olarak adlandırılan, içi sıvı dolu küçük kabarcıklar oluşur. Son aşamada ise kabarcıklar kabuk bağlar ve iyileşme süreci başlar. Virüs, tüm kabarcıklar kabuk bağlayana kadar bulaşıcı özelliğini sürdürür. Uzmanlar, suçiçeği olan çoğu sağlıklı bireyde semptomatik tedavinin yeterli olduğunu belirtiyor. Çocukların tırnaklarının kısa tutulması, ılık banyo yapılması ve gerekirse ağızdan antihistaminlerin kullanılması önerilir. Ateş ve ağrıyı azaltmak için parasetamol tercih edilirken, aspirin asla verilmemelidir. Ayrıca 12 yaşından büyük bireylerde antiviral ilaç tedavisi gerekebilmektedir. Hastalığın yayılmasını önlemek adına izolasyon büyük önem taşımaktadır. Suçiçeği olan bir kişi, döküntü ortaya çıkmadan 1-2 gün önce bulaşıcı hale gelir ve tüm kabarcıklar kabuk bağlayana kadar bu durum devam eder. Bu nedenle çocukların bu süreçte okul ve kreş gibi toplu ortamlardan uzak tutulması gerekmektedir. Sonuç olarak, suçiçeği her ne kadar çoğu zaman hafif seyirli bir hastalık olarak bilinse de, bulaşıcılığı ve yayılma hızı göz önünde bulundurulduğunda ciddiye alınması gereken bir enfeksiyondur. Aşılama, hijyen ve bilinçli yaklaşım, hem bireysel hem de toplumsal sağlığın korunmasında kilit rol oynamaktadır. Sağlıklı günler diliyorum.

“AZ YİYORUM AMA KİLO ALIYORUM” diyorsanız dikkat! Haber

“AZ YİYORUM AMA KİLO ALIYORUM” diyorsanız dikkat!

Kilo vermeye çalışırken bazen hiç beklenmedik bir tabloyla karşılaşabiliyoruz. Daha az yeriz, daha çok hareket ederiz ama tartı ibresinde bir değişim olmaz. Üstelik, bazen canımızı daha da sıkan bir şey olur; her zamankinden az yediğimiz halde kilo alırız. Acıbadem Altunizade Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adnan Batman, bu durumun çoğu zaman hatalı beslenme ve yaşam alışkanlıklarımızdan kaynaklandığını belirterek, “Diyet sürecinde kalori hesabı yapmamak, az yenilmesine rağmen kilo alınmasının en yaygın sebeplerinden biridir. Ancak, kilo alınmasının nedeni sadece beslenme hataları değildir. Vücudumuz bazen kronik strese, hareketsizliğe ve uyku bozukluğu gibi etkenlere karşı kendini korumaya alır ve yağ depolamaya yönelir. Bu nedenle az yemek her zaman çözüm olmayabilir” diyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adnan Batman, ancak kilo artışının hormonal veya metabolik hastalıklardan da kaynaklanabildiğini vurgulayarak, “Özellikle kısa sürede ve karın çevresinde belirgin kilo artışı varsa, metabolik veya hormonal sebeplerin araştırılması son derece önemlidir” ifadelerini kullanıyor. Doç. Dr. Adnan Batman, az yemeye rağmen kilo artışına yol açabilen 10 etkeni anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. Hatalı diyetler Az yenilmesine rağmen kilo alımının en önemli sebeplerinden biri, diyet sürecinde kalori hesabı yapılmamasıdır. Bu durum farkında olmadan ihtiyaçtan fazla enerji alınmasına yol açabiliyor. Ayrıca, şok diyetler de kısa sürede hızlı kilo kaybı sağlasalar da metabolizmayı yavaşlatabiliyor ve kas kaybına neden olarak kilo alımını kolaylaştırıyor. Yetersiz ve kalitesiz uyku Yetersiz ve kalitesiz uyku, az beslenilmesine rağmen kilo artışının önemli nedenlerinden birini oluşturuyor. Doç. Dr. Adnan Batman, beş saatin altında uyuyan kişilerde obezite riskinin yüzde 50 oranına kadar artabildiğine işaret ederek, şu bilgileri paylaşıyor: “Gece geç uyumak melatonin ve kortizol dengesini bozar. Bu durum insülin duyarlılığını azaltır ve vücudu yağ depolamaya daha yatkın hale getirir. Aynı zamanda kortizolün salınımını yükselterek karın çevresinde yağlanmayı artırır. Dolayısıyla melatonin hormonunun yükseldiği 22:00-23:00 saatleri arasında uyku moduna geçilmesi son derece önemlidir.” Kronik stres Kronik stres altında vücut daha fazla kortizol hormonu salgılıyor. Bu hormon uzun süre yüksek düzeyde kaldığında metabolizma hızını düşürüyor. Ayrıca, kan şekerini yükselterek insülin seviyesinin de artmasına neden olabiliyor; bu durum yağ depolanmasını kolaylaştırıyor. Kronik stres altında olan kişiler az yeseler bile yağ depolamaya daha yatkın hale gelebiliyor. Doç. Dr. Adnan Batman, stres hormonu kortizol yüksekliğinin özellikle karın bölgesinde yağ dokusunu artırdığını belirterek, “Karın bölgesi kortizole daha duyarlı olduğu için yağ yakımı burada daha fazla belirginleşmektedir” diyor. Kas kütlesinde azalma Kas kaybı 35 yaş sonrasında yavaş ama sürekli bir şekilde ilerliyor. Kas dokusunun metabolik olarak aktif olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Adnan Batman, “Kas kütlesi azaldıkça bazal metabolizma hızı da düşmektedir. Bu durum, aynı miktarda beslenmeye devam edilse bile vücudun daha az enerji harcamasına ve zamanla yağ oranının artmasına neden olabilmektedir” bilgisini veriyor. Hareketsiz yaşam Sadece spor yapmak değil, gün içindeki toplam hareket miktarı da enerji harcamasını belirliyor. Masa başında çalışma ve uzun süre oturma gibi alışkanlıklarda günlük enerji harcaması ciddi şekilde azalıyor. Bu durumda kişi az besin tüketse bile harcanan enerji daha düşük olduğu için kilo artışı görülebiliyor. Düzenli günlük hareket, metabolizmanın daha aktif kalmasına yardımcı oluyor ve kilo kontrolünü destekliyor. Perimenopoz / Menopoz Perimenopoz ve menopoz dönemlerinde östrojen seviyesinin azalması metabolizmanın yavaşlamasına neden olabiliyor. Dolayısıyla az yenilse bile metabolizma daha yavaş çalıştığı için kilo alınabiliyor. Bu hormon değişimi vücudun yağı özellikle karın bölgesinde depolama eğilimini artırıyor. Tiroit yetmezliği (Hipotiroidi) Metabolizmamızı düzenleyen tiroit hormonlarının eksikliğinde bazal enerji harcaması düşüyor ve sıvı tutulumu gelişebiliyor. Genellikle 2–4 kilo civarında kilo artışı yaşanırken beraberinde halsizlik, üşüme ve kabızlık gibi sorunlar da görülebiliyor. Cushing sendromu Cushing sendromu, vücudun uzun süre yüksek miktarda kortizol hormonuna maruz kalmasıyla oluşan bir hastalık. Kortizol yüksekliği özellikle karın bölgesi, ense ve yüzde yağ birikimine yol açıyor. Yüz yuvarlaklaşıyor, cilt inceliyor ve morarmalar gelişebiliyor. Doç. Dr. Adnan Batman, hızlı ve bölgesel kilo artışında Cushing sendromunun mutlaka akla gelmesi gerektiğine işaret ediyor. İnsülin direnci İnsülin direncinde hücreler kan şekerini dengelemek için daha fazla insülin salgılıyor. İnsülin, glikozu hücrelere taşıma ve fazla enerjiyi yağ olarak depolama sinyali veren bir hormon. Kan şekeri normal olsa bile yüksek insülin nedeniyle vücut yağ depolamaya daha yatkın hale geliyor ve yağ yakımı zorlaşabiliyor. Kilo artışı özellikle karın bölgesinde görülüyor. Polikistik over sendromu Polikistik over sendromu olan kadınlarda androjen artışı ile insülin direnci birlikte görülebiliyor. Bunun sonucunda az yenilmesine rağmen kilo artışı yaşanabiliyor. Ayrıca adet düzensizliği, tüylenme ve akne gibi sorunlar da gelişebiliyor. Kilo artışına karşı 5 etkili öneri! Gerçek kalori alımınızı objektif olarak belirleyin. Uyku sürenizi 7–8 saate çıkarın. Haftada en az 3 gün direnç egzersizi yaparak, kas kütlenizi koruyun.Tiroit, insülin ve kortizol gibi temel hormon değerlendirmesi yaptırın. Kilonuzu ve bel çevrenizi düzenli olarak ölçün.

KARACİĞERİ TEHDİT EDEN 6 ÖNEMLİ ETKEN! Haber

KARACİĞERİ TEHDİT EDEN 6 ÖNEMLİ ETKEN!

Karaciğer hastalıkları dünya genelinde en sık görülen sağlık sorunları arasında yer almaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, özellikle siroz ve kronik karaciğer hastalıkları her yıl yaklaşık 2 milyon kişinin ölümüne neden olurken, küresel ölüm sebepleri arasında ilk 10’da yer alıyor. Vücudumuzun adeta bir kimya laboratuvarı olan karaciğer; yaşamsal öneme sahip maddelerin üretimi, besinlerin enerjiye dönüştürülmesi ve toksinlerin vücuttan temizlenmesi gibi son derece önemli görevler üstleniyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız, bu nedenle karaciğerin sorunsuz çalışmasının sağlıklı bir yaşam için kritik öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Ancak bazı etkenler karaciğerde hücre ölümüne yol açabilmektedir. Üstelik karaciğerde oluşan hasar uzun yıllar belirti vermeden sessizce ilerleyebilmekte ve uzun vadede iltihaplanma, fibrozis ile karaciğer nakli gerektirebilen siroza neden olabilmektedir. Karaciğer sağlığını korumak için alınması gereken en önemli önlem ise sağlıklı bir kiloda olmaktır” diyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız, karaciğerde en sık hasar oluşturan 6 etkeni anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! Hepatit B Hepatit B, dünya genelinde en sık görülen viral hepatit olarak karşımıza çıkıyor. Çoğunlukla anneden bebeğe bulaşarak karaciğerde kronik inflamasyona, yani kronik karaciğer hastalığına yol açabiliyor. Bu inflamasyon yıllar içinde karaciğer hücrelerinin ölümüyle ve bunun sonucunda siroz ve/veya karaciğer kanseriyle sonuçlanabiliyor. Nasıl önlem almalı? Hepatit B aşısı çoğunlukla bizi yaşam boyunca bu enfeksiyondan koruyor. Obezite Dünya genelinde en sık görülen karaciğer hastalığının “karaciğer yağlanması” olduğu belirtiliyor. Çağımızın önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite, karaciğerde özellikle “metabolik disfonksiyonla ilişkili yağlı karaciğer” olarak adlandırılan hastalığa yol açabiliyor. Karaciğerde yağlanma uzun vadede ciddi hasarlar oluşturabiliyor ve karaciğer nakli gerektiren hastalarda en sık görülen nedeni oluşturuyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız, son yıllarda obezite ve sağlıksız beslenme sebebiyle karaciğer yağlanmasının giderek arttığını vurgulayarak, “Araştırmalar, obezite sorunu yaşayan kişilerin yaklaşık yüzde 80’inde karaciğerde yağ birikimi olduğunu göstermektedir” bilgisini veriyor. Nasıl önlem almalı? Sağlıklı beslenmek, günde 30 dakika hafif tempolu yürüyüş yapmak, ideal kiloya ulaşmak veya mevcut kilonun yüzde 8-10’unu vermek, günde 2-3 fincan filtre kahve tüketmek, karaciğer yağlanmasının hafiflemesine destek oluyor. İlaçlar ve bitkisel ürünler Zararsız gibi görünen bazı ağrı kesiciler ve bitkisel ürünler, bilinçsizce kullanıldığında karaciğerde ani iltihaplanma başlatabiliyor ve toksik hepatite neden olabiliyor. Bunun sonucunda halsizlik, sarılık ve ilerleyen dönemde karaciğer yetmezliği tablosu gelişebiliyor. Nasıl önlem almalı? İlaçları ve bitkisel ürünleri ‘masum’ görmemek; doktor önerisi olmadan hiçbir ürünü kullanmamak, toksik hepatiti önlemenin en basit yolunu oluşturuyor. Aşırı alkol tüketimi Alkol, karaciğerde parçalanırken ortaya çıkan toksik ara ürünlerle hücreleri yıpratıyor. Bunun sonucunda zamanla yağlanma, iltihaplanma ve nihayetinde siroza uzanan sessiz bir hasar süreci başlıyor. Nasıl önlem almalı? Alkolü güvenli sınırların altında ve seyrek tüketmek (haftada 2-3 kadehi geçmemek) karaciğer sağlığımız için çok önemli. Genetik hastalıklar Bazı karaciğer hastalıkları genetik nedenlerle ortaya çıkıyor. Genler normalde karaciğer hücrelerinde görev yapan enzimlerin, reseptörlerin (alıcıların) ve taşıyıcı proteinlerin üretimini sağlıyor. Bu genlerde bir bozukluk olduğunda karaciğer bazı görevlerini tam olarak yerine getiremiyor. Örneğin, safra üretimi ve kullanımı bozulabiliyor veya bakır ile demir gibi minerallerin dengesi etkilenebiliyor. Ayrıca, bazı zararlı maddelerin vücuttan atılması zorlaşabiliyor. Nasıl önlem almalı? Bu tür hastalıklar erken dönemde fark edildiğinde çoğu zaman ilaç tedavisiyle kontrol altına alınabiliyor. Erken tanı için düzenli sağlık kontrolleri ve gerekli laboratuvar testlerinin yapılması büyük önem taşıyor. Otoimmün hastalıklar Karaciğer otoimmün hastalıkları (otoimmün hepatit, primer biliyer kolanjit gibi) çoğunlukla genetik yatkınlığı olan kişilerde; enfeksiyonlar, ilaçlar ve karaciğerde inflamasyonun tetiklenmesi sonucu oluşuyor. Nasıl önlem almalı? Erken dönemde tanı konulduğunda otoimmün hastalıkların tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Hakan Yıldız, aile bireylerinde otoimmün karaciğer hastalığı bulunan kişilerin düzenli olarak takip edilmeleri gerektiğine vurgu yapıyor.

RAMAZAN’DA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER Haber

RAMAZAN’DA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Ramazan’da gün boyu süren açlık nedeniyle iftar, sahur ve bu iki öğün arasındaki beslenme düzeni büyük önem taşıyor. Metabolizmanın yavaşlamasından olumsuz etkilenmemek, gün içinde enerji seviyesini ve zihinsel odağı koruyabilmek için yalnızca doğru seçimler yapmak değil, kaçınılması gereken alışkanlıklara da dikkat etmek gerekiyor. Ramazan başlamadan önce vücudu hazırlamanın süreci çok daha rahat geçirmeye yardımcı olacağını söyleyen Central Hospital’dan Diyetisyen Dr. Yaren Hocaoğlu, Ramazan ayında sıklıkla yapılan hataları, Ramazan öncesi alışveriş listesinde olması gerekenleri, diyet yapanların bu süreci nasıl geçirmesi gerektiğini ve örnek iftar ile sahur menülerini paylaştı. Ramazan ayında beslenme düzeninin değişmesi, vücudun enerji dengesini ve metabolizmayı doğrudan etkiler. Uzun süren açlık sonrası iftarda ani ve aşırı yemek tüketimi; hazımsızlık, mide yanması ve kan şekeri dalgalanmalarına yol açabileceği için dengeli ve ölçülü bir beslenme yaklaşımı, Ramazan’ı hem daha rahat hem de sağlıklı geçirmeye yardımcı olur. Central Hospital’dan Diyetisyen Dr. Yaren Hocaoğlu’nun verdiği bilgilere göre, Ramazan’dan önce vücudu hazırlamak süreci çok daha rahat geçirmenizi sağlar. Buna göre Ramazan ayı başlamadan; gece atıştırmaları azaltılmalı, çay–kahve kademeli düşürülmeli, su tüketimi artırılmalı (en az 2–2,5 litre). Beyaz unlu ve şekerli gıdalar yerine tam tahıl ve lifli besinlere geçilmeli, akşam yemekleri biraz daha erken saatlere çekilmelidir. Yoğurt, kefir ve sebze ağırlıklı beslenme bağırsakları destekler. İstenirse Ramazan öncesi probiyotiklere başlanabilir. Bu geçiş süreci; Ramazan’da sık görülen halsizlik, baş ağrısı, şişkinlik ve kabızlık gibi şikâyetleri ciddi şekilde azaltır. Ramazan’da en sıkı yapılan hatalar Ramazan mutfağının temeli dengedir. Yumurta, tavuk/hindi, balık, yoğurt–kefir gibi protein kaynakları; tam buğday ekmeği, yulaf, bulgur gibi kompleks karbonhidratlar; zeytinyağı, avokado ve çiğ kuruyemişler; bol sebze–yeşillik, kuru baklagiller ve chia/keten tohumu alışveriş listesinde yer almalıdır. Ayrıca yeterli su, maden suyu ve bitki çayları (rezene, papatya, ıhlamur) Ramazan boyunca dengeyi korumaya yardımcı olur. Bu temel ürünler Ramazan boyunca daha uzun süre tok kalmaya yardımcı olur ve enerji düşüklüğünü önler. Ramazan’da en sık yapılan beslenme hatalarını da sıralayan Diyetisyen Dr. Hocaoğlu, “Sahuru atlamak, iftarda hızlı ve fazla yemek, kızartma ve şerbetli tatlıları sık tüketmek, gün içinde az su içmek, günü tek öğün gibi geçirmek ve sebze–protein yerine ağırlığı karbonhidrata vermek en sık yapılan hatalardır” diyerek bu durumun kilo artışı, mide sorunları ve enerji düşüklüğüne yol açabileceğini vurguladı. Diyet yapanlar Ramazan’da düzeni bozmadan nasıl beslenebilir? Ramazan doğru planlandığında diyet yapanların bu süreci bozmadan devam ettirebileceğini söyleyen Diyetisyen Dr. Hocaoğlu, “İftarda önce su ve çorba ile başlanmalı, ardından 10–15 dakikalık kısa bir ara verilmelidir. Bu küçük mola tokluk sinyalini artırır ve kontrolsüz yemeyi önler. Ana öğünde tabağın yarısı sebze, dörtte biri protein, dörtte biri kompleks karbonhidrat olmalıdır. Sahur mutlaka yapılmalı; protein, lif ve sağlıklı yağ içeren dengeli bir tabak tercih edilmelidir. Sahuru atlamak gün içinde halsizliğe yol açar ve iftarda aşırı yemeyi tetikler. Tatlı yerine meyve veya sütlü tatlı (haftada 1–2 kez) öneriyorum” dedi. İftar sonrası kısa yürüyüşlerin hem kan şekerini hem de sindirimi desteklediğini belirten Diyetisyen Dr. Hocaoğlu, burada amacın az yemek değil, doğru dağıtılmış dengeli yemek olduğunu kaydetti. ÖRNEK RAMAZAN İFTAR MENÜSÜ ÖRNEĞİ 1–2 adet hurma1 bardak su1 kase mercimek çorbası (veya ezogelin)Izgara tavuk / fırında köfte / etli sebze yemeğiYanında az yağlı pilav veya bulgur pilavıMevsim salatası (limon + zeytinyağı az)Yoğurt veya cacık1–2 dilim tam buğday ekmeğiGüllaç / sütlaç ÖRNEK RAMAZAN SAHUR MENÜSÜ 1–2 adet haşlanmış yumurtaBeyaz peynir veya lor peyniriZeytin (5–6 adet)1–2 dilim tam buğday ekmeğiDomates, salatalık, yeşillik

Ramazan’da mide sorunları ve halsizliği aşmak için altın tavsiyeler Haber

Ramazan’da mide sorunları ve halsizliği aşmak için altın tavsiyeler

Ramazan ayı öncesinde değerlendirmelerde bulunan Sakarya Büyükşehir Belediyesi Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Betül Çiftçi, 11 ayın sultanı Ramazan’da oruç sürecinin sağlıklı geçirilmesi için yapılan beslenme hatalarına dikkat çekti. Çiftçi, özellikle iftar ve sahurda yapılan yanlışların gün boyu halsizlik, mide problemleri ve kan şekeri dalgalanmalarına neden olabildiğini vurguladı. Uzun süren açlığın ardından hızlı yemek yemenin sindirimi zorlaştırdığını belirten Çiftçi, iftara çorba gibi hafif bir başlangıç yapılmasını ve ana yemeğe geçmeden kısa bir ara verilmesini önerdi. HER GÜN TATLI TÜKETMEYİN İftar sonrası tatlı alışkanlığının kan şekerini zorladığını ifade eden Çiftçi, yeterli lif ve protein içeren bir iftarın tatlı isteğini azalttığını söyledi. Tatlı yerine meyve ve kuru meyvelerin tercih edilebileceğini belirtti. SAHURU ATLAMAK BÜYÜK HATA “Sahur yapmadan oruç tutmak metabolizmayı yavaşlatır” diyen Çiftçi, uzun süreli açlığın vücudu strese soktuğunu ve sahurun mutlaka yapılması gerektiğini vurgulayarak, “12 saatlik açlık süresini 24 saate çıkarmak metabolizmanın yavaşlamasına neden olabilir. Tek bir öğünde tüm vitamin ve besin gruplarını almak mümkün olmadığı için sahur öğünü mutlaka yapılmalıdır” ifadelerini kullandı. SAHURDA LİFLİ BESİNLERİ TERCİH EDİN Erişte ve yufka gibi lif oranı düşük gıdaların gün içinde daha çabuk acıktırdığını belirten Çiftçi; siyez, çavdar, tam buğday ve yulaf gibi besinlerin daha dengeli olduğunu ifade etti. ÇAY VE KAHVEDE ÖLÇÜYÜ KAÇIRMAYIN Ödem için sıkça tüketilen bitki çaylarının aşırı kullanımının su kaybını artırabileceğini söyleyen Çiftçi, akşam saatlerinde 3-4 bardaktan fazla çay, 1 fincandan fazla kahve tüketilmemesi gerektiğini hatırlattı. ÖZEL DURUMU OLANLAR DİKKATLİ OLMALI Kronik hastalığı olanlar, gebeler ve emziren annelerin mutlaka doktora danışması gerektiğini belirten Çiftçi, Ramazan’ın sağlıkla geçmesi için bilinçli beslenmenin önemine vurgu yaparak tüm vatandaşlara hayırlı Ramazanlar diledi. Diyetisyen Betül Çiftçi, “Gün içinde zaten susuz kalan vücudumuz var. Çay ve kahve tüketimini artırdığımızda su ihtiyacımız da artar. Akşamları 3-4 bardaktan fazla çay, 1 fincandan fazla kahve tüketmemeye özen gösterelim. Oruç sağlıktır ancak herkes için uygun olmayabilir. Özel durumlarınız varsa mutlaka doktorunuza danışarak hareket edin” sözlerine yer verdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.