Hava Durumu

#Güven

- Güven haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Güven haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İMSİAD VE İMSİFED’DEN BURSA İŞBİRLİĞİ VURGUSU Haber

İMSİAD VE İMSİFED’DEN BURSA İŞBİRLİĞİ VURGUSU

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, TÜGEM Bursa Şube Yönetimi ve çok sayıda sektör temsilcisinin katılımıyla gerçekleşen toplantıda, Bursa ve Türkiye ekonomisinin lokomotifi olan gayrimenkul sektörünün geleceği masaya yatırıldı. Gayrimenkul kavramının yalnızca "beton, demir ve arsa" olarak görülmemesi gerektiğini belirten Şeref Demir; bu alanın istihdamı, ailelerin geleceğini, şehirlerin hafızasını ve yarınlarını oluşturan devasa bir ekonomi olduğunu ifade etti. KENTSEL DÖNÜŞÜMDE EN BÜYÜK İHTİYAÇ "GÜVEN" Konuşmasında Bursa’nın birinci derece deprem kuşağında yer aldığı gerçeğini hatırlatan İMSİAD ve İMSİFED Başkanı Demir, kentsel dönüşüm süreçlerine ticari bir faaliyetten öte toplumsal bir sorumluluk olarak yaklaştıklarını belirtti. Dönüşümün önündeki finansal engellere değinen Demir, sürecin asıl tetikleyicisinin güven unsuru olduğunu şu sözlerle aktardı: "Dönüşümün başlaması için en büyük ihtiyaç güvendir; vatandaşın, arsa sahibinin ve yatırımcının sisteme güven duyması gerekir. İşte tam bu noktada emlak danışmanlarımız sektörün güven elçileri olarak devreye giriyor. Vatandaşın ilk temas noktası ve piyasanın nabzını tutan aktörler siz emlakçılardır. Ne kadar profesyonel, eğitimli ve kurumsal bir emlak sektörü inşa edebilirsek, gayrimenkul piyasamız da o denli güçlü ve dirençli olacaktır." GELECEKTE EN ÇOK ARSASI OLAN DEĞİL, VERİYİ YÖNETEN KAZANACAK Küresel ölçekte sektörün büyük bir dijital dönüşümden geçtiğine dikkat çeken Demir, yapay zekâ destekli değerleme sistemlerinin, büyük veri analizlerinin ve dijital pazarlama platformlarının artık sektörün vazgeçilmez yapı taşları olduğunu söyledi. Yakın gelecekte geleneksel yöntemlerin yerini bilgi ve teknoloji odaklı yönetim modellerine bırakacağını ifade eden Demir, "Gelecekte gayrimenkul sektöründe en başarılı olacak kurumlar; en fazla arsaya sahip olanlar değil, en fazla veriyi yönetenler olacaktır. Sektör olarak dijital dönüşüme yatırım yapmak, şeffaflığı artırmak zorundayız. Birbirimizi yok ederek değil, birlikte büyüyerek rekabet edeceğiz" değerlendirmesinde bulundu. BURSA’NIN MARKA DEĞERİ VE FINANSMANA ERİŞİM VURGUSU Dışarıdan yatırımcı çekebilmek için öncelikle Bursa'nın marka değerinin büyütülmesi gerektiğinin altını çizen Şeref Demir, BTSO'nun bu konudaki vizyoner projelerini ve özellikle Rising City Yapı ve Yaşam Fuarı'nın üstlendiği rolü takdir ettiklerini dile getirdi. Fuar organizasyonlarının şehirlerin vitrini olduğunu ifade eden Demir, Bursa'yı ulusal ve uluslararası ölçekte görünür kılmanın tüm paydaşların ortak sorumluluğu olduğunu belirtti. Sektörün son dönemdeki en kronik sorununun finansmana erişim ve yüksek kredi maliyetleri olduğunu hatırlatan İMSİAD ve İMSİFED Başkanı, barınma hakkının temel bir insan hakkı olduğunu vurgulayarak yetkililere çağrıda bulundu: "Konut bir lüks değil, temel ihtiyaçtır. Uzun vadeli ve erişilebilir konut finansmanı modellerinin geliştirilmesi artık bir tercih değil zorunluluktur. İlk kez konut edinecek vatandaşları teşvik eden ve kentsel dönüşümünü hızlandıran yeni finansman mekanizmalarına ihtiyaç duyuyoruz. Güçlü bir konut piyasası, ülke ekonomisinin de en büyük güvencesidir." DAHA GÜÇLÜ BIR BURSA VE TÜRKIYE İÇİN ORTAK AKIL Konuşmasının sonunda, sadece binalar değil bir yaşam kültürü ve çocukların yaşayacağı geleceğin Bursa'sını inşa ettiklerini belirten Şeref Demir, TÜGEM'in profesyonel danışmanlık anlayışı, İMSİAD ve İMSİFED'in üretim gücü ile BTSO'nun vizyonunun yerel yönetimlerin desteğiyle birleştiğinde Bursa'nın dönüşümde öncü şehir olacağına inancının tam olduğunu ifade etti.

Prof. Dr. Tayfun Doğan: Sarılmayı ihmal etmeyin Haber

Prof. Dr. Tayfun Doğan: Sarılmayı ihmal etmeyin

Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri” kapsamında katılımcılarla bir araya gelen Psikolog Prof. Dr. Tayfun Doğan, “İnsan İlişkilerinin Nörobilimi: Sosyal Beyin” başlıklı sunumunda sosyal ilişkilerin insan yaşamındaki kritik önemine dikkat çekti. İnsanın en temel özelliğinin sosyal bir canlı olması olduğunu vurgulayan Doğan, beynin de bu sosyal yapıya göre şekillendiğini belirterek, bireylerin yaşamları boyunca sevgi, güven ve aidiyet duygusuna ihtiyaç duyduğunu ifade etti. “EŞ ZAMANLILIK GÜVENİ VE BAĞLILIĞI ARTIRIYOR” Seminerde eş zamanlılık, uyum ve senkronizasyon kavramlarına değinen Doğan, birlikte hareket eden insanların beyinlerinde güçlü bağlar oluştuğunu söyledi. Birlikte yürümek, şarkı söylemek, yemek yapmak ya da sarılmak gibi ortak aktivitelerin, halk arasında “sevgi hormonu” olarak bilinen oksitosinin salgılanmasını artırdığını belirten Doğan, bunun da stres seviyesini düşürerek kişiler arasındaki güveni güçlendirdiğini kaydetti. Yalnızlığın yalnızca psikolojik değil, biyolojik etkileri de bulunduğunu vurgulayan Doğan, araştırmaların yalnızlık hisseden bireylerde stres hormonu kortizol seviyelerinin yükseldiğini gösterdiğini aktardı. Yalnızlığın bağışıklık sistemini zayıflattığını ve uyku düzenini bozduğunu ifade eden Doğan, kronik yalnızlığın kalp hastalıkları, demans ve erken ölüm riskini artırdığını söyledi. Sosyal ilişkilerin fiziksel sağlık üzerindeki etkilerine de değinen Doğan, güçlü sosyal bağların iyileşme süreçlerini hızlandırdığını belirtti. Sosyal destek gören bireylerde hücresel onarımın daha hızlı gerçekleştiğini ifade eden Doğan, “Sosyal bağ aslında kimyasal bir ilaçtır” dedi. HARVARD ARAŞTIRMASINI HATIRLATTI Prof. Dr. Doğan, dünyanın en uzun soluklu araştırmalarından biri olan Harvard University bünyesindeki Harvard Yetişkin Gelişimi Araştırması’nın sonuçlarına da dikkat çekti. Araştırmanın, mutluluk ve sağlığı belirleyen en önemli unsurun para, kariyer veya statü değil; kaliteli insan ilişkileri olduğunu ortaya koyduğunu söyledi. Her sosyal ilişkinin olumlu sonuç doğurmadığını belirten Doğan, saygı, destek ve güven içeren ilişkilerin “besleyici”, sürekli eleştiri ve değersizleştirme içeren ilişkilerin ise “zehirleyici” olduğunu ifade etti. Sağlıklı ilişkilerin oksitosin üretimini artırdığını, olumsuz ilişkilerin ise stres hormonlarını tetiklediğini kaydetti. “GÜNDE EN AZ ÜÇ KEZ SARILIN” Katılımcılara günlük yaşam için önerilerde bulunan Doğan, göz teması kurmanın, birlikte vakit geçirmenin ve fiziksel temasın önemine dikkat çekti. Özellikle 20 saniyeyi aşan sarılmaların oksitosin salgısını artırdığını belirten Doğan, “Günde en az üç kez sarılın, sevdiklerinizi arayın ve insan ilişkilerine yatırım yapın” tavsiyesinde bulundu. Seminerin sonunda soruları yanıtlayan Doğan, insanın sosyal bağlara duyduğu ihtiyacın bir tercih değil, temel bir gereksinim olduğunu vurgulayarak, “Birbirimize ihtiyacımız var. Bu bir lüks değil, temel bir ihtiyaç” ifadelerini kullandı.

Suça sürüklenen çocuk oranında artış eğilimi var! Haber

Suça sürüklenen çocuk oranında artış eğilimi var!

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden Dr. Berat Dağ, son dönemde okullarda artan şiddet olaylarını değerlendirdi. İstatistiksel veriler üzerinden genel tabloyu yorumlayan Dr. Dağ, “İstatistiksel verilere bakıldığı zaman suça sürüklenen çocukların oranında çok ciddi bir yükseliş eğilimi olduğunu görmek mümkündür. Dolayısıyla özellikle 15 ila 17 yaş aralığındaki çocuklarda cinayet, yaralama, tehdit, uyuşturucu kullanımı ve hırsızlık gibi suçlara yönelmede son dönemde bir yoğunluk olduğu belirtilebilir.” dedi. OKUL İKLİMİ GÜVEN VE ADALET ÜZERİNE İNŞA EDİLMELİ Okul ikliminin şiddet oranları üzerindeki etkisine dikkat çeken Dr. Dağ, “Okullardaki yönetici, öğretmen ve öğrenci ilişkilerinin güven ve adalet üzerine inşa edilmesi elbette ki çok önemlidir. Öğrencilerin eğitim-öğretim süreci boyunca güven, sevgi, saygı ve adalet gibi değerleri tam anlamıyla içselleştirmesi gereklidir.” diye konuştu. Rehberlik servisleri ve psikolojik danışmanlık birimlerinin etkinliğine de değinen Dr. Dağ, “Burada rehberlik ve psikolojik danışmanlık birimlerinin etkin bir şekilde bu süreci yürütmesi söz konusudur. Ayrıca eğitimin temel bir toplumsal kurum olması hasebiyle bu birimlerin okulda eğitim alanında uzmanlaşmış sosyologlarla çalışması ihtiyacı da gündeme gelmelidir. Bu iş birliği bağlamında ilgilenilen öğrenci sayısını azaltacak atamalar yapıldığında okuldaki şiddet temelli sorunlar azalabilir.” ifadesinde bulundu. AİLE VE OKUL EŞGÜDÜMLÜ HAREKET ETMELİ Aile içi iletişim biçimleri ve ebeveyn tutumlarının okul şiddetine etkisine ilişkin değerlendirmesinde Dr. Dağ, “Diğer toplumsal kurumlarda olduğu gibi, aile ve eğitim kurumu da eşgüdümlü bir etkileşim dâhilinde süreklileşir. Yani ailelerinde dengeli bir ilişki düzeyi sürdürülmediği zaman çocuklar benzer dengesiz eylemlerini okulda da gerçekleştirebilir. Yine tersinden okulda şiddet temelli bir yaşamı içselleştiren çocukların yaşadığı aile ve ileride kendi kuracağı ailede sağlam bir ilişki biçimi inşa etmesi güçleşir. Dolayısıyla çocukların şiddet düzeyinin azalmasında ailelerin ve okulların koordineli bir şekilde hareket etmesi kritiktir.” Toplumda artan kutuplaşma ve öfke dilinin gençler üzerindeki etkisine de değinen Dr. Dağ, “Toplumsal düzeyde yoğunlaşan bir kutuplaşma sürecinden söz etmek mümkündür. Bugün hemen her konuda bireylerin ve grupların uzlaşmaz taraflar haline geldiği örnekler çoktur. Bu da insanların güvensizlik, korku, öfke, sevgisizlik ve saygısızlık temelli şedit yönelimlere hızla yönelebildiğini göstermektedir. Gençlerin bu toplumun önemli parçalarından biri olduğu fark edildiğinde mevcut şiddet sarmalından etkilenmemesi düşünülemez.” diye konuştu. Siber zorbalık ile okul içi fiziksel şiddet arasındaki ilişkiye ilişkin olarak ise Dr. Dağ, “Siber zorbalık ve okul içi fiziksel şiddet arasında birbirini karşılıklı bir şekilde etkileyen bir bağ olduğu düşünülebilir. Bu bağlamda siber ortamda zorbalık yapmayı normalleştiren birinin fiziksel şiddete de başvurması beklenebilir. Aynı şekilde sorunlarını fiziksel şiddetle çözmeye çalışan bireylerin siber zorbalığa yönelme ihtimali de güçlüdür.” dedi. Tekil vakalar söz konusu olsa dahi her iki alanda da önleyici politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Dr. Dağ, “Diğer taraftan bu ihtimaller gerçekleşmese dahi tekil olarak fiziksel şiddeti olduğu kadar siber zorbalığı da önleyici tedbirler almak şarttır.” ifadesinde bulundu. GENÇLERİ YARGILAMAK YERİNE ANLAMAYA ÇALIŞMAK GEREKİYOR Gençlerin toplumun sürekliliğini sağlayan en önemli grup olduğunu vurgulayan Dr. Dağ, “Gençler, toplumsal sürekliliği sağlayan en önemli gruptur. O bağlamda toplumların geleceğinin şekillenmesinde gençlerin şu anki durumu belirleyici olacaktır. Dolayısıyla toplumda süregelen kuşaklar arasındaki arzu uyuşmazlıklarının nedenlerini yargılamaktan çok anlamaya çalışmak sahici bir adım olabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Hayat Hastanesi 48 yaşında Haber

Hayat Hastanesi 48 yaşında

Hayat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Ahmet Özkul, 48. yıl vesilesiyle yaptığı açıklamada sağlık hizmetine bakış açılarını değerlendirirken, “Hayat Hastanesi olarak 48 yıldır sağlık hizmetini yalnızca bir tedavi süreci değil, güvene dayalı bir yol arkadaşlığı olarak görüyoruz. Hasta odaklı yaklaşımımız, modern teknoloji yatırımlarımız ve uzman kadromuzla sağlıkta sürdürülebilir kaliteyi hedefliyoruz” dedi. Uzm. Dr. Ahmet Özkul, bugüne kadar kendilerine güvenen hastaların desteğinin en büyük motivasyon kaynağı olduğunu vurguladı. Sağlık hizmetinde kalite standartlarını sürekli yukarı taşımayı amaçladıklarını belirten Özkul, “Bugüne kadar bize güvenen tüm hastalarımızdan aldığımız güçle, sağlıkta kalite standartlarını yükseltmeye devam ediyoruz. Hayat Hastanesi olarak hedefimiz; bugün olduğu gibi gelecekte de güvenilir, yenilikçi ve insan odaklı sağlık hizmetinin öncüsü olmaktır” şeklinde konuştu. Hayat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Ahmet Özkul açıklamasını şöyle sürdürdü: “Modern tıbbi altyapısı, gelişmiş tanı ve tedavi imkânları ile multidisipliner hizmet anlayışını bir araya getiren Hayat Hastanesi, geçen 48 yılda güçlü kurumsal hafızası ve etik değerlere bağlı sağlık hizmeti anlayışıyla sektörde güvenin simgesi haline geldi. Yenilenen teknolojik yatırımları ve uzman hekim kadrosuyla çağdaş tıbbın olanaklarını hastalarıyla buluşturan hastane, sürdürülebilir kaliteyi temel öncelik olarak konumlandırıyor. Güçlü kurumsal yapısı, nitelikli insan kaynağı ve sürekli yenilenen sağlık yatırımlarıyla Hayat Hastanesi; güven, kalite, modern teknoloji ve hasta memnuniyeti ekseninde sektördeki konumunu pekiştirmeyi sürdürüyor.” Uzm. Dr. Ahmet Özkul sözlerini, “48 yıldır hayatlara dokunan Hayat Hastanesi, yarının sağlık standartlarını bugünden inşa etme vizyonuyla hizmet yolculuğuna kararlılıkla devam ediyor” diyerek tamamladı.

ARNİAD 3 yaşında Haber

ARNİAD 3 yaşında

Gala programına; AK Parti Bursa Milletvekilleri Refik Özen ve Emine Yavuz Gözgeç başta olmak üzere, siyaset dünyasından isimler, dernek başkanları ve bürokratlar katılım sağladı. Ayrıca Kosova’nın Ankara Büyükelçisi Sayın Agon Vrenezi, Arnavutluk’un Ankara Büyükelçisi Sayın Blerta Kadzadej, Kuzey Makedonya Bursa Fahri Konsolosu Halil Bedzeti, BALGÖÇ Genel Başkanı Dr. Emin Balkan, AK Parti Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Recep Altepe ve AK Parti Osmangazi İlçe Başkanı Adnan Kurtuluş da geceyi onurlandırdı. Taşocak: “Aynı kökten gelen insanların ülkeye ve geleceğe birlikte emek verme iradesini paylaşıyoruz” Gecede konuşan ARNİAD Başkanı Bayram Taşocak, kuruluşun üçüncü yılında üyelerle bir arada olmaktan memnuniyet ve gurur duyduğunu belirterek, ARNİAD’ın temelinde “güven, samimiyet ve zaman içinde kurulan kalıcı ilişkiler” olduğuna dikkat çekti. Taşocak, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “ARNİAD’ın kuruluşunun üçüncü yılında sizlerle bir arada olmaktan büyük bir memnuniyet ve gurur duyuyorum. Bugün burada, aynı kökten gelen insanların ülkeye ve geleceğe birlikte emek verme iradesini paylaşıyoruz. ARNİAD’ı kurarken temel bir inancımız vardı. İş dünyasında kalıcı ilişkiler; güvenle, samimiyetle ve zaman içinde kurulur. Bu anlayışın ilk taşıyıcısı Kurucu Başkanımız Sayın Gökhan Biçen olmuştur” dedi. “ARNİAD’da iş birliklerinin ötesinde gerçek dostluklar kuruldu” Taşocak, dernek çatısı altında yalnızca iş birlikleri değil, güçlü dostluklar da oluştuğunu belirterek, ARNİAD’ın birleştirici yönünün en kıymetli kazanımlardan biri olduğunu ifade etti. ARNİAD’ın son dönemde attığı adımları da paylaşan Taşocak, Ekonomi Sohbetleri kapsamında Mert Başaran’ı Bursa’da ağırladıklarını, üyeleri bilgi ve tecrübe ile buluşturduklarını belirtti. Uluslararası alanda da derneği temsil ettiklerini söyleyen Taşocak, Arnavutluk’ta MÜSİAD tarafından düzenlenen Arnavutluk–Türkiye Yatırım Forumu’na katılarak iki ülke iş dünyası arasındaki bağların güçlenmesine katkı sunduklarını hatırlattı. Sosyal sorumluluk başlığına da dikkat çeken Taşocak, Bursa’nın ortak değeri Bursaspor için hayata geçirilen “İlk Formam, İlk Aşkım” kampanyasıyla, sosyal sorumluluğu iş dünyasının doğal bir parçası olarak gördüklerini dile getirdi. Önümüzdeki dönem hedeflerine ilişkin de net mesajlar veren Taşocak, ARNİAD’ın Türkiye genelinde karşılığı olan, etkisi giderek artan bir yapı haline gelmesini amaçladıklarını söyledi. Bu vizyonun önemli adımlarından biri olarak Bursa’da, dünyanın farklı coğrafyalarındaki diasporayla bir araya gelecekleri kapsamlı bir Ekonomi Zirvesi düzenlemeye hazırlandıklarını kaydetti. Geceye katılan milletvekilleri, büyükelçiler ve diğer davetliler yaptıkları konuşmalarda ARNİAD’ın üçüncü kuruluş yıl dönümünü kutladı. Gala gecesinde sahne alan Zafer Halk Oyunları Derneği sahne performansıyla büyük beğeni topladı.

Bursalı yazardan kadına şiddete karşı roman Haber

Bursalı yazardan kadına şiddete karşı roman

Topuklu Kaldırımlar'ın adaletin eksildiği bir toplumda kadın olmanın ne anlama geldiğini anlatan çarpıcı bir yüzleşme romanı olduğunu dile getiren Atilla Güney, "Bu kitap, gücün haklılığı bastırdığı, suskunluğun haksızlığı büyüttüğü yerlerde başlar. Adaletin yalnızca mahkeme salonlarında değil, insanın vicdanında başladığını hatırlatır. Çünkü bir yerde adalet yoksa, huzur da kalıcı olmaz. Aynı suça farklı cezaların verildiği, haksızlığın normalleştirildiği toplumlarda adalet yerini ayrıcalığa bırakır. Ve bu kaybın bedelini en ağır şekilde kadınlar öder. Roman boyunca adalet, bir kavram olmaktan çıkar; bazen geciken bir karar, bazen suskun kalınmış bir an, bazen de savunulamamış bir hak olarak karşımıza çıkar. Gücün adaletle birleşmediği her yerde zulme dönüştüğünü, adaletin sustuğu her anın yeni yaralar açtığını gösterir. Topuklu Kaldırımlar, kadının sadece korunması gereken değil, toplumu ayakta tutan temel değerlerden biri olduğunu anlatır. Adalet zayıfladığında güvenin çöktüğünü, güven çöktüğünde insanlığın sessizce geri çekildiğini gözler önüne serer. Bugün başkasına yapılan bir haksızlığın, yarın herkesin sınavı olabileceğini hatırlatır. Bu roman, adaletin bir lütuf değil hak olduğunu; haklı olmanın yetmediğini, hakkı savunmanın da sorumluluk gerektirdiğini söyler. Güç geçer, makam gider; fakat adaletin hesabı kalır. Ve adalet, herkes için eşit olmadıkça, hiçbirimiz için gerçekten var değildir. Topuklu Kaldırımlar, kadına adaletin olmadığı bir dünyada, insanlığın nasıl yavaş yavaş eksildiğini anlatan bir roman… Çünkü adalet susarsa, zulüm konuşur. Ve kadın susturulursa, toplum kaybeder" açıklamasında bulundu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.