Hava Durumu

#Erken Tanı

- Erken Tanı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Erken Tanı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bursa Osmangazi’de hayat kurtaran farkındalık Haber

Bursa Osmangazi’de hayat kurtaran farkındalık

Osmangazi Belediyesi tarafından Onkoloji Dayanışma Derneği (ONKODAY) ile Bursa İş Kadınları ve Yöneticileri Derneği (BUİKAD) katkılarıyla hayata geçirilen farkındalık buluşmaları, Soğanlı Kültür Merkezi’nde başladı. Panayır Spor Kulübü’nde devam eden etkinlikler, Demirtaş Kültür Merkezi’nde düzenlenen üçüncü programla daha geniş kitlelere ulaştı. Kadınların sağlık konusunda bilinçlenmesini ve erken teşhisin önemine dikkat çekilmesini amaçlayan buluşmalarda, meme kanserine karşı toplumsal duyarlılığın güçlendirilmesi hedeflendi. Üç farklı noktada gerçekleştirilen programlarda, alanında uzman sağlık profesyonelleri kadınlarla bir araya gelerek hastalığın erken teşhisinden tedavi sürecine kadar pek çok önemli konuda bilgiler paylaştı. Doktorlar, meme kanserinin risk faktörleri ve düzenli taramaların önemine dikkat çekerken, hemşireler kendi kendine meme muayenesinin doğru yöntemlerini uygulamalı olarak anlattı. Psikologlar, tanı ve tedavi sürecinde yaşanabilecek duygusal zorluklarla başa çıkma yollarını ve psikolojik desteğin önemini ele aldı. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının da değerlendirildiği buluşmalarda, katılımcılar uzmanlara merak ettikleri soruları yönelterek meme kanseriyle mücadele konusunda bilinçlenme fırsatı buldu. “NE KADAR ÇOK KADINA ULAŞIRSAK FARKINDALIĞI O KADAR ARTIRIRIZ” Programda konuşan ONKODAY Başkanı Füsun Önen, meme kanseriyle mücadelede bilinçlenmenin ve toplumun her kesimine ulaşmanın büyük önem taşıdığını belirterek farkındalık çalışmalarında kurumlar arası iş birliğinin değerini vurguladı. Önen, sözlerinde şu ifadeleri kullandı: “Uzun yıllardır toplumu kanser konusunda bilinçlendirmek amacıyla çalışmalar yürütüyoruz. 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı, dünyada ‘Pembe Ekim’ olarak anılıyor. Bu süreçte ne kadar çok kadına ulaşır, onları meme kanseri konusunda bilgilendirebilirsek farkındalığı da o kadar geniş kitlelere taşıyabiliriz. Bu nedenle belediyelerimiz ve diğer paydaşlarımızla birlikte hareket ederek toplumla el ele farkındalık çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” “40 YAŞIN ÜZERİNDEKİ KADINLARA İKİ YILDA BİR MAMOGRAFİ ÖNERİYORUZ” Meme kanserinde düzenli tarama ve erken tanının önemine dikkat çeken Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Alper Coşkun, “Kanser, onkoloji pratiğimizde önemli bir yer tutuyor. Ekim ayında da meme kanserine yönelik farkındalık eğitimleri vermeye çalışıyoruz. Çünkü meme kanserinde tarama programları ve erken tanı, hastalarımızın tedavi süreçlerinde ve uzun süreli sağ kalımlarında büyük önem taşıyor. Bu kapsamda 40 yaşın üzerindeki kadınlara iki yılda bir mamografi taraması öneriyoruz. Düzenli taramalarla hastalığın erken dönemde tespit edilmesi, tedavi başarısını önemli ölçüde artırıyor. Bu nedenle özellikle mamografi taramasının ihmal edilmemesini öneriyoruz” diye konuştu. “KADINLARDA EN SIK GÖRÜLEN KANSER TÜRÜ” Hastalığa karşı bilinçli hareket etmenin önemini vurgulayan Uzman Dr. Buket Erkan Özmarasalı da, “Meme kanseri, tüm dünyada kadınlarda en sık görülen kanser türü. Bu nedenle erken tanı bizim için büyük önem taşıyor. Hastalığın erken evrede tespit edilmesi, bazı hastalarda kemoterapiye ihtiyaç duyulmadan cerrahi müdahale ve hormon tedavisiyle sürecin yönetilmesine olanak sağlıyor. Bugün burada meme kanserinin risk faktörlerini, kadınların yaşam alışkanlıklarında nelere dikkat etmeleri gerektiğini ve hastalıktan korunmaya yönelik izleyebilecekleri yolları ele aldık” açıklamalarında bulundu. “HASTALIĞIN ERKEN DÖNEMDE TESPİT EDİLMESİ MÜMKÜN” Meme kanserine karşı düzenli taramaların ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Uludağ Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hicran Yıldız ise, “Her sekiz kadından biri yaşamı boyunca meme kanserine yakalanabiliyor. Ancak kendi kendine meme muayenesi, klinik meme muayenesi ve mamografi gibi yöntemlerle hastalığın erken dönemde tespit edilmesi mümkün. Önemli olan bu kontrolleri doğru şekilde ve zamanında gerçekleştirmek. Herhangi bir belirtiden şüphelenildiğinde mutlaka ilgili sağlık kuruluşlarına başvurulmalı. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı ve dernekler bu konuda önemli çalışmalar yürütüyor. Özellikle KETEM’lerde ücretsiz tarama ve muayene imkanı sunuluyor. Dernekler de bilinçlendirme çalışmalarında yol gösterici bir rol üstleniyor” dedi. Toplum sağlığını destekleyen çalışmalarını sürdüren Osmangazi Belediyesi, farkındalık buluşmalarıyla kadınların sağlık konusunda bilinçlenmesine katkı sağlarken, “Erken teşhis hayat kurtarır” mesajını bir kez daha güçlü şekilde hatırlattı. Farkındalık Buluşmaları Üç Farklı Noktada Daha Devam Edecek Meme kanserine karşı bilinçlendirme çalışmalarını daha geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlayan Osmangazi Belediyesi, etkinliklerine farklı mahallelerde devam edecek. Bu kapsamda buluşmaların dördüncüsü 13 Ekim Salı günü Yakup Aktaş Kültür Merkezi’nde, beşincisi 16 Ekim Cuma günü Kemerçeşme Şehit Doğan Sevinç Ortaokulu’nda, altıncısı 21 Ekim Çarşamba günü İvazpaşa Spor Kulübü Tesisleri’nde saat 14.00 ile 16.00 arasında gerçekleştirilecek.

Türk Kanser Derneği’nden meme kanserinde erken tanı çağrısı Haber

Türk Kanser Derneği’nden meme kanserinde erken tanı çağrısı

Türk Kanser Derneği, Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında erken tanı, zamanında tedavi ve hasta desteğinin önemine dikkat çekmek amacıyla basın toplantısı düzenledi. Rent Go’nun ulaşım sponsorluğunda gerçekleştirilen toplantıya alanında uzman hekimler, sanatçı Betül Demir, oyuncu Perihan Ünlücan, sunucu Yağmur Kalyoncu ve çok sayıda basın mensubu katıldı. “ERKEN FARK ETMEK VE HASTAYI YALNIZ BIRAKMAMAK HEPİMİZİN ORTAK SORUMLULUĞU” Toplantıda konuşan Türk Kanser Derneği Başkanı Burak Duruman, meme kanserinin yalnızca sağlık alanının değil, toplumun tamamının ortak meselesi olduğunu söyledi. Duruman, mücadelenin sadece hastalığın tedavisiyle sınırlı olmaması gerektiğini, hastaların ve ailelerin psikolojik, sosyal ve ekonomik açıdan da desteklenmesinin önem taşıdığını vurguladı. Duruman, kadınları sağlık kontrollerini ertelememeye davet ederek erken farkındalık ve zamanında erişimin yaşam kurtardığını belirtti. DÜNYA GENELİNDE MİLYONLARCA KADIN ETKİLENİYOR Toplantıda paylaşılan bilgilere göre, Dünya Sağlık Örgütü’nün 2024 verilerine göre dünyada yaklaşık 2,4 milyon kadına meme kanseri tanısı konuldu ve 694 bin kadın bu hastalık nedeniyle yaşamını yitirdi. Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türü olmayı sürdürüyor. Yaklaşık 8,2 milyon kadın ise meme kanseri tanısıyla yaşamını sürdürüyor. UZMANLARDAN ERKEN TANI VE KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ TEDAVİ MESAJI Toplantıda Prof. Dr. Yeşim Eralp, Prof. Dr. Berrin Pehlivan ve Doç. Dr. Aylin Hande Gökçe de meme kanserine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Yeşim Eralp, meme kanserinin tek tip bir hastalık olmadığını, biyolojik özelliklere ve evreye göre tedavi planının kişiselleştirilmesi gerektiğini söyledi. Eralp, erken evrede tanının tedavi açısından önemli avantajlar sağladığını belirtti. Prof. Dr. Berrin Pehlivan ise tedavinin cerrahi, tıbbi onkoloji ve radyasyon onkolojisinin birlikte ele alınmasıyla planlanması gerektiğini vurguladı. Modern radyoterapi yöntemleri sayesinde sağlıklı dokuların korunmasının mümkün hale geldiğini ifade etti. Doç. Dr. Aylin Hande Gökçe de memede veya koltuk altında ele gelen kitle, meme cildinde ya da meme başında değişiklik ve şekil farklılıklarının göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi. Gökçe, her değişikliğin kanser anlamına gelmediğini ancak şüpheli bulguların mutlaka hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Türk Kanser Derneği, yürüttüğü çalışmalarla meme kanserine ilişkin doğru bilginin toplumun geniş kesimlerine ulaşmasını ve erken tanı konusunda farkındalığın artmasını hedefliyor. Dernek, kadınlara sağlıklarını ertelememeleri, düzenli kontrollerini yaptırmaları ve uzman önerilerini takip etmeleri çağrısında bulundu.

Nilüfer’de meme kanseri farkındalığı Haber

Nilüfer’de meme kanseri farkındalığı

Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında bir söyleşi düzenlendi. Nilüfer Belediyesi ile Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği (ONKODAY) iş birliğinde gerçekleştirilen “Erken Tanı Kadının Yarını” başlıklı söyleşide, uzman isimler meme kanseri, risk faktörleri, erken teşhis ve güncel tedavi yöntemleri hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Güzin Abraş’ın moderatörlüğünü üstlendiği programa Nilüfer Belediye Meclis Üyesi Demirhan Aslan’ın yanı sıra vatandaşlar katıldı. “ERKEN TEŞHİSTE TEDAVİ BAŞARISI YÜZDE 100’E YAKIN” Söyleşinin ilk konuşmasını yapan Bursa Uludağ Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Uzm. Dr. Ender Eren Özçelik, hastalığın risk faktörleri ve tarama programları hakkında bilgi verdi. Meme kanserinde en önemli iki risk faktörünün yaş ve kadın olmak olduğunu hatırlatan Özçelik, dünyada yaklaşık her 8 kadından birinin yaşamı boyunca meme kanseriyle karşılaşabildiğini söyledi. Toplumdaki genel kanının aksine meme kanserlerinin yüzde 70 ila 80’inin ailesinde hiçbir genetik öykü bulunmayan kişilerde ortaya çıktığına işaret eden Özçelik, erken evrede tespit edilen vakalarda tedavi başarısının neredeyse yüzde 100’e yaklaştığını belirtti. Türkiye’de 40 yaşından itibaren iki yılda bir mamografi taraması önerildiğini hatırlatan Özçelik; mamografinin yaydığı radyasyonun ihmal edilebilir düzeyde olduğunu, biyopsinin kanseri yaydığı yönündeki iddiaların ise tamamen asıl olduğunu dile getirdi. “KONTROLLER GENÇ YAŞLARDA BAŞLAMALI” Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Coşkun Özer de erken evrede tespit edilen meme kanserinde tedavi başarı oranının yüzde 99 seviyelerine ulaştığını vurguladı. Memede ele gelen kitlelerin yaklaşık yüzde 90’ının iyi huylu dokulardan oluştuğunu belirten Özer, bu nedenle panik yaşamak yerine vakit kaybetmeden uzman kontrolüne başvurulması gerektiğini söyledi. Tıptaki yenilikler sayesinde artık doku kaybına yol açan geniş cerrahiler yerine memeyi koruyan ve estetik kaygıları gideren onkoplastik cerrahinin öne çıktığını anlatan Özer, hastalığın günümüzde 20’li ve 30’lu yaşlardaki genç kadınlarda da daha sık görülebildiğini, bu sebeple farkındalık ve kontrollerin genç yaşlarda başlaması gerektiğini ifade etti. “BELİRTİLERİ FARK ETMEKTEN ÇEKİNMEYİN” Kendisi de meme kanserini atlatmış olan ONKODAY Başkanı Füsun Önen, hastalıkla mücadelede korkunun yerine bilinci koymak gerektiğini vurguladı. 1999 yılından bu yana sağlıklı bir şekilde yaşamına devam ettiğini anlatan Önen, bedene dokunmaktan ve belirtileri fark etmekten çekinilmemesi gerektiğini söyleyerek moral ve hedeflere tutunmanın tedavi sürecindeki iyileştirici gücünü anlattı. Eğitim hemşiresi Elif Pişkin ise meme kanserinde kendi kendine muayene adımlarını maket üzerinde uygulamalı olarak anlattı. Kadınların 20 yaşından itibaren ayda yalnızca 10 dakikalarını ayırarak kendi kendilerine muayene yapmalarının hayati olduğunu aktaran Pişkin; ayna karşısında yapılan gözlemlerin, derideki çekilme, çukurlaşma, renk değişikliği ya da meme başı akıntısı gibi uyarıcı sinyallerin dikkatle takip edilmesi gerektiğini dile getirdi. Pişkin ayrıca Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri’nin (KETEM) ücretsiz tarama hizmetlerinin düzenli kullanılmasının önemine değindi. Programın sonunda söz alan Nilüfer Belediye Meclis Üyesi Demirhan Aslan da bir hekim olarak erken tanının, sağlıklı beslenmenin ve bilime güvenmenin kanserle mücadeledeki belirleyici rolüne dikkat çekerek katkı sunan tüm uzmanlara teşekkür etti. Katılımcıların merak ettiği soruların yanıtlandığı söyleşi, günün anısına konuşmacılara hediye takdim edilmesiyle tamamlandı.

Meme kanseri gençlerde de yaygınlaşıyor Haber

Meme kanseri gençlerde de yaygınlaşıyor

Dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, son yıllarda genç yaşlarda da daha sık gündeme geliyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de her yıl yaklaşık 27 bin kadına meme kanseri tanısı konuluyor. “ERKEN TANI HAYAT KURTARIYOR” Meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, meme kanserinde en önemli hedefin henüz belirti vermeden erken evrede tanı koymak olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Çakmakçı, “Benim hiçbir şikayetim yok” düşüncesinin düzenli kontrolleri aksatabildiğini belirterek, erken tanı ve tedavi şansının kaçırılmaması için kadınların kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini söyledi. RİSK FAKTÖRLERİNE DİKKAT Prof. Dr. Çakmakçı, gelişen görüntüleme yöntemlerinin tanıyı kolaylaştırdığını belirterek; fazla kilo, menopoz sonrası obezite, fiziksel aktivite azlığı, sigara, alkol kullanımı ve bazı hormonal tedavilerin meme kanseri riskini artırabildiğini ifade etti. Ailesinde meme veya yumurtalık kanseri öyküsü bulunan kadınların risk değerlendirmesini daha erken yaptırmasının önemli olduğunu belirten Çakmakçı, risk grubundaki 40 yaş altı kadınlar için ultrasonografi ve MR, 40 yaş sonrası için ise yıllık ultrasonografi ve mamografi önerildiğini kaydetti. Çakmakçı, kampanya kapsamında meme kanserinin dikkat edilmesi gereken 7 önemli belirtisini şöyle sıraladı: Memede yeni ortaya çıkan kitleMemede şekil veya büyüklük değişikliğiMeme derisinde çökme, çekilme veya kalınlaşmaMeme başında içe doğru çekilme veya yeni gelişen değişiklikMeme başından kendiliğinden gelen akıntıMeme veya meme başı çevresinde kızarıklık, döküntü ya da deri değişikliğiKoltuk altında veya köprücük kemiği çevresinde yeni ortaya çıkan şişlik

BİYOLOJİK YAŞLANMAYI YAVAŞLATMAK MÜMKÜN! Haber

BİYOLOJİK YAŞLANMAYI YAVAŞLATMAK MÜMKÜN!

Burtom Biyofiz Tıp Merkezi Nöroloji Uzmanı Dr. Şule Karaarslan, beynin biyolojik yaşı ile takvim yaşının çoğu zaman aynı olmadığını, biyolojik yaşımızın beynimizin ve vücudumuzun ne kadar sağlıklı yaş aldığının bir göstergesi olduğunu belirtti. Uzm. Dr. Karaarslan, ileri yaş grubunda olup merak eden, sürekli yeni bir şeyler öğrenen hatta aktif çalışan insanların biyolojik yaşı ile aynı yaşta olup evinden çıkmayan, sosyal iletişimi azalmış, kronik hastalıkları ile uğraşan günlük ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan, başkalarının yardımına ihtiyaç duyan insanların biyolojik yaşlarının tamamen farklı olduğuna dikkat çekti. Beynin biyolojik yaşını değerlendirirken hem fonksiyonel hem de yapısal parametrelerin bir arada değerlendirilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Şule Karaarslan, Alzheimer ve bilişsel gerlemeye karşı erken tanı yöntemleri ve sağlıklı yaş almanın yollarıyla ilgili olarak şu bilgileri paylaştı : “Bilişsel değerlendirmede ilk adım; aile öyküsünü, bugüne kadarki sağlık sürecini ve rutin yaşam alışkanlıklarını sorgulamakla başlar. Ayrıntılı bir nörolojik muayene ile beraber hafıza testleri de yapılır. Hafıza testleri; dikkat, planlama, hafıza, görsel yapılandırma, hesaplama, soyut düşünce, karar verme, dil becerileri gibi yetileri değerlendirir. Bazen bu testlere depresyon değerlendirme testlerinin eklenmesi gerekir. Bu nöropsikolojik testler beynin farklı bölgelerini değerlendirmemize olanak sağlar ve nasıl çalıştığı hakkında bilgiler verir.. Beyin MR görüntüleme ile beynin yapısal değişiklikleri, inme gibi hastalıklar ile ilgili damarsal yükler, hafıza merkezinin mevcut durumu ve yaşa uygunluğu, beyin volümü değerlendirilir. Kan tahlilleri; rutin kan testleri (Tam kan sayımı, Kan şekeri, B grubu vitaminler (B12-folat vd),Homosistein, Vitamin D, Troid fonksiyon testleri, Demir,Ferritin düzeyi gibi ) beynin ve vücudun sağlık durumu hakkında önemli bilgiler verir. Örneğin düşük troid hormon seviyelerinin ya da vitamin düzeylerinin düzeltilmesi ile bunlara bağlı bazı hafıza problemleri düzeltilebilir. Erken teşhiste kan testleri; Daha önce Alzheimer ile ilgili bel omurilik sıvısından yapılan özel biyolojik belirteçlerin bir kısmı yakın zamanda kan tahlili ile de bakılabilmeye ve takip edilmeye başlandı. Bu önemli gelişmeler ve devam eden araştırmalar sayesinde hastalığı henüz çok erken safhalarda yakalama ve tedavi edebilme şansına sahibiz. Kan biyobelirteçlerin başında Aβ42/40 oranı ve pTau217 gelmekte olup, tıp merkezimizde uygun hastalarda bu laboratuar testlerini başarıyla uygulayabilmekteyiz.” Açıklamasında ileri görüntüleme yöntemleri ve genetik analizlerin de tanı algoritmalarında yerini aldığını kaydeden, biyolojik yaşlanmanın yaşam tarzı düzenlemeleri ile yavaşlatılabileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Şule Karaarslan, zihinsel ve bedensel sağlığı korumak için şu tavsiyelerde bulundu : “Kaliteli Uyku ve Melatonin; Derin uyku sırasında beynimiz adeta yenilenme sürecine girer ve gün boyu oluşan atıklar beynimizden temizlenir. Uykumuzu düzenleyen Melatonin hormonunun en yoğun salgılandığı 23.00 - 03.00 saatleri arasında uykuda olmak gereklidir. Yatmadan 1-2 saat önce mavi ışık maruziyetinden (cep telefonu, bilgisayar,televizyon vb den) kaçınmak önemlidir. . Düzenli Eksersiz;Hareketsiz yaşam, kilo alımı, kas ve damar rahatsızlıklarının yanı sıra bilişsel gerilemeyi de tetikler. Düzenli eksersiz ve aktif olmak hem beden hem beyin sağlığını korumak için elzemdir. Sosyal bağlar ve sürekli öğrenme; Sosyal olmak yani çevremizle iletişim içinde olmak, arkadaşlar ile vakit geçirmek, yeni hobiler edinmek, üretmek, yeni şeyler öğrenmek zihin ve ruh sağlımız için çok önemlidir. Merak duygusunu kaybetmeyen, öğrenmeye hayatları boyunca devam insanların bilişsel fonksiyonları çok daha iyi korunur. Beslenme alışkanlıklarımız; Akdeniz diyeti gibi diyetler beden ve zihin sağlığını olumlu etkiler. Taze sebze, yeşillikler, tam tahıllar, antioksidan yükü fazla olan meyveler (nar, yaban mersini, pancar gibi), baklagiller ve sızma zeytinyağını, balık ağırlıklı beyaz eti önceleyen, sınırlı kırmızı et tüketimini temel alan bir yaşam tarzı uygulanmalıdır.” Burtom Biyofiz Tıp Merkezi Nöroloji Uzmanı Dr. Şule Karaarslan, uzun yaşam ömrüne sahip toplumlar incelendiğinde bunların ortak özelliklerinin sosyal, yardımlaşmayı ve iyilik yapmayı seven, üretken olan, sürekli hareket eden, beslenmesine dikkat eden insanlardan oluşmaları olduğunu kaydetti. Bütüncül Sağlık Takibi yapılmasının önemine değinen Uzmanı Dr. Şule Karaarslan, vitamin ve hormon eksikliklerini tamamlanması, görme ve işitme yetilerinin kontrolü, bağırsak sağlığını korunması; kabızlıktan kaçınılması, sigaradan uzak durulması, depresyon gibi ruhsal bozukluk ve travmalarda profesyonel destek alınmasının zihinsel ve bedensel zindeliğin ayrılmaz parçaları olduğunu kaydetti. Hedefin her zaman kendine yetebilen, bağımsız ve üreten bir beyin yapısını korumak olduğunu hatırlatan Dr.Şule Karaarslan, hafıza şikayetleri olan bireylerin şikayetlerini geçiştirmeyip erken tanı ve tedavi şansı için uzman bir nörologa başvurması gerektiğinin altını çizdi.

SESSİZ TEHLİKEYE DİKKAT! SAFRA KESESİ TAŞLARI BİR ANDA VURABİLİR Haber

SESSİZ TEHLİKEYE DİKKAT! SAFRA KESESİ TAŞLARI BİR ANDA VURABİLİR

Safra kesesi taşı oluşumunda, safra içindeki kolesterolün artması, safra içindeki Bilirubin artışı ve safra kesesinin çeşitli nedenlerle hareketsizliğinin etkili olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu bu taşlar bazen kum tanesi kadar küçük, bazen de bir kaç santimetre büyüklüğüne ulaşabildiğini dile getirdi. Safra kesesi taşlarının her zaman belirti vermediğine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, birçok kişinin bu taşlara sahip olduğunu fark etmeden yaşamını sürdürdüğünü belirterek, “safra kesesi taşı yada taşları hayatın bir döneminde ciddi sağlık sorunlarına neden olma ihtimalinin yüksek olması nedeniyle ameliyat edilmelidir. Taşlar hareket ederek safra kesesinin ana safra yoluna açıldığı yerde ,yada ana safra yolunda tıkanıklığa neden olduğunda ağrı, iltihap ve ciddi komplikasyonlar gelişebilir” dedi. “Karnın sağ üst tarafındaki ağrıya dikkat” Safra kesesi taşlarının en sık görülen belirtisinin özellikle yemeklerden sonra ortaya çıkan karın ağrısı olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Özellikle yağlı veya ağır yemeklerden sonra karnın sağ üst kısmında başlayan ve sırta ya da mide bölgesine yayılabilen şiddetli ağrılar safra kesesi taşlarının habercisi olabilir. Halk arasında ‘safra kesesi krizi’ olarak bilinen bu durum bulantı ve kusma ile birlikte görülebilir. Ağrının uzun sürmesi, ateş ve titreme gibi belirtilerin eklenmesi ise acil değerlendirme gerektirir” şeklinde konuştu. Safra kesesi taşlarının küçük olması avantaj olmadığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, küçük taşların ana safra yoluna ( koledok ) düşüp tıkanıklık oluşturma riskinin daha yüksek olduğuna ve buna bağlı tıkanma sarılığı ( Mekanik İkter ) olabileceğini dikkat çekti. Safra taşlarının yalnızca ağrıya neden olmadığını ifade eden Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, tedavi edilmeyen vakalarda safra kesesi iltihabı ( akut Kolesistit ) , safra yollarında enfeksiyon ( kolanjit) , pankreas iltihabı ( Pankreatit ) ve karaciğer sorunlarının gelişebileceğini belirtti. Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Safra akışının engellenmesi sarılığa, enfeksiyonlara ve uzun vadede organ hasarına neden olabilir. Özellikle sürekli ağrı, gözlerde sararma, koyu renkli idrar veya yüksek ateş gibi belirtiler varsa zaman kaybetmeden doktora başvurulmalıdır” diye konuştu. Açıklamasında, çok nadir de olsa safra kesesindeki taşların safra kesesi kanseri gelişimine neden olabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Her safra kesesi taşı olanda kanser yoktur ama safra kesesi kanserlerinde safra kesesindeki taşlarla birlikte olma oranı çok yüksektir. Kadınlarda daha sık görülüyor” dedi. Kadınlarda safra kesesi taşı görülme oranının erkeklere göre daha yüksek olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, hormonların bu durum üzerinde etkili olduğunu belirtti. Özellikle fazla kilo, diyabet, aile geçmişi, genetik faktörler ve hızlı kilo kaybının safra taşı riskini artırdığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, 40 yaş sonrası dönemde görülme sıklığının arttığını söyledi. Safra kesesi taşlarının oluşumunu tamamen önlemenin her zaman mümkün olmadığını ancak yaşam tarzı değişikliklerinin riski azaltabileceğini belirten Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, “Tüm gıda türlerini içeren, paketlenmiş yiyeceklerden uzak bir diyet uygulanmalıdır. Karbonhidrat ağırlıklı, yoğun yağlı kızartma içeren gıdalardan uzak durulmalıdır kızartma ve fast food tüketiminin sınırlandırılması, lifli besinlerin artırılması ve kontrollü kilo verilmesi safra kesesinde taş oluşmamasında koruyucu etkisi mevcuttur. Ayrıca düzenli egzersiz yapmanın safra kesesi taşı oluşmasını azalttığı görülmüştür” şeklinde konuştu. Uzmanından uyarı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, safra kesesi taşlarının çoğu zaman sessiz ilerlediğini belirterek açıklamasını şöyle tamamladı: “Karın sağ üst bölümünde tekrarlayan ağrı, bulantı ve hazımsızlık şikâyetleri göz ardı edilmemelidir. Erken tanı ile safra taşlarının yol açabileceği ciddi komplikasyonların önüne geçmek mümkündür. Safra kesesi taşlarının tedavisi kapalı (Laparoskopik ) yöntemle yapılan ameliyatlarla safra kesesinin taşlarla birlikte alınmasıdır. İşlemin amacı hastayı oluşabilecek risklerden korumaktır. Özellikle risk grubundaki kişilerin şikâyetleri olduğunda gecikmeden bir uzmana başvurması büyük önem taşır.”

SESSİZ TEHLİKE HEPATİTİ ÖNLEMEK MÜMKÜN Haber

SESSİZ TEHLİKE HEPATİTİ ÖNLEMEK MÜMKÜN

Uzm. Dr. Gündüzer, “Ancak erken tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile bu riskler büyük ölçüde önlenebilir. Hepatit B'ye karşı aşı ile korunmak mümkündür. Risk grubunda olan kişilerin test yaptırması ve gerekli durumlarda tedaviye erken başlaması hem kendi sağlıkları hem de toplum sağlığı açısından büyük önem taşır” dedi. Hepatitin karaciğer dokusunda iltihaplanmayla seyreden ciddi bir tablo oluşturduğunu belirten Dr. Filiz Gündüzer, enfeksiyonun uzun yıllar boyunca hiçbir belirti göstermeden ilerleyebileceğine dikkat çekti. Hastalığın bu yapısı nedeniyle toplumda "sessiz tehlike" olarak adlandırıldığını ifade eden Dr. Gündüzer, şu değerlendirmelerde bulundu: “Dünya genelinde milyonlarca kişi, vücudunda hepatit virüsü taşıdığından habersiz bir şekilde yaşamını sürdürüyor. Karaciğerdeki tahribat ileri seviyelere ulaşana kadar hastalarımızda belirgin bir şikâyet ortaya çıkmayabilir. Ancak müdahale edilmediğinde süreç, maalesef siroz ve karaciğer kanseri gibi hayati risk taşıyan tablolara dönüşebilmektedir. Oysa erken aşamada konulacak tanı, düzenli klinik takip ve doğru tedavi yaklaşımları sayesinde bu ağır komplikasyonların önüne geçmek tamamen mümkündür.” Hepatit hakkında kulaktan dolma bilgilerin ve yanlış algıların kişilerin sağlık kuruluşlarına başvurmasını geciktirdiğini belirten Dr. Gündüzer, toplumda sıkça karşılaşılan yanılgılara açıklık getirdi: “Hastalığın yalnızca sarılıkla ya da karaciğer ağrısıyla belirti vereceği düşüncesi yanlıştır. Vakaların büyük bir kısmında hiçbir şikâyet görülmeyebilir. Hepatitin temel kaynağı virüslerdir. Alkol tek neden olmamakla birlikte, mevcut virüsün karaciğerde oluşturduğu tahribatı hızlandırır. Hepatit C günümüzde geliştirilen modern ilaç tedavileriyle yüksek başarı oranlarıyla iyileştirilebilirken, Hepatit B ise koruyucu aşılar sayesinde kontrol altında tutulabilmektedir. Ayrıca konulan her hepatit tanısı kişide mutlaka siroz gelişeceği anlamına gelmez.” Koruyucu hekimlik uygulamalarının ve bağışıklamanın karaciğer sağlığındaki kilit rolüne değinen BURTOM Özlüce Dahiliye Uzmanı Dr. Filiz Gündüzer, açıklamasını şu çağrıyla tamamladı: “Hepatit B enfeksiyonuna karşı en güçlü silahımız güvenilir ve etkili aşılardır. Özellikle risk grubunda yer alan vatandaşlarımızın gecikmeden tarama testlerini yaptırmaları, bağışıklık durumlarını kontrol ettirmeleri ve gerekli hallerde vakit kaybetmeksizin tedaviye başlamaları hem bireysel sağlıkları hem de toplum sağlığının korunması açısından kritik önem taşımaktadır. Karaciğerinizi koruyun; bilgi sahibi olun, test yaptırın, aşınızı olun ve çevrenizdekileri de bu konuda teşvik edin. Hepatitsiz bir geleceği ancak birlikte hareket ederek inşa edebiliriz.”

Uzmanlardan hepatit uyarısı... Sessiz ilerleyebiliyor, erken tanı hayat kurtarıyor Haber

Uzmanlardan hepatit uyarısı... Sessiz ilerleyebiliyor, erken tanı hayat kurtarıyor

Karaciğer sağlığını tehdit eden önemli hastalıklardan biri olan hepatit, dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkiliyor. 28 Temmuz Dünya Hepatit Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan uzmanlarından İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgür Çağraş, hastalığın çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğini ve erken tanının ciddi komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşıdığını söyledi. Hepatitin en sık nedeninin virüsler olduğunu belirten Dr. Çağraş, bazı ilaçlar, aşırı alkol tüketimi, toksik maddeler ve otoimmün hastalıkların da karaciğerde iltihaba yol açabileceğini ifade etti. Karaciğerin besinlerin işlenmesi, zararlı maddelerin temizlenmesi, enerji depolanması ve hayati proteinlerin üretimi gibi kritik görevleri bulunduğunu hatırlatan Çağraş, karaciğerde oluşan iltihabın tüm vücudu etkileyebileceğini kaydetti. HEPATİT B VE C KRONİKLEŞME RİSKİ TAŞIYOR Hepatit türleri arasındaki farklara dikkat çeken Dr. Çağraş, Hepatit A'nın genellikle kirli su ve gıdalar yoluyla bulaştığını, çoğunlukla tamamen iyileştiğini ve kronikleşmediğini belirtti. Hepatit B'nin kan, cinsel temas ve doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabildiğini aktaran Çağraş, bu türün uzun yıllar fark edilmeden ilerleyerek siroz ve karaciğer kanserine neden olabileceğini söyledi. Hepatit C'nin ise çoğunlukla kan yoluyla bulaştığını ve günümüzde geliştirilen tedavilerle büyük oranda tamamen iyileştirilebildiğini ifade etti. AŞI VE HİJYEN KORUNMADA BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR Hepatit A ve Hepatit B'ye karşı aşının en etkili korunma yöntemlerinden biri olduğunu vurgulayan Dr. Çağraş, kişisel hijyen kurallarına dikkat edilmesi, steril olmayan tıbbi ve kozmetik işlemlerden kaçınılması, kişisel eşyaların paylaşılmaması ve güvenilir sağlık kuruluşlarının tercih edilmesi gerektiğini belirtti. Risk grubunda bulunan sağlık çalışanları, diyaliz hastaları ve sık kan ürünü alan kişilerin düzenli takip edilmesinin önemine de dikkat çekildi. Hepatitin bazen hiçbir belirti göstermeden ilerleyebileceğini söyleyen Dr. Çağraş, halsizlik, iştahsızlık, bulantı, karın sağ üst bölümünde ağrı, ateş, kas ve eklem ağrıları, ciltte ve göz aklarında sararma, koyu renkli idrar ve açık renkli dışkının sık görülen belirtiler arasında yer aldığını belirtti. Uzmanlar, özellikle sarılık, koyu renkli idrar veya uzun süren halsizlik şikâyetleri bulunan kişilerin vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini ifade ediyor. DÜNYADA 300 MİLYONDAN FAZLA KİŞİ KRONİK HEPATİTLE YAŞIYOR Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada yaklaşık 254 milyon kişinin kronik Hepatit B, yaklaşık 50 milyon kişinin ise kronik Hepatit C enfeksiyonuyla yaşadığını belirten Dr. Çağraş, viral hepatitlerin her yıl yaklaşık 1,3 milyon kişinin siroz ve karaciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetmesine neden olduğunu söyledi. Türkiye'de çocukluk çağı Hepatit B aşılama programları sayesinde hastalık görülme sıklığında önemli azalma sağlandığını belirten Çağraş, erişkinlerde kronik Hepatit B taşıyıcılığının halen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu ifade etti. Uzmanlar, viral hepatitlerle mücadelede erken tanı, aşılama ve düzenli sağlık kontrollerinin en önemli adımlar olduğunu vurgularken, risk grubundaki kişilerin Hepatit B ve Hepatit C taramalarını yaptırmaları çağrısında bulundu.

HER 5 ÇOCUKTAN BİRİNİ ETKİLİYOR: GEÇMEYEN BURUN AKINTISINA DİKKAT! Haber

HER 5 ÇOCUKTAN BİRİNİ ETKİLİYOR: GEÇMEYEN BURUN AKINTISINA DİKKAT!

Uzmanı Dr. Ufuk Sevgican, dünyada yaklaşık her beş çocuktan birini etkileyen “Alerjik rinit” hastalığıyla ilgili bilgi verdi. Çocuklarda bitmeyen burun şikayetlerinin çoğu zaman “geçer” diye beklendiğini, oysa haftalarca süren burun akıntısının, sık hapşırık ve burun tıkanıklığı basit bir soğuk algınlığından çok daha fazlasını işaret ediyor olabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Ufuk Sevgican, “Özellikle belirtiler belirli mevsimlerde artıyor ya da yıl boyunca devam ediyorsa akla ilk gelmesi gereken durumlardan biri alerjik rinittir. Alerjik rinit; burun akıntısı-tıkanıklık, kaşıntı ve hapşırıklarla kendini gösteren, çocukluk çağında oldukça sık görülen bir hastalıktır. Dünyada yaklaşık her beş çocuktan birini etkilediği bilinmektedir. Anne veya babasında alerjik rinit, astım ya da egzama bulunan çocuklarda görülme riski daha fazladır. Bazı çocuklar yalnızca ilkbahar ve sonbahar gibi mevsim geçişlerinde şikâyet yaşarken, bazıları yıl boyunca yakınmalarla mücadele eder “ dedi. Polenler, ev tozu akarları, hayvan tüyleri, küf mantarları, hava kirliliği ve ani iklim değişikliklerinin çocuklarda alerjik riniti tetikleyen başlıca nedenler olduğunu dile getiren BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ufuk Sevgican şöyle konuştu : “Özellikle şeffaf ve sulu burun akıntısı, sık hapşırık nöbetleri, burun ve genizde kaşıntı dikkat çekicidir. Bu çocuklar çoğu zaman burundan rahat nefes alamadığı için ağızdan nefes alır; horlama, huzursuz uyku ve sık uyanma görülebilir. Gözlerde kaşıntı, sulanma ve kızarıklık da tabloya eşlik edebilir. En önemli ipuçlarından biri ise genellikle ateşin olmamasıdır.” Tedavi edilmeyen alerjik rinitin yalnızca burunla sınırlı kalmadığını, uzun süreli burun tıkanıklığının orta kulak problemleri, sinüzit ve uyku bozukluklarına zemin hazırlayabildiğini söyleyen Uzmanı Dr. Ufuk Sevgican, uyku kalitesi bozulan çocuklarda dikkat dağınıklığı, okul başarısında ve yaşam kalitesinde düşüş görülebileceğini dile getirdi. Uzm. Dr. Ufuk Sevgican, alerjik rinitte tedavinin ilk basamağını alerjenlerden korunmanın oluşturduğunu söyleyerek, açıklamasını şu sözlerle tamamladı : “Mevsimsel allerjik riniti olan çocuklar polen dönemlerinde özellikle sabah saatlerinde dışarıda uzun kalmamalı, eve gelince el-yüzlerini yıkayıp kıyafet değiştirmelidir. Ev tozu akar maruziyetini azaltmak, rutubet ve sigara dumanından uzak durmak büyük önem taşır. Gerektiğinde düşük doz kortizon içeren burun spreyleri, tuzlu su uygulamaları ve antihistaminik ilaçlar kullanılabilir. Bu tedaviler alerjiyi tamamen ortadan kaldırmasa da belirtileri kontrol altına alır ve komplikasyonları önlemeye yardımcı olur. Unutulmamalıdır ki çocuklarda rahat nefes almak yalnızca konfor değil; kaliteli uyku, sağlıklı büyüme ve başarılı bir okul yaşamı için de temel bir gereksinimdir. Erken tanı ve doğru tedaviyle alerjik rinit kontrol altına alınabilir, çocukların yaşam kalitesi belirgin şekilde artırılabilir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.