Hava Durumu

#Enflasyon

- Enflasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enflasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

En düşük emekli ve memur maaşı belli oldu Haber

En düşük emekli ve memur maaşı belli oldu

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), milyonlarca çalışan, emekli ve sosyal yardım hak sahibinin merakla beklediği haziran ayı enflasyon verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, haziran ayında enflasyon aylık yüzde 0,99, yıllık ise yüzde 31,11 seviyesinde gerçekleşti. Bu veriyle birlikte, yılın ikinci yarısında uygulanacak memur ve emekli zamlarını belirleyecek olan 6 aylık kümülatif enflasyon farkı da netleşmiş oldu. EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI NE KADAR OLDU? TÜİK’in açıkladığı verilere göre en düşük emekli ve memur maaşları belli oldu. Haziran ayı enflasyon verileriyle birlikte netleşen 6 aylık enflasyon oranı yüzde 17,76 olurken, en düşük emekli maaşı 23 bin 552 TL seviyesine yükseldi. Ekonomistlerin beklenti anketlerinde aylık ortalama yüzde 1,04'lük bir artış öngörülüyordu ve bu senaryoda 6 aylık enflasyonun yüzde 17,82 civarında gerçekleşmesiyle en düşük emekli maaşının 23 bin 564 TL ile 23 bin 800 TL bandında olması tahmin ediliyordu. Netleşen rakamlarla birlikte emeklilerin alacağı yeni kök maaşlar ve taban aylıklar resmiyet kazandı. Ancak yapılan bu artış, emeklilerin son aylarda derinleşen hayat pahalılığı karşısındaki kayıplarını telafi etmekten uzak bir tablo ortaya koyuyor. EN DÜŞÜK MEMUR MAAŞI BELİRLENDİ Toplu sözleşme artışı ve kümülatif enflasyon farkının eklenmesiyle birlikte en düşük memur maaşı da yeni sınırına ulaştı. Memur ve memur emeklilerinin maaş artışları, toplu sözleşme zammı ile enflasyon farkı dikkate alınarak hesaplanıyor. Bu kapsamda, 2026 yılının ilk altı ayı için memur ve memur emeklilerinin maaş zammı yüzde 18,6 olarak gerçekleşti. Yılın ikinci altı aylık döneminde ise toplu sözleşme kapsamında yüzde 7 zam uygulanacak. Bu hesaplamaya göre, 8. Dönem Toplu Sözleşmesi'nde belirlenen yüzde 7'lik artışın eklenmesiyle memur ve memur emeklilerinin toplam maaş artış oranı yüzde 13,52 olacak. İlk 5 aylık kümülatif verilere göre yüzde 12,41'lik artışı şimdiden garantileyen memurlar ve memur emeklileri için en düşük maaş haziran ayı öncesinde 69 bin 570 TL seviyesini bulmuştu. Memur katsayısına bağlı olarak hesaplanan engelli aylıkları, evde bakım yardımı ve 65 yaş aylığı gibi sosyal destek ödemeleri de bu artıştan doğrudan etkilendi. Bu durum, memurlar ve emeklilerle birlikte yaklaşık 25 milyona yakın yurttaşın gelir yapısını doğrudan değiştirdi.

BUSİAD'da Ekonomi Değerlendirmesi: Riskler ve fırsatlar bir arada Haber

BUSİAD'da Ekonomi Değerlendirmesi: Riskler ve fırsatlar bir arada

BUSİAD Başkanı Tuncer Hatunoğlu, BUSİAD Ekonomi Platformu tarafından ilki gerçekleştirilen ve 4 ayda bir tekrarlanacak olan “BUSİAD Ekonomik Görünüm ve Stratejik Değerlendirme Raporu” sunumun sonunda yaptığı değerlendirmede, “Yalnızca Türkiye değil, tüm dünya ekonomik, siyasi ve jeoekonomik açıdan oldukça kırılgan bir dönemden geçiyor. Belirsizliklerin arttığı bu süreçte, değişimi doğru okuyabilmek her zamankinden daha önemli hale geliyor” dedi. BUSİAD Başkanı Hatunoğlu şöyle devam etti: “İçinde bulunduğumuz dönem riskler kadar fırsatlar da barındırıyor. Bursa iş dünyası ve Türk sanayicisi ise tarih boyunca zorlu koşullarda ayakta kalmayı başarmış, dirençli ve esnek bir yapıya sahip olmuştur. Bugün de aynı dayanıklılığa sahibiz. Ancak bu süreçte iş dünyasının beklentileri de vardır. Özellikle finansa erişim, öngörülebilirlik ve rekabet gücünü destekleyecek regülasyonlar konusunda daha güçlü bir zemine ihtiyaç duyulduğunu düşünüyoruz. Bölgemizde belirsizlikler yaşanırken, Türkiye’nin doğru politikalar ve doğru dönüşüm adımlarıyla çok daha güçlü bir konuma ulaşabileceğine inanıyoruz.” Toplantının, BUSİAD Ekonomi Danışmanlarının iki değerli çalışmasının ışığında gerçekleştiğini de kaydeden Tuncer Hatunoğlu, “Bursa Uludağ Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi Sayın Prof. Dr. Metin Özdemir tarafından uzun süredir hazırlanan BUSİAD İktisadi Yönelim Anketi’nde; üyelerimizin verdiği yanıtlar doğrultusunda talepte ılımlı bir yavaşlama eğilimi olduğu, maliyet baskılarının sürdüğü ve üretimde zayıflama işaretlerinin görüldüğü ortaya çıkıyor. Bu tablo, küresel ve jeoekonomik gelişmelerin reel sektör üzerindeki doğrudan etkisini açık biçimde gösteriyor. Yine Sayın Doç. Dr. Derya Hekim’in hazırladığı “BUSİAD Ekonomik Görünüm ve Stratejik Değerlendirme Raporu”nda da; enerji maliyetleri, ihracat pazarlarındaki daralma, küresel belirsizlikler ve enflasyonla mücadele sürecinin ekonomimiz üzerindeki etkilerini detaylı şekilde dinledik. Ancak aynı zamanda Türk iş dünyasının esnekliği, üretim kültürü ve uyum kabiliyeti sayesinde yeni fırsat alanlarının da oluşabileceğini gördük” ifadelerini kullandı. Hatunoğlu, BUSİAD’ın yaklaşımının net olduğunu ifade ederek sözlerini şöyle tamamladı: “Önümüzdeki dönemde jeopolitik ve ekonomik dalgalanmaların devam edeceği gerçeğini kabul ederek hareket etmek zorundayız. Özellikle enerji konusunda dışa bağımlı bir ülke olmamız nedeniyle maliyet baskılarını tamamen kontrol edebilmemiz kolay görünmüyor. Bu nedenle çözüm alanlarımızı; verimlilik, dijital dönüşüm, yeni pazarlar, katma değerli üretim ve rekabet gücünü artıracak yapısal dönüşümler olarak görüyoruz. İş dünyası olarak bizler; verimliliğimizi artırmaya, yeni pazarlara ulaşmaya, dönüşüm süreçlerine uyum sağlamaya çalışırken; karar vericilerden de özellikle finansmana erişim, yatırım ortamı ve rekabet gücünü destekleyecek düzenlemeler konusunda destek bekliyoruz. BUSİAD olarak ekonomiyi yalnızca takip eden değil; iş dünyasına yön gösteren, veri üreten, analiz yapan ve ortak akla katkı sağlayan bir yapı olmaya devam edeceğiz.” DEĞİŞEN DÜNYA... BUSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Ekonomi Komitesi Sorumlusu Ali Kerem Alptemoçin ise toplantının açılışında yaptığı konuşmada, “Son beş yılda dünya ekonomisi yalnızca değişmedi; kuralları yeniden yazıldı. 2020 yılında başlayan pandemiyle birlikte, uzun yıllardır alışık olduğumuz küresel düzen yerini daha karmaşık, daha kırılgan ve aynı zamanda daha hızlı tepki veren bir yapıya bıraktı. Bu süreçte yaşanan gelişmeler yalnızca ekonomik dengeleri değil; toplumların davranış biçimlerini, devletlerin politika tercihlerini ve şirketlerin iş yapma modellerini de köklü şekilde dönüştürdü. Artık ekonomik sürdürülebilirlik, doğrudan bir ulusal güvenlik meselesi haline gelmektedir ” dedi. “Jeoekonomi artık dış politikanın tamamlayıcı bir unsuru değil; doğrudan belirleyici araçlarından biri haline gelmiştir” diyen Alptemoçin, “Şirketler, yalnızca kendi sektör dinamiklerine odaklanmaları yeterli olmamakta; küresel gelişmeleri, makroekonomik eğilimleri ve jeoekonomik riskleri bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmeleri gerekmektedir” ifadesini kullandı. Alptemoçin, şöyle devam etti: “Türkiye ise bu dönüşümün tam merkezinde yer almaktadır. Jeopolitik konumumuz, beraberinde hem önemli riskler hem de güçlü fırsatlar getirmektedir. Kısa vadede enerji fiyatları, enflasyon ve maliyet baskıları gibi zorluklar öne çıkarken; uzun vadede Türkiye’nin enerji ve lojistikte alternatif bir merkez olma potansiyeli giderek güçlenmektedir. ÇEVİK İŞ DÜNYASI... Tüm risklere rağmen gerektiğinde hızlı büyüyebilen, gerektiğinde de hızlı küçülebilen, çevik, değişen koşullara hızla uyum sağlayabilen bir iş dünyamız var. Farkında olmasak da, 2020’den bu yana yaşanan zorlukların, bizi daha güçlü, daha esnek ve daha rekabetçi bir yapıya hazırladığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Önümüzdeki dönemde küresel koşulların normalleşmesiyle birlikte, firmalarımızın bu birikimle çok daha güçlü bir performans sergileyeceğini düşünüyoruz.” BUSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Alptemoçin, BUSİAD’ın bu dönüşüm sürecini daha yakından takip etmek, güvenilir veri ve analizlerle iş dünyasına yön göstermek amacıyla çalışmalar sürdürdüğünü de kaydetti. Alptemoçin bu çalışmaları da şöyle dile getirdi: “Bu çerçevede Ekonomi Komitemiz bünyesinde; Daha ziyade ülkemizin makro ekonomik gelişmelerine odaklandığımız Ekonomi Platformu, Küresel ve bölgesel jeopolitik gelişmelere, risklere ve fırsatlara odaklanacağımız Jeoekonomi Platformu, firmalarımızın karlılıklarını koruyabilmeleri ve yurtdışında gelişim gösterebilmeleri için vaka analizlerinin ele alınacağı Verimlilik ve Rekabetçilik Platformu Ve son olarak belirlenecek ülke veya bölgelere yönelik pazar geliştirmek isteyen firmalarımıza fikir vermek adına çalışacak Küresel İlişkiler Platformları olarak yapılandık. Bugün de, bu çalışmaların ilk çıktısı olarak“1. Çeyrek Ekonomik Görünüm ve Stratejik Değerlendirme Raporu”nu sizlerle paylaşacağız. Değerli üyelerimiz ve basınla paylaşılacak bu rapor yılda 3 kere, Mayıs, Eylül ve Aralık aylarında, İktisadi Yönelim Anketimizle beraber görüşlerinize sunulacaktır. Bu raporun, mevcut tabloyu birlikte değerlendirmek ve önümüzdeki döneme daha hazırlıklı bakabilmek adına ortak bir perspektif oluşturmasına katkı sağlamasını umuyoruz. Çünkü inanıyoruz ki; doğru okunan bir dünya, doğru konumlanmış bir Türkiye güçlü bir iş dünyası demektir.” ÜÇ BÜYÜK ŞOK... BUSİAD Ekonomi Danışmanlarından Bursa Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Hekim de, “BUSİAD Ekonomik Görünüm ve Stratejik Değerlendirme Raporu” sunumuyla dünya ve Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durumu özetledi. Doç. Dr. Hekim, 2026 yılının ilk çeyreğinin, küresel ekonomik düzeni eş zamanlı ve birbirini besleyen üç büyük şokun yeniden şekillendirdiği bir dönem olduğunu ifade ederken bunları; Orta Doğu'da patlak veren savaş ve Hürmüz Boğazı krizi, ABD'nin tarife politikasındaki köklü dönüşüm ve Avrupa'nın ticaret ile sanayi politikasında korumacı bir eksenle yeniden konumlanması olarak tanımladı. Doç. Dr. Hekim, “Bu üç gelişme birlikte, Türkiye ekonomisi için hem tarihsel ölçekte risk hem de stratejik fırsat barındıran olağan dışı bir konjonktür ortaya çıkarmıştır” diye konuştu. Petrol ve ham madde girdilerindeki artışın küresel ekonomide yavaşlamaya neden olabileceğini de kaydeden Doç. Dr. Hekim, “Türkiye'nin enerji ithalatına yüksek bağımlılığı, Hürmüz krizinin ekonomik maliyetini emsallerine kıyasla daha belirgin kılmaktadır. Enerji faturasındaki artışın cari açığı IMF'nin Ekim 2025 tahmininin iki katından fazla bir düzeye, GSYİH'nin yüzde 2.8'ine taşıması beklenmektedir. Bu baskı, hem döviz kurunu hem de enflasyon patikasını doğrudan zorlamaktadır” dedi. SEKTÖRLER... Merkez Bankası’nın savaşın yarattığı belirsizlik ortamında faiz indirimini gerçekleştirme kapasitesinin sınırlı olduğunu da kaydeden Doç. Dr. Hekim, sektörel bazlı değerlendirmesinde ise şunları kaydetti: “Otomotiv sektörü, AB tedarik zinciriyle entegrasyonunu ve ticari araç üretimindeki liderlik pozisyonunu 41.5 milyar dolarlık rekor ihracat performansıyla pekiştirmiştir. Tarım sektörü ise değer açısından rekor ihracat gerçekleştirirken, don ve kuraklık nedeniyle üretim tarafında son yılların en ağır darlığını yaşamıştır. Sektörün önümüzdeki çeyreklerdeki en kritik sınavı, küresel gübre kıtlığının 2026 yılı ekim sezonu ve verim düzeyleri üzerindeki yansımalarını yönetme kapasitesi olacaktır. Tekstil ve hazır giyim sektöründe ise yapısal kriz derinleşmektedir; iki yılda yüzde 230'u aşan konkordato artışı ve 380 bini aşkın istihdam kaybı, sektörün salt konjonktürel değil yapısal bir dönüşüm kıskacında olduğuna işaret etmektedir.” FIRSATLAR... 2026'nın ilk çeyreğinin, Türkiye ekonomisi açısından risklerin yönetilemez değil, ancak yönetilmesi güç bir boyuta ulaştığı bir eşik olarak tanımlayan Doç. Dr. Hekim, Türkiye için fırsat penceresini de şöyle dile getirdi: “Irak-Türkiye Boru Hattı üzerinden Ceyhan'a yönelik artan transit akışlar, Hürmüz krizinin ekonomik yükünü kısmen dengeleyici bir işlev görmektedir. Boru hatlarının Avrupa enerji çeşitlendirmesindeki artan stratejik önemi, diplomatik denge kapasitesi ve IAA kapsamında "güvenilir ortak" statüsünün yarattığı potansiyel; bu dönemde Türkiye'nin elinde bulundurduğu yapısal avantajlardır.”

Türkiye enflasyonda dünya beşincisi: Bir aylık artış Avrupa'nın bir yılını geçti Haber

Türkiye enflasyonda dünya beşincisi: Bir aylık artış Avrupa'nın bir yılını geçti

Türkiye, açıklanan son enflasyon verileriyle birlikte hem Avrupa’da hem de dünya genelinde en yüksek enflasyon oranlarına sahip ülkeler arasında yer aldı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) nisan ayı verilerine göre tüketici fiyatları aylık yüzde 4,18, yıllık bazda ise yüzde 32,37 arttı. AYLIK ENFLASYONDA YÜKSEK ARTIŞ Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), nisan ayında aylık bazda yüzde 4,18 yükseldi. Yıllık enflasyon ise yüzde 32,37 seviyesine ulaştı. Açıklanan veriler, Türkiye’de fiyat artışlarının hem aylık hem yıllık ölçekte yüksek seyrettiğini ortaya koydu. KÜRESEL SIRALAMADA İLK BEŞTE Nisan sonu itibarıyla son bir yıllık enflasyon verilerine göre yapılan uluslararası karşılaştırmada Türkiye, dünyada en yüksek enflasyona sahip beşinci ülke olarak öne çıktı. Türkiye’nin önünde Venezuela (yüzde 649), Güney Sudan (yüzde 113), İran (yüzde 50) ve Arjantin (yüzde 32,6) yer aldı. AVRUPA’DA EN YÜKSEK ENFLASYON Türkiye, hem aylık hem de yıllık enflasyon oranlarında Avrupa’da ilk sırada bulunuyor. En yakın takipçi Romanya’da yıllık enflasyon yüzde 9,9, Ukrayna’da ise yüzde 7,9 seviyesinde ölçüldü. Avrupa Birliği genelinde ortalama yıllık enflasyonun yüzde 2,3 seviyesinde olduğu bildirildi. TÜRKİYE, DÜNYA ORTALAMASININ ÜZERİNDE Avrupa’daki 31 ülkenin yıllık enflasyon oranlarının, Türkiye’de yalnızca nisan ayında kaydedilen yüzde 4,18’lik aylık artışın altında kaldığı ifade edildi. Ayrıca Türkiye’de yılın ilk dört ayındaki toplam enflasyonun yüzde 14,64’e ulaştığı ve bu oranın birçok Avrupa ülkesinin yıllık enflasyonunu aştığı belirtildi. Dünya genelinde incelenen 123 ülkenin yıllık enflasyon oranlarının da Türkiye’nin nisan ayındaki aylık artışının altında kaldığı kaydedildi.

Emeklilerden enflasyon tepkisi: Rakamlar gerçeği yansıtmıyor Haber

Emeklilerden enflasyon tepkisi: Rakamlar gerçeği yansıtmıyor

Nisan ayı enflasyon verilerinin açıklanmasının ardından emeklilerden sert tepkiler geldi. TÜİK’in verilerine göre enflasyon aylık yüzde 4,18, yıllık yüzde 32,37 olarak gerçekleşirken, Mayıs ayı kira artış oranı yüzde 32,43 oldu. ENAG ise Nisan ayında enflasyonun aylık yüzde 5,07, yıllık bazda ise yüzde 55,38 arttığını duyurdu. Türkiye Emekliler Derneği Uludağ Şubesi Başkanı Kenan Pars, açıklanan verilerin sahadaki gerçeklikle örtüşmediğini belirterek emeklilerin yaşadığı geçim sıkıntısına dikkat çekti. Pars, “Çarşı pazardaki tablo ortada. Emekliler torbasını dolduramıyor, çoğu zaman eli boş dönüyor” dedi. “ARA ZAM ŞART” ÇAĞRISI Emekli maaşlarının yetersiz kaldığını vurgulayan Pars, yıl ortası beklenmeden ara zam yapılması gerektiğini ifade etti. En düşük emekli maaşının açlık sınırına yükseltilmesi çağrısında bulunan Pars, maaş artışlarının gerçek enflasyona göre belirlenmesini istedi. Gıda, kira ve enerji giderleri için doğrudan destek mekanizmalarının devreye alınması gerektiğini de dile getirdi. Pars, TÜRK-İŞ tarafından açıklanan verilere işaret ederek, dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 34 bin 586 TL’ye yükseldiğini hatırlattı. En düşük emekli aylığının bu tutarın oldukça altında kaldığını belirten Pars, Türkiye’deki yaklaşık 15,5 milyon emeklinin büyük çoğunluğunun açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verdiğini söyledi. “BIÇAK KEMİĞİ PARAMPARÇA ETTİ” Hayat pahalılığı karşısında emeklilerin dayanacak gücünün kalmadığını dile getiren Pars, ekonomik yükün her geçen gün arttığını ifade etti. Vergi yükünün de geçim sıkıntısını derinleştirdiğini savunan Pars, emeklilerin seslerinin daha güçlü duyulması için tepkilerini artıracaklarını belirtti. Pars, çağrısını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da yönelterek, "Emekliler yılı, Mehmet Şimşek yılı oldu! Dört bir tarafımız vergi dolu. Hayat pahalılığı, vergilerle daha da dayanılmaz hale geldi. Emeklinin hayır duasını almak varken neden beddua almak isteniyor? Sayın Cumhurbaşkanımıza bir kez daha sesleniyoruz. Perişan olan emeklinin sesini duyun. Bıçak kemiğe dayanmış durumda değil, bıçak kemiği paramparça etmiş durumda.” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.