Hava Durumu

#Egzersiz

- Egzersiz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Egzersiz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Nilüfer'de osteoporoz ve beslenme söyleşisi Haber

Nilüfer'de osteoporoz ve beslenme söyleşisi

Nilüfer Belediyesi, halk sağlığını yakından ilgilendiren konularda düzenlediği bilgilendirme toplantılarına devam ediyor. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen “Kemik Erimesi ve Beslenme” başlıklı söyleşiye, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Serpil Altun ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programda Uzman Dr. Büşra Yeşil, kemik sağlığını korumanın yollarını anlattı. Konuşmasında hastalığın gelişimindeki risk faktörlerine değinen Dr. Yeşil, toplumdaki yaygın kanının aksine düşük vücut kitle indeksinin kemik sağlığı için bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Dr. Yeşil, “Zayıf kişilerde kemiklere binen yük azaldığı için kemik üretimi, kilolu kişilere oranla daha az gerçekleşir” dedi. Erken menopoz, ailede kalça kırığı öyküsü, uzun süreli kortizon kullanımı ve tütün-alkol tüketiminin riskleri artırdığını vurgulayan Yeşil, hastalığın en ağır sonuçlarının kalça kırığı ve omurga çökmesi olduğunu ifade etti. Yapılan araştırmalara göre kalça kırığı yaşayan bireylerin iki yıl içinde yüzde 12 ile 20 arasında ölüm riski taşıdığını belirten Yeşil, bu durumun yaşam konforunu tamamen yok ederek, kişiyi başkasına bağımlı hale getirdiğini ekledi. EGZERSİZİN ÖNEMİ Hastalığı karşı hem korunma hem de tedavi sürecinde egzersizin hayati önem taşıdığının altını çizen Dr. Yeşil, şu tavsiyelerde bulundu: “Sadece kardiyo gibi yük vermeyen egzersizler yeterli değil. Mutlaka ağırlık ve direnç egzersizleri yapılmalı. Kasların kemiklere bir çekme gücü uygulaması, vücuda ‘daha fazla kemik üretmeliyim’ mesajı gönderir. Özellikle 50-60 yaş üzerindeki bireylerde düşmeleri engellemek için denge ve koordinasyon eğitimi şart.” BESLENME ÖNERİLERİ Beslenme düzeninde kalsiyum, protein ve D vitamini üçlüsüne de işaret eden Dr. Yeşil, günlük kalsiyum ihtiyacının ortalama bin 200 miligram olduğunu hatırlattı. Yağsız süt ve yoğurt tüketiminin önemini vurgulayan Yeşil, “Örneğin 100 gram çedar peyniri tükettiğinizde yaklaşık 720 miligram kalsiyum alırsınız. Bu da günlük ihtiyacınızın yarısından fazlasını tek başına karşılar” dedi. CAM ARKASINDAN GÜNEŞLENMEYİN D vitamininin besinlerle alınamayacağını, sadece cilde doğrudan temas eden güneş ışığıyla sentezlenebileceğini hatırlatan Yeşil, Türkiye’deki güneş açısı nedeniyle saat 12.00-13.00 arasının en verimli zaman dilimi olduğunu ifade etti. Yeşil, cam arkasından güneşlenmenin D vitamini üretimi için yeterli olmadığını belirtti. VÜCUDUMUZA YATIRIM YAPMALIYIZ Osteoporozun sessiz ilerleyen ancak önlenilebilir bir hastalık olduğunu sözlerine ekleyen Yeşil, “Geleceğimiz için vücudumuza yatırım yapmalıyız. Bunu beslenme, egzersiz ve düzenli takiple sağlayabiliriz” diye konuştu. Söyleşinin sonunda katılımcıların sorularını yanıtlayan Dr. Yeşil’i, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Serpil Altun teşekkür etti.

Boyun sağlığı için atkı şart! Haber

Boyun sağlığı için atkı şart!

Her insanın hayatının bir döneminde karşılaştığı boyun ağrısı, günlük yaşamı felç edebilecek kadar ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Özellikle kış aylarında artış gösteren bu şikayetlerin doğru yönetilmediğinde kronikleşerek boyun fıtığına zemin hazırlayabildiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Hava değişimleri ve terliyken maruz kalınan soğuk hava vücuttaki ağrı hücrelerini harekete geçirerek ciddi kas tutulmalarına yol açabiliyor. Özellikle spor veya sauna sonrası vücut ısısını dengelemeden soğuğa çıkmak boyun ve bel sağlığını riske atmak anlamına gelebilir. Soğuk ve rüzgârlı havalarda özellikle atkı kullanımı boyun sağlığı için çok önemli” açıklamasında bulundu. BOYUN AĞRILARI YAŞAM KALİTESİNİ DÜŞÜRÜYOR Hemen her bireyin hayatının belirli bir döneminde tecrübe ettiği boyun ağrılarının gündelik yaşamda en basit işleri dahi güçleştiren ciddi bir hareket kısıtlılığına yol açabildiğinin altını çizen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Başa, sırta ve kollara kadar yayılabilen bu ağrıların temelinde mekanik nedenler, boyun patolojileri veya psikolojik faktörler yatabiliyor. Özellikle gün boyu masa başında öne eğik çalışanlarda, uygun olmayan yastık kullananlarda veya ev işlerini sabit pozisyonda yapanlarda görülen mekanik ağrılar, yaşam kalitesini ciddi oranda düşürüyor” şeklinde konuştu. YAŞLANMAYA BAĞLI GELİŞEN KİREÇLENME DE BOYUN FITIĞINA NEDEN OLABİLİYOR Boyun fıtığı ve kireçlenme gibi omurga hastalıklarının ise daha profesyonel bir yaklaşım gerektiren süreçler olabildiğini paylaşan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Boyunda omur kemikleri arasındaki disk dokusunun zamanla özelliğini yitirerek sinirlere baskı yapması sadece ağrıya değil aynı zamanda kollarda uyuşma, güç kaybı ve hatta yürüme bozukluklarına neden olabiliyor. Yaşlanmaya bağlı gelişen kireçlenmeler ve yaşanan travmalar da bu süreci hızlandırarak boyun yapısında kalıcı hasarlar oluşturabiliyor” diye konuştu. STRES DE BOYUN AĞRILARINI ARTIRIYOR! Ağrının psikolojik nedenler dolayısıyla da yaşanabileceğini belirten Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Stres vücudumuzu olumsuz etkileyen bir durumdur. Stresliyken, kaslarımız farkında olmadan gerilir ve bu durum bel, boyun gibi ağrılara yol açar. Bu ağrılarda kişiyi daha sıkıntıya sokarak, bir kısır döngüye neden olabilir. Bu ağrılarda masaj, sıcak banyo ve egzersiz faydalı olur. Asıl faktör olan stres ortadan kaldırılmalı” dedi. BOYUN AĞRISINDAN KURTULMAK İÇİN ALTIN KURALLAR Uzman önerileri arasında dik oturmak ve yürümek, uygun yastık kullanmak, bilgisayar başında uzun süre kalmamak, kulaklıkla telefon görüşmesi yapmak, soğuktan korunmak ve düzenli egzersiz yer alıyor. Göçmen, “Boyun ağrınız geçmiyor, kolunuza yayılıyor, uyuşma ve güç kaybı yapıyor ya da yürümenizi zorlaştırıyorsa vakit kaybetmeden doktora başvurulmalı” uyarısında bulundu.

Bel fıtığı hastalarına 9 öneri Haber

Bel fıtığı hastalarına 9 öneri

Bel fıtığı, günümüzde uzun süre oturmaya bağlı hareketsiz yaşam tarzı, yanlış duruş ve bel hareketi nedeniyle toplumda en sık rastlanan sağlık sorunlarından biri. Yaşam kalitesini ciddi oranda düşüren bel fıtığının doğru tanı ve modern tedavi yaklaşımları sayesinde artık yönetilebilir bir sorun haline gelerek hastaların hareket özgürlüğünün geri kazanmasına olanak sunduğunu belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Bel fıtığı tedavisinde modern tıbbın ulaştığı son nokta olan endoskopik yani kapalı ameliyat yöntemi hem sakat kalma riskine dair endişeleri ortadan kaldırıyor hem de uzun iyileşme süreçlerini tarihe gömüyor" açıklamasında bulundu. Yaşam kalitesini ciddi oranda düşüren, hareket kabiliyetini kısıtlayan ve toplumda en sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri olan bel fıtığı, özellikle çalışma hayatındaki bireyleri tehdit ediyor. Bel fıtığının yaş ve cinsiyet ayırmaksızın herkeste görülmekle birlikte erkeklerde 1,5 2 kat daha sık rastlandığını, özellikle de 35-50 yaş aralığında zirve yaptığını paylaşan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Bel fıtığı mesleki alışkanlıklarla doğrudan ilişkili. Ağır işlerde çalışanların yanı sıra; gün boyu hareketsiz kalan masa başı çalışanlar, kilolu olanlar, uzun süreler araç kullananlar ve gün boyu ayakta duran öğretmen veya garsonların bel fıtığına yakalanma olasılığı daha yüksek. Bazen ani bir zorlama veya ağır bir yük kaldırma fıtığa neden olsa da en önemli etkenin ilerleyen yaş ve vücudun maruz kaldığı tekrarlayan küçük travmalar olduğu unutulmamalı” dedi. Belirtileri hafife almayın Hastalığın genellikle sırt ve bacak ağrısı ile kendini gösterdiğini ancak ağrının yayılım gösterdiği bölgelerin tanı için kritik bir önem taşıdığını hatırlatan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Bel fıtığının bacaklara giden sinirleri sıkıştırması sonucu ağrı baldıra ve ayak tabanına kadar inebiliyor. Ayaklarda uyuşma, yürüme ve oturmada güçlük çekilmesi bel fıtığının habercisi olabiliyor. Eğer hastalık ilerlerse idrar kaçırma, cinsel fonksiyon kayıpları ve hatta yürüyememe gibi çok daha ağır tablolarla karşılaşılabiliyor. Bu belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalı ve özellikle MR görüntüleme ile bası derecesi belirlenmeli” uyarısında bulundu. Cerrahiden değil geç kalmaktan korkulmalı Bel fıtığı tanısı konulan her hastanın hemen ameliyat masasına yatmasının gerekmediğini söyleyen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Tedavi süreci; ilaç tedavisi, fizik tedavi ve ağrı tedavisi yani algoloji gibi seçeneklerle başlıyor. Ancak ilerleyici güç kaybı ve idrar kaçırma gibi acil ameliyat bulguları varsa cerrahi müdahale kaçınılmaz hale geliyor” dedi. Ameliyat korkusunun hastaları tedaviden uzaklaştırabildiğini belirten Prof. Dr. Göçmen, "Halk arasında 'ameliyat olursam sakat kalırım' gibi geçmişten gelen yersiz korkular mevcut. Oysa günümüzde teknoloji çok gelişti. Mikrocerrahi ve endoskopik (kamera ile kapalı teknik) yöntemler sayesinde doku hasarını minimuma indiriyoruz. Hastalarımız artık çok kısa sürede ayağa kalkabiliyor ve uzun süre yatmak zorunda kalmadan taburcu oluyorlar. Müdahale edilmeyen sinir basısı, hastada felç gibi kalıcı hasarlara yol açabiliyor. Bu nedenle cerrahiden değil, geç kalmaktan korkulmalı" şeklinde konuştu. Bel fıtığı hastalarına 9 öneri Ağır ve ani yük kaldırmaktan kaçınılmalı Öne ve yanlara doğru eğilme ve bel bükme hareketinden kaçınılmalı. Eğer yerden bir şey alınacaksa çömelerek alınmalı. Hastalar otururken belinin arkasına bel boşluğunu yok edecek şekilde bir yastık koymalı ve yirmi dakikadan fazla hareketsiz bir şekilde oturmamalı. Mesleği gereği uzun süre oturması gerekenler ise sık sık pozisyon değiştirmeli. Ortopedik yatakta yatılmalı. Traktör kullanılmamalı. Uzun süre araç kullananlar ise saat başı veya her iki saatte bir mola vererek arabalarının etrafında birkaç tur atıp esneme hareketleri yapmalı. Hasta yukarıya doğru uzanmamalı. Yukarıdan bir şey alacaksa bir iskemle veya merdiven yardımıyla alınmalı. Hasta belini daima sıcak tutmalı, açık pencere veya klima gibi havalandırmaların önünde durmamalı. Abdest alırken bacak lavaboya uzatılmamalı. Yer sofrası kullanılmamalı. Bel ve bacak ağrısı olan hastalar mutlaka stresten ve soğuktan kaçınmalı. Bel fıtığında amaç, beli koruyarak aktif kalmak; ani zorlayıcı hareketlerden kaçınmak ve düzenli egzersiz yapmaktır.

Türkiye’de her 10 kişiden 3'ü obez! Haber

Türkiye’de her 10 kişiden 3'ü obez!

Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması Raporu’na göre, ülkemizde her 10 kişiden 3’ü obezite ile mücadele ediyor. Bu oranla Türkiye, Avrupa’da obezite sıralamasında ilk sırada yer alıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, obezitenin toplumda genellikle estetik bir sorun olarak algılandığını, ancak aslında erken ölüm riskini 10 kata kadar artıran ciddi bir hastalık olduğunu belirtti. Dr. Korkmaz, obezitenin tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, kalp-damar hastalıkları, kanser ve hormon bozuklukları gibi ölümcül hastalıkların temelini oluşturduğunu ifade etti. OBEZİTE CERRAHİSİ NE ZAMAN GÜNDEME GELİYOR? Beden kitle indeksi 35 ve üzerindeki kişilere, diyet ve egzersiz gibi yöntemlerle kilo veremeyen hastalarda cerrahi öneriliyor. Dr. Korkmaz, ameliyatın mutlaka deneyimli merkezlerde gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Obezite cerrahisi öncesinde diyet ve spor gibi yöntemler mutlaka denenmeli; ancak tıbbi olarak kanıtlanmamış yöntemler yeterli kabul edilmiyor. Ameliyat için genel yaş aralığı 12–65 olarak belirlenmiş olsa da, fizyolojik durum, eşlik eden hastalıklar ve ameliyat sonrası uyum potansiyeli de değerlendirmede etkili oluyor. Ameliyat sonrası kilo kaybı genellikle ilk günden başlıyor. Örneğin 200 kilo ağırlığında bir birey bir ayda 25–30 kilo verebilirken, 120 kilo olan biri 12–15 kilo kaybediyor. Ancak Dr. Korkmaz, kilonun hızlı verilmesinin değil, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazanılmasının asıl hedef olduğunu belirtiyor. Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz yapılmazsa, kilo alma riski kaçınılmaz olabiliyor. KALICI KİLO KAYBI İÇİN ÖNERİLER Obezite cerrahisi sonrası kalıcı kilo kaybı için günlük yürüyüş ve egzersiz alışkanlığı, protein ağırlıklı beslenme, basit karbonhidratlardan uzak durma ve yeterli su tüketimi büyük önem taşıyor. Dr. Korkmaz, alınan kalori ile harcanan kalori arasındaki dengenin korunmasının ve yaşam tarzı değişikliğinin kalıcı kilo kaybının anahtarı olduğunu vurguladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.