Hava Durumu

#Dünya Sağlık Örgütü

- Dünya Sağlık Örgütü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dünya Sağlık Örgütü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

“RUH SAĞLIĞINDA ALARM VEREN BELİRTİLERE DİKKAT” Haber

“RUH SAĞLIĞINDA ALARM VEREN BELİRTİLERE DİKKAT”

Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlık kavramını yalnızca fiziksel açıdan değil, psikolojik ve sosyal yönden de bir bütün olarak ele aldığını hatırlatan Klinik Psikolog Görkem Polat, kişinin ruhsal açıdan iyi olma halinin yaşamın farklı alanlarında kendisini gösterebildiğine dikkat çekti. Polat, bireyin kendisini ve çevresiyle olan ilişkilerini değerlendirmesinin, ruh sağlığındaki değişimleri erken fark edebilmek açısından önemli olduğunu ifade etti. Ruhsal iyilik halinin önemli göstergelerinden birinin sağlıklı ve anlamlı ilişkiler kurabilmek olduğunu belirten Polat, kişinin kendisini yeterli ve değerli hissedebilmesinin de psikolojik açıdan önemli bir gösterge olduğunu söyledi. Bireyin yaşamında anlamlı bulduğu bir amaç doğrultusunda hareket etmesinin ve kendisi için anlam taşıyan uğraşlara zaman ayırabilmesinin ruhsal dayanıklılığı desteklediğini dile getirdi. Dikkat ve konsantrasyon sorunlarının da göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan Polat, kişinin kendisi gibi davranabilmesi, yani otantik olabilmesi ve duygusal açıdan kendisini güvende hissedebilmesinin ruhsal iyilik halinin önemli parçaları arasında yer aldığını kaydetti. Karamsarlık ve çaresizlik kalıcı hale gelmemeli Zorlu yaşam koşullarında zaman zaman kaygı, üzüntü veya umutsuzluk hissedilebileceğini belirten Görkem Polat, asıl dikkat edilmesi gereken noktanın bu duyguların süreklilik kazanması ve kişinin günlük yaşamını etkilemeye başlaması olduğunu söyledi. Polat, ruhsal açıdan sağlıklı baş etme becerisinin, sorunlar karşısında yalnızca karamsar ve çaresiz düşüncelere saplanmak yerine çözüm odaklı ve esnek düşünebilmeyi de içerdiğini ifade etti. Farklı duygu ve düşüncelere açık olmanın, kişinin kendisine yöneltilen eleştirilere tahammül edebilmesinin de psikolojik esnekliğin göstergeleri arasında bulunduğunu aktardı. Uyku düzenindeki değişikliklerin ruh sağlığı açısından önemli bir gösterge olduğuna dikkat çeken Polat, uykuya dalmakta güçlük çekme, gece sık sık uyanma, sabahları dinlenememiş kalkma veya sürekli uyuma ihtiyacı hissetme gibi durumların kişinin yaşam kalitesindeki değişimlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Uyku, iştah ve cinsellik değişimleri de önemli Ruhsal sorunların günlük yaşamın farklı alanlarına yansıyabildiğini belirten Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Klinik Psikoloğu Görkem Polat, kişinin beslenme düzenindeki belirgin değişikliklerin de dikkate alınması gerektiğini ifade etti. Polat, herhangi bir neden olmaksızın iştahta belirgin artış veya azalma yaşanmasının ruhsal durumla birlikte değerlendirilmesi gereken belirtilerden biri olabileceğini kaydetti. Cinsel aktif bireylerde cinsel istekte ortaya çıkan belirgin ve ani değişimlerin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Polat, bu tür değişimlerin tek başına psikolojik bir soruna işaret etmeyebileceğini, kişinin genel yaşam koşulları ve diğer belirtilerle birlikte ele alınmasının önem taşıdığını vurguladı. Belirtilerin süresi ve yaşamı etkileme düzeyi önemli Her yaş grubundan bireyin yaşamının farklı dönemlerinde ruhsal açıdan zorlayıcı süreçlerden geçebileceğini ifade eden Polat, bu durumların genetik, ailesel ve sosyal birçok faktörle ilişkili olabileceğini söyledi. Ancak yaşanan güçlüğün ne kadar sürdüğünün ve günlük hayatı ne ölçüde etkilediğinin belirleyici olduğunu belirtti. Polat, kişinin yaşadığı sorunların haftanın ve günün büyük bölümünü etkileyecek sıklık ve yoğunluğa ulaşması halinde profesyonel destek alınmasının önem taşıdığını dile getirdi. Yakın çevreden alınan sosyal desteğin ruhsal açıdan önemli bir kaynak olduğunu belirten Görkem Polat, ancak uyku, iştah, duygu durumu, dikkat ve konsantrasyon gibi alanlarda belirgin bozulmalar meydana geldiğinde bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanın sürecin daha sağlıklı ve güvenli şekilde ele alınmasına yardımcı olacağını söyledi. Ruhsal belirtilerin altında farklı nedenler olabilir Her davranış değişikliğinin doğrudan psikolojik bir nedene bağlanmaması gerektiğinin de altını çizen Polat, bazı davranışsal ve duygusal sorunların organik nedenlerden kaynaklanabileceğine dikkat çekti. Bu nedenle kişinin ihtiyaç duyduğu durumlarda farklı uzmanlık alanlarının birlikte çalışmasının önemli olduğunu belirtti. Multidisipliner yaklaşımın, yani farklı uzmanlık alanlarının ortak değerlendirmesinin, kişinin yaşadığı sorunların daha kapsamlı ele alınmasını ve tedavi sürecinin daha sağlıklı biçimde planlanmasını sağlayabileceğini ifade eden Polat, ruh sağlığı konusunda erken farkındalık ve doğru yönlendirmenin önemine dikkat çekti. Ruh sağlığı hizmetlerine erişim güçlendirilmeli Toplum ruh sağlığının korunmasında yalnızca sorun ortaya çıktıktan sonra müdahale edilmesinin yeterli olmadığını belirten Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Klinik Psikoloğu Görkem Polat, koruyucu ve önleyici ruh sağlığı çalışmalarının da güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Polat, okullar, hastaneler, iş yerleri ve kamu kurumlarında ulaşılabilir ruh sağlığı hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının, toplumun ruhsal iyilik halinin korunması ve psikolojik sorunların erken dönemde fark edilmesi açısından önemli olduğunu ifade etti. 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nün ruh sağlığı konusunda farkındalık oluşturmak açısından önemli bir fırsat olduğunu belirten Polat, kişinin kendisinde veya yakınlarında uzun süre devam eden ve günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyen değişimleri görmezden gelmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Türk Kanser Derneği’nden meme kanserinde erken tanı çağrısı Haber

Türk Kanser Derneği’nden meme kanserinde erken tanı çağrısı

Türk Kanser Derneği, Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında erken tanı, zamanında tedavi ve hasta desteğinin önemine dikkat çekmek amacıyla basın toplantısı düzenledi. Rent Go’nun ulaşım sponsorluğunda gerçekleştirilen toplantıya alanında uzman hekimler, sanatçı Betül Demir, oyuncu Perihan Ünlücan, sunucu Yağmur Kalyoncu ve çok sayıda basın mensubu katıldı. “ERKEN FARK ETMEK VE HASTAYI YALNIZ BIRAKMAMAK HEPİMİZİN ORTAK SORUMLULUĞU” Toplantıda konuşan Türk Kanser Derneği Başkanı Burak Duruman, meme kanserinin yalnızca sağlık alanının değil, toplumun tamamının ortak meselesi olduğunu söyledi. Duruman, mücadelenin sadece hastalığın tedavisiyle sınırlı olmaması gerektiğini, hastaların ve ailelerin psikolojik, sosyal ve ekonomik açıdan da desteklenmesinin önem taşıdığını vurguladı. Duruman, kadınları sağlık kontrollerini ertelememeye davet ederek erken farkındalık ve zamanında erişimin yaşam kurtardığını belirtti. DÜNYA GENELİNDE MİLYONLARCA KADIN ETKİLENİYOR Toplantıda paylaşılan bilgilere göre, Dünya Sağlık Örgütü’nün 2024 verilerine göre dünyada yaklaşık 2,4 milyon kadına meme kanseri tanısı konuldu ve 694 bin kadın bu hastalık nedeniyle yaşamını yitirdi. Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türü olmayı sürdürüyor. Yaklaşık 8,2 milyon kadın ise meme kanseri tanısıyla yaşamını sürdürüyor. UZMANLARDAN ERKEN TANI VE KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ TEDAVİ MESAJI Toplantıda Prof. Dr. Yeşim Eralp, Prof. Dr. Berrin Pehlivan ve Doç. Dr. Aylin Hande Gökçe de meme kanserine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Yeşim Eralp, meme kanserinin tek tip bir hastalık olmadığını, biyolojik özelliklere ve evreye göre tedavi planının kişiselleştirilmesi gerektiğini söyledi. Eralp, erken evrede tanının tedavi açısından önemli avantajlar sağladığını belirtti. Prof. Dr. Berrin Pehlivan ise tedavinin cerrahi, tıbbi onkoloji ve radyasyon onkolojisinin birlikte ele alınmasıyla planlanması gerektiğini vurguladı. Modern radyoterapi yöntemleri sayesinde sağlıklı dokuların korunmasının mümkün hale geldiğini ifade etti. Doç. Dr. Aylin Hande Gökçe de memede veya koltuk altında ele gelen kitle, meme cildinde ya da meme başında değişiklik ve şekil farklılıklarının göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi. Gökçe, her değişikliğin kanser anlamına gelmediğini ancak şüpheli bulguların mutlaka hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Türk Kanser Derneği, yürüttüğü çalışmalarla meme kanserine ilişkin doğru bilginin toplumun geniş kesimlerine ulaşmasını ve erken tanı konusunda farkındalığın artmasını hedefliyor. Dernek, kadınlara sağlıklarını ertelememeleri, düzenli kontrollerini yaptırmaları ve uzman önerilerini takip etmeleri çağrısında bulundu.

Gözleriniz vücudunuzun alarm sistemi olabilir Haber

Gözleriniz vücudunuzun alarm sistemi olabilir

Gözlerin yalnızca dış dünyayı görmemizi sağlayan bir organ olmadığını, aynı zamanda vücuttaki sistemik rahatsızlıkların ve beslenme yetersizliklerinin en erken belirti verdiği bir "alarm sistemi" gibi çalıştığını vurgulayan Op. Dr. Hakan Taner Özpolat, vitamin eksikliğinin ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Özellikle A, B grubu, C, D ve E vitaminlerinin retina, kornea ve görme siniri üzerinde doğrudan belirleyici olduğunu ifade eden Op. Dr. Hakan Taner Özpolat, "A vitamini eksikliğinde ilk karşılaştığımız tablo genellikle gece körlüğüdür. Erken müdahale edilmediğinde gözyaşı üretimi hızla azalır, şiddetli göz kuruluğu gelişir ve korneada yaralar oluşur. İleri vakalarda ise maalesef kalıcı görme kaybı ve körlük tablosuyla karşı karşıya kalıyoruz. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü verileri de çocuklardaki önlenebilir körlüğün en temel nedenlerinden birinin A vitamini eksikliği olduğunu gösteriyor." dedi. B GRUBU VİTAMİNLERİ GÖRME SİNİRİNİ DOĞRUDAN TEHDİT EDİYOR B12 vitamini yetersizliğinin uzun süre devam etmesi halinde görme sinirinde geri dönüşü olmayan hasarlar ve retina kanamaları oluşturabileceğini belirten Op. Dr. Özpolat; B2, B3 ve B6 vitamin eksikliklerinin ise gözde yanma, kaşıntı, ışığa aşırı hassasiyet, kornea enfeksiyonları ve göz seğirmesi gibi şikâyetlerle kendini hissettirdiğini söyledi. Diğer kritik vitaminlerin göz dokularındaki rollerine de değinen Op. Dr. Hakan Taner Özpolat açıklamalarında şunları kaydetti: "C vitamini eksikliği gözdeki damar duvarlarını zayıflatarak gözün beyaz kısmında ve retinada kanamalara yol açar. Özellikle diyabet hastalarında bu durum, diyabetik retinopatinin çok daha hızlı ilerlemesine zemin hazırlar.” E Vitamini: “Güçlü bir antioksidan olan E vitamini, retina hücrelerimizi oksidatif stresten koruyan en önemli kalkandır. Eksikliği, retinal dejenerasyonu hızlandırır.” D Vitamini: “Güncel klinik araştırmalar, D vitamini eksikliğinin kronik göz kuruluğu, gözyaşı kalitesinde bozulma, göz içi iltihaplar ve yaşa bağlı sarı nokta hastalığı riskini belirgin şekilde artırdığını göstermektedir.” VÜCUDUNUZUN VERDİĞİ BU UYARI İŞARETLERİNE DİKKAT! Op. Dr. Hakan Taner Özpolat, bireylerin sıklıkla karşılaştığı ve ‘’yorgunluk’’ diyerek geçiştirdiği şu 7 belirtiye karşı dikkatli olmaları gerektiğini anımsatarak, geçmeyen, kronik göz kuruluğu, sürekli yanma ve batma hissi Işığa karşı aşırı hassasiyet, nedensiz bulanık görme, sık tekrarlayan göz seğirmeleri ve göz içinde veya beyazında oluşan kanamalar olduğunu kaydetti. Op. Dr. Özpolat, söz konusu şikâyetlerin uzun sürmesi halinde vakit kaybetmeden bir göz hastalıkları uzmanına başvurulması gerektiğini belirtti.

Uzmanlardan hepatit uyarısı... Sessiz ilerleyebiliyor, erken tanı hayat kurtarıyor Haber

Uzmanlardan hepatit uyarısı... Sessiz ilerleyebiliyor, erken tanı hayat kurtarıyor

Karaciğer sağlığını tehdit eden önemli hastalıklardan biri olan hepatit, dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkiliyor. 28 Temmuz Dünya Hepatit Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan uzmanlarından İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgür Çağraş, hastalığın çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğini ve erken tanının ciddi komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşıdığını söyledi. Hepatitin en sık nedeninin virüsler olduğunu belirten Dr. Çağraş, bazı ilaçlar, aşırı alkol tüketimi, toksik maddeler ve otoimmün hastalıkların da karaciğerde iltihaba yol açabileceğini ifade etti. Karaciğerin besinlerin işlenmesi, zararlı maddelerin temizlenmesi, enerji depolanması ve hayati proteinlerin üretimi gibi kritik görevleri bulunduğunu hatırlatan Çağraş, karaciğerde oluşan iltihabın tüm vücudu etkileyebileceğini kaydetti. HEPATİT B VE C KRONİKLEŞME RİSKİ TAŞIYOR Hepatit türleri arasındaki farklara dikkat çeken Dr. Çağraş, Hepatit A'nın genellikle kirli su ve gıdalar yoluyla bulaştığını, çoğunlukla tamamen iyileştiğini ve kronikleşmediğini belirtti. Hepatit B'nin kan, cinsel temas ve doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabildiğini aktaran Çağraş, bu türün uzun yıllar fark edilmeden ilerleyerek siroz ve karaciğer kanserine neden olabileceğini söyledi. Hepatit C'nin ise çoğunlukla kan yoluyla bulaştığını ve günümüzde geliştirilen tedavilerle büyük oranda tamamen iyileştirilebildiğini ifade etti. AŞI VE HİJYEN KORUNMADA BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR Hepatit A ve Hepatit B'ye karşı aşının en etkili korunma yöntemlerinden biri olduğunu vurgulayan Dr. Çağraş, kişisel hijyen kurallarına dikkat edilmesi, steril olmayan tıbbi ve kozmetik işlemlerden kaçınılması, kişisel eşyaların paylaşılmaması ve güvenilir sağlık kuruluşlarının tercih edilmesi gerektiğini belirtti. Risk grubunda bulunan sağlık çalışanları, diyaliz hastaları ve sık kan ürünü alan kişilerin düzenli takip edilmesinin önemine de dikkat çekildi. Hepatitin bazen hiçbir belirti göstermeden ilerleyebileceğini söyleyen Dr. Çağraş, halsizlik, iştahsızlık, bulantı, karın sağ üst bölümünde ağrı, ateş, kas ve eklem ağrıları, ciltte ve göz aklarında sararma, koyu renkli idrar ve açık renkli dışkının sık görülen belirtiler arasında yer aldığını belirtti. Uzmanlar, özellikle sarılık, koyu renkli idrar veya uzun süren halsizlik şikâyetleri bulunan kişilerin vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini ifade ediyor. DÜNYADA 300 MİLYONDAN FAZLA KİŞİ KRONİK HEPATİTLE YAŞIYOR Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada yaklaşık 254 milyon kişinin kronik Hepatit B, yaklaşık 50 milyon kişinin ise kronik Hepatit C enfeksiyonuyla yaşadığını belirten Dr. Çağraş, viral hepatitlerin her yıl yaklaşık 1,3 milyon kişinin siroz ve karaciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetmesine neden olduğunu söyledi. Türkiye'de çocukluk çağı Hepatit B aşılama programları sayesinde hastalık görülme sıklığında önemli azalma sağlandığını belirten Çağraş, erişkinlerde kronik Hepatit B taşıyıcılığının halen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu ifade etti. Uzmanlar, viral hepatitlerle mücadelede erken tanı, aşılama ve düzenli sağlık kontrollerinin en önemli adımlar olduğunu vurgularken, risk grubundaki kişilerin Hepatit B ve Hepatit C taramalarını yaptırmaları çağrısında bulundu.

Yaz aylarında besin zehirlenmesi uyarısı! Haber

Yaz aylarında besin zehirlenmesi uyarısı!

Yaz aylarında hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte besin zehirlenmesi riski de artıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl yaklaşık 866 milyon kişi, yani her 9 kişiden 1'i besin zehirlenmesi geçirirken, yaklaşık 1 milyon 520 bin kişi yaşamını yitiriyor. Vakalardan en fazla etkilenen grubu ise 5 yaş altındaki çocuklar oluşturuyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Emre Uzun, besin zehirlenmelerinin bakteri, virüs, parazit veya bu mikroorganizmaların ürettiği toksinlerle kirlenmiş yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi sonucu ortaya çıktığını belirterek, yaz mevsiminde artan sıcaklıkların mikroorganizmaların çoğalmasını hızlandırdığını söyledi. Gıdaların uygun koşullarda saklanmaması ile kirli su ve buz tüketiminin de riski artırdığına dikkat çeken Uzun, besin zehirlenmelerinin büyük ölçüde alınacak basit önlemlerle önlenebileceğini vurguladı. Dr. Uzun'a göre besin zehirlenmesinden korunmanın temelinde el hijyeni, güvenilir gıda tüketimi ve doğru saklama koşulları yer alıyor. Yemek hazırlamadan önce ve çiğ etle temas sonrasında ellerin en az 20 saniye sabunla yıkanması gerektiğini belirten Uzun, çiğ ve pişmiş gıdaların ayrı ekipmanlarla hazırlanmasının çapraz bulaşmayı önlediğini ifade etti. Et, tavuk ve balığın iç kısmı tamamen pişecek şekilde hazırlanması gerektiğini söyleyen Uzun, pişmiş yemeklerin yaz aylarında iki saatten fazla oda sıcaklığında bekletilmemesi, bozulabilir gıdaların ise alışverişin ardından vakit kaybetmeden buzdolabına kaldırılması gerektiğini kaydetti. Meyve ve sebzelerin bol suyla yıkanmasının önemine işaret eden Uzun, son kullanma tarihi geçmiş, ambalajı şişmiş veya görünümünde bozulma bulunan ürünlerin kesinlikle tüketilmemesi gerektiğini söyledi. Açıkta satılan özellikle sütlü tatlılar, et ve deniz ürünlerinin sıcak havalarda ciddi risk taşıdığına dikkat çeken Uzun, alışverişin güvenilir işletmelerden yapılmasını önerdi. Kirli su ve buzun da besin zehirlenmesine yol açabileceğini belirten Dr. Uzun, özellikle tatil bölgelerinde buzlu içecekler konusunda dikkatli olunmasını istedi. Dondurulmuş gıdaların oda sıcaklığında değil, buzdolabında veya mikrodalgada çözdürülmesi gerektiğini ifade eden Uzun, içme suyunun güvenilir kaynaklardan temin edilmesi ve tazeliğinden emin olunmayan deniz ürünlerinin tüketilmemesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Uzmanlar, özellikle yaz aylarında hijyen kurallarına uyulması ve gıdaların uygun koşullarda muhafaza edilmesinin, besin zehirlenmelerini önlemede en etkili yöntemler arasında yer aldığını vurguluyor.

Tuzun fazlası kalp ve böbrek sağlığını tehdit ediyor Haber

Tuzun fazlası kalp ve böbrek sağlığını tehdit ediyor

Prof. Dr. Murathan Uyar, yaşam için gerekli olan tuzun ihtiyaçtan fazla tüketilmesi halinde ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceği konusunda uyarılarda bulundu. Tuzun yaklaşık yüzde 40 sodyum ve yüzde 60 klorürden oluştuğunu belirten Uyar, vücudun sinir sistemi, kasların çalışması, kalp ritmi ve sıvı dengesinin korunması için sodyuma ihtiyaç duyduğunu ancak bu ihtiyacın doğal besinlerden de karşılanabildiğini ifade etti. TÜRKİYE'DE TÜKETİM ÖNERİLEN SEVİYENİN ÇOK ÜZERİNDE Dünya Sağlık Örgütü'nün günlük tuz tüketiminin 5 gramı, yani yaklaşık bir silme çay kaşığını geçmemesini tavsiye ettiğini hatırlatan Uyar, Türkiye'de yapılan araştırmalara göre ortalama günlük tuz tüketiminin bu miktarın yaklaşık üç katına ulaştığını söyledi. Hazır ve işlenmiş gıdaların yaygınlaşmasıyla birlikte farkında olmadan fazla tuz tüketildiğine dikkat çeken Uyar, ekmek, peynir, zeytin, turşu, sucuk, salam, hazır çorbalar, paketli atıştırmalıklar ve sosların günlük tuz alımının önemli bölümünü oluşturduğunu kaydetti. YÜKSEK TANSİYON VE BÖBREK HASTALIKLARI RİSKİNİ ARTIRIYOR Aşırı tuz tüketiminin kandaki sodyum miktarını artırarak vücudun daha fazla su tutmasına neden olduğunu belirten Uyar, bunun da tansiyonun yükselmesine yol açtığını ifade etti. Yüksek tansiyonun uzun yıllar belirti vermeden kalp, beyin, böbrek ve damar sistemine zarar verebildiğini söyleyen Uyar, fazla tuz tüketiminin ayrıca böbrek hastalıklarının ilerlemesini hızlandırabileceğini, böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırabileceğini, kemiklerden kalsiyum kaybını artırabileceğini ve mide kanseri riskini yükseltebileceğini dile getirdi. "DOĞAL TUZ" ALGISINA DİKKAT Son yıllarda popüler hale gelen Himalaya tuzu, kaya tuzu ve deniz tuzu gibi ürünlerin sağlık açısından sanıldığı kadar farklı olmadığını belirten Uyar, bu tuzların da büyük oranda sodyum klorür içerdiğini ve eser miktardaki minerallerin fazla tüketimi haklı çıkaracak bir avantaj sağlamadığını söyledi. Prof. Dr. Murathan Uyar, günlük tuz tüketimini azaltmak için sofraya tuzluk koymamak, yemeğin tadına bakmadan tuz eklememek, işlenmiş gıdaları daha az tüketmek ve yemeklere lezzet vermek için limon, sarımsak ile baharatlardan yararlanmanın etkili yöntemler olduğunu belirtti. Uyar, "Tuz doğru miktarda tüketildiğinde yaşam için vazgeçilmezdir. Ancak fazlası yıllar içinde kalbi, damarları ve böbrekleri sessizce yorar. Sağlığımızı korumak bazen sofradaki tuzluğu bir adım uzağa koymak kadar basit bir alışkanlıkla başlayabilir." değerlendirmesinde bulundu.

Obezite ve tütün kullanımı artıyor, fiziksel aktivite düşüşte! Haber

Obezite ve tütün kullanımı artıyor, fiziksel aktivite düşüşte!

TÜİK tarafından açıklanan 2025 yılı Türkiye Sağlık Araştırması sonuçları, toplum sağlığına ilişkin çarpıcı veriler ortaya koydu. Söz konusu veriler toplumda obezite, hareketsizlik ve tütün kullanımının önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini gösterdi. Buna göre, boy ve kilo değerleri üzerinden hesaplanan vücut kütle indeksi sonuçlarında 15 yaş ve üzeri bireylerde obezite oranı 2022 yılında yüzde 20,2 iken 2025 yılında yüzde 21,8’e yükseldi. Cinsiyet bazında incelendiğinde 2025 yılında kadınların yüzde 24,8’inin obez, erkeklerin ise yüzde 18,7’sinin obez olduğu belirlendi. Araştırmada fiziksel aktivite düzeyinin düşük olması dikkat çekti. 15 yaş ve üzeri bireylerin yüzde 86,6’sının fiziksel aktivite yapmadığı tespit edilirken, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği haftada en az 150 dakika egzersiz yapanların oranı erkeklerde yüzde 4,1, kadınlarda ise yüzde 2,7’de kaldı. Sağlık verileri ayrıca günlük yaşamda işlevsel zorluklara da işaret etti. Merdiven inip çıkarken zorlananların oranı kadınlarda yüzde 8,3, erkeklerde yüzde 3,7 olarak kaydedildi. Yürüme ve hatırlama gibi alanlarda da kadınların erkeklere kıyasla daha fazla zorluk yaşadığı görüldü. Çocuklarda ise en sık görülen hastalıkların üst solunum yolu enfeksiyonları olduğu belirlendi. 0-6 yaş grubunda bu oran yüzde 28,5 olurken, 7-14 yaş grubunda yüzde 24,6 ile ilk sırada yer aldı. Kronik hastalıklarda bel bölgesi problemleri öne çıkarken, 15 yaş ve üzeri bireylerde bu oran yüzde 24,3 olarak hesaplandı. Bunu hipertansiyon (yüzde 16,9), boyun bölgesi problemleri (yüzde 16,7), diyabet (yüzde 11,9) ve yüksek kan yağları (yüzde 10,1) izledi. Tütün ve alkol kullanımına ilişkin veriler de dikkat çekti. Her gün tütün kullanan 15 yaş ve üzeri bireylerin oranı 2025 yılında yüzde 30,1’e yükselirken, erkeklerde bu oran yüzde 42,9, kadınlarda ise yüzde 17,5 olarak kaydedildi. Son 12 ayda alkol kullananların oranı ise yüzde 12,6 oldu. Koruyucu sağlık hizmetlerine katılımda ise düşük oranlar göze çarptı. 40 yaş ve üzeri kadınlarda son bir yılda mamografi çektirenlerin oranı yüzde 16,7 olurken, kadınların yüzde 59’unun hiç smear testi yaptırmadığı belirlendi.

Sadece ne yediğiniz değil, nasıl tükettiğiniz de önemli... Haber

Sadece ne yediğiniz değil, nasıl tükettiğiniz de önemli...

Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Nevrez Koylan, bayram döneminde yalnızca tüketilen gıdaların değil, öğün sıklığı ve yeme düzeninin de sağlık açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Koylan, ziyaretlerle birlikte gün içine yayılan sık ve yoğun tüketimin sağlıklı bireylerde bile geçici yük oluşturabileceğini belirterek, “Özellikle kalp-damar hastalığı, hipertansiyon veya diyabeti olan kişilerde bu durum daha ciddi şikâyetlere yol açabilir” dedi. Artan et tüketimiyle birlikte fazla tuz ve yağ alımının kan basıncı, kan şekeri ve kolesterol seviyelerinde ani dalgalanmalara neden olabileceğine dikkat çeken Koylan, kardiyovasküler hastalıkların dünya genelinde hâlâ en yaygın ölüm nedeni olduğunu ifade etti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her üç ölümden birinin kalp-damar hastalıklarına bağlı gerçekleştiğini hatırlatan Koylan, Türkiye’de de benzer bir tablonun bulunduğunu söyledi. Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, Kurban Bayramı’nda kalp sağlığını desteklemeye yardımcı olabilecek 15 maddeyi paylaştı: 1-Porsiyon kontrolüne dikkat edin, aşırı kalori alımından kaçının. 2-Bayramda normal beslenme düzeninizi bozmayın, öğün atlamamaya özen gösterin. 3-Sofralarda aşırı çeşit ve ağır yiyeceklerden kaçının, yeni ve yoğun besinleri tadımlık miktarlarda tercih edin. 4-Tatlı tüketimini sınırlayın. Şerbetli seçenekler yerine sütlü tatlıları küçük porsiyonlarla tercih edin. 5-Kavurma, sakatat ve kırmızı et tüketimini sınırlayın, aşırı tüketimin kolesterolü yükseltebileceğini unutmayın. 6-Et yemeklerinde kavurma ve kızartma yerine haşlama, fırın veya ızgara yöntemlerini tercih edin. 7-Pilav, makarna ve börek gibi karbonhidratları sınırlı tüketin. 8-Kahvaltıda sucuklu yumurta, kızartma, börek ve tatlı gibi ağır seçeneklerden yalnızca birini, küçük porsiyonlarda tüketin. 9-Yemeklerde ideal tuz miktarını aşmamaya özen gösterin. Günlük toplam tuz tüketiminin 5 gram yani yaklaşık 1 çay kaşığını geçmemesine dikkat edin. (Tansiyon hastaları için bu miktar daha da azaltılmalı) 10-İçecek olarak su veya ev yapımı ayran tercih edin. Şekerli, gazlı ve hazır içeceklerden kaçının. 11-Beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek tercih edin. 12-Sofraları sebze, salata ve meyve ile zenginleştirerek denge sağlayın. 13-Yemekleri yavaş yiyin, sofrada geçirilen süreyi uzatarak tokluk hissini artırın. 14-Gün içinde mümkün olduğunca hareket edin, kısa yürüyüşler kalp sağlığına katkı sağlar. 15-Bayram yoğunluğu ve stresi yönetmeye, dinlenmeye zaman ayırmaya özen gösterin.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.