Hava Durumu

#Diyet

- Diyet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Diyet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Dünya Obezite Günü’nde Türkiye’de çarpıcı bulgular Haber

Dünya Obezite Günü’nde Türkiye’de çarpıcı bulgular

Dünya Obezite Günü kapsamında açıklanan IPSOS “Obezite Algısı Araştırması”, obezitenin tıbbi gerçekliği ile kişilerin kendi deneyimleri arasında derin bir fark olduğunu gözler önüne serdi. Araştırma, 14 ülkede obeziteli bireylerin görüşlerini mercek altına aldı. Araştırmaya göre, obeziteli katılımcıların yüzde 71’i obezitenin sürekli tedavi gerektiren bir sağlık sorunu olduğunu kabul ediyor. Ancak aynı kişilerden yüzde 66’sı, obezitenin kişisel tercihlerle önlenebilir olduğunu ve yüzde 63’ü diyet ile egzersizle çoğu insanın obezite sorununu çözebileceğine inanıyor. Yani bireyler hem hastalığın kronik doğasını kabul ediyor hem de bunu kendi davranışlarının sonucu olarak görüyor. Türkiye özelinde ise algı ve eylem arasındaki fark daha belirgin. Obeziteli kişilerin yüzde 80’i kilolarını kontrol etmeyi düşündüklerini veya bu konuda tavsiye aldıklarını söylerken, sadece yüzde 35’i son bir yıl içinde bir doktora başvurmuş. Katılımcıların yüzde 45’i “Kilomu kendi başıma kontrol etmeyi tercih ederim” yanıtını vererek, kişisel sorumluluk algısının tedavi önünde ciddi bir engel oluşturduğunu gösteriyor. Lilly Türkiye Medikal Direktörü Dr. Karan Bozkurt, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmesinde; “Obezite; biyolojik, genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkan kronik, tekrarlayıcı ve ilerleyici bir hastalıktır. Türkiye’de yaygın algılar, kişilerin tıbbi destek arayışını geciktiriyor ve tedaviye erişimi zorlaştırıyor. Obezite, diğer kronik hastalıklar gibi ciddi şekilde ele alınmalıdır.” dedi. Araştırma ve uzman görüşleri, obezitenin yalnızca bireysel irade ile çözülecek bir sorun olmadığını, etkili tedavi ve sağlık sistemine erişimin önemini bir kez daha ortaya koydu.

OBEZİTE MERKEZİ İLE SAĞLIKLI YAŞAMA ADIM ATIYORLAR Haber

OBEZİTE MERKEZİ İLE SAĞLIKLI YAŞAMA ADIM ATIYORLAR

Merkezde verilen hizmetlerle ilgili açıklamalarda bulunan Bursa Şehir Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği’nde görevli Prof. Dr. Nizameddin Koca, obezitenin yalnızca fiziksel bir görünüm değil, tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalık olduğunu vurguladı. Merkezin sunduğu imkânları sıralayan Prof. Dr. Koca, “Merkezimizde hekim tarafından muayene edilen hastalarımız; diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist tarafından düzenli olarak değerlendirilmektedir. Hastalarımız diyet ve egzersiz programlarına dâhil edilmekte, ihtiyaç duyulan vakalar için medikal tedavi önerilerinde bulunulmaktadır. Bu tedavilerin yetersiz kaldığı hasta grupları ise; gastroenteroloji cerrahisi, genel cerrahi, endokrinoloji ve dâhiliye uzmanlarının bulunduğu cerrahi konseyimiz tarafından değerlendirilerek, cerrahi kararı verilebilmektedir.” dedi. 200’den Fazla Hastalığın Sebebi Obeziteyi bir hastalık olarak fark edip, mücadeleye çocuklardan başlanması gerektiğinin altını çizen Koca, “Biz obeziteyi bir hastalık olarak algılamakta maalesef çok geç kaldık. Obeziteyi adeta normalin bir varyasyonu gibi değerlendiriyoruz; 'Kahverengi gözlü, yeşil gözlü veya obez' diyerek normalleştiriyoruz. Oysa obezite, 200’den fazla hastalığa sebep olduğu bilinen çok önemli bir hastalıktır. Dünya istatistikleri, sağlık harcamalarının en fazla yapıldığı alanın obezite kaynaklı sorunlar olduğunu açıkça göstermektedir. Diyabet, hipertansiyon, koroner arter hastalığı, osteoartrit ve obstrüktif uyku apnesi gibi 200’den fazla hastalığın temel sebebi obezitedir." şeklinde konuştu. Koca son olarak, obezite merkezinde tedavisi tamamlanan bireyleri, Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirdiklerini ve diyetisyen eşliğinde sağlıklı beslenme alışkanlıklarını devam ettirmelerini tavsiye ettiklerini sözlerine ekledi. 11 Ayda 30 Kilo Verdi Yalova’dan gelerek obezite merkezine başvuran 33 yaşındaki Şeyma Taşan, 11 aylık süreçte yaşadığı büyük değişimi anlattı. Merkeze bir arkadaş tavsiyesiyle geldiğini belirten Taşan, "Yaklaşık 11 aydır bu obezite ünitesine devam ediyorum ve bu süreçte 30 kilo verdim. Aldığım hizmetten çok memnunum; buradaki ekip her geldiğimde çok ilgili. Tedavi sürecimiz başladığında önce mevcut rahatsızlıklarım iyileştirildi, ardından diyetisyen yardımıyla kilo verme aşamasına geçtik. 30 kilo verdiğim için çok mutluyum ve şu an bu kiloyu korumaya çalışıyorum. Beslenme alışkanlıklarım tamamen değişti, hayata bakışım ve öz güvenim tazelendi. Artık çocuklarımla daha fazla vakit geçirebiliyor, spor yapabiliyorum. Spor artık hayatımın merkezinde. Buraya gelmek, hayatımda yaptığım en iyi işlerden biri oldu." diye kullandı. “Hayat Kalitem Arttı” Merkeze başvuran ve 6 ayda 20 kilo veren bir diğer hasta Arzu Ordu ise obezitenin bir hastalık olduğunu buraya geldikten sonra öğrendiğini ifade etti. Merkeze başvurmak isteyip de çekingen davrananlara seslenen Ordu, "Başta çok çekinmiştim ancak buradaki ilgiyi görünce tüm kaygılarım geçti. Dört farklı doktorun bir arada çalışması, diyetisyenin sağlıklı beslenmeyi öğretmesi ve psikoloğun yeme krizlerine karşı verdiği destek çok kıymetli. Burası insana 'Her ay düzenli geleyim, tedavi olayım' dedirtiyor. Kilo verdikten sonra hayat kalitem arttı. Her ay randevu tarihimin gelmesini ve verdiğim kilolarla doktorlardan tebrik almayı büyük bir motivasyonla bekliyorum." ifadelerini kullandı.

Hipnoterapi davranışları yeniden kodluyor! Haber

Hipnoterapi davranışları yeniden kodluyor!

Hipnoterapide amacın, kişinin bilinçaltındaki yanlış kodlamaları düzelterek tedavi sağlamak olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Örneğin obezite vakalarında hipnoterapi, yeme davranışı üzerinde etki göstermeyi hedefler. Bu yöntemde diyet programı ya da kısıtlama uygulanmaz. Etki, kişinin iradesini zorlamaz.” dedi. Seans sayısının genellikle en az 10 olup, seans aralıklarının tedavinin kalıcılığını etkilediğini ifade eden Öztekin, ‘bir seansta kilo verme’ gibi yöntemlerin bilimsel bir karşılığı olmadığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin ne olduğu, hipnozdan farkı, uygulama süreci, etkileri ve özellikle yeme bozuklukları ile kilo kontrolünde nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verdi. Hipnoterapide hipnoz tekniğinden yararlanılarak tedavi amaçlanır! Hipnoterapinin, hipnoz tekniğinden yararlanılarak uygulanan bir psikoterapi yöntemi olduğunu aktaran Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Tıp dünyasında hipnoterapi bir psikoterapi yöntemi olarak kabul edilir.” dedi. Hipnoz ile hipnoterapinin aynı şey olmadığına değinen Öztekin, “Hipnoz; bir kişi ya da grubu söz, bakış ve telkin gibi yollarla geçici bir süre etki altına alma durumudur. Bu süreçte kişinin dikkati belirli noktalara yoğunlaştırılır ve bilinçaltı daha aktif hale gelir. Hipnoterapide ise hipnoz tekniğinden yararlanılsa da temel amaç tedavidir. Daha çok psikiyatrik ve ruhsal hastalıklarda, ayrıca kişisel gelişim alanlarında uygulanır.” şeklinde konuştu. Herkes, farkında olmadan yaşamı boyunca hipnoz hali yaşar! Her insanda doğuştan hipnotik etki altına girme özelliği olduğuna işaret eden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Hipnoza girmeyeceğini düşünen kişiler dahil herkes, yaşamı boyunca farkında olmadan birçok kez hipnoz hali yaşar.” dedi. Bir film seyrederken, bir konuşmayı dinlerken ya da akvaryumda balıkları izlerken hipnotik bir odaklanma hali oluşabileceğini dile getiren Öztekin, “Uzun yolculuklarda görülen ‘yol hipnozu’ bu duruma örnek olarak verilebilir. Oyuncağıyla oyuna dalmış bir çocuğun dış dünyaya tepkisiz kalması ya da kişinin yaptığı işe yoğunlaşarak çevresini fark etmemesi de benzer bir odaklanma halidir.” ifadelerini kullandı. Hipnozun etki alanı beyin olduğu için etkisi kalıcı oluyor! Hipnoterapinin kaç seans süreceğinin, çözülmek istenen soruna, kişinin yaşadığı çevreye, hipnoterapistin kullandığı telkin ve terapi yaklaşımına, terapistle kurulan güven ilişkisine ve kişinin kişilik özelliklerine bağlı olduğunu kaydeden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “En az 10 seans uygulanır. Özellikle ilk seanslar arasındaki sürenin çok uzun tutulmaması önerilir.” dedi. Haftada 2-3 seansla başlanmasının ve ilerleyen süreçte seans aralıklarının açılmasının, tedavinin daha etkili ve kalıcı olması açısından önemli olduğunu vurgulayan Öztekin, şunları söyledi: “Hipnozun etki alanı beyin olduğu için etkisinin kalıcı olduğu belirtiliyor. Örneğin kilo verme sürecinde ‘rejim’ ve ‘diyet’ gibi kavramlar bilinçaltı için olumsuz çağrışımlar oluşturabilir. Kişi sevdiği yiyecekleri bırakmak zorunda kaldığını düşünür ve bu durum çoğu zaman diyet sonrasında daha fazla kilo alımıyla sonuçlanabilir. Oysa kontrolsüz yemenin nedenleri bilinçaltında gizlidir. Stres, gerginlik, endişe, suçluluk ve kızgınlık gibi olumsuz duygular aşırı yeme davranışına yol açabilmektedir.” Amaç, kişiye özel telkinlerle etkili bir tedavi süreci yürütmek! Yeme bozukluğu tanısı ya da şikâyeti ile başvuran danışanlarla ilk seansta ayrıntılı bir psikolojik değerlendirme yapıldığını aktaran Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Bireyin temel kişilik özellikleri, ailesi, yaşam tarzı, ilişkileri, geçmişte yaşadığı travmalar, mevcut korku ve kaygıları ile takıntıları ele alınır. Yeme bozukluğunda her bireyde farklı davranışlar ve tetikleyiciler görülebileceği için, yeme davranışına ilişkin ayrıntılı sorular yöneltilir.” dedi. Obezite vakalarında; yeme davranışı bozukluğunun ne zaman başladığı, hangi yaşta ortaya çıktığı, hangi yiyeceklerde kontrol kaybının arttığı, günün hangi saatlerinde yoğunlaştığı ve bu davranışa eşlik eden sigara, alkol, kahve ya da çay gibi alışkanlıkların olup olmadığının değerlendirildiğine dikkat çeken Öztekin, sözlerini şöyle tamamladı: “Amaç, bireye özgü yeme davranışlarını belirleyerek kişiye özel telkinler hazırlamak ve etkili bir tedavi süreci yürütmektir. Hipnoterapi, yeme davranışı üzerinde etki göstermeyi hedefler. Bu yöntemde diyet programı ya da kısıtlama uygulanmaz. Etki, kişinin iradesini zorlamak yerine hipnotik etki altında verilen telkinlerle beyindeki yanlış kodlamaların düzeltilmesi ve sağlıksız dürtülerin ortadan kaldırılması üzerinden sağlanır. Aşırı ve kontrolsüz yeme davranışı ortadan kaldırıldığında bireyin normal yeme alışkanlığı kazanması ve sağlıklı, düzenli şekilde kilo vermesi hedeflenir. Yeme bozukluğu psikolojik bir sorun olarak ele alındığından, sorunun psikolojik yöntemlerle çözülmesi verilen kiloların kalıcı olmasına katkı sağlar. Son olarak, ‘bir seansta kilo verme’ gibi sloganlarla sunulan yöntemlerin gerçekçi olmadığı ve bilimsel bir karşılığının bulunmadığı unutulmamalı.”

RAMAZAN’DA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER Haber

RAMAZAN’DA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Ramazan’da gün boyu süren açlık nedeniyle iftar, sahur ve bu iki öğün arasındaki beslenme düzeni büyük önem taşıyor. Metabolizmanın yavaşlamasından olumsuz etkilenmemek, gün içinde enerji seviyesini ve zihinsel odağı koruyabilmek için yalnızca doğru seçimler yapmak değil, kaçınılması gereken alışkanlıklara da dikkat etmek gerekiyor. Ramazan başlamadan önce vücudu hazırlamanın süreci çok daha rahat geçirmeye yardımcı olacağını söyleyen Central Hospital’dan Diyetisyen Dr. Yaren Hocaoğlu, Ramazan ayında sıklıkla yapılan hataları, Ramazan öncesi alışveriş listesinde olması gerekenleri, diyet yapanların bu süreci nasıl geçirmesi gerektiğini ve örnek iftar ile sahur menülerini paylaştı. Ramazan ayında beslenme düzeninin değişmesi, vücudun enerji dengesini ve metabolizmayı doğrudan etkiler. Uzun süren açlık sonrası iftarda ani ve aşırı yemek tüketimi; hazımsızlık, mide yanması ve kan şekeri dalgalanmalarına yol açabileceği için dengeli ve ölçülü bir beslenme yaklaşımı, Ramazan’ı hem daha rahat hem de sağlıklı geçirmeye yardımcı olur. Central Hospital’dan Diyetisyen Dr. Yaren Hocaoğlu’nun verdiği bilgilere göre, Ramazan’dan önce vücudu hazırlamak süreci çok daha rahat geçirmenizi sağlar. Buna göre Ramazan ayı başlamadan; gece atıştırmaları azaltılmalı, çay–kahve kademeli düşürülmeli, su tüketimi artırılmalı (en az 2–2,5 litre). Beyaz unlu ve şekerli gıdalar yerine tam tahıl ve lifli besinlere geçilmeli, akşam yemekleri biraz daha erken saatlere çekilmelidir. Yoğurt, kefir ve sebze ağırlıklı beslenme bağırsakları destekler. İstenirse Ramazan öncesi probiyotiklere başlanabilir. Bu geçiş süreci; Ramazan’da sık görülen halsizlik, baş ağrısı, şişkinlik ve kabızlık gibi şikâyetleri ciddi şekilde azaltır. Ramazan’da en sıkı yapılan hatalar Ramazan mutfağının temeli dengedir. Yumurta, tavuk/hindi, balık, yoğurt–kefir gibi protein kaynakları; tam buğday ekmeği, yulaf, bulgur gibi kompleks karbonhidratlar; zeytinyağı, avokado ve çiğ kuruyemişler; bol sebze–yeşillik, kuru baklagiller ve chia/keten tohumu alışveriş listesinde yer almalıdır. Ayrıca yeterli su, maden suyu ve bitki çayları (rezene, papatya, ıhlamur) Ramazan boyunca dengeyi korumaya yardımcı olur. Bu temel ürünler Ramazan boyunca daha uzun süre tok kalmaya yardımcı olur ve enerji düşüklüğünü önler. Ramazan’da en sık yapılan beslenme hatalarını da sıralayan Diyetisyen Dr. Hocaoğlu, “Sahuru atlamak, iftarda hızlı ve fazla yemek, kızartma ve şerbetli tatlıları sık tüketmek, gün içinde az su içmek, günü tek öğün gibi geçirmek ve sebze–protein yerine ağırlığı karbonhidrata vermek en sık yapılan hatalardır” diyerek bu durumun kilo artışı, mide sorunları ve enerji düşüklüğüne yol açabileceğini vurguladı. Diyet yapanlar Ramazan’da düzeni bozmadan nasıl beslenebilir? Ramazan doğru planlandığında diyet yapanların bu süreci bozmadan devam ettirebileceğini söyleyen Diyetisyen Dr. Hocaoğlu, “İftarda önce su ve çorba ile başlanmalı, ardından 10–15 dakikalık kısa bir ara verilmelidir. Bu küçük mola tokluk sinyalini artırır ve kontrolsüz yemeyi önler. Ana öğünde tabağın yarısı sebze, dörtte biri protein, dörtte biri kompleks karbonhidrat olmalıdır. Sahur mutlaka yapılmalı; protein, lif ve sağlıklı yağ içeren dengeli bir tabak tercih edilmelidir. Sahuru atlamak gün içinde halsizliğe yol açar ve iftarda aşırı yemeyi tetikler. Tatlı yerine meyve veya sütlü tatlı (haftada 1–2 kez) öneriyorum” dedi. İftar sonrası kısa yürüyüşlerin hem kan şekerini hem de sindirimi desteklediğini belirten Diyetisyen Dr. Hocaoğlu, burada amacın az yemek değil, doğru dağıtılmış dengeli yemek olduğunu kaydetti. ÖRNEK RAMAZAN İFTAR MENÜSÜ ÖRNEĞİ 1–2 adet hurma1 bardak su1 kase mercimek çorbası (veya ezogelin)Izgara tavuk / fırında köfte / etli sebze yemeğiYanında az yağlı pilav veya bulgur pilavıMevsim salatası (limon + zeytinyağı az)Yoğurt veya cacık1–2 dilim tam buğday ekmeğiGüllaç / sütlaç ÖRNEK RAMAZAN SAHUR MENÜSÜ 1–2 adet haşlanmış yumurtaBeyaz peynir veya lor peyniriZeytin (5–6 adet)1–2 dilim tam buğday ekmeğiDomates, salatalık, yeşillik

Türkiye’de her 10 kişiden 3'ü obez! Haber

Türkiye’de her 10 kişiden 3'ü obez!

Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması Raporu’na göre, ülkemizde her 10 kişiden 3’ü obezite ile mücadele ediyor. Bu oranla Türkiye, Avrupa’da obezite sıralamasında ilk sırada yer alıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, obezitenin toplumda genellikle estetik bir sorun olarak algılandığını, ancak aslında erken ölüm riskini 10 kata kadar artıran ciddi bir hastalık olduğunu belirtti. Dr. Korkmaz, obezitenin tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, kalp-damar hastalıkları, kanser ve hormon bozuklukları gibi ölümcül hastalıkların temelini oluşturduğunu ifade etti. OBEZİTE CERRAHİSİ NE ZAMAN GÜNDEME GELİYOR? Beden kitle indeksi 35 ve üzerindeki kişilere, diyet ve egzersiz gibi yöntemlerle kilo veremeyen hastalarda cerrahi öneriliyor. Dr. Korkmaz, ameliyatın mutlaka deneyimli merkezlerde gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Obezite cerrahisi öncesinde diyet ve spor gibi yöntemler mutlaka denenmeli; ancak tıbbi olarak kanıtlanmamış yöntemler yeterli kabul edilmiyor. Ameliyat için genel yaş aralığı 12–65 olarak belirlenmiş olsa da, fizyolojik durum, eşlik eden hastalıklar ve ameliyat sonrası uyum potansiyeli de değerlendirmede etkili oluyor. Ameliyat sonrası kilo kaybı genellikle ilk günden başlıyor. Örneğin 200 kilo ağırlığında bir birey bir ayda 25–30 kilo verebilirken, 120 kilo olan biri 12–15 kilo kaybediyor. Ancak Dr. Korkmaz, kilonun hızlı verilmesinin değil, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazanılmasının asıl hedef olduğunu belirtiyor. Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz yapılmazsa, kilo alma riski kaçınılmaz olabiliyor. KALICI KİLO KAYBI İÇİN ÖNERİLER Obezite cerrahisi sonrası kalıcı kilo kaybı için günlük yürüyüş ve egzersiz alışkanlığı, protein ağırlıklı beslenme, basit karbonhidratlardan uzak durma ve yeterli su tüketimi büyük önem taşıyor. Dr. Korkmaz, alınan kalori ile harcanan kalori arasındaki dengenin korunmasının ve yaşam tarzı değişikliğinin kalıcı kilo kaybının anahtarı olduğunu vurguladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.