Hava Durumu

#Diyabet

- Diyabet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Diyabet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

OBEZİTE MERKEZİ İLE SAĞLIKLI YAŞAMA ADIM ATIYORLAR Haber

OBEZİTE MERKEZİ İLE SAĞLIKLI YAŞAMA ADIM ATIYORLAR

Merkezde verilen hizmetlerle ilgili açıklamalarda bulunan Bursa Şehir Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği’nde görevli Prof. Dr. Nizameddin Koca, obezitenin yalnızca fiziksel bir görünüm değil, tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalık olduğunu vurguladı. Merkezin sunduğu imkânları sıralayan Prof. Dr. Koca, “Merkezimizde hekim tarafından muayene edilen hastalarımız; diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist tarafından düzenli olarak değerlendirilmektedir. Hastalarımız diyet ve egzersiz programlarına dâhil edilmekte, ihtiyaç duyulan vakalar için medikal tedavi önerilerinde bulunulmaktadır. Bu tedavilerin yetersiz kaldığı hasta grupları ise; gastroenteroloji cerrahisi, genel cerrahi, endokrinoloji ve dâhiliye uzmanlarının bulunduğu cerrahi konseyimiz tarafından değerlendirilerek, cerrahi kararı verilebilmektedir.” dedi. 200’den Fazla Hastalığın Sebebi Obeziteyi bir hastalık olarak fark edip, mücadeleye çocuklardan başlanması gerektiğinin altını çizen Koca, “Biz obeziteyi bir hastalık olarak algılamakta maalesef çok geç kaldık. Obeziteyi adeta normalin bir varyasyonu gibi değerlendiriyoruz; 'Kahverengi gözlü, yeşil gözlü veya obez' diyerek normalleştiriyoruz. Oysa obezite, 200’den fazla hastalığa sebep olduğu bilinen çok önemli bir hastalıktır. Dünya istatistikleri, sağlık harcamalarının en fazla yapıldığı alanın obezite kaynaklı sorunlar olduğunu açıkça göstermektedir. Diyabet, hipertansiyon, koroner arter hastalığı, osteoartrit ve obstrüktif uyku apnesi gibi 200’den fazla hastalığın temel sebebi obezitedir." şeklinde konuştu. Koca son olarak, obezite merkezinde tedavisi tamamlanan bireyleri, Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirdiklerini ve diyetisyen eşliğinde sağlıklı beslenme alışkanlıklarını devam ettirmelerini tavsiye ettiklerini sözlerine ekledi. 11 Ayda 30 Kilo Verdi Yalova’dan gelerek obezite merkezine başvuran 33 yaşındaki Şeyma Taşan, 11 aylık süreçte yaşadığı büyük değişimi anlattı. Merkeze bir arkadaş tavsiyesiyle geldiğini belirten Taşan, "Yaklaşık 11 aydır bu obezite ünitesine devam ediyorum ve bu süreçte 30 kilo verdim. Aldığım hizmetten çok memnunum; buradaki ekip her geldiğimde çok ilgili. Tedavi sürecimiz başladığında önce mevcut rahatsızlıklarım iyileştirildi, ardından diyetisyen yardımıyla kilo verme aşamasına geçtik. 30 kilo verdiğim için çok mutluyum ve şu an bu kiloyu korumaya çalışıyorum. Beslenme alışkanlıklarım tamamen değişti, hayata bakışım ve öz güvenim tazelendi. Artık çocuklarımla daha fazla vakit geçirebiliyor, spor yapabiliyorum. Spor artık hayatımın merkezinde. Buraya gelmek, hayatımda yaptığım en iyi işlerden biri oldu." diye kullandı. “Hayat Kalitem Arttı” Merkeze başvuran ve 6 ayda 20 kilo veren bir diğer hasta Arzu Ordu ise obezitenin bir hastalık olduğunu buraya geldikten sonra öğrendiğini ifade etti. Merkeze başvurmak isteyip de çekingen davrananlara seslenen Ordu, "Başta çok çekinmiştim ancak buradaki ilgiyi görünce tüm kaygılarım geçti. Dört farklı doktorun bir arada çalışması, diyetisyenin sağlıklı beslenmeyi öğretmesi ve psikoloğun yeme krizlerine karşı verdiği destek çok kıymetli. Burası insana 'Her ay düzenli geleyim, tedavi olayım' dedirtiyor. Kilo verdikten sonra hayat kalitem arttı. Her ay randevu tarihimin gelmesini ve verdiğim kilolarla doktorlardan tebrik almayı büyük bir motivasyonla bekliyorum." ifadelerini kullandı.

Türkiye Obezitede Avrupa Birincisi... Haber

Türkiye Obezitede Avrupa Birincisi...

Obezite'nin vücuttaki aşırı yağ birikimi olduğunu dile getiren Yaman, “ Temel olarak vücut kitle indeksinin 30’un üzerinde olması obezite olarak değerlendirilir. Dünya sağlık örgütü obeziteyi 21. yüzyılın en önemli sağlık problemlerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Çünkü dünyada yaklaşık 650 milyon obez olduğu öngörülmektedir. Vücut kitle indeksi 35’in üzerinde iken obeziteye bağlı ek hastalıkları (insülin direnci, diyabet, karaciğer yağlanması, hipertansiyon gibi) olan veya vücut kitle indeksi 40’ın üzerinde olan bireylerde obezite cerrahisi hala dünyadaki en başarılı tedavi yöntemidir. Tüp mide ameliyatı tüm dünyada en sık uygulanan ameliyat yöntemidir. Laparoskopik olarak 1999 yılında ilk olarak uygulanmış ve özellikle 2009 yılı sonrasında yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır” diye konuştu. OPERASYON BAŞARILI SONUÇLAR VERİYOR Tüp mide ameliyatlarının diğer yöntemlere göre daha sık uygulandığını ifade eden Doç Dr. İsmail Yaman, “Bunun birinci sebebi ameliyat süresinin kısa olması dolayısı ile erken dönemde risklerinin çok daha düşük olmasıdır. İkinci de sebebi fizyolojiye uygun bir ameliyat olduğu için uzun dönemde belirgin bir yan etkisinin bulunmamasıdır. Tüp mide cerrahisinde yapılan işlem, midenin yaklaşık yüzde 80-85 küçültülmesidir. Bu müdahale üç farklı mekanizma ile çalışır. Midenin açlık hormonu (ghrelin) salgılayan tepe kısmı çıkarılır. Ghrelin miktarı belirgin azaldığı için açlık hissi de belirgin olarak azalır. Mide hacmi 1000-1500 cc’den yaklaşık 100-150 cc’ye düşer. Dolayısıyla az miktarda yemekle tokluk hissi oluşur. GLP, Peptid Y gibi hormonların salınımı artar böylece insülin direnci hastalığında hatta uygun bireylerde tip2 diyabet konusunda tedavi imkanı sağlar” dedi. UYGUN OLAN BİREYLER AMELİYATA ALINIYOR Yalnızca bu operasyona uygun olanların tüp mide ameliyatı olabileceğini vurgulayan Yaman, “Ameliyat öncesinde ameliyat olmayı düşünen bireylerle görüşme sağlanarak işlem ve sonrasındaki dikkat edilmesi gereken konularla ilgili ayrıntılı bilgilendirme yapılır. Sonrasında ayrıntılı testler ve konsültasyonlar yapılır. Uygun olan bireyler ameliyata alınır. Ameliyat laparoskopik (kapalı) yöntemle yapılır ve yaklaşık 40 dakika sürer. Ameliyat sonrası iki gece yatış yapılır. Masa başı işi olan bireyler ortalama bir haftada işlerine dönebilirler. Taburculuktan hemen sonra dışarda yürüyüşler başlanabilir. 15. günde basit kol ve bacak egzersizleri başlanabilir. Birinci aydan sonra (her karın ameliyatında olduğu gibi) mekik çekmek ve boks gibi travmaya açık sporlar hariç her tür spor serbesttir” ifadelerini kullandı.

Kontrolsüz tatlı tüketimi kan şekerini zorluyor Haber

Kontrolsüz tatlı tüketimi kan şekerini zorluyor

Türkiye’de 2024 verileriyle 12 milyondan fazla diyabet hastası bulunduğunu belirten Prof. Dr. Fulya Akın, Ramazan’da özellikle iftar sonrasında tatlı ve hamur işi tüketiminde belirgin bir artış yaşandığına dikkati çekerek, şerbetli ve yoğun karbonhidrat içeren tatlılar kan şekerini kısa sürede hızla yükseltebilir, ardından ani düşüşlere yol açarak dalgalanmalara neden olabileceğini söyledi. Söz konusu durumun diyabet hastaları açısından ciddi risk oluşturur ve kan şekeri kontrolünü zorlaştırdığını ifade eden Prof. Dr. Akın, "Bu nedenle diyabet hastaları oruç tutmadan önce mutlaka doktor kontrolünden geçmeli. Özellikle Tip 1 diyabeti olanlara ve kan şekeri kontrolü sağlanamayan Tip 2 hastalarına oruç önermiyoruz” dedi. Oruç süresince beslenme alışkanlıklarının daha planlı olması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Akın, “Ramazan ayı boyunca mideyi uzun süre tok tutan, sindirimi daha yavaş olan, protein ve liften zengin besinler tercih edilmeli. İftarda uzun saatlerin ardından bir anda kızartma gibi ağır yemeklere yüklenmek yerine hafif bir başlangıç yapmak ve ana yemeği yavaş yavaş tüketmek kan şekerinin ani yükselmesini engellemeye yardımcı olur. Beyaz ekmek, pizza, makarna ve pasta gibi rafine karbonhidratların fazla tüketilmesi kan şekeri dengesini bozabilir, bu nedenle bu besin türlerinin de porsiyon kontrolü kıymetli. Ayrıca iftar ile sahur arasında yeterli su içmek hem vücudun susuz kalmasını önler hem de gün içindeki kan şekeri dalgalanmalarını azaltmaya destek olur” diye konuştu. Prof. Dr. Fulya Akın, kan şekerindeki ani değişimlerin hem anne, hem de bebeğin sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirterek, "Bu nedenle hamile diyabet hastalarına ve böbrek yetmezliği bulunan diyabetlilere oruç tutmalarını önermiyoruz. Ayrıca böbrek hastalığı olan kişilerde kan şekeri düşüklüğü riski de daha yüksek olabilir” dedi.

Uzmanı uyardı: Sahuru atlamayın, iftarı yavaş yapın Haber

Uzmanı uyardı: Sahuru atlamayın, iftarı yavaş yapın

Ramazan döneminde sahura kalkmamak, karbonhidrat ağırlıklı beslenmek, kısa sürede aşırı su tüketmek ve kafeinli içeceklere yönelmek en sık yapılan hatalar arasında yer alıyor. Ümit Aktaş, bu alışkanlıkların kan şekeri dalgalanmalarına, gün içinde enerji düşüşüne ve susuzluk hissinin artmasına neden olduğunu söyledi. SAHURDA PROTEİN VE SAĞLIKLI YAĞ VURGUSU Dr. Aktaş, sahur öğününün mutlaka yapılması gerektiğini belirterek, “Sahur yapılmadan tutulan oruç ani kan şekeri düşüşlerine yol açabilir” dedi. Karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin daha çabuk acıkmaya neden olduğunu ifade eden Aktaş, unlu ve şekerli gıdaların kan şekerini hızla yükseltip düşürdüğünü, buna karşılık protein ve sağlıklı yağların uzun süre tokluk sağladığını dile getirdi. Sahurda yumurta, peynir, zeytin, fermente gıdalar ve sebzelerin tercih edilmesini öneren Aktaş, çay ve kahvenin sınırlı tüketilmesi gerektiğini, suyun ise iftardan sahura kadar zamana yayılarak içilmesinin daha doğru olacağını vurguladı. “İFTARI İKİYE BÖLÜN” Uzun süren açlığın ardından iftarda ağır ve hızlı yemek tüketmenin metabolizma üzerinde ani yük oluşturduğunu belirten Aktaş, iftarın aşamalı yapılması gerektiğini söyledi. “Orucu hurma veya zeytinle açıp bir kase çorba içtikten sonra yaklaşık 20 dakika ara vermek hem iştah kontrolünü sağlar hem de kan şekeri dengesini korur” diyen Aktaş, hızlı ve kontrolsüz beslenmenin kalp-damar sistemi açısından risk oluşturabileceği uyarısında bulundu. Ana öğünde kemikli et yemekleri, zeytinyağlı sebzeler, salata ve fermente gıdaların sindirim açısından daha uygun olduğunu belirten Aktaş, hamur işi ve yoğun tatlı tüketiminin ertesi gün susuzluk hissini artırabileceğini kaydetti. SU TÜKETİMİNDE ZAMANLAMA ÖNEMLİ İftardan sahura kadar düzenli aralıklarla su içilmesi gerektiğini hatırlatan Aktaş, kısa sürede aşırı su tüketmenin doğru olmadığını söyledi. “Bir anda alınan yüksek miktardaki su hızla atılır ve sindirimi zorlaştırabilir” diyen Aktaş, en doğru yöntemin iftardan sonra başlayarak sahura kadar her yarım saat ya da bir saat arayla bir bardak su içmek olduğunu ifade etti. Kafeinli içeceklerin diüretik etkisi nedeniyle vücuttan su atılımını artırdığını da sözlerine ekledi. TATLIDA ÖLÇÜ, SAĞLIKTA DENGE Şekerli gıdaların mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğini belirten Aktaş, tercih edilecekse meyve bazlı ve küçük porsiyonlu tatlıların daha dengeli bir seçenek olacağını söyledi. Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, insülin kullanan diyabet hastaları, ciddi kalp-damar rahatsızlığı bulunanlar, kanser tedavisi görenler, hamileler ve yeni doğum yapmış annelerin oruç tutmadan önce mutlaka hekim görüşü alması gerektiğini vurguladı. Uzmanlara göre; sahuru atlamamak, protein ve sağlıklı yağ ağırlıklı beslenmek, iftarı kontrollü yapmak, suyu zamana yayarak tüketmek ve hafif fiziksel aktiviteyi sürdürmek Ramazan sürecinin daha rahat geçirilmesine katkı sağlıyor. Dr. Ümit Aktaş, bilinçli beslenme alışkanlıklarının yalnızca Ramazan’da değil, yıl boyunca sağlığın korunmasında belirleyici rol oynadığını ifade etti.

Oruç diyabeti nasıl etkiler? Uzmandan açıklama... Haber

Oruç diyabeti nasıl etkiler? Uzmandan açıklama...

Doç. Dr. Pınar Köksal, uzun süreli açlığın diyabet hastalarında kan şekerinde ciddi düşüşlere yol açabileceğini ifade etti. Ancak bu riskin kişiden kişiye değiştiğini söyleyen Köksal diyabetin tipi, kullanılan ilaçlar, kan şekeri kontrolü, eşlik eden hipertansiyon ya da kalp hastalığı gibi faktörlerin belirleyici olduğunu dile getirdi. Kan şekeri düzenli seyreden ve doktoru tarafından uygun görülen hastaların, gerekli önlemleri alarak oruç tutabileceğini belirten Köksal, bu süreçte kan şekeri takibinin aksatılmaması gerektiğini söyledi. Parmaktan ölçümlerin düzenli yapılmasının önemine dikkat çeken Köksal, hipoglisemi riskini artırabileceği için ağır ve yoğun egzersizlerden kaçınılmasını önerdi. Beslenme düzeninin de Ramazan boyunca titizlikle planlanması gerektiğini aktaran Köksal, sahurda uzun süre tokluk sağlayacak, lif oranı yüksek gıdaların tercih edilmesini tavsiye etti. Çavdar ya da tam buğday ekmeği, az yağlı peynir, yumurta, zeytin, bol yeşillik, süt veya ayran ile bir porsiyon meyvenin dengeli bir sahur alternatifi olabileceğini belirtti. İftarda ise ani kan şekeri yükselmelerinin önüne geçmek için orucun önce salata ve bir kase çorba ile açılmasını, ardından 10-15 dakika ara vererek ana yemeğe geçilmesini önerdi. Gece ara öğününde ise meyve, süt, yoğurt ve az miktarda kuruyemiş gibi besinlerin tercih edilebileceğini ifade etti. Sıvı tüketiminin de ihmal edilmemesi gerektiğini hatırlatan Köksal, iftardan sahura kadar bol su içilmesini; bunun yanında şekersiz komposto, ayran, süt ve şekersiz çay gibi içeceklerin tercih edilmesini tavsiye etti. Uzmanlara göre diyabet hastaları için Ramazan’da en kritik nokta, bireysel değerlendirme ve düzenli takip. Doktor kontrolü olmadan alınan kararlar ise ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.

KALP HASTALARINA RAMAZAN’A ÖZEL 10 ÖNEMLİ ÖNERİ! Haber

KALP HASTALARINA RAMAZAN’A ÖZEL 10 ÖNEMLİ ÖNERİ!

Ramazan’ın gelmesiyle birlikte oruç tutmak isteyen pek çok kalp hastası sağlık durumlarının oruç tutmaya elverişli olup olmadığını araştırıyor. Kimileri de “Yaz aylarında bile tuttum, olumsuz bir şey olmadı, kışın daha rahat” diyerek, doktoruna danışmaya gerek görmüyor. Ancak dikkat! Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut “Kardiyovasküler açıdan riskli olan bir hastanın doktoruna danışmadan oruç tutması ciddi sorunlara neden olabilir. Bu nedenle mutlaka hekimleri ile görüşüp karar vermelidirler. Özellikle diyabet (şeker), tansiyon ve kolesterol ilacı kullanan kişiler ilaçlara Ramazan’da da devam etmelidir. Kontrolsüz şeker, tansiyon ve kolesterol kalp krizini tetikleyen temel hastalıklardır” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, orucun hangi kalp hastalıklarında tutulabileceğini, kimler için riskli olabileceğini anlattı, oruç tutmak isteyen kalp hastalarına önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. Kış aylarında oruç tutmak yaz mevsimine göre daha rahat olsa da, kalp ve damar hastalığı olan kişilerin oruç tutmadan önce mutlaka hekim tarafından değerlendirilmesi ve birlikte karar verilmesi gerekiyor. Oruç tutmanın hem beden hem de ruh sağlığımızı olumlu yönde etkilediğini, vücudu tetikte tutan uyarıcı etkiye sahip sempatik sinir sisteminin baskılanması sonucu kalp hızında ve özellikle büyük tansiyonda azalma gözlemlendiğini belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, “Kalp hastalıklarında sıklıkla gelişen psikolojik bozukluk ve depresyon durumu da oruçla birlikte düzelir. Hasta ‘kalp hastası oldum, yarım adam oldum’ psikolojisinden çıkar. Kalp hızındaki azalma ve tansiyonda oluşacak düşme ile hastalarda göğüs ağrısı, nefes darlığı gibi şikayetler azalacaktır. Diyabet (şeker) ve kolesterol kontrolü kolaylaşacak ve damar sağlığında iyileşme olacaktır” diyor. Ancak hemen ardından uyarıyor! Hangi kalp hastaları oruç tutmamalı? Kardiyovasküler açıdan riskli olan bir hastanın doktoruna danışmadan oruç tutmasının ciddi sorunlara yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Karabulut “Oruç sadece sağlıklı kişilere farz kılınmıştır. Bu nedenle kronik hastalığı olanların mutlaka hekimlerinden onay almaları gerekir. Özellikle diyabet, tansiyon ve kolesterol ilacı kullananlar ilaçlara Ramazan’da da devam etmelidir. Kontrolsüz diyabet (şeker), tansiyon ve kolesterol kalp krizini tetikleyen temel hastalıklardır” derken, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ciddi kalp yetersizliği, tedavi edilmemiş damar darlığı, ilerlemiş kapak hastalığı, yüksek tansiyonu olanlara, ilaç kullanması şart olup buna karşın ilaç saatleri iftar ve sahura göre ayarlanamayan hastalara, kalp ameliyatı ya da balon stent işleminin üzerinden 3 ay geçmemiş kişilere oruç tutmaları önerilmez.” Bu hastalar oruç tutabilir ama önce… Oruç tutabilecek durumda olan kalp hastalarının da bazı noktalara dikkat etmeleri gerektiğini belirten Prof. Dr. Karabulut bu kişileri şöyle açıklıyor: “Tansiyonu kontrol altına alınmış olanlar, damar sertliği olsa da herhangi bir şikayete yol açmayanlar, hafif düzeydeki kalp kapak hastalıkları, iyi huylu ritim bozukluğu, hafif düzeyde kalp yetersizliği, ılımlı seyreden diyabeti olanların, doktor kontrolünde de bir risk görülmediyse oruç tutmasında sakınca yoktur. Ancak özellikle iftar sofrasında bazı kurallara mutlaka dikkat etmeleri gerekir.” Oruç tutacak kalp hastaları bu 10 öneriye dikkat! Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, ağır iftar sofralarında aşırı tüketimin kalp krizi riskini artırdığını belirtirken, 10 önemli öneride bulunuyor; Özellikle iftarda mideye bir anda yüklenilmesi; tansiyonu yükseltir, çarpıntıya yol açar, kalp krizi riskini artırır! Yemeği yavaş yiyin ve midenizi zorlamayın.İlaç kullanımı sıklıkla aksatılıyor. Doktorunuzla birlikte ilaçlarınızın saatlerini belirleyip mutlaka düzenli kullanın. Kontrolsüz şeker, tansiyon ve kolesterol kalp krizini tetikleyen temel hastalıklar olduğundan, özellikle bu ilaçlarınızı kesinlikle aksatmayın. İftarı sigara ile açmak gibi bir hataya düşmeyin. İftarı suyla açın, bu ayı sigarayı bırakmak için fırsat olarak değerlendirin.Sık yapılan hatalardan biri de; pideyi abartmak. Beyaz un kalbin en büyük düşmanlarından biridir. Bu nedenle Ramazan pidesini küçük bir dilimle sınırlayın, tam tahıllı ekmek tercih edin. Kızartma ve yağlı yiyeceklerden uzak durun, iftariyelik yerine salata ve ana yemek tüketin. Şerbetli tatlıdan uzak durun, sütlü tatlı tercih edin ama aşırıya kaçmayın. Ramazan’da tuz tüketimi artıyor ancak unutmayın ki; aşırı tuz tansiyon ve kalp krizi riskini artırıyor! Bu nedenle sofraya tuz koymayın. Ramazan’da şerbetli içeceklerin tüketimi artıyor, azalan su tüketimi damarlarda pıhtıya yol açabiliyor. Şerbet ve gazlı içecek yerine su için. İftar ile sahur arası mutlaka 1,5 litre su tüketin.Sahura ya bilinçli kalkılmıyor ya da kaçırılabiliyor. Ancak sahur yemeğini atlamak tansiyon ataklarına yol açarken, kalp krizi riskini artırabiliyor. Bu nedenle mutlaka sahura kalkın. Sahurda bir çay tabağı ceviz/badem veya fındık tüketmek damar sağlığını korur. Çay ve kahve yerine mutlaka su için. Sahura kalkamayan kalp hastaları oruç tutmada ısrarcı olmamalıdır. Uykusuzluk kalp sağlığını olumsuz etkiler. Sahur ile bölünecek uyku, akşam yatağa daha erken gidilerek telafi edilebilir. Gündüz saatlerinde uyumak isterseniz bir saati aşmayın çünkü daha fazla uyku, gece uykusunu bozar ve kalbi olumsuz etkileyebilir. İftar sonrası hemen uzanmak kalbi de olumsuz etkileyebileceğinden dolayı mutlaka kısa süreli de olsa yürüyüş yapın.

Sinir sıkışmaları ihmal edilirse kalıcı hasara yol açabiliyor Haber

Sinir sıkışmaları ihmal edilirse kalıcı hasara yol açabiliyor

Sinir sıkışmalarının vücudun farklı bölgelerinde ortaya çıkabildiğini vurgulayan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, "El bileğinde median sinirin sıkışmasıyla oluşan Karpal Tünel Sendromu en sık karşılaştığımız tablodur. Bunun yanı sıra dirsek bölgesindeki ulnar sinir ve diz yan kısmındaki peronel sinir sıkışmaları da toplumda oldukça yaygın görülüyor. Hasta şikayetleri etkilenen sinire göre değişkenlik gösterebilir. Şikayetler genellikle uyuşukluk, ağrı, keçeleşme ile başlar. İlerlediğinde güçsüzlük ve kaslarda erime meydana gelebilir” dedi. Sinir sıkışmasında diyabet, tiroit hastalıkları, romatizma, menopoz, obezite ve hamileliğin temel risk faktörleri arasında yer aldığını paylaşan Prof. Dr. Selçuk Göçmen; cisimlerin şiddetli şekilde tutulması, bileğin aşırı bükülmesi, yanlış yatış/oturuş pozisyonları ve ani kilo kayıplarının da sorunu tetikleyebileceğini hatırlattı. GÜÇ KAYBI VARSA AMELİYAT ŞART! Hafif ve orta düzey vakalarda ilaç, istirahat ve fizik tedavi gibi yöntemlerin uygulandığını vurgulayan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Eğer hastalar istirahat, rehabilitasyon veya diğer tedavilerle iyileşmezse ve tetkiklerde ağır düzeyde sinir sıkışıklığı saptanmışsa cerrahi tedavi yapılması uygun olabilir. Yaklaşık 30 dakika süren ve genellikle lokal anesteziyle yapılan operasyonlarda, sinir üzerindeki baskı açık veya endoskopik yani kameralı yöntemlerle kaldırılır. Hastalar aynı gün taburcu edilerek sosyal yaşamlarına hızla dönebilir” dedi. SİNİRLERİ KORUMANIN 7 YOLU Duruş ve oturuş pozisyonlarına dikkat edin. Klavye/fare kullanırken bileklerinizi uzun süre bükülü tutmayın. Dirseklerinizi sert zemine dayamayın. Ev işlerinde sık sık mola verin. Ellerinizle ağır yük taşımaktan kaçının. Düzenli germe ve esneme egzersizleri yapın. Diyabet, guatr ve romatizma kontrollerinizi aksatmayın.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.