Hava Durumu

#Çocuk Sağlığı

- Çocuk Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çocuk Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sağlıklı yaşlanmanın temelleri çocuklukta atılıyor Haber

Sağlıklı yaşlanmanın temelleri çocuklukta atılıyor

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nil Sarıçiçek, erken yaşam dönemindeki deneyimlerin bireyin gelecekteki sağlık durumu üzerinde önemli etkiler bırakabileceğine dikkat çekti. Çocuk sağlığına yönelik bakış açısının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Sarıçiçek, “Çocukluk, yaşlanmadan önceki dönem değildir. Sağlıklı yaşlanmanın biyolojik altyapısının şekillendiği en önemli yaşam evrelerinden biridir” dedi. TAM OLARAK NE ZAMAN YAŞLANMAYA BAŞLIYORUZ? Menopozda mı? Yakın gözlüğümüzü ilk taktığımızda mı? Gürültülü ortamlara tahammülümüz azaldığında mı? Yoksa alışverişlerde tercihimiz bikiniden mayoya döndüğünde mi? Peki ya yaşlanma sandığımızdan çok daha önce, henüz anne karnındayken başlayan biyolojik bir süreçse? Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nil Sarıçiçek, yaşlanmanın yalnızca ileri yaşlarda ortaya çıkan fiziksel değişimlerden ibaret olmadığını belirterek, yaşamın ilk dönemlerindeki deneyimlerin gelecekteki sağlık üzerinde önemli etkileri olabileceğine dikkat çekiyor. Sarıçiçek, “Bugün yaşadığımız bazı sağlık sorunlarının temelleri, yaşamın ilk dönemlerinde karşılaştığımız ve çoğu zaman farkına bile varmadığımız deneyimlerle ilişkili olabilir. Bu nedenle sağlığı yalnızca bugünkü belirtiler üzerinden değil, yaşam boyu süren bir süreç olarak değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullanıyor. “ANNE KARNINDAKİ KOŞULLAR BİLE BİYOLOJİK YAŞLANMA SÜREÇLERİYLE İLİŞKİLİ OLABİLİR” 2023 yılında yayımlanan Early Origins of Health and Disease Risk: The Need to Investigate Adverse Exposures and Biological Aging Across the Prenatal, Childhood, and Adolescent Periods başlıklı bilimsel makale, anne karnından ergenliğe uzanan dönemdeki olumsuz yaşam koşulları ile biyolojik yaşlanma arasındaki ilişkinin araştırılması gerektiğine dikkat çekiyor. Makalenin ortaya koyduğu bilimsel çerçeveye işaret eden Dr. Nil Sarıçiçek, telomerlerin bu alandaki önemli biyolojik göstergelerden biri olduğunu belirtiyor. Kromozomların uçlarını koruyan telomerler, hücre bölünmeleri sırasında genellikle kısalıyor. Telomer uzunluğu ve kısalma hızı, hücresel yaşlanma süreçlerini anlamaya yardımcı olan göstergeler arasında bulunuyor. Sarıçiçek, gebelik döneminde yaşanan yoğun stres, anksiyete ve depresyon; sosyoekonomik güçlükler, beslenme sorunları, şiddete maruz kalma ve aile içi çatışmalar gibi etkenlerin yanı sıra çocukluk dönemindeki kronik stres, ihmal, kötü muamele ve olumsuz çevresel koşulların da telomer uzunluğu ve telomer kısalmasıyla ilişkili olabildiğini vurguluyor. “Bu bulgular bize çocuk sağlığının yalnızca fiziksel büyüme ve gelişimden ibaret olmadığını hatırlatıyor. Çocuğun içinde büyüdüğü çevre, yaşadığı stres ve kendini ne kadar güvende hissettiği, yaşam boyu sağlık açısından önem taşıyor.” “TAKVİM YAŞI İLE BİYOLOJİK YAŞ AYNI ŞEY DEĞİL” Dr. Nil Sarıçiçek, çocuk sağlığında dikkate alınması gereken bir diğer kavramın epigenetik yaşlanma olduğunu belirtiyor. Epigenetik yaşlanma göstergeleri, hücrelerin biyolojik yaşına ve yaşlanma süreçlerine ilişkin bilgi sağlayabiliyor. Araştırmalar, erken yaşam deneyimleri ile bu göstergeler arasında da ilişkiler bulunabileceğine işaret ediyor. Sarıçiçek, konuyu şöyle açıklıyor: “Bir çocuğun takvim yaşı sekiz olabilir. Ancak biyolojik süreçleri, aynı yaştaki başka bir çocuğunkinden farklılık gösterebilir. Erken dönemde yaşanan olumsuzluklar, bazı çocuklarda hızlanmış biyolojik yaşlanma göstergeleriyle ilişkili olabilir. Elbette bu, olumsuz deneyimler yaşayan her çocuğun biyolojik olarak daha yaşlı olduğu veya gelecekte mutlaka hastalanacağı anlamına gelmez. Burada önemli olan, erken yaşam koşullarının gelecekteki sağlık riskleriyle ilişkisini anlayabilmek ve önlenebilir riskleri azaltabilmektir.” SAĞLIKLI YAŞLANMANIN TEMELİ ÇOCUKLUKTA ATILIYOR Dr. Nil Sarıçiçek, sağlıklı yaşlanmayı destekleyen yaklaşımın tek bir biyolojik ölçüme indirgenemeyeceğini; çocuğun fiziksel, psikolojik ve sosyal iyilik hâlinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Yeterli ve dengeli beslenme, kaliteli uyku, düzenli fiziksel hareket, metabolik sağlık, stresle baş etme becerileri, güçlü sosyal bağlar ve güvenli bir çevre, çocukların uzun vadeli sağlık kapasitesini destekleyen temel unsurlar arasında yer alıyor. Sarıçiçek, çocuk sağlığına ilişkin temel sorunun yeniden düşünülmesi gerektiğini belirterek sözlerini şöyle tamamlıyor: “Eskiden ‘Çocuğunuz sağlıklı mı?’ diye soruyorduk. Bugün bu soruya bir yenisini daha eklemeliyiz: ‘Çocuğumuzun sağlıklı bir geleceğe hazırlanması için neler yapıyoruz?’ Çünkü sağlıklı yaşlanma yalnızca ileri yaşlarda alınacak önlemlerle ilgili değildir. Yaşamın en erken dönemlerinden itibaren şekillenen biyolojik, psikolojik ve sosyal koşullarla da yakından ilişkilidir. Çocukluk, yaşlanmadan önceki dönem değildir. Sağlıklı yaşlanmanın biyolojik altyapısının şekillendiği, geleceğin sağlığına yatırım yapabileceğimiz en önemli yaşam evrelerinden biridir.”

Okul kantinlerinde sağlıklı seçenekler cazip hale getirilmeli! Haber

Okul kantinlerinde sağlıklı seçenekler cazip hale getirilmeli!

Üsküdar Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, okul kantinlerinde satılacak gıdalara ilişkin güncellenen kriterleri, çocuklara sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılması ve kantin ürünlerine ekonomik erişim konularını değerlendirdi. “Beslenme davranışı yetişkinlikte birdenbire oluşmuyor” Okul kantinlerine yönelik düzenlemelerin çocukların bugünkü sağlığının yanı sıra gelecekteki beslenme alışkanlıkları açısından da önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Müge Arslan, “Beslenme davranışı yetişkinlikte birdenbire oluşan bir davranış değildir. Porsiyon kontrolü, besin tercihleri ve hangi besinlerin günlük yaşamda öncelikli hale getirileceği çocukluk ve ergenlik döneminde şekillenir. Beslenme davranışı bu süreçte oluşur.” dedi. Çocukluk döneminde atılan adımların yaşamın ilerleyen yıllarına da yansıdığını vurgulayan Prof. Dr. Arslan, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının erken yaşlarda desteklenmesi gerektiğini kaydetti. Çocuklukta kazanılan alışkanlıklar gelecekteki sağlığı da etkiliyor Çocukluk çağı obezitesine dikkat çeken Prof. Dr. Müge Arslan, okul ortamında sağlıklı besin seçeneklerinin sunulmasının uzun vadeli bir koruyucu sağlık yaklaşımı olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Arslan, “Çocukluk çağında atılan bu adım hem çocuk sağlığı açısından hem de ileride yetişkinlik ve yaşlılık süreçlerinde sağlıksız beslenmeye paralel oluşabilecek, başta obezite olmak üzere kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve hipertansiyon gibi pek çok sağlık sorununa karşı koruyucu bir uygulamadır. Bu nedenle çok yönlü değerlendirilmesi gerekir.” dedi. Amaç, sağlıklı besin tercihine yönelik farkındalık kazandırma Sağlıklı tercihlerin gerekçelerinin anlatılmasının önemine işaret eden Prof. Dr. Müge Arslan, “Aslında uygulamadaki amaç yasak değil, çocuğun sağlıklı besin tercihine yönelebilme farkındalığını artırmak. Bu çok önemli.” diye konuştu. Gıdaların değerlendirilmesinde içeriklerinin önem taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Arslan; şeker, tuz ve doymuş yağ miktarları ile lif, protein ve meyve içeriğinin dikkate alınması gereken unsurlar arasında yer aldığını söyledi. Sağlıklı seçenekler çocuklar için cazip hale getirilmeli Kantinlerde sunulan alternatiflerin çocukların severek tercih edebileceği biçimde hazırlanması gerektiğini belirten Prof. Dr. Müge Arslan, alışılmış ürünlerin içerik ve hazırlanma yöntemlerinin değiştirilebileceğini anlattı. Prof. Dr. Arslan, şu önerilerde bulundu: “Çocuklara verilen besinlerin daha albenili, cazip hale getirilmesi lazım. Yine tost ya da poğaça olabilir ama bunların sağlıklı yöntemlerle yapılması gerekiyor. Beyaz un yerine tam tahıllı un kullanılabilir. İçerisine koyulan yağ açısından da katı yağlar yerine zeytinyağı ile yapılan ürünler tercih edilebilir.” Hamburger gibi çocukların ilgi gösterdiği ürünlerde de ekmek seçiminin ve pişirme yönteminin gözden geçirilebileceğini dile getiren Prof. Dr. Arslan, sağlıklı alternatifler oluşturulurken çocukların tercih ve beklentilerinin de dikkate alınması gerektiğini ifade etti. Gazlı içecekler yerine ayran ve kefir sunulabilir İçecek seçeneklerinin de sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılmasında önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Müge Arslan, “Kolalı, gazlı içecekler yerine ayran ve kefir olabilir.” dedi. Yiyeceklerin hazırlanmasında kullanılan yöntemlerin değiştirilmesiyle de alternatifler oluşturulabileceğini belirten Prof. Dr. Arslan, şöyle devam etti: “Derin yağda kızartma yerine baharatlandırılarak fırınlanmış patates sunulabilir. Köfteleri, hamburger köftesini yağda kızartmak yerine yine fırınlayarak sunum yapılabilir. Bunlar çocuklar için daha sağlıklı seçenekler oluyor.” “Gıdaya eşit erişimin sağlanması çok önemli” Kantin fiyatlarını da değerlendiren Prof. Dr. Müge Arslan, sağlıklı ürünlerin sunulmasının yanında çocukların bu ürünleri satın alabilmesinin de önem taşıdığını vurguladı. Prof. Dr. Arslan, “Özellikle çocukların erişebileceği ürünlerin biraz daha düşük fiyatlı olmasını tercih ederim. Çünkü gıdaya eşit erişimin sağlanması çok önemli.” ifadelerini kullandı. Ailelerin ekonomik koşullarının farklı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Arslan, evde sağlıklı besin hazırlama ve çocuğa sunma imkânlarının sınırlı kaldığı durumlarda okulun bu açığı kapatması gerektiğini söyledi. Kantin fiyatlarında çocukların erişimi gözetilmeli Prof. Dr. Müge Arslan, her ailenin kantinde satılan ürünleri karşılayamayabileceğini belirterek, “Besine eşit erişimin sağlanması gerekiyor, bu çok önemli. Besinlerin her çocuk için eşit erişimi sağlayacak ücretlerde olması lazım. Enflasyon yükseliyor olabilir ama okullarda fiyat uygulaması açısından farklı bir yaklaşım düşünülmeli.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Çocuklarda odaklanma sorununun nedeni yalnızca ekran olmayabilir Haber

Çocuklarda odaklanma sorununun nedeni yalnızca ekran olmayabilir

Telefon, tablet ve sürekli değişen dijital uyaranlarla büyüyen çocuklarda odaklanma sorunu ailelerin giderek daha fazla gündemine giriyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Doğan, her dikkat dağınıklığının bir hastalık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, uyku, beslenme, fiziksel aktivite ve ekran kullanım alışkanlıklarının birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. “SORUN SADECE EKRAN SÜRESİ DEĞİL” Dr. Doğan, ekran başında geçirilen sürenin tek başına yeterli bir gösterge olmadığını ifade ederek, asıl önemli olanın ekranın hangi alışkanlıkların yerini aldığına bakmak olduğunu söyledi. Doğan, “Uyku mu azalıyor, hareket mi azalıyor, aile içindeki sohbet, kitap okuma veya oyun zamanı mı ortadan kalkıyor? Ekranı bu bütünlük içinde değerlendirmek gerekiyor” dedi. Kısa video içeriklerinin çocukları sürekli değişen uyaranlarla karşı karşıya bıraktığını belirten Doğan, kitap okuma, öğretmeni dinleme, problem çözme ve ödev yapma gibi etkinliklerin ise daha uzun süreli zihinsel çaba gerektirdiğini kaydetti. HER DİKKAT DAĞINIKLIĞI DEHB DEĞİL Çocuklarda görülen odaklanma problemlerinin hemen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olarak yorumlanmaması gerektiğini söyleyen Doğan, uyku yetersizliği, düzensiz beslenme, hareketsizlik, yoğun ekran kullanımı ve stresin de dikkat performansını etkileyebileceğini belirtti. Uzun süredir devam eden, okul başarısını, aile ilişkilerini veya günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyen sorunlarda profesyonel değerlendirme alınmasının önemli olduğunu vurgulayan Doğan, “Amaç çocuğa hemen bir etiket koymak değil, sorunun kaynağını doğru anlamaktır” ifadelerini kullandı. UYKU, BESLENME VE HAREKET ÖNEMLİ Dr. Doğan, çocukların bilişsel performansında dengeli beslenme, düzenli uyku ve fiziksel hareketin önemine dikkat çekti. Çocukların gelişim dönemlerine göre ihtiyaçların farklılaşabileceğini belirten Doğan, takviye ürünlerin ise ancak uygun kullanım çerçevesinde ve sağlık profesyonellerinin önerileriyle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Ebeveynlere de çağrıda bulunan Doğan, çocukların boş kaldığı her anın dijital içerikle doldurulmaması gerektiğini belirterek, “Çocuğun her dakika eğlendirilmesi gerekmiyor. Bazen hiçbir şey yapmamak, hayal kurmak ve kendi oyununu üretmek de gelişimin doğal bir parçasıdır” dedi. AİLELERE 6 ÖNERİ Dr. Murat Doğan ailelere şu önerilerde bulundu: Yemek sırasında telefon ve tablet kullanımını sınırlandırın.Uyku öncesinde ekran kullanımını azaltın.Ders ortamındaki gereksiz dijital uyaranları kaldırın.Fiziksel aktivite ve açık hava zamanını destekleyin.Kitap okumayı günlük rutinin parçası haline getirin.Çocuğun her “sıkıldım” dediği anı ekranla doldurmayın.

Okula dönüşte çocukları enfeksiyonlardan korumanın 5 yolu Haber

Okula dönüşte çocukları enfeksiyonlardan korumanın 5 yolu

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Sanem Akay, okul döneminde enfeksiyon riskini azaltmak için ailelerin uygulayabileceği 5 temel önlemi anlattı. Yeni eğitim-öğretim dönemiyle birlikte çocukların yeniden sınıflara, kreşlere ve kalabalık sosyal ortamlara döndüğünü belirten Akay, "Özellikle okulun ilk haftalarından itibaren burun akıntısı, öksürük, boğaz ağrısı, ateş, kusma ve ishal gibi yakınmaların daha sık görülmesi aileleri endişelendirebiliyor. Çocukların bir arada uzun süre vakit geçirmesi, ortak oyuncak ve eşyaların kullanılması, yakın temasın artması ve kapalı alanlarda bulunulması enfeksiyonların yayılımını kolaylaştırabiliyor. Ancak günlük yaşamda uygulanabilecek bazı basit önlemlerle bulaş riskini azaltmak mümkün." dedi. İŞTE MADDE MADDE ENFEKSİYONLARDAN KORUNMA YOLLARI 1. Doğru el yıkama alışkanlığı kazandırın Enfeksiyonlardan korunmada en temel adımlardan biri el hijyenidir. Çocuklara özellikle tuvalet sonrasında, yemeklerden önce, dışarıdan eve geldiklerinde, öksürüp hapşırdıktan ve burunlarını temizledikten sonra ellerini yıkama alışkanlığı kazandırılmalıdır. Ellerin su ve sabunla en az 20 saniye boyunca, parmak araları ve tırnak çevreleri de unutulmadan yıkanması önemlidir. Küçük çocukların el yıkama sürecinde yetişkin desteğine ihtiyaç duyabileceği unutulmamalıdır. El antiseptikleri bazı durumlarda pratik bir seçenek olsa da eller gözle görülür şekilde kirliyse veya su ve sabuna ulaşmak mümkünse öncelik el yıkama olmalıdır. 2. Aşıların güncel olup olmadığını kontrol edin Okul öncesi dönemde çocukların yaşlarına uygun rutin aşılarının tamamlanmış olması yalnızca çocuğun kendisi için değil, okul ortamındaki diğer çocukların korunması açısından da önem taşır. Ailelerin okul başlamadan önce çocuklarının aşı takvimini gözden geçirmeleri, eksik veya zamanı gelmiş aşılar konusunda çocuk hekimlerine danışmaları faydalı olacaktır. Aşılar tüm enfeksiyonları önlemese de aşıyla korunulabilen hastalıkların görülme ve ciddi seyretme riskinin azaltılmasında önemli rol oynar. 3. Uyku ve beslenme düzenini okul başlamadan oluşturun Yaz tatilinde çocukların uyku ve öğün saatleri değişebiliyor. Okul dönemine geçişte uyku saatlerinin yeniden düzenlenmesi, çocuğun gün içerisinde daha dinç ve uyumlu olmasına yardımcı olur. Çocuğun yaşına uygun yeterli uyku alması, dengeli ve çeşitli beslenmesi genel sağlık açısından önemlidir. Kahvaltının atlanmaması; sebze, meyve, protein kaynakları ve yeterli sıvı tüketiminin günlük beslenmede yer alması desteklenmelidir. Enfeksiyonlardan korunmak amacıyla gelişigüzel vitamin veya takviye ürünleri kullanmak yerine, çocuğun gereksiniminin hekim tarafından değerlendirilmesi daha doğru bir yaklaşımdır. 4. Ortak eşyalar ve kapalı ortamlar konusunda dikkatli olun Su şişesi, bardak, çatal-kaşık gibi ağızla temas eden kişisel eşyaların çocuklar arasında paylaşılmaması öğretilmelidir. Sınıfların ve ev ortamının mümkün olduğunca düzenli havalandırılması da özellikle solunum yolu enfeksiyonlarının yayılımını azaltmaya yardımcı olabilir. Çocuklara öksürürken veya hapşırırken ağız ve burunlarını elleriyle değil, mümkünse dirsek içleriyle kapatmaları öğretilmelidir. Sık dokunulan yüzeylerin ve ortak kullanılan oyuncakların düzenli temizlenmesi de özellikle kreş çağındaki çocukların bulunduğu ortamlarda önem taşır. 5. Hasta çocuğu okula göndermekte acele etmeyin Ateşi olan, belirgin halsizliği bulunan, sık kusan veya ishal olan, günlük aktivitelerine katılamayacak kadar kendini kötü hisseden bir çocuğu yalnızca derslerinden geri kalmaması düşüncesiyle okula göndermek doğru değildir. Çocuğun dinlenmesi hem daha hızlı toparlanmasına yardımcı olur hem de enfeksiyonun diğer çocuklara bulaşma riskini azaltır. Her enfeksiyonun bulaştırıcılık süresi ve okula dönüş zamanı farklı olabilir. Bu nedenle özellikle yüksek veya uzayan ateş, nefes almakta güçlük, belirgin sıvı kaybı, aşırı uyku hali, tekrarlayan kusma ya da genel durumda belirgin bozulma gibi bulgular varsa çocuk hekimi değerlendirmesi geciktirilmemelidir. “Sık hastalanmak her zaman bağışıklık sisteminin zayıf olduğu anlamına gelmez” Özellikle kreşe veya okula yeni başlayan çocukların yıl içerisinde daha sık enfeksiyon geçirmesi ailelerde “Bağışıklığı mı düşük?” endişesine yol açabiliyor. Oysa çocukların çok sayıda farklı virüsle ilk kez karşılaştıkları bu dönemde, özellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarının tekrarlaması belirli ölçülerde beklenebilir. Burada önemli olan yalnızca enfeksiyonların sayısı değil; hastalıkların ağırlığı, ne kadar sürdüğü, büyüme ve gelişmenin nasıl ilerlediği ve çocuğun enfeksiyonlar arasında tamamen toparlanıp toparlanmadığıdır. Küçük alışkanlıklar, büyük koruma sağlayabilir Çocukları okul döneminde tüm mikroorganizmalardan tamamen uzak tutmak mümkün değildir. Hedef, enfeksiyon riskini mümkün olduğunca azaltmak ve çocuklara yaşam boyu sürdürebilecekleri sağlıklı alışkanlıklar kazandırmaktır. El yıkama, aşıların güncel tutulması, yeterli uyku ve dengeli beslenme, kişisel eşyaların paylaşılmaması ve hasta çocukların uygun süre evde dinlenmesi; okul döneminde hem çocuğu hem de çevresindekileri korumaya yardımcı olan temel adımlardır.

Bir kız çocuğu babanın ömrünü uzatabilir mi? Haber

Bir kız çocuğu babanın ömrünü uzatabilir mi?

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nil Sarıçiçek, 2006 yılında yayımlanan dikkat çekici bir araştırmada, Polonya’daki bir kırsal popülasyonda kız çocuklarının sayısı ile babaların yaşam süresi arasında pozitif bir ilişki bulunduğunu belirtti. Araştırmacılar, her kız çocuğu için babanın yaşam süresinin ortalama 74 hafta daha uzun olduğunu bildirdi. Annelerde ise hem kız hem erkek çocuk sayısındaki artış yaşam süresiyle ters yönde ilişkiliydi. Bu sonuç elbette “Kız çocuğu babasının ömrünü uzatır” demek için yeterli değil. Nitekim daha sonraki, çok daha büyük nüfus çalışmalarında bu ilişkinin aynı şekilde doğrulanmadığını görüyoruz. PEKİ O ZAMAN NEDEN BU ARAŞTIRMAYI KONUŞUYORUZ? Çocuklarımız yalnızca kendi geleceklerini mi şekillendiriyor, yoksa ailelerinin ve hatta gelecek nesillerin sağlıklarını da etkiliyor olabilir mi? Fonksiyonel tıp uygulaması yapan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nil Sarıçiçek; Uzun ve sağlıklı yaşamın temellerinin çocuklukta atıldığını ve pek çok farklı parametrenin bunda etken olduğunu belirtiyor. Uyku… Beslenme… Fiziksel aktivite… Bağırsak mikrobiyotası… Metabolik sağlık… Stres yanıtı… Duygusal regülasyon… Sosyal ilişkiler… Çevresel maruziyetler… Hatta bazı araştırmalar, ebeveynlerin yaşam süresi ile çocukların ileri yaşlara ulaşma olasılığı arasında kuşaklar arası bir ilişki olduğunu ve psikolojik dayanıklılığın da nesiller boyunca aktarılabilen özelliklerden biri olabileceğini düşündürüyor. Yani çocuğun geleceği yalnızca genetik bir miras değil. Bir yaşam mirası. Peki kız çocukları neden babalarla ilişkilendiriliyor? Kız çocuklarının erişkinlikte ebeveynleriyle daha fazla duygusal ve kişilerarası destek ilişkisi kurabileceğini öne süren araştırmalar var. Çin ve Tayvan’da yapılan çalışmalarda, erkek çocukların geleneksel olarak yaşlı ebeveynlere daha fazla destek vermesi beklenmesine rağmen bu durumun ebeveyn mortalitesinde belirgin bir koruyucu etki yaratmadığı; bazı bağlamlarda kız çocuklarının duygusal ve kişilerarası desteklerinin daha faydalı olabileceği tartışılmıştır. BİR BAŞKA ÇARPICI BULGU: ERKEK ÇOCUK VE MATERNAL SAĞLIK 2017 yılında Norveç’te yüz binlerce anne ve baba üzerinde yapılan büyük bir kayıt çalışmasında, erkek çocuk sayısındaki artışın annelerde özellikle kardiyovasküler mortalite ile ilişkili olduğu bildirildi. Aynı çalışmada babalarda çocukların cinsiyeti ile kardiyovasküler mortalite arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Dr. Nil Sarıçiçek bu verilerin “erkek çocuk annesinin ömrünü kısaltır” gibi basit bir sonuç çıkarmak için değil; çocuk cinsiyeti, gebelik, maternal fizyoloji ve uzun dönem sağlık arasındaki karmaşık ilişkiyi araştırmaya devam etmemiz gerektiğini gösterdiğini belirtti.

HER 5 ÇOCUKTAN BİRİNİ ETKİLİYOR: GEÇMEYEN BURUN AKINTISINA DİKKAT! Haber

HER 5 ÇOCUKTAN BİRİNİ ETKİLİYOR: GEÇMEYEN BURUN AKINTISINA DİKKAT!

Uzmanı Dr. Ufuk Sevgican, dünyada yaklaşık her beş çocuktan birini etkileyen “Alerjik rinit” hastalığıyla ilgili bilgi verdi. Çocuklarda bitmeyen burun şikayetlerinin çoğu zaman “geçer” diye beklendiğini, oysa haftalarca süren burun akıntısının, sık hapşırık ve burun tıkanıklığı basit bir soğuk algınlığından çok daha fazlasını işaret ediyor olabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Ufuk Sevgican, “Özellikle belirtiler belirli mevsimlerde artıyor ya da yıl boyunca devam ediyorsa akla ilk gelmesi gereken durumlardan biri alerjik rinittir. Alerjik rinit; burun akıntısı-tıkanıklık, kaşıntı ve hapşırıklarla kendini gösteren, çocukluk çağında oldukça sık görülen bir hastalıktır. Dünyada yaklaşık her beş çocuktan birini etkilediği bilinmektedir. Anne veya babasında alerjik rinit, astım ya da egzama bulunan çocuklarda görülme riski daha fazladır. Bazı çocuklar yalnızca ilkbahar ve sonbahar gibi mevsim geçişlerinde şikâyet yaşarken, bazıları yıl boyunca yakınmalarla mücadele eder “ dedi. Polenler, ev tozu akarları, hayvan tüyleri, küf mantarları, hava kirliliği ve ani iklim değişikliklerinin çocuklarda alerjik riniti tetikleyen başlıca nedenler olduğunu dile getiren BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ufuk Sevgican şöyle konuştu : “Özellikle şeffaf ve sulu burun akıntısı, sık hapşırık nöbetleri, burun ve genizde kaşıntı dikkat çekicidir. Bu çocuklar çoğu zaman burundan rahat nefes alamadığı için ağızdan nefes alır; horlama, huzursuz uyku ve sık uyanma görülebilir. Gözlerde kaşıntı, sulanma ve kızarıklık da tabloya eşlik edebilir. En önemli ipuçlarından biri ise genellikle ateşin olmamasıdır.” Tedavi edilmeyen alerjik rinitin yalnızca burunla sınırlı kalmadığını, uzun süreli burun tıkanıklığının orta kulak problemleri, sinüzit ve uyku bozukluklarına zemin hazırlayabildiğini söyleyen Uzmanı Dr. Ufuk Sevgican, uyku kalitesi bozulan çocuklarda dikkat dağınıklığı, okul başarısında ve yaşam kalitesinde düşüş görülebileceğini dile getirdi. Uzm. Dr. Ufuk Sevgican, alerjik rinitte tedavinin ilk basamağını alerjenlerden korunmanın oluşturduğunu söyleyerek, açıklamasını şu sözlerle tamamladı : “Mevsimsel allerjik riniti olan çocuklar polen dönemlerinde özellikle sabah saatlerinde dışarıda uzun kalmamalı, eve gelince el-yüzlerini yıkayıp kıyafet değiştirmelidir. Ev tozu akar maruziyetini azaltmak, rutubet ve sigara dumanından uzak durmak büyük önem taşır. Gerektiğinde düşük doz kortizon içeren burun spreyleri, tuzlu su uygulamaları ve antihistaminik ilaçlar kullanılabilir. Bu tedaviler alerjiyi tamamen ortadan kaldırmasa da belirtileri kontrol altına alır ve komplikasyonları önlemeye yardımcı olur. Unutulmamalıdır ki çocuklarda rahat nefes almak yalnızca konfor değil; kaliteli uyku, sağlıklı büyüme ve başarılı bir okul yaşamı için de temel bir gereksinimdir. Erken tanı ve doğru tedaviyle alerjik rinit kontrol altına alınabilir, çocukların yaşam kalitesi belirgin şekilde artırılabilir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.