Hava Durumu

#Bursa Barosu

- Bursa Barosu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bursa Barosu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye Genelinde Basın Özgürlüğü Eylemi: Bursa’da da Gazeteciler Meydanda Haber

Türkiye Genelinde Basın Özgürlüğü Eylemi: Bursa’da da Gazeteciler Meydanda

Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Kocaeli ve Van başta olmak üzere 10’u aşkın şehirde binlerce gazetecinin katılımıyla gerçekleştirilen ortak eylemde, basın özgürlüğüne vurgu yapılarak, basın üzerindeki baskılar protesto edildi. Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Bursa Şubesi'nin çağrısıyla Şehreküstü Meydanı'nda düzenlenen basın açıklamasına kentteki çok sayıda kurum ve kuruluş destek verdi. Eyleme Bursa Barosu, akademik odalar, siyasi partiler, kamu ve işçi sendikaları, belediye başkanları ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı. Toplanan kalabalık, demokrasi ve basın özgürlüğü taleplerini içeren sloganlar attı. Basın meslek örgütleri adına hazırlanan ortak metni, Çağdaş Gazeteciler Derneği Bursa Şubesi Başkanı Tayfun Çavuşoğlu okudu. "Gazetecilik İktidarların Yanında Durmak Değildir" Basın meslek örgütlerinin ortak açıklamasında, gazetecilik mesleğinin temel ilkelerine dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi: "Artık yeter! Nefes alamıyoruz! Gazetecilik; iktidarların yanında durmak değildir! Siyasilerin ya da sermayenin emrine girmek değildir! Gazetecilik, sadece ve sadece halkın yanında olmaktır! Bugün Türkiye’nin dört bir yanındayız! Adana’dan Ankara’ya, Antalya’dan Bursa’ya... Diyarbakır, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Kocaeli ve Van! 10’u aşkın şehirde, binlerce gazeteci tek bir ses! Bu gerçeği bir kez daha haykırıyoruz!" Açıklamada eyleme destek veren kurum ve kuruluşlara teşekkür edilerek, "Bugün bu alanda büyük bir birliktelik var. Çağdaş Gazeteciler Derneği, DİSK Basın-İş, KESK Haber-Sen, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Basın Konseyi dahil... Hep birlikte, eş zamanlı olarak omuz omuzayız! Bursa’da bu mücadeleye güç veren dostlarımız da burada. Başta Bursa Barosu olmak üzere, akademik odalarımıza, siyasi partilere, kamu ve işçi sendikalarımıza, belediye başkanlarımıza, STK temsilcilerine yürekten teşekkür ediyoruz. Burada olan herkesi tek tek selamlıyoruz. İyi ki varsınız!" denildi. "Halkın Haber Alma Hakkını Savunuyoruz" Gazetecilerin, halkın haber alma hakkını savunduğunu belirten Tayfun Çavuşoğlu, açıklamasını şöyle sürdürdü: "Bizler halkın haber alma hakkını savunuyoruz. Bizler gerçeğin peşinde koşuyoruz. Ve basın meslek örgütleri olarak bugün buradan ilan ediyoruz: Artık yeter! Nefes alamıyoruz! Gazeteciliğin suç, haberin tehdit, gerçeğin sakıncalı sayıldığı; yalnızca gazetecilerin değil, itiraz eden herkesin sansürle, baskıyla ve cezalandırmayla karşı karşıya bırakıldığı bu düzene sessiz kalmayacağız. Televizyon kanallarına kayyım atanan, haber siteleri erişime engellenen, habercileri tutuklanan, sosyal medya hesapları kapatılan, gazetecilerin adeta bir köle düzeninde çalıştırılıp sosyal haklarının tırpanlandığı bir ülkede basın özgürlüğünden söz edilemez." Hemen her gün bir basın kuruluşunun ya da habercinin hedef haline getirildiğini vurgulayan Çavuşoğlu, şöyle dedi: "Yaptığı ya da yapmadığı haber nedeniyle gazetecilerin tutuklandığı, sosyal medya hesaplarının kapatıldığı, gazetecinin açlıkla boğuştuğu bir ülkede demokrasiden de söz edilemez. Gazetecilik halktan yanadır. İşçinin hakkı gasp edilirken, emekçinin direnişi bastırılırken, kadınlar şiddete uğrarken, gençler geleceksizliğe mahkûm edilirken, yoksulluk büyürken ve kamu kaynakları sermayeye aktarılırken bunları görünür kılmak gazeteciliğin kamusal sorumluluğudur. Gazeteci, halkın bilmesi gerekeni açığa çıkarmakla yükümlüdür; iktidarın bilinmesini istemediğini gizlemekle değil." "Gazetecilik Siyasi İradenin Sesi Olamaz" Açıklamada, gazeteciliğin iktidar ilişkilerinin bir aracı haline getirilemeyeceği ifade edildi: "Gazetecilik siyasi iradenin, sermayenin sesi olamaz! İktidarın ya da siyasi erkin çıkarlarını halkın çıkarları gibi sunan, patronların ekonomik gücünü gerçeğin önüne koyan, siyasi iktidara yakın olmayı mesleki güvencenin teminatı sayan anlayış gazetecilik değil, iktidar ilişkilerinin yeniden üretimidir. Evrensel ilkeler yerine günün siyasal ilkelerine yaslananlar bilmelidir ki, o günün siyasal 'ilkeleri' elbet bir gün yok olacaktır." Bedel ödeyen gazetecilerin hedef alınma gerekçelerine değinilen metinde, "Bugün bedel ödeyen gazeteciler; iktidarın hoşuna gitmeyen sorular sordukları, kamu kaynaklarının nasıl harcandığını araştırdıkları, yolsuzluk iddialarını haberleştirdikleri, işçilerin direnişini, kadınların hak arayışını, ezilenlerin sesini duyurdukları için hedef alınıyor. Kimi gözaltına alınıyor, kimi tutuklanıyor, kimi ev hapsine mahkûm ediliyor; kimi işini, gelirini ve mesleğini sürdürme olanağını kaybediyor. Gazeteciler yalnızca bir haber uğruna bedel ödemiyor. Halkın gerçekleri öğrenme hakkı, kamu gücünün denetlenmesi ve toplumun kendi geleceği hakkında özgürce karar verebilmesi için bedel ödüyorlar. Bu nedenle gazetecilere yönelen baskı, aynı zamanda toplumun gerçeğe ulaşma hakkına yönelmiş bir saldırıdır" ifadeleri yer aldı. "Kapatılan Sizin Gerçekleri Öğrenme Hakkınızdır" Baskıların sadece gazetecilere değil tüm topluma yönelik olduğu vurgulanan açıklamada şu görüşlere yer verildi: "Unutulmamalıdır ki; gazetecinin kalemi kırılırsa toplum da karanlığa mahkum edilir. İstenen de budur. Gazeteci yazmasın, toplum gerçekleri öğrenmesin. Sansür, otosansür, kapatmalar, tutuklamalar sadece gazetecilerin sorunu değildir. Bu toplumun en temel demokratik haklarının engellenmesi ve haber alma haklarına vurulan bir darbedir. 'Gazetecilik suç değildir' diye haykıran onlarca meslektaşımızın bu mesajı iktidaradır ama yurttaşlarımızın da duyması gerekir. Susturulan sizin hakkınızdır. Engellenen sizin gerçeklere ulaşma hakkınızdır. Kapatılan sizin gerçekleri öğrenip politik iradenizi oluşturma hakkınızdır. İşçinin, çiftçinin, esnafın, memurun, kadının, gencin özetle bu toplumun yani sizlerin gerçekleri öğrenmeniz, gelişmelerden haberdar olmanız istenmiyor. Sadece gazeteciler değil siz de susturuluyorsunuz!" Son dönemde medya kuruluşlarına yönelik uygulamalara örnek verilen metinde, "Son 2 yılda Flash Haber TV, Ekotürk TV, Habertürk grubu, TELE1 ve son olarak Halk TV’ye kayyım atanmış ve bu kanallardan yapılan iktidara yönelik eleştirel yayınlar durdurulmuştur. Bu sürecin son halkası Türkiye’nin en çok takip edilen haber sitelerinden biri olan T24 olmuştur. Birçok yayının sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirilmiş, bir çok haberlerine ayrıca erişim engeli kararları alınmıştır. Ayrıca kamu reklamlarından muaf tutulan, yaşamakta zorlanan Gazete Duvar, TELE2 gibi mecralar ile yüzlerce yerel internet sitesi, gazete ve TV yayın hayatına son vermek zorunda bırakılmıştır. Tüm bunlar toplumun yaşam damarlarının tıkanmasına örneklerdir. Demokrasi, ifade ve basın özgürlüğü bütün toplumun ana damarlarıdır. Tüm yurttaşlarımızı gazetecilerle dayanışmaya, gazeteciliğe ve habere sahip çıkmaya davet ediyoruz" denildi. Sessiz Meslektaşlara Çağrı: "Dayanışmayı Büyütün" Mesleki dayanışmanın önemine dikkat çekilen açıklamada, "Sessizliği bozun! Dayanışmayı büyütün! Sansüre karşı yan yana gelin! Bugün yalnızca iktidarın sansür politikalarını değil, bu baskılar karşısında susmayı, görmezden gelmeyi ve dayanışmadan kaçınmayı da sorgulamak zorundayız. Muhalif gazeteciler tutuklanırken, bağımsız medya kuruluşları hedef alınırken, kamu yayıncılığı iktidar yayıncılığına dönüştürülürken susanlar; meslektaşlarının uğradığı baskıyı görmezden gelenler, gazeteciliğin ortak geleceğine zarar vermektedir. Gazetecilik, yalnızca kendi başına gelene itiraz etmek değildir. Gazetecilik, kendisiyle aynı düşünmeyen gazetecinin de haber yapma hakkını savunabilmektir. Oto sansürü normalleştirip, sansüre uğrayanın kimliğine, diline, siyasi görüşüne ya da çalıştığı kuruma bakarak dayanışmayı seçmek, mesleki dayanışmayı dar çıkarların sınırlarına hapsetmektir. Bir gazetecinin susturulmasına sessiz kalmak, sıranın bir gün kendisine geleceğini unutmak demektir" çağrısında bulunuldu. Açıklamada ayrıca, "Basın Meslek Örgütleri ve gazeteciler olarak tek talebimiz özgürce mesleğimizi yapmaktır. Bu yolda yalnız kalmak istemiyoruz. Tüm meslektaşlarımızı bu mücadeleye dahil olmaya çağırıyoruz. Bir kez daha vurgulamak gerekir ki basın özgürlüğü sadece gazetecilerin değil toplumun tüm kesimlerinin sorunudur. Basın özgür değilse toplum habere ulaşamaz" ifadeleri kullanıldı. Tutuklu Gazeteci Ozan Kaplanoğlu Gündemdeydi ÇGD Bursa Şube Başkanı Tayfun Çavuşoğlu, açıklamanın son bölümünde tutuklu bulunan Bursalı gazeteci Ozan Kaplanoğlu’nun durumunu dile getirdi: "Buradan Bursa’ya, haberin ve hakikatin peşindeki bir yüreğe selam yolluyoruz! Bursalı gazeteci kardeşimiz Ozan Kaplanoğlu’na selam olsun! Ozan bugün cezaevinde... Peki neden? Çünkü bir haber yaptı. Çünkü gazetecilik yaptı! Bakın, şaka değil, fıkra değil, acı bir gerçek! Konuşmayı yapan serbest… Mahkeme karar verdi, suç unsuru yok dedi ve konuşmacı beraat etti. Ama o sözleri haber yapan Ozan parmaklıklar arkasında! Suç oluşturmayan bir açıklamanın haberini yapmak, suç sayıldı! Adalet bunun neresinde? Hukuk bunun neresinde? Bu günler geçecek! Bu karanlık dağılacak! Hiç kimse enseyi karartmasın! Demokrasi kazanacak, hakikat kazanacak, gazetecilik kazanacak!" Basın Örgütlerinin Talepleri Açıklama, basın meslek örgütlerinin ortak taleplerinin okunmasıyla sona erdi: "Unutmayacağız… Özgür basın yoksa özgür toplum yoktur! Tutuklu meslektaşlarımızı serbest bırakın. Haberin üzerindeki yargı sopasını geri çekin. Medyada kayyım uygulamalarına son verin. Hukuksuz erişim uygulamalarını sonlandırın. Kamu ilanlarını, adil ve eşit dağıtın. Anayasamızla güvence altına alınmış olan basın özgürlüğünü ortadan kaldıran saldırılardan vazgeçin." Açıklama sonunda Bursa Milletvekili Hasan Öztürk ve Bursa Baro Başkanı Av. Yener Poroy da basın özgürlüğü mücadelesinde gazetecilere destek verirken, halkın haber alma hakkının önündeki engellerin kaldırılması taleplerini de dile getirdiler.

Bursa Barosu’nda Yener Poroy dönemi resmen başladı Haber

Bursa Barosu’nda Yener Poroy dönemi resmen başladı

Bursa Barosu’nun yeni başkanı Av. Yener Poroy ve yönetim kurulu üyeleri, Adalet Sarayı Atatürk Anıtı önünde düzenlenen törenin ardından göreve başladı. Genel kurul divan başkanı Av. Haluk Sivri’nin anıta çelenk sunmasıyla başlayan törende, Bursa Büyükşehir Belediye Bandosu eşliğinde saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu. Törenin ardından Adalet Sarayı Konferans Salonu’na geçildi. POROY’A CÜBBESİNİ ÖNCEKİ BAŞKAN GİYDİRDİ Haluk Sivri başkanlığındaki divan heyetinde Av. Zekiye Tiryaki, Av. Naci Özçelik ve Av. Didem Koçaker Güler yer aldı. Sivri’nin açış konuşmasının ardından, Bursa Barosu Başkanlığı’na seçilen Yener Poroy’a cübbesini önceki başkan Av. Metin Öztosun giydirdi. Poroy’un mazbatasını ise Haluk Sivri takdim etti. Divan heyetine anı plaketi sunan Poroy, konuşmasında görevi devralmanın taşıdığı sorumluluğa dikkat çekti. Yeni Baro Başkanı Av. Yener Poroy, “Bugün burada, sıradan bir görev değişiminin çok ötesinde; emeğin, onurun, sorumluluğun ve köklü bir hukuk mücadelesinin bayrağını devretmek ve devralmak üzere bir aradayız. Bu bayrak, yalnızca bir makamın değil; hukukun üstünlüğüne, adalete ve savunmanın bağımsızlığına adanmış ortak irademizin simgesidir” dedi. Görevi devredenlere teşekkür eden Av. Poroy, geçmişin birikimini geleceğin umuduyla buluşturacaklarını belirterek, “Görevler el değiştirir, unvanlar değişir; ancak adaletin sesi, savunmanın onuru ve hukuka bağlılık kararlılıkla yaşamaya devam eder” ifadelerini kullandı. Poroy, devir teslimin Bursa Barosu’na, mesleğe ve adalet mücadelesine güç katmasını diledi. ADAYLARDAN YENİ YÖNETİME BAŞARI DİLEĞİ Bu arada seçimde başkan adayı olan Av. Aslı Evke Yetkin, Av. Okan Dursun, Av. Servet Sarıca ve Av. Sibel Özbudak da konuşmalarında seçmen iradesine saygının önemini vurguladı. Adaylar, yeni yönetimin Bursa Barosu ve hukuk camiası için hayırlı olmasını diledi. Törenin devamında yönetim, denetleme ve disiplin kurulları ile Türkiye Barolar Birliği delegeleri ve yönetim kurulu genç temsilcileri arasında görev devir teslimi yapıldı. YENİ KURULLARDA GÖREV ALAN İSİMLER Yönetim Kurulu: Erhan Yaşbey, Yavuz Selim Beycioğlu, Sena Canbek Uçkun, Seda Özdeğirmenci, Tuğba Şentürk Yılmaz, Faik Vatansever, Çağrı Ünal, Fikriye Merve Evin Kayrak, Egemen Avcı ve Aydan Ayhan. Denetleme Kurulu: Emine Tuba Satış, Gülşah Kocacıklı Ünen ve Abdülhamit Batuhan Sarsıcı. Disiplin Kurulu: Ülkü Şimşek, Nisa Ören, İlayda Kara, Alper Pekcan ve Mustafa Tayfun Gündoğdu. TBB Delegeleri: Ayşe Gonca Gülçin, Mücahit Avcu, Gürkan Altun ve Dinçer Cesur. YK Genç Temsilcileri: Alp Yağız Şimşek, Attila Cengiz Yazıcı, Bengisu Akkan, Efe İsmail Toklar, Emine Nur Yüce, Emre Can Kutlubay, Ezgi Tokyürek, Ferdane Karagöz, Görkem Acar, İpek Zeybel, İrem Alp Eğen, Kağan Unan, Kaya Sezgin, Merve Abi Bozan, Miray Nur Akgün Kızılsoy, Muhammet Emin Erol, Muhammet Sait Memiş, Sevinç Nur Çetin, Şeyda Akmeşe ve Tahir Can Özdurak.

Bursa’da kadınların sesi Osmangazi’den yükselecek Haber

Bursa’da kadınların sesi Osmangazi’den yükselecek

Bursa Osmangazi Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenecek “Şehirde Eşit Adımlar: Bursa Kadın Çalıştayı”, Osmangazi Kent Konseyi Kadın Meclisi, Bursa Kent Konseyi Kadın Meclisi, Nilüfer Kent Konseyi Kadın Meclisi, Bursa Barosu Kadın Hakları Merkezi ve YEİP ortaklığıyla hayata geçiriliyor. Kadınların deneyimlerinden ve ihtiyaçlarından yola çıkarak yerel politika üretimini güçlendirmeyi amaçlayan bu kapsamlı organizasyon, Bursa’da bugüne kadar gerçekleştirilen en geniş katılımlı kadın odaklı çalışmalardan biri olma özelliğini taşıyor. Kadınların farklı alanlardaki birikimlerini ortak bir zeminde buluşturacak çalıştay, iş kadınlarından işçi kadınlara, kooperatiflerden sivil toplum kuruluşlarına, iş dünyası temsilcilerinden finans sektörü aktörlerine, kamu kurumlarından akademisyen ve uzmanlara kadar geniş bir katılımcı profiline ev sahipliği yapacak. Böylece çok sesli ve kapsayıcı bir diyalog ortamı oluşturularak, kadınların yaşamını doğrudan etkileyen konular çok boyutlu şekilde ele alınacak. İki gün sürecek program kapsamında katılımcılar; kadın girişimciliği, yerel yönetimlerde temsil, eğitim ve teknolojiye erişim, sağlık, güvenlik, istihdam ve örgütlü haklar gibi temel başlıklarda bir araya gelecek. Beş ana tema ve 15 alt çalışma grubunda yürütülecek oturumlarda sorunlar birlikte analiz edilecek, çözüm önerileri geliştirilecek ve bu öneriler somut eylem planlarına dönüştürülecek. Çalıştayın en önemli çıktılarından biri ise hazırlanacak olan “Bursa Kadın Ekonomik Güçlenme ve Yerel Politika Strateji Belgesi” olacak. Bu belge, yerel yönetimler ve ilgili kurumlar için yol gösterici bir kaynak niteliği taşıyarak kadın odaklı politikaların geliştirilmesine katkı sağlayacak. 28 Mart Cumartesi günü saat 09.30’da açılışı yapılacak olan çalıştayın sonuç oturumu ise 29 Mart Pazar günü saat 15.30’da gerçekleştirilecek. Çalıştay, yalnızca açılış ve sonuç oturumlarında katılımcılara açık olacak.

Nilüfer’de gündem kadın hakları Haber

Nilüfer’de gündem kadın hakları

Nilüfer Belediyesi ile Nilüfer Kent Konseyi (NKK) Kadın Meclisi tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında “Kadınların ve Kız Çocuklarının Haklara Erişimi: Hukuki ve Psikososyal Mekanizmalar” konulu panel düzenlendi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen panele Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in eşi Nuray Özdemir, NKK Genel Sekreteri Elifhan Köse Çal ve çok sayıda kadın katıldı. ŞİDDET SADECE FİZİKSEL DEĞİL Panelde konuşan Bursa Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden avukat Ceren İlgen, şiddetin sadece fiziksel algılandığını söyledi. Ancak sadece bununla sınırlı kalmadığını dile getiren İlgen, “Psikolojik, ekonomik, cinsel ve dijital şiddet de var. Özellikle psikolojik şiddetin fark edilmesi ve ispatlanması çok zor olabiliyor” dedi. “Kadının beyanı esastır” anlayışının yanlış anlaşıldığını belirten İlgen, “Bir kişi tedbir talep ettiğinde ona ona hızlıca koruma sağlanması ve soruşturma başlatılması gerekiyor. Hemen ceza verilmesi anlamına gelmiyor” dedi. DAMGALANMA KORKUSU Bursa Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nden avukat Zeynep Yazıcı da çocuğun şikayetçi olması durumunda ailesi tarafından suçlanma korkusu, okul çevresinde damgalanma gibi sorunların ortaya çıktığını söyledi. İstismar durumunda her ifade verme işleminin çocukta yeni bir travma yarattığını belirten Yazıcı, “Polislere, ailesine, avukatlara ayrı ayrı anlatıyor. Olayı birkaç kez anlatmak zorunda kalıyor ve bu travma yaratıyor” diye konuştu. Yazıcı, çocukların polis merkezlerinde değil, uzmanlar eşliğinde Çocuk İzlem Merkezlerinde (ÇİM) ifade vermesi gerektiğini söyledi. “ÇOCUĞUN RIZASI” YOKTUR Nilüfer Belediyesi Eşitlik Birimi’nden klinik psikolog Özlem Akdağ ise konuşmasında, “çocuğun rızası” diye bir kavramın olamayacağını söyledi. Akdağ, istismarın temelinde bir güç asimetrisi olduğu; bir akademisyen ile öğrenci veya patron ile çalışan arasındaki ilişkide statü farkı nedeniyle gerçek bir “rıza”dan bahsedilemeyeceğini vurguladı. Kişilerin tehdit anlarında “savaş, kaç veya don” tepkisi verdiğini anlatan Akdağ, şöyle konuştu: “Çocuğun, istismar sırasında tepki verememesi bir rıza değil, hayatta kalma stratejisidir. Fail genellikle çocuğun çok yakını oluyor. Aile içinde çocuğu tanıyan biri oluyor. Güvendiği bir yetişkinden kaçamayabiliyor. Geç konuşması da yalan söylemesi anlamına gelmez. Bir kişi istismara uğradığında travma psikolojisinden dolayı çelişkili ifadeler verebilir. Çocuk böyle bir şey uydurmaz. Gelip size istismar olduğunu anlatıyorsa elimizde büyük bir şans vardır. Önce inanıp, sonra sorgulamak gerekir.”

Uludağ Milli Parkı'na 'sivil' uyarı: Şirketlere peşkeş çekilemez! Haber

Uludağ Milli Parkı'na 'sivil' uyarı: Şirketlere peşkeş çekilemez!

Bursa Barosu, Bursa Kent Konseyi, Bursa Tabip Odası, Bursa Veteriner Hekimler Odası, Nilüfer Kent Konseyi, TMMOB Bursa İKK, Tarım Orkam-Sen, Türkiye Ormancılar Derneği ve DOĞADER, Uludağ Milli Parkı’nın korunmasına yönelik ortak bir basın açıklaması düzenledi. DOĞADER Yönetim Kurulu Üyesi Sedat Güler’in okuduğu açıklamada, TBMM’de görüşülen yasa değişikliğinin Uludağ Milli Parkı’nı madencilik, enerji, su ve turizm şirketlerinin kullanımına açabilecek nitelikte olduğu ifade edildi. Açıklamada, milli parkların yalnızca doğal güzellikleri değil, su havzaları, yaban hayatı, endemik türler ve ekosistem bütünlüğünü koruyan kamusal alanlar olduğu vurgulandı. Açıklamada, Uludağ Milli Parkı’na yeni turizm tesisleri yapılması ve ulaşım için asfalt yollar açılması planlandığına dikkati çekilerek, kaçak yapıların “yeniden değerlendirme” adı altında yasallaştırılma riski bulunduğu vurgulandı. Parkın zaten madencilik, enerji ve su şirketlerinin faaliyetleri, turizm yapılaşması ve şehir baskısı altında zarar gördüğünün altı çizilen açıklamada, Uludağ’ın su kaynakları, ormanları ve endemik türleri bölgenin yaşam kaynağı ve Bursa’nın su ihtiyacının yaklaşık yüzde 90’ını sağladığı belirtildi. Sivil toplum kuruluşları, yasa değişikliğinin Uludağ’ın doğal yaşamını tehdit ettiğini ve Bursa’nın yaşam kaynağını yok olma riskiyle karşı karşıya bıraktığını ifade ederek, “Bursalıya sormadan, Uludağ Milli Parkı’nı şirketlere peşkeş çekemezsiniz. Uludağ Milli Parkı ile Bursa var olur. Uludağ Milli Parkı yoksa Bursa yok olur” mesajını verdi. Açıklamaya imza atan kuruluşlar, Uludağ’ın korunması için hukuksal ve eylemsel mücadeleyi sürdüreceklerini duyurdu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.