Hava Durumu

#Beslenme

- Beslenme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Beslenme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sağlıklı yaşlanmanın temelleri çocuklukta atılıyor Haber

Sağlıklı yaşlanmanın temelleri çocuklukta atılıyor

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nil Sarıçiçek, erken yaşam dönemindeki deneyimlerin bireyin gelecekteki sağlık durumu üzerinde önemli etkiler bırakabileceğine dikkat çekti. Çocuk sağlığına yönelik bakış açısının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Sarıçiçek, “Çocukluk, yaşlanmadan önceki dönem değildir. Sağlıklı yaşlanmanın biyolojik altyapısının şekillendiği en önemli yaşam evrelerinden biridir” dedi. TAM OLARAK NE ZAMAN YAŞLANMAYA BAŞLIYORUZ? Menopozda mı? Yakın gözlüğümüzü ilk taktığımızda mı? Gürültülü ortamlara tahammülümüz azaldığında mı? Yoksa alışverişlerde tercihimiz bikiniden mayoya döndüğünde mi? Peki ya yaşlanma sandığımızdan çok daha önce, henüz anne karnındayken başlayan biyolojik bir süreçse? Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nil Sarıçiçek, yaşlanmanın yalnızca ileri yaşlarda ortaya çıkan fiziksel değişimlerden ibaret olmadığını belirterek, yaşamın ilk dönemlerindeki deneyimlerin gelecekteki sağlık üzerinde önemli etkileri olabileceğine dikkat çekiyor. Sarıçiçek, “Bugün yaşadığımız bazı sağlık sorunlarının temelleri, yaşamın ilk dönemlerinde karşılaştığımız ve çoğu zaman farkına bile varmadığımız deneyimlerle ilişkili olabilir. Bu nedenle sağlığı yalnızca bugünkü belirtiler üzerinden değil, yaşam boyu süren bir süreç olarak değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullanıyor. “ANNE KARNINDAKİ KOŞULLAR BİLE BİYOLOJİK YAŞLANMA SÜREÇLERİYLE İLİŞKİLİ OLABİLİR” 2023 yılında yayımlanan Early Origins of Health and Disease Risk: The Need to Investigate Adverse Exposures and Biological Aging Across the Prenatal, Childhood, and Adolescent Periods başlıklı bilimsel makale, anne karnından ergenliğe uzanan dönemdeki olumsuz yaşam koşulları ile biyolojik yaşlanma arasındaki ilişkinin araştırılması gerektiğine dikkat çekiyor. Makalenin ortaya koyduğu bilimsel çerçeveye işaret eden Dr. Nil Sarıçiçek, telomerlerin bu alandaki önemli biyolojik göstergelerden biri olduğunu belirtiyor. Kromozomların uçlarını koruyan telomerler, hücre bölünmeleri sırasında genellikle kısalıyor. Telomer uzunluğu ve kısalma hızı, hücresel yaşlanma süreçlerini anlamaya yardımcı olan göstergeler arasında bulunuyor. Sarıçiçek, gebelik döneminde yaşanan yoğun stres, anksiyete ve depresyon; sosyoekonomik güçlükler, beslenme sorunları, şiddete maruz kalma ve aile içi çatışmalar gibi etkenlerin yanı sıra çocukluk dönemindeki kronik stres, ihmal, kötü muamele ve olumsuz çevresel koşulların da telomer uzunluğu ve telomer kısalmasıyla ilişkili olabildiğini vurguluyor. “Bu bulgular bize çocuk sağlığının yalnızca fiziksel büyüme ve gelişimden ibaret olmadığını hatırlatıyor. Çocuğun içinde büyüdüğü çevre, yaşadığı stres ve kendini ne kadar güvende hissettiği, yaşam boyu sağlık açısından önem taşıyor.” “TAKVİM YAŞI İLE BİYOLOJİK YAŞ AYNI ŞEY DEĞİL” Dr. Nil Sarıçiçek, çocuk sağlığında dikkate alınması gereken bir diğer kavramın epigenetik yaşlanma olduğunu belirtiyor. Epigenetik yaşlanma göstergeleri, hücrelerin biyolojik yaşına ve yaşlanma süreçlerine ilişkin bilgi sağlayabiliyor. Araştırmalar, erken yaşam deneyimleri ile bu göstergeler arasında da ilişkiler bulunabileceğine işaret ediyor. Sarıçiçek, konuyu şöyle açıklıyor: “Bir çocuğun takvim yaşı sekiz olabilir. Ancak biyolojik süreçleri, aynı yaştaki başka bir çocuğunkinden farklılık gösterebilir. Erken dönemde yaşanan olumsuzluklar, bazı çocuklarda hızlanmış biyolojik yaşlanma göstergeleriyle ilişkili olabilir. Elbette bu, olumsuz deneyimler yaşayan her çocuğun biyolojik olarak daha yaşlı olduğu veya gelecekte mutlaka hastalanacağı anlamına gelmez. Burada önemli olan, erken yaşam koşullarının gelecekteki sağlık riskleriyle ilişkisini anlayabilmek ve önlenebilir riskleri azaltabilmektir.” SAĞLIKLI YAŞLANMANIN TEMELİ ÇOCUKLUKTA ATILIYOR Dr. Nil Sarıçiçek, sağlıklı yaşlanmayı destekleyen yaklaşımın tek bir biyolojik ölçüme indirgenemeyeceğini; çocuğun fiziksel, psikolojik ve sosyal iyilik hâlinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Yeterli ve dengeli beslenme, kaliteli uyku, düzenli fiziksel hareket, metabolik sağlık, stresle baş etme becerileri, güçlü sosyal bağlar ve güvenli bir çevre, çocukların uzun vadeli sağlık kapasitesini destekleyen temel unsurlar arasında yer alıyor. Sarıçiçek, çocuk sağlığına ilişkin temel sorunun yeniden düşünülmesi gerektiğini belirterek sözlerini şöyle tamamlıyor: “Eskiden ‘Çocuğunuz sağlıklı mı?’ diye soruyorduk. Bugün bu soruya bir yenisini daha eklemeliyiz: ‘Çocuğumuzun sağlıklı bir geleceğe hazırlanması için neler yapıyoruz?’ Çünkü sağlıklı yaşlanma yalnızca ileri yaşlarda alınacak önlemlerle ilgili değildir. Yaşamın en erken dönemlerinden itibaren şekillenen biyolojik, psikolojik ve sosyal koşullarla da yakından ilişkilidir. Çocukluk, yaşlanmadan önceki dönem değildir. Sağlıklı yaşlanmanın biyolojik altyapısının şekillendiği, geleceğin sağlığına yatırım yapabileceğimiz en önemli yaşam evrelerinden biridir.”

Çocuklarda odaklanma sorununun nedeni yalnızca ekran olmayabilir Haber

Çocuklarda odaklanma sorununun nedeni yalnızca ekran olmayabilir

Telefon, tablet ve sürekli değişen dijital uyaranlarla büyüyen çocuklarda odaklanma sorunu ailelerin giderek daha fazla gündemine giriyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Doğan, her dikkat dağınıklığının bir hastalık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, uyku, beslenme, fiziksel aktivite ve ekran kullanım alışkanlıklarının birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. “SORUN SADECE EKRAN SÜRESİ DEĞİL” Dr. Doğan, ekran başında geçirilen sürenin tek başına yeterli bir gösterge olmadığını ifade ederek, asıl önemli olanın ekranın hangi alışkanlıkların yerini aldığına bakmak olduğunu söyledi. Doğan, “Uyku mu azalıyor, hareket mi azalıyor, aile içindeki sohbet, kitap okuma veya oyun zamanı mı ortadan kalkıyor? Ekranı bu bütünlük içinde değerlendirmek gerekiyor” dedi. Kısa video içeriklerinin çocukları sürekli değişen uyaranlarla karşı karşıya bıraktığını belirten Doğan, kitap okuma, öğretmeni dinleme, problem çözme ve ödev yapma gibi etkinliklerin ise daha uzun süreli zihinsel çaba gerektirdiğini kaydetti. HER DİKKAT DAĞINIKLIĞI DEHB DEĞİL Çocuklarda görülen odaklanma problemlerinin hemen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olarak yorumlanmaması gerektiğini söyleyen Doğan, uyku yetersizliği, düzensiz beslenme, hareketsizlik, yoğun ekran kullanımı ve stresin de dikkat performansını etkileyebileceğini belirtti. Uzun süredir devam eden, okul başarısını, aile ilişkilerini veya günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyen sorunlarda profesyonel değerlendirme alınmasının önemli olduğunu vurgulayan Doğan, “Amaç çocuğa hemen bir etiket koymak değil, sorunun kaynağını doğru anlamaktır” ifadelerini kullandı. UYKU, BESLENME VE HAREKET ÖNEMLİ Dr. Doğan, çocukların bilişsel performansında dengeli beslenme, düzenli uyku ve fiziksel hareketin önemine dikkat çekti. Çocukların gelişim dönemlerine göre ihtiyaçların farklılaşabileceğini belirten Doğan, takviye ürünlerin ise ancak uygun kullanım çerçevesinde ve sağlık profesyonellerinin önerileriyle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Ebeveynlere de çağrıda bulunan Doğan, çocukların boş kaldığı her anın dijital içerikle doldurulmaması gerektiğini belirterek, “Çocuğun her dakika eğlendirilmesi gerekmiyor. Bazen hiçbir şey yapmamak, hayal kurmak ve kendi oyununu üretmek de gelişimin doğal bir parçasıdır” dedi. AİLELERE 6 ÖNERİ Dr. Murat Doğan ailelere şu önerilerde bulundu: Yemek sırasında telefon ve tablet kullanımını sınırlandırın.Uyku öncesinde ekran kullanımını azaltın.Ders ortamındaki gereksiz dijital uyaranları kaldırın.Fiziksel aktivite ve açık hava zamanını destekleyin.Kitap okumayı günlük rutinin parçası haline getirin.Çocuğun her “sıkıldım” dediği anı ekranla doldurmayın.

Bir kız çocuğu babanın ömrünü uzatabilir mi? Haber

Bir kız çocuğu babanın ömrünü uzatabilir mi?

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nil Sarıçiçek, 2006 yılında yayımlanan dikkat çekici bir araştırmada, Polonya’daki bir kırsal popülasyonda kız çocuklarının sayısı ile babaların yaşam süresi arasında pozitif bir ilişki bulunduğunu belirtti. Araştırmacılar, her kız çocuğu için babanın yaşam süresinin ortalama 74 hafta daha uzun olduğunu bildirdi. Annelerde ise hem kız hem erkek çocuk sayısındaki artış yaşam süresiyle ters yönde ilişkiliydi. Bu sonuç elbette “Kız çocuğu babasının ömrünü uzatır” demek için yeterli değil. Nitekim daha sonraki, çok daha büyük nüfus çalışmalarında bu ilişkinin aynı şekilde doğrulanmadığını görüyoruz. PEKİ O ZAMAN NEDEN BU ARAŞTIRMAYI KONUŞUYORUZ? Çocuklarımız yalnızca kendi geleceklerini mi şekillendiriyor, yoksa ailelerinin ve hatta gelecek nesillerin sağlıklarını da etkiliyor olabilir mi? Fonksiyonel tıp uygulaması yapan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nil Sarıçiçek; Uzun ve sağlıklı yaşamın temellerinin çocuklukta atıldığını ve pek çok farklı parametrenin bunda etken olduğunu belirtiyor. Uyku… Beslenme… Fiziksel aktivite… Bağırsak mikrobiyotası… Metabolik sağlık… Stres yanıtı… Duygusal regülasyon… Sosyal ilişkiler… Çevresel maruziyetler… Hatta bazı araştırmalar, ebeveynlerin yaşam süresi ile çocukların ileri yaşlara ulaşma olasılığı arasında kuşaklar arası bir ilişki olduğunu ve psikolojik dayanıklılığın da nesiller boyunca aktarılabilen özelliklerden biri olabileceğini düşündürüyor. Yani çocuğun geleceği yalnızca genetik bir miras değil. Bir yaşam mirası. Peki kız çocukları neden babalarla ilişkilendiriliyor? Kız çocuklarının erişkinlikte ebeveynleriyle daha fazla duygusal ve kişilerarası destek ilişkisi kurabileceğini öne süren araştırmalar var. Çin ve Tayvan’da yapılan çalışmalarda, erkek çocukların geleneksel olarak yaşlı ebeveynlere daha fazla destek vermesi beklenmesine rağmen bu durumun ebeveyn mortalitesinde belirgin bir koruyucu etki yaratmadığı; bazı bağlamlarda kız çocuklarının duygusal ve kişilerarası desteklerinin daha faydalı olabileceği tartışılmıştır. BİR BAŞKA ÇARPICI BULGU: ERKEK ÇOCUK VE MATERNAL SAĞLIK 2017 yılında Norveç’te yüz binlerce anne ve baba üzerinde yapılan büyük bir kayıt çalışmasında, erkek çocuk sayısındaki artışın annelerde özellikle kardiyovasküler mortalite ile ilişkili olduğu bildirildi. Aynı çalışmada babalarda çocukların cinsiyeti ile kardiyovasküler mortalite arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Dr. Nil Sarıçiçek bu verilerin “erkek çocuk annesinin ömrünü kısaltır” gibi basit bir sonuç çıkarmak için değil; çocuk cinsiyeti, gebelik, maternal fizyoloji ve uzun dönem sağlık arasındaki karmaşık ilişkiyi araştırmaya devam etmemiz gerektiğini gösterdiğini belirtti.

Halk Sağlığı Haftası Bursa’da dolu dolu geçecek Haber

Halk Sağlığı Haftası Bursa’da dolu dolu geçecek

Bursa Büyükşehir Belediyesi, 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası’na yönelik kapsamlı bir farkındalık programı hazırladı. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda Bursa İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle gerçekleştirilecek etkinliklerde, sağlıklı yaşam kültürünün toplumun tüm kesimlerinde yaygınlaştırılması hedefleniyor. SAĞLIKLI ANNE, SAĞLIKLI NESİL Koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi ve sağlıklı yaşam bilincinin toplumun geneline yayılması amacıyla düzenlenecek etkinlikler, 3 Eylül Perşembe günü ‘Sağlıklı Anne, Sağlıklı Nesil’ programıyla başlayacak. Cumhuriyet Caddesi’nde 14.30-15.00 saatleri arasında bando eşliğinde yürüyüş düzenlenecek. Aynı gün 10.00-16.30 saatleri arasında Ulu Cami-Gazi Orhan Parkı’nda halk sağlığı farkındalık stantları kurulacak. SAĞLIKLI ÇOCUK, SAĞLIKLI GELECEK 4 Eylül Cuma günü ise adres Bursa Millet Bahçesi olacak. Saat 16.00-18.00 arasında gerçekleştirilecek ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ etkinliğinde beslenme ve hareketli hayat konusunda farkındalık oluşturulurken, çocuk oyun alanı ve çeşitli bilgilendirme stantları da vatandaşlarla buluşacak. HÜDAVENDİGAR’DA SAĞLIKLI YAŞAM BULUŞMASI Haftanın kapsamlı programlarından biri de 7 Eylül Pazartesi günü Hüdavendigar Kent Parkı’nda gerçekleştirilecek. ‘Sağlığa Yaş Al, Sağlıklı Kal’ temalı etkinlikte saat 16.00’dan itibaren halk sağlığı farkındalık stantları ve çocuk aktiviteleri düzenlenecek. Büyükşehir Belediyesi Kadın Ritim Grubu’nun performansının da yer alacağı programda Sağlıklı Hayat Merkezleri tanıtılacak, fizyoterapist eşliğinde fiziksel aktivite etkinliği ve nefes egzersizleri gerçekleştirilecek. Günün ilerleyen saatlerinde ise Karagöz-Hacivat gösterisi ve nostaljik film müzikleri konseri Bursalılarla buluşacak. BEDENİNİ DİNLE, HAREKETE GEÇ 8 Eylül Salı günü Kent Konseyi Koza Salonu Halk Okulu’nda düzenlenecek ‘Bedenini Dinle, Harekete Geç’ programında ise sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve obeziteyle mücadeleden kanserde erken teşhise, aşı ve sağlık okuryazarlığından bağımlılığa kadar önemli başlıklar ele alınacak.

Uzmandan menopoz için “ikinci bahar” önerileri Haber

Uzmandan menopoz için “ikinci bahar” önerileri

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Parvana Seyidova, menopozda fit ve zinde kalmanın yollarını anlatarak, bu dönemde hedefin sadece sıcak basmalarını azaltmak ya da kilo kontrolü sağlamak olmadığını; kasları, kemikleri, kalbi, beyni ve ruhsal iyilik halini birlikte korumak gerektiğini vurguladı. KAS VE KEMİK SAĞLIĞINA DİKKAT ÇEKTİ Uzman, menopoz döneminde kas kütlesi ve gücünde azalma görülebileceğini belirterek, yürüyüşün önemli olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını ifade etti. Haftalık düzene kuvvet ve direnç egzersizlerinin eklenmesini önerdi. Kemik sağlığının da menopozun ilk yıllarından itibaren korunması gerektiğini kaydeden Seyidova, ağırlık taşıyan egzersizler, yeterli protein, dengeli beslenme, gerektiğinde de kemik mineral yoğunluğu ölçümü ve osteoporoz risk değerlendirmesinin önemine işaret etti. “METABOLİZMAYI AÇ BIRAKMAYIN” UYARISI Menopozda vücut kompozisyonunun değişebileceğini ve karın çevresinde yağlanmanın artabileceğini söyleyen Seyidova, çözümün daha az yemek değil, doğru beslenmek olduğunu belirtti. Yeterli protein, sebze, lifli gıdalar, sağlıklı yağlar ve az işlenmiş besinlerden oluşan bir beslenme düzeninin; kasları, bağırsak sağlığını, kan şekeri dengesini ve kalp-damar sistemini destekleyeceğini ifade etti. Menopoz döneminde uyku sorunlarının sık görüldüğünü hatırlatan Seyidova, kaliteli uykunun tedavinin bir parçası olarak görülmesi gerektiğini söyledi. Düzenli uyku saati, akşam ışığının azaltılması ve geç saatlerde ağır yemekten kaçınılması gibi küçük değişikliklerin fayda sağlayabileceğini aktardı. Ruhsal iyilik halinin de en az fiziksel sağlık kadar önemli olduğunu belirten uzman, yoga, meditasyon, nefes çalışmaları, doğa yürüyüşü ve sosyal ilişkilerin bu süreçte destekleyici olduğunu dile getirdi. “MENOPOZ PLANINIZ SİZE ÖZEL OLMALI” Dr. Seyidova, her kadının menopoz sürecinin farklı olduğuna dikkat çekerek, herkese aynı vitaminlerin, beslenme planının veya hormon yaklaşımının uygun olmayacağını vurguladı. Menopoz değerlendirmesinde kalp-damar riski, kemik sağlığı, kas gücü, uyku, ruhsal durum ve cinsel sağlığın birlikte ele alınması gerektiğini belirten Seyidova, uygun hastalarda menopoz hormon tedavisinin de bireysel olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Dr. Seyidova, menopozu “ikinci bahar”a çevirmek için her kadının kendine 10-20 yıl sonra nasıl bir kadın olmak istiyorsunuz' sorusunun sorulması gerektiğini belirterek, sağlıklı, güçlü, hareketli ve bağımsız bir yaşam için menopoz süreci bugünden doğru yönetilmesi gerektiğini kaydetti.

Bursa'da 3. Nilüfer Halk Sağlığı Günleri başlıyor Haber

Bursa'da 3. Nilüfer Halk Sağlığı Günleri başlıyor

Nilüfer Belediyesi, koruyucu sağlık hizmetlerine dikkat çekmek ve toplumda sağlık bilincini güçlendirmek amacıyla “3. Nilüfer Halk Sağlığı Günleri”ni düzenliyor. 3-4-5 Eylül tarihlerinde düzenlenecek etkinlikler; Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde vatandaşlarla buluşacak. Her gün saat 10.00’da başlayacak programlar, 17.00’ye kadar devam edecek. Sağlıklı bir toplumun temelinin koruyucu hekimlik ve erken farkındalıktan geçtiğini belirten Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, “Nilüfer’de herkesin eşit, nitelikli ve erişilebilir sağlık hizmetine ulaşabilmesini çok önemsiyoruz. Üç gün boyunca uzman hekimler ve sağlık çalışanları eşliğinde sunacağımız ücretsiz taramalar, atölyeler ve bilgilendirici söyleşilerle hemşehrilerimizin yaşam kalitesini artırmayı hedefliyoruz. Tüm vatandaşlarımızı Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde, Nilüfer Halk Sağlığı Günleri’ne bekliyoruz” dedi. ÜCRETSİZ SAĞLIK TARAMALARI Etkinlik boyunca alanda kurulacak sağlık noktalarında uzmanlar tarafından ücretsiz taramalar gerçekleştirilecek. Ziyaretçiler; göz ve işitme testleri, denge ve skolyoz kontrolleri, solunum fonksiyon testi, karbonmonoksit (CO) ölçümü, vücut kitle endeksi ile kan şekeri ve tansiyon ölçümlerini yaptırabilecek. Ayrıca Footbalance cihazı ile düz tabanlık ve duruş bozukluğu analizi, cilt analizi, diş muayenesi, basit fizik tedavi uygulamaları ve sigarayı bırakmak isteyenler için danışmanlık hizmeti sunulacak. HEM ÇOCUKLARA HEM YETİŞKİNLERE YÖNELİK ATÖLYELER VE SÖYLEŞİLER 3. Nilüfer Halk Sağlığı Günleri kapsamında sağlıklı yaşam alışkanlıklarını pekiştirecek pratik atölyeler de düzenlenecek. Yetişkinler için paketli gıdalarda etiket okuma, detoks içecekleri hazırlama, pilates, sanat terapisi ve sinema gösterimleri yapılırken; çocuklar için de eğlenceli el yıkama, doğru diş fırçalama, sağlıklı beslenme tabağı hazırlama ve organları tanıma atölyeleri yer alacak. Katılımcılar ayrıca okçuluk ve cornhole gibi sportif aktiviteler de katılabilecek. Program dâhilinde düzenlenecek söyleşilerde ise uzman konuklar eşliğinde “Obezite ile Mücadele ve Sağlıklı Beslenme” ile “Estetik ile İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar” başlıkları ele alınacak. Etkinlik alanında sivil toplum kuruluşları ve Nilüfer Belediyesi’nin bilgilendirme stantları da yer alacak. Ziyaretçiler organ bağışı, Onkoday kanser bilgilendirmesi, Yeşilay, Çölyakla Yaşam Derneği, NİLKOOP, doğru ilaç ve prospektüs kullanımı gibi konularda bilgi alabilecek. Ayrıca Nilüfer Belediyesi’nin Anne Taksi, Gezici Sağlık Hizmeti, Evde Sağlık, Yeni Doğan ve Bebek Bakımı, Nilüfer95, Lions & Ercan Dikencik Alzheimer Hasta Konuk Evi, Olgun Gençlik Merkezi, Tekerlekli Sandalye Tamir Evi ve hayvan sahiplendirme gibi sosyal projeleri de vatandaşlara tanıtılacak.

Dr. Murat Doğan: Bağışıklık sadece kışın değil, çocuğun günlük beslenmesinde de ele alınmalı Haber

Dr. Murat Doğan: Bağışıklık sadece kışın değil, çocuğun günlük beslenmesinde de ele alınmalı

Okul öncesi dönemin, çocukların bağışıklık sisteminin çevresel etkenlerle yoğun biçimde karşılaştığı kritik bir süreç olduğunu belirten Doğan, kreş ve anaokulu ortamlarında artan temasın, değişen beslenme alışkanlıklarının ve sık geçirilen enfeksiyonların ailelerde kaygı oluşturabildiğini ifade etti. “BAĞIRSAKLAR BAĞIŞIKLIK SİSTEMİYLE YAKINDAN İLİŞKİLİ” Dr. Murat Doğan, bağırsakların yalnızca sindirim sisteminin bir parçası olmadığını, aynı zamanda bağışıklık sistemiyle doğrudan ilişkili önemli bir yapı olduğunu vurguladı. Çocukluk döneminde dengeli ve çeşitli beslenmenin sağlıklı bağırsak mikrobiyotasının oluşumuna katkı sağladığını belirten Doğan, ebeveynlerin “çocuğum daha az hastalansın” yaklaşımını yalnızca takviyeler üzerinden değerlendirmemesi gerektiğini söyledi. ŞEKERLİ VE TEK TİP BESLENMEYE DİKKAT Okul öncesi çocukların beslenmesinde en önemli sorunlardan birinin besin çeşitliliğinin azalması ve yüksek şeker içeren gıdaların fazla tüketilmesi olduğuna dikkat çeken Doğan, sebze, meyve, tam tahıllar ve uygun protein kaynaklarının dengeli biçimde sofrada yer alması gerektiğini ifade etti. Doğan, “Tek bir mucize besin aramak yerine farklı besin gruplarını dengeli biçimde bir araya getirmek gerekiyor” dedi. Bağışıklığın yalnızca kış aylarında ya da okul açılmadan önce gündeme getirilmemesi gerektiğini söyleyen Doğan, yıl boyunca sürdürülebilen sağlıklı yaşam alışkanlıklarının daha doğru bir yaklaşım olduğunu belirtti. ANTİBİYOTİK UYARISI Sık enfeksiyon geçiren çocuklarda ailelerin zaman zaman antibiyotik kullanımına yöneldiğini belirten Doğan, her ateşin veya üst solunum yolu enfeksiyonunun antibiyotik gerektirmediğini hatırlattı. Antibiyotiklerin yalnızca hekim değerlendirmesiyle kullanılmasının önemine işaret eden Doğan, gereksiz kullanımın bireysel ve toplumsal sağlık açısından risk oluşturduğunu söyledi. EBEVEYNLERE 5 ÖNERİ Dr. Murat Doğan, ailelere çocukların bağışıklık ve bağırsak sağlığını desteklemek için şu önerilerde bulundu: Sofrada çeşitliliği artırın.Şekerli ve ultra işlenmiş gıdaları sınırlandırın.Uyku düzenine dikkat edin.Antibiyotiği doktor önerisi olmadan kullanmayın.Tekrarlayan sağlık sorunlarında hekime başvurun.

KADIN SAĞLIĞINDA BÜTÜNCÜL YAKLAŞIM… Haber

KADIN SAĞLIĞINDA BÜTÜNCÜL YAKLAŞIM…

Kadınların yaşam boyunca farklı hormonal ve metabolik süreçlerden geçtiğine dikkat çeken Op. Dr. Gökhan Gölcük, adet düzensizlikleri, menopoz, kilo kontrolünde yaşanan güçlükler ve bazı hormonal yakınmalarda hastanın genel sağlık durumunun da dikkate alınması gerektiğini ifade etti. “Tek bir belirtiye bakmak yeterli olmayabilir” Kadın sağlığında birçok faktörün birbiriyle bağlantılı olduğunu belirten Op. Dr. Gölcük, özellikle beslenme, uyku, stres ve fiziksel aktivitenin genel sağlık açısından göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Op. Dr. Gökhan Gölcük, “Kadın sağlığında tek bir belirtiye bakarak bütün tabloyu değerlendirmek her zaman yeterli olmayabilir. Beslenme, uyku, stres, fiziksel aktivite ve metabolik durum gibi unsurların sağlık üzerindeki etkilerini de göz önünde bulundurmak, kişiye özgü bir takip planının oluşturulmasına katkı sağlayabilir” dedi. Kadınların üreme çağından menopoz dönemine kadar farklı ihtiyaçlarla karşılaşabildiğini belirten Op. Dr. Gökhan Gölcük, bu süreçlerde hastanın sağlık öyküsü ve yaşam koşullarının değerlendirilmesinin önem taşıdığını kaydetti. “Amaç uzun vadeli sağlığı desteklemek” Fonksiyonel tıp yaklaşımında mevcut yakınmaların yanı sıra günlük yaşam alışkanlıklarının da değerlendirilmesinin koruyucu sağlık anlayışını desteklediğini ifade eden Op. Dr. Gökhan Gölcük, düzenli kontrollerin önemine dikkat çekti. Hayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Op. Dr. Gökhan Gölcük, “Kadın sağlığında hedefimiz yalnızca mevcut bir sorunu tedavi etmek değil, düzenli kontroller, doğru yaşam alışkanlıkları ve kişiye uygun takip ile uzun vadeli sağlığı desteklemektir. Fonksiyonel tıp perspektifi de hastayı daha geniş bir çerçevede değerlendirmemize katkı sağlayan yaklaşımlardan biridir” diye konuştu. Modern tıbbın alternatifi değil Fonksiyonel tıp yaklaşımının standart tıbbi tanı ve tedavi yöntemlerinin alternatifi olarak görülmemesi gerektiğinin altını çizen Op. Dr. Gölcük, düzenli jinekolojik muayene, gerekli taramalar, laboratuvar ve görüntüleme yöntemleri ile bilimsel temelli tanı ve tedavi süreçlerinin kadın sağlığındaki temel yaklaşım olduğunu söyledi. Fonksiyonel yaklaşımın ise bu süreçlere yaşam tarzı, beslenme, uyku, stres yönetimi ve bireysel risk faktörlerinin daha kapsamlı değerlendirilmesi açısından katkı sağlayabileceğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Op. Dr. Gökhan Gölcük açıklamasını “Fonksiyonel yaklaşımı modern tıbbın yerine konumlandırmak doğru değil. Esas olan, bilimsel tanı ve tedavi süreçlerini koruyarak hastanın yaşam tarzını ve bireysel özelliklerini de değerlendirebilmek. Böylece kadın sağlığına daha bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşabiliriz” diyerek tamamladı.

SAĞLIKLI DİŞLERİN SIRRI KORUYUCU DİŞ HEKİMLİĞİNDE Haber

SAĞLIKLI DİŞLERİN SIRRI KORUYUCU DİŞ HEKİMLİĞİNDE

Özellikle çocukluk döneminden itibaren uygulanacak koruyucu yöntemlerin ilerleyen yaşlarda oluşabilecek çürükler, diş eti hastalıkları ve diş kayıplarının önüne geçebildiği vurgulanıyor. Eyrice Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (Eyrice ADSM) Diş Hekimi Dt. Ragıp Üçekiz, koruyucu diş hekimliğinin temel amacının hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmek değil, hastalık oluşmadan önce gerekli önlemleri almak olduğunu söyledi. Düzenli diş hekimi kontrolleri, doğru ağız bakım alışkanlıkları, dengeli beslenme, flor uygulamaları ve koruyucu tedavilerin ağız ve diş sağlığının korunmasında önemli rol oynadığını ifade eden Dt. Ragıp Üçekiz, bu yaklaşımın hem bireylerin yaşam kalitesini artırdığını hem de ileride uygulanabilecek kapsamlı tedavilere olan ihtiyacı önemli ölçüde azalttığını belirtti. Koruyucu diş hekimliğinin yalnızca çocukları değil her yaştan bireyi kapsayan bir sağlık anlayışı olduğuna dikkat çeken Dt. Ragıp Üçekiz, toplumda diş hekimine yalnızca ağrı başladığında gidilmesi gerektiği yönünde yanlış bir algı bulunduğunu belirterek, "Koruyucu diş hekimliği, ağız ve diş sağlığını uzun yıllar korumanın en etkili yoludur. Düzenli kontroller sayesinde çürükler henüz başlangıç aşamasındayken tespit edilip tedavi edilebilir, diş eti hastalıkları ilerlemeden kontrol altına alınabilir. Tedavinin en başarılı şekli, aslında tedaviye ihtiyaç duyulmamasını sağlamaktır. Bu nedenle herkesin yılda en az iki kez diş hekimi kontrolünden geçmesini öneriyoruz" dedi. Erken teşhis hem sağlığı hem bütçeyi koruyor Ağız ve diş hastalıklarında erken teşhisin büyük avantaj sağladığını belirten uzmanlar, başlangıç seviyesindeki çürüklerin ve diş eti problemlerinin daha kısa sürede, daha konforlu ve daha ekonomik yöntemlerle tedavi edilebildiğine dikkat çekiyor. Düzenli kontroller sayesinde yalnızca mevcut sorunların değil, ileride oluşabilecek risklerin de önceden belirlenerek gerekli önlemlerin alınabildiği ifade ediliyor. Uzmanlar ayrıca günlük ağız bakımının ihmal edilmemesi, dişlerin florürlü diş macunuyla günde en az iki kez fırçalanması, diş ipi kullanımının alışkanlık haline getirilmesi ve şekerli gıdaların kontrollü tüketilmesinin koruyucu diş hekimliğinin temelini oluşturduğunu vurguluyor. Çocuklukta kazanılan alışkanlıklar ömür boyu devam ediyor Eyrice Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (Eyrice ADSM) Diş Hekimi Dt. Ragıp Üçekiz, ağız ve diş sağlığının korunmasında en önemli dönemin çocukluk çağı olduğunu belirterek, süt dişlerinin sanıldığının aksine yalnızca geçici dişler olmadığını söyledi. Sağlıklı süt dişlerinin çene gelişimi, konuşma, beslenme ve kalıcı dişlerin doğru konumda sürmesi açısından büyük önem taşıdığına dikkat çeken Dt. Ragıp Üçekiz, çocukluk döneminde kazanılan doğru alışkanlıkların yaşam boyu devam ettiğini ifade etti. Dt. Ragıp Üçekiz, "Çocukların ilk dişi sürdüğü andan itibaren ağız bakımı başlamalıdır. Ailelerin çocuklarını yalnızca diş ağrısı olduğunda değil, düzenli aralıklarla kontrol amacıyla da diş hekimine getirmesi büyük önem taşıyor. Erken yaşta uygulanan flor uygulamaları ve fissür örtücüler çürük oluşumunu önemli ölçüde azaltırken, doğru diş fırçalama alışkanlığı da çocukların gelecekte daha sağlıklı dişlere sahip olmasını sağlıyor. Koruyucu diş hekimliğine yapılan her yatırım, çocukların gelecekteki ağız ve diş sağlığına yapılan yatırımdır" diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.