Hava Durumu

#Baş Ağrısı

- Baş Ağrısı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Baş Ağrısı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

STRES KAYNAKLI DİŞ SIKMA ÇENE SAĞLIĞINI ETKİLİYOR… Haber

STRES KAYNAKLI DİŞ SIKMA ÇENE SAĞLIĞINI ETKİLİYOR…

Modern yaşamın getirdiği yoğun tempo, ekonomik kaygılar ve dijital bağımlılık, bireylerde istemsiz diş sıkma alışkanlığını tetikleyebiliyor. Çoğunlukla gece uykuda meydana gelen bu durum, hastaların uzun süre sorunun kaynağını fark edememesine neden oluyor. Eyrice ADSM Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dt. Yaren Aydın, konuyla ilgili yaptığı açıklamada diş sıkmanın yalnızca dişlerde aşınmaya yol açmadığını, aynı zamanda çene ve baş ağrılarını da beraberinde getirdiğini belirterek, “Son dönemde hastalarımızda diş sıkma ve gıcırdatma şikayetlerinde belirgin bir artış gözlemliyoruz. Stres, bu durumun en önemli tetikleyicilerinden biri. Hastalar genellikle sabah çene ağrısı, baş ağrısı veya diş hassasiyeti ile başvuruyor. Oysa sorun çoğu zaman gece boyunca farkında olmadan gerçekleşen diş sıkmadan kaynaklanıyor” dedi. Uzmanlara göre diş sıkma problemi sabahları çene ve yüz kaslarında ağrıya yol açarken, gün içinde baş ve boyun ağrısıyla kendini gösterebiliyor; aynı zamanda dişlerde hassasiyet ve aşınma meydana gelirken, çene ekleminde tıklama ya da kilitlenme hissi de görülebiliyor. Bu belirtilerin hafife alınması durumunda ise ilerleyen süreçte diş kırıkları, diş eti problemleri ve çene eklemi rahatsızlıkları gibi daha ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor. Eyrice Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (Eyrice ADSM) Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dt. Yaren Aydın, diş sıkmanın tedavi edilebilir bir sorun olduğunu vurgulayarak erken teşhisin önemine dikkat çekerek, “Bu sorunun çözümünde en önemli adım, hastanın durumunun doğru teşhis edilmesidir. Kişiye özel hazırlanan gece plakları dişlerin aşınmasını önlerken, çene kaslarının rahatlamasına da yardımcı olur. Bunun yanı sıra stres yönetimi de tedavinin önemli bir parçasıdır” şeklinde konuştu. Uzmanlar, diş sıkma probleminin kontrol altına alınabilmesi için stresin azaltılmasına yönelik düzenli egzersiz yapılması, uyku düzenine dikkat edilmesi, kafein ve alkol tüketiminin sınırlandırılması, gerekli durumlarda psikolojik destek alınması ve diş hekimi kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini belirtiyor. Fark edilmeden ilerleyebilen diş sıkma alışkanlığı, erken teşhis ve doğru tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabiliyor. Uzmanlar, özellikle stresin yoğun olduğu dönemlerde ağız ve diş sağlığı kontrollerinin aksatılmaması gerektiğinin altını çiziyor.

Beyin tümörünün 6 önemli sinyali Haber

Beyin tümörünün 6 önemli sinyali

Beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde artık özel biyopsi yöntemlerinden akıllı ilaçlara kadar pek çok yeni yöntemin bulunduğunu belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Bugün artık beyin tümörleri yeni teknoloji ve tekniklerin kullanıldığı cerrahi, radyoterapi ve sistemik tedavilerle farklı branşların güçlü ortak aklının rehberliğinde en ince ayrıntılarıyla değerlendiriliyor. Yeni teknolojilerle tümörler artık daha iyi kontrol ediliyor, hastaların yaşam süreleri uzuyor ve tedavi kaynaklı olası sinir hücresi hasarları azalıyor” dedi. Beyin, binlerce kıvrım ve yoldan oluşan karmaşık yapısıyla tıbbın en zorlu çalışma alanlarından biri olmayı sürdürüyor. Ancak gelişen teknoloji; akıllı ilaçlar, hibrit ameliyathaneler ve moleküler patoloji sayesinde beyin tümörlerine karşı yürütülen savaşta yeni bir dönem başlatıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 130’dan fazla türü bulunan beyin tümörlerinde artık ‘hastalık’ değil, ‘hasta’ tedavi ediliyor. Baş ağrısı, unutkanlık, sinirlilik ve güçsüzlük belirtileri hafife alınmamalı Dünya genelinde akciğer ve meme kanseri kaynaklı ölümlerde düşüş gözlenirken, beyin tümörlerinde ölüm oranlarının yüzde 3 ile sabit seyrettiğinin altını çizen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Özellikle çocukluk çağı tümörlerinde beyin tümörleri, ölüm nedenleri arasında ne yazık ki ilk sırada yer alıyor. Beyin tümörlerinin erken teşhis edilmesi için standart bir tarama yöntemi bulunmuyor. Ancak özellikle baş ağrısı, kusma, bulantı, görme bozukluğu, bilinç bozulması, epilepsi-sara krizi gibi nöbet geçirme, kol ve bacaklarda güçsüzlük, sinirlilik, iştahsızlık, işitmede azalma, unutkanlık, konuşma ve anlamada yetersizlik, yazamama, dengesizlik, el ve ayaklarda büyüme gibi yakınmalardan biri ya da birkaçının görülmesi durumunda belirtiler hafife alınmayıp mutlaka bir doktora başvurmak gerekiyor” dedi. Tedavi için multidisipliner bir yaklaşım şart Kanser tedavisinde artık tek bir branşın değil, nöroloji, radyoloji, patoloji, beyin cerrahisi ve onkoloji uzmanlarının yer aldığı "Nöroonkoloji Konseyleri"nin karar verdiğini hatırlatan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Günümüzde patoloji, sadece mikroskop altında hücre incelemesi yapmanın ötesine geçerek tümörün genetik haritasını çıkarıyor. Yeni nesil dizileme (NGS) gibi moleküler yöntemlerle tümörün DNA'sındaki değişiklikler analiz edilerek; hastalığın seyri öngörülüyor ve doğrudan tümör hücresini hedef alan akıllı ilaçlar seçiliyor” şeklinde konuştu. Modern teknolojiler ameliyat başarısını artırıyor Beyin cerrahisinde artık "daha çok kesi" değil, "daha akıllı cerrahi"nin ön planda olduğunu, hibrit ameliyathanelerde kullanılan ileri teknolojiler sayesinde operasyonların çok daha güvenli hale geldiğini söyleyen Prof. Dr. Göçmen, “Beyin cerrahisinde kullanılan modern teknolojiler, operasyonların başarısını ve güvenliğini en üst seviyeye taşıyor. Bu kapsamda nöronavigasyon teknolojisi cerraha tümöre ulaşması için en kısa ve güvenli rotayı belirleyen dijital bir yol haritası sunarken; fonksiyonel MR ve traktografi yöntemleri beynin konuşma, hareket ve görme gibi hayati merkezlerini haritalandırarak bu kritik bölgelerin korunmasına yardımcı oluyor. Öte yandan, cerrahi müdahalenin mümkün olmadığı veya şüpheli görülen lezyonlarda devreye giren stereotaktik biyopsi ise yüzde 95 gibi yüksek bir doğruluk oranıyla güvenilir tanı konulmasına olanak sağlıyor” diye konuştu. Ne zaman uzmana başvurulmalı? Aşağıdaki sorulara "Evet" yanıtı veriliyorsa, acilen bir doktora başvurulmalı: 1. Ağrı ilk kez 10 yaşın altında veya 50 yaşın üstünde mi ortaya çıktı? 2. Daha önce mevcut olan ağrı şiddetlendi ve şekli değişti mi? 3. Baş ağrısı şimdiye kadar hayatınızda karşılaştığınız en şiddetli ağrı mı? Ağrı kesicilere rağmen geçmiyor mu? 4. Konuşma bozukluğu, görme bozukluğu, kol ve bacaklarda uyuşmalar, güçsüzlük (felç) gibi nörolojik şikayetler baş ağrınıza eşlik ediyor mu? 5. Baş ağrınız hep aynı bölgede mi? 6. Sabah uyandığınızda baş ağrınız var mı? Kusarak rahatlıyor musunuz?

SUÇİÇEĞİ: BASİT BİR ÇOCUKLUK HASTALIĞI MI, YOKSA CİDDİ BİR RİSK Mİ? Haber

SUÇİÇEĞİ: BASİT BİR ÇOCUKLUK HASTALIĞI MI, YOKSA CİDDİ BİR RİSK Mİ?

“Suçiçeği, özellikle çocukluk çağında sık görülen bulaşıcı bir hastalıktır. Geçmişte oldukça yaygın olan bu hastalık, günümüzde aşı sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınmış olsa da, hâlâ dikkat edilmesi gereken önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Suçiçeği oldukça bulaşıcıdır ve enfekte bir kişinin öksürmesi veya hapşırmasıyla havaya karışan solunum damlacıklarını soluyarak veya açık yaralardan gelen sıvıyla doğrudan temas yoluyla kolayca yayılır. Özellikle hastalığı daha önce geçirmemiş veya aşı olmamış kişiler için risk oldukça yüksektir. Suçiçeği genellikle kaşıntılı küçük sıvı dolu kabarcıklarla kendini gösterir. Virüse maruz kaldıktan sonra belirtilerin ortaya çıkması 7 ila 21 gün sürebilir. Döküntüler ise çoğunlukla 5 ila 10 gün içinde seyrini tamamlar. Döküntüden önce görülebilen belirtiler arasında ateş, iştahsızlık, baş ağrısı ve genel bir halsizlik hali yer alır. Hastalığın seyri sırasında döküntüler üç aşamadan geçer. İlk olarak papül adı verilen kabarık şişlikler ortaya çıkar. Ardından vezikül olarak adlandırılan, içi sıvı dolu küçük kabarcıklar oluşur. Son aşamada ise kabarcıklar kabuk bağlar ve iyileşme süreci başlar. Virüs, tüm kabarcıklar kabuk bağlayana kadar bulaşıcı özelliğini sürdürür. Uzmanlar, suçiçeği olan çoğu sağlıklı bireyde semptomatik tedavinin yeterli olduğunu belirtiyor. Çocukların tırnaklarının kısa tutulması, ılık banyo yapılması ve gerekirse ağızdan antihistaminlerin kullanılması önerilir. Ateş ve ağrıyı azaltmak için parasetamol tercih edilirken, aspirin asla verilmemelidir. Ayrıca 12 yaşından büyük bireylerde antiviral ilaç tedavisi gerekebilmektedir. Hastalığın yayılmasını önlemek adına izolasyon büyük önem taşımaktadır. Suçiçeği olan bir kişi, döküntü ortaya çıkmadan 1-2 gün önce bulaşıcı hale gelir ve tüm kabarcıklar kabuk bağlayana kadar bu durum devam eder. Bu nedenle çocukların bu süreçte okul ve kreş gibi toplu ortamlardan uzak tutulması gerekmektedir. Sonuç olarak, suçiçeği her ne kadar çoğu zaman hafif seyirli bir hastalık olarak bilinse de, bulaşıcılığı ve yayılma hızı göz önünde bulundurulduğunda ciddiye alınması gereken bir enfeksiyondur. Aşılama, hijyen ve bilinçli yaklaşım, hem bireysel hem de toplumsal sağlığın korunmasında kilit rol oynamaktadır. Sağlıklı günler diliyorum.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.