Hava Durumu

#Aile

- Aile haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Aile haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

LGS'de asıl süreç 10 Temmuz'dan sonra başlıyor Haber

LGS'de asıl süreç 10 Temmuz'dan sonra başlıyor

Türkiye genelinde milyonlarca öğrenciyi ilgilendiren LGS tercih süreci için geri sayım başladı. Sonuçların açıklanmasının ardından öğrencileri yalnızca puanlarını öğrenme heyecanı değil, gelecek dört yıllarını şekillendirecek önemli bir karar süreci de bekliyor. Sonuçların açıklanmasının ardından başlayacak tercih döneminin oldukça kısa süreceğine dikkat çeken uzmanlar, okul araştırmaları ve tercih hazırlıklarının bugünden başlamasının sağlıklı karar vermeyi kolaylaştıracağını belirtiyor. Feyziye Mektepleri Vakfı Florya Işık İlkokulu-Ortaokulu Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölüm Başkanı Burçak Başoğlu Sert, LGS sonrası geçen günlerin yalnızca bekleme dönemi değil, aynı zamanda tercih sürecinin en önemli hazırlık aşaması olduğunu söyledi. BELİRSİZLİK EN ÇOK KAYGIYI BESLİYOR LGS sonrasında öğrencilerin büyük bölümünün sınav performansına ilişkin bir tahminde bulunduğunu ancak yüzdelik dilim ve yerleştirme sonuçları netleşmeden hiçbir şeyin kesinleşmediğini belirten Burçak Başoğlu Sert, bu süreçte belirsizliğin hem öğrenciler hem de aileler üzerinde kaygıyı artırabildiğini ifade ederek, "Bugünlerde öğrenciler sürekli aynı soruların cevabını arıyor, 'Yüzdelik dilim değişir mi?', 'İstediğim okula girebilir miyim?' Benzer kaygılar ailelerde de yaşanıyor. Ancak bu süreyi sürekli puan hesaplayarak geçirmek yerine tercih dönemine hazırlanmak çok daha verimli olacaktır." dedi. LGS tercih döneminde bilinçli karar verebilmek için ailelerin sonuçlar açıklanmadan önce okul seçeneklerini araştırmaya başlaması öneriliyor. Tercih sürecinin yalnızca puanlara göre okul sıralaması yapmaktan ibaret olmadığını belirten Sert, ailelerin şimdiden lise türlerini, eğitim modellerini ve okulların sunduğu akademik ve sosyal imkanları incelemeleri gerektiğini söyleyerek, "Fen liseleri, Anadolu liseleri, proje okulları, özel okullar ya da uluslararası diploma programları sunan kurumlar birbirinden farklı eğitim anlayışlarına sahip. Sonuçlar açıklandıktan sonra tüm bunları kısa sürede değerlendirmek yerine bugünden araştırmaya başlamak tercih döneminde ailelere önemli avantaj sağlayacaktır." diye konuştu. ÖNCE OKULU DEĞİL, ÇOCUĞUNUZU TANIYIN Okul araştırmasının yanında öğrencinin ilgi alanlarının, öğrenme biçiminin ve ihtiyaçlarının da yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Sert, "Tercih süreci aslında yalnızca 'Hangi liseye gidecek?' sorusunun cevabını aramaz. Aynı zamanda 'Hangi okulda kendini geliştirebilir, hangi eğitim ortamında mutlu olabilir?' sorularına da yanıt aranmalıdır. Çünkü her öğrenci aynı okulda aynı gelişimi göstermez." ifadelerini kullandı. Kaygının arttığı dönemlerde ailelerin çoğu zaman en yüksek puanlı okulu hedeflemeye yöneldiğini belirten Burçak Başoğlu Sert, doğru okul seçiminde akademik başarının tek ölçüt olmadığını söyledi. Sert, "Bir okulun eğitim yaklaşımı, yabancı dil imkanları, sosyal ve sanatsal faaliyetleri, rehberlik hizmetleri, ulaşım koşulları ve en önemlisi öğrencinin o okulda kendini nasıl hissedeceği de tercih sürecinin önemli parçalarıdır. Öğrenci yalnızca derslere değil, aynı zamanda okulun kültürüne ve iklimine de uyum sağlar." açıklamasını yaptı. ÖĞRENCİ KARAR SÜRECİNİN ÖZNESİ OLMALI Tercih döneminde ailelerin rehberlik rolünü üstlenmesi, ancak karar sürecinde öğrencinin görüş ve beklentilerine de yer vermesi gerekiyor. Lise tercihinin ergenlik dönemindeki bireyin ilk önemli yaşam kararlarından biri olduğuna dikkat çeken Sert, tercih listesinin yalnızca aile tarafından oluşturulmaması gerektiğini belirterek, "Ailelerin rehberliği elbette çok kıymetli. Ancak yön göstermek ile öğrencinin yerine karar vermek aynı şey değildir. Sağlıklı tercih sürecinde öğrencinin düşüncelerini ifade edebildiği, ailenin deneyimiyle desteklendiği ortak bir karar zemini oluşturulmalıdır. Öğrenci kendi sesini duyabildiği kararları çok daha kolay sahiplenir." dedi. 10 Temmuz'da açıklanacak sonuçların ardından ailelerin ilk tepkisinin çocukların psikolojik süreci açısından büyük önem taşıdığına dikkat çeken Burçak Başoğlu Sert, sonuç ne olursa olsun öncelikle duyguların konuşulması gerektiğini söyleyerek, ‘‘Çocuklar yalnızca puanlarına bakmaz, anne ve babalarının yüz ifadelerini, ses tonlarını ve verdikleri ilk tepkiyi de unutmaz. İlk saatlerde hemen tercih listesi hazırlamaya başlamak yerine çocuğun yaşadığı duygunun anlaşılması çok daha değerlidir. 'Ne hissediyorsun?' ya da 'Hayal ettiğinden farklı oldu galiba.' gibi cümleler bu süreçte çok daha destekleyicidir." diye konuştu. LGS'nin önemli bir dönüm noktası olduğunu ancak geleceği tek başına belirlemediğini belirten Burçak Başoğlu Sert, "Doğru lise, en yüksek puanlı okul değil; öğrencinin kendini güvende hissedebileceği, potansiyelini geliştirebileceği ve mutlu olabileceği eğitim ortamıdır. Sonuçlar açıklanana kadar geçen süreci bilinçli bir hazırlık dönemi olarak değerlendirmek, tercih sürecini daha sağlıklı yönetmeyi sağlayacaktır." dedi.

YILDIRIM’DA KADINLAR ÜRETİYOR, KENT KAZANIYOR Haber

YILDIRIM’DA KADINLAR ÜRETİYOR, KENT KAZANIYOR

Kadınların sosyal ve ekonomik hayattaki rolünü güçlendirmek için önemli çalışmalara imza atan Yıldrım Belediyesi, örnek olacak bir projeyi daha hayata geçirdi. Yıldırım Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü tarafından düzenlenen Geleneksel 6. El Emekleri Festivali binlerce Bursalıyı buluşturdu. Yıldırım Belediyesi Etkinlik Alanı’ndaki festivalde, YIL-MEK kursiyerleri ile kadın kooperatiflerinin yıl boyunca büyük emek ve özveriyle hazırladığı ürünler görücüye çıktı. Festival kapsamında; el emeği stantları, çocuklara yönelik etkinlikler, atlı gösteriler düzenlendi. Ayrıca Türk Halk Müziğinin sevilen ismi Cengiz Özkan Bursalılara unutulmaz bir akşam yaşatırken, Nermin Öztürk Söyleşisi de büyük ilgi gördü. Yıldırım Belediyesi Etkinlik Alanı’nda düzenlenen festivalin açılış programına ev sahibi Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz’ın yanısıra; AK Parti Bursa Milletvekilleri Emine Yavuz Gözgeç, Emel Gözükara Durmaz, Yıldırım Kaymakamı Metin Esen, AK Parti Yıldırım İlçe Başkanı İrfan Akkaya, siyasi parti temsilcileri, Filistinli kadınlar ve vatandaşlar katıldı. Festivalin açılışında yaptığı konuşmada kadının önemine dikkat çeken Başkan Oktay Yılmaz, “Biz Yıldırım’da şuna yürekten inanıyoruz: kadının güçlenmesi, ailenin güçlenmesidir. Ailenin güçlenmesi ise mahallenin, şehrin ve nihayetinde ülkenin güçlenmesidir. Bu anlayışla siz değerli kadınların sosyal hayatta, üretimde, eğitimde, kültürde ve ekonomide daha aktif şekilde yer almanız için çalışıyoruz. Hayatın her alanında söz sahibi olmanızı; üretken, güçlü ve özgüvenli bireyler olarak varlık göstermenizi önemsiyoruz” dedi. ‘14 ADET KADIN KOOPERATİFİ KURDUK’ Kadınlara yönelik proje ve çalışmalardan söz eden Başkan Oktay Yılmaz, “Yıldırım’da hayata geçirdiğimiz çalışmaların her biri, kadınların emeğine duyduğumuz saygının bir göstergesidir. Bu amaçla kadın kooperatiflerimizin kurulmasına öncülük ettik. kooperatiflerimizi kurmakla da yetinmedik. Mekan temininden makine ve teçhizat desteğine, eğitimden proje hazırlamaya, üretimden pazarlamaya kadar ihtiyaç duydukları her alanda yanlarında olduk. Bugün ilçemizde faaliyet gösteren 14 kadın kooperatifimiz; tarımdan gıdaya, tekstilden el sanatlarına kadar birçok alanda üretim yapıyor. Kadınlarımız birlikte üretiyor, birlikte öğreniyor ve birlikte kazanıyor” ifadelerini kullandı. 30 MERKEZDE YIL-MEK KURSU Yıl-Mek kursları ile binlerce kadının hayatına dokunduklarını belirten Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, “Yıldırım Kaymakamlığımız ve Yıldırım Halk Eğitimi Merkezimizle birlikte sürdürdüğümüz Yıl-Mek kurslarımız da kadınlara yönelik çalışmaların önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bugün Yıl-Mek çatısı altında 11 farklı alanda, 57 branşta ve 30 eğitim merkezinde vatandaşlarımıza hizmet veriyoruz. Bu kurslarla kadınlarımızın meslek edinmesini, öğrendikleri becerileri üretime dönüştürmesini ve istihdama katılmasını hedefliyoruz. Dikişten el sanatlarına, giyim üretiminden gıdaya, geleneksel sanatlardan mesleki ve teknik eğitimlere kadar birçok branşta hizmet veriyoruz. Kurslarımızda eğitim alan kadınlarımızın bir bölümü işe giriyor, bir bölümü kendi ürününü hazırlayıp satıyor, bir bölümü de kooperatiflerimizde üretime katılıyor. Hanımeli Çarşımızı da kadınların el emeği göz nuru ürünlerini hemşehrilerimizle buluşturmaları için hayata geçirdik. Kadınlar burada ürünlerini sergiliyor, müşterileriyle doğrudan iletişim kuruyor ve emeklerinin karşılığını alıyor” dedi. FİLİSTİNLİ KADINLAR ONUR KONUĞU Kadınlara yönelik çalışmalara aralıksız devam edeceklerini vurgulayan Başkan Oktay Yılmaz, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da sık sık vurguladığı üzere; kadınlarımız milletimizin mayası, ailemizin direği ve toplumumuzun vicdanıdır. Geleneksel El Emekleri Festivalimiz, emeğin, üretimin ve birlikteliğin bayramıdır. Bu festival; bir yıl boyunca gecesini gündüzüne katan, günlük sorumlulukları arasında üretime zaman ayıran kadınların emeğinin kutlandığı özel bir buluşmadır.Bu yıl ki festivalimizde özel misafirlerimiz de yer alıyor. Filistin’den gelen girişimci hanımlarımız ülkelerinde ürettikleri ürünleri festivalimizde sergiliyorlar. Bunun bizim için büyük bir mutluluk olduğunu da belirtmek isterim.Bu anlamlı buluşmanın; festivalimizi farklı şehirlerden ve ülkelerden üretken kadınları bir araya getiren güçlü bir buluşmaya dönüşmesi adına atılmış önemli bir adım olmasını temenni ediyorum. Yıldırım Belediyesi olarak her koşulda yanınızda olmaya, üretim yolculuğunuzu desteklemeye, sizler için yeni imkanlar oluşturmaya ve emeklerinizi daha geniş kitlelerle buluşturmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Peş peşe gelen okul saldırılarında 'kopya davranış' alarmı! Haber

Peş peşe gelen okul saldırılarında 'kopya davranış' alarmı!

Toplumun her alanında tüm canlıları ilgilendiren şiddet sarmalı, son günlerde ‘okullarda şiddet’ olarak kendini gösterdi. Olaylar ilk ele alındığında münferit gibi görülse de toplumsal bir sorun olarak okunması ve önleyici yaklaşımın buna göre ele alınması son derece önemli. Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, konuyu toplumsal olarak ele aldığı açıklamasında “kopya davranış” etkisine dikkat çekiyor. Psikolog Buse Başakgil, son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta okullarda yaşanan silahlı saldırıların art arda gelmesi, literatürde “taklit etkisi” ya da “kopya davranış” olarak adlandırılan bir süreci akla getirdiğini belirterek, "Özellikle ergenlik dönemindeki bireyler kimlik gelişiminin hassasiyeti ve aidiyet arayışı nedeniyle dış uyaranlara daha açık hale gelir. Bu tür olayların yoğun biçimde görünür olması, risk altındaki gençlerde “benzer bir eylemle dikkat çekebilirim” düşüncesini tetikleyebilir. Şiddet davranışının medyada detaylı ve dramatik şekilde sunulması, bazı bireylerde duyarsızlaşmaya yol açarken, bazılarında ise eylemi bir “çözüm” ya da “kendini ifade biçimi” olarak algılamaya neden olabilir. Özellikle kendini dışlanmış, değersiz ya da öfkeli hisseden gençler için bu tür olayların model oluşturabildiğini söyleyebiliriz" diye konuştu. Şiddet olayları karşısında tüm aktörlerin bir arada hareket etmesi ve ortak bir dil kullanmasının önemini vurgulayan Psikolog Buse Başakgil, "Okullarda şiddetin artışı çok boyutlu bir sorun olmakla birlikte yalnızca bireysel değil, toplumsal müdahale de gerektirir. Öncelikle erken önleyici ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi, okullarda psikolojik danışman sayısının artırılması kritik önem taşır. Medya, eğitim sistemi ve aileler arasında tutarlı bir dil oluşturulmalı, şiddeti normalleştiren söylemlerden kaçınılmalıdır. Ayrıca çocuklara erken yaşlardan itibaren duygu düzenleme ve problem çözme becerileri kazandırılması büyük önem taşır. Şiddet olaylarının görünürlüğünün artması iki yönlü etki yaratabilir. Bir yandan farkındalığı artırarak önleyici adımları hızlandırabilirken, diğer yandan özellikle risk altındaki bireylerde “model alma” ve “duyarsızlaşma” etkisi yaratabilir. Bu durum sosyal öğrenme kuramı çerçevesinde değerlendirildiğinde, özellikle çocuklarda ve ergenlerde davranışın taklit edilme ihtimali artabilir.” diye konuştu. AKRAN ZORBALIĞI DAHA CİDDİ ŞİDDET EYLEMLERİNİN HABERCİSİ OLABİLİR! Akran zorbalığının pekiştirilmiş bir davranış olarak devam etmesinin daha ciddi şiddete dönüşebileceği vurgulayan Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, “İçe kapanma depresyon veya kaygı belirtisi olabilirken, ani öfke patlamaları bastırılmış duyguların dışa vurumu olabilir. Akran zorbalığı, şiddetin hem bir türü hem de daha ağır şiddet davranışlarının habercisi olabilir. Zorbalığa maruz kalan çocuklar ilerleyen süreçte ya içe kapanabilir ya da saldırgan davranışlar geliştirebilir. Aynı şekilde zorbalık yapan çocuklar da bu davranışı pekiştirerek daha ciddi şiddet eylemlerine yönelebilir. Bu nedenle zorbalık erken dönemde mutlaka ele alınmalıdır. Ayrıca, çocuklarla dijital içeriklerdeki şiddet hakkında konuşmamak yerine açık ve yaşa uygun bir şekilde iletişim kurmak daha sağlıklıdır çünkü çocuklar bu içeriklerle zaten karşılaşır ve rehberliğe ihtiyaç duyar. Açık konuşmalar, onların gerçek ile kurgu arasındaki farkı anlamasına yardımcı olur. Korku, merak veya kaygı gibi duygularını ifade etmelerini kolaylaştırır. Küçük yaşlarda basit ve net açıklamalar yapmak önemlidir. Daha büyük çocuklarla şiddetin sonuçları üzerine konuşulabilir. Ebeveynlerin soru sorarak diyalog kurması, çocukların düşünmesini destekler. Tamamen yasaklamak veya konuyu görmezden gelmek genellikle ters etki yaratır. Bu nedenle en doğru yaklaşım, güvene dayalı ve sürekli bir iletişim kurmaktır.” diye konuştu. Eğitimciler ve ailelere düşen görev ve destekleyici süreç hakkında bilgi veren Psikolog Buse Başakgil şunları kaydetti: “Öğretmenler, yargılayıcı ve suçlayıcı bir dilden kaçınarak kapsayıcı ve destekleyici bir iletişim kurmalıdır. Öğretmenler de aileler de net ve tutarlı sınırlar koyarak hangi davranışların kabul edilemez olduğunu açıkça ifade etmelidir. Gerekli durumlarda okul rehberlik servisi ve aile ile iş birliği yapılması, sürecin daha etkili yönetilmesini sağlar. Çocuğun davranışlarında belirgin ve şiddeti artan değişiklikler gözlemleniyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Yoğun kaygı, uyku sorunları, sınır problemleri, sosyal geri çekilme veya agresif davranışlar önemli sinyallerdir. Ayrıca çocuk kendine ya da başkalarına zarar verme eğilimi gösteriyorsa gecikmeden destek alınmalıdır. Erken müdahale her zaman daha etkili sonuç verir.”

Suça sürüklenen çocuk oranında artış eğilimi var! Haber

Suça sürüklenen çocuk oranında artış eğilimi var!

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden Dr. Berat Dağ, son dönemde okullarda artan şiddet olaylarını değerlendirdi. İstatistiksel veriler üzerinden genel tabloyu yorumlayan Dr. Dağ, “İstatistiksel verilere bakıldığı zaman suça sürüklenen çocukların oranında çok ciddi bir yükseliş eğilimi olduğunu görmek mümkündür. Dolayısıyla özellikle 15 ila 17 yaş aralığındaki çocuklarda cinayet, yaralama, tehdit, uyuşturucu kullanımı ve hırsızlık gibi suçlara yönelmede son dönemde bir yoğunluk olduğu belirtilebilir.” dedi. OKUL İKLİMİ GÜVEN VE ADALET ÜZERİNE İNŞA EDİLMELİ Okul ikliminin şiddet oranları üzerindeki etkisine dikkat çeken Dr. Dağ, “Okullardaki yönetici, öğretmen ve öğrenci ilişkilerinin güven ve adalet üzerine inşa edilmesi elbette ki çok önemlidir. Öğrencilerin eğitim-öğretim süreci boyunca güven, sevgi, saygı ve adalet gibi değerleri tam anlamıyla içselleştirmesi gereklidir.” diye konuştu. Rehberlik servisleri ve psikolojik danışmanlık birimlerinin etkinliğine de değinen Dr. Dağ, “Burada rehberlik ve psikolojik danışmanlık birimlerinin etkin bir şekilde bu süreci yürütmesi söz konusudur. Ayrıca eğitimin temel bir toplumsal kurum olması hasebiyle bu birimlerin okulda eğitim alanında uzmanlaşmış sosyologlarla çalışması ihtiyacı da gündeme gelmelidir. Bu iş birliği bağlamında ilgilenilen öğrenci sayısını azaltacak atamalar yapıldığında okuldaki şiddet temelli sorunlar azalabilir.” ifadesinde bulundu. AİLE VE OKUL EŞGÜDÜMLÜ HAREKET ETMELİ Aile içi iletişim biçimleri ve ebeveyn tutumlarının okul şiddetine etkisine ilişkin değerlendirmesinde Dr. Dağ, “Diğer toplumsal kurumlarda olduğu gibi, aile ve eğitim kurumu da eşgüdümlü bir etkileşim dâhilinde süreklileşir. Yani ailelerinde dengeli bir ilişki düzeyi sürdürülmediği zaman çocuklar benzer dengesiz eylemlerini okulda da gerçekleştirebilir. Yine tersinden okulda şiddet temelli bir yaşamı içselleştiren çocukların yaşadığı aile ve ileride kendi kuracağı ailede sağlam bir ilişki biçimi inşa etmesi güçleşir. Dolayısıyla çocukların şiddet düzeyinin azalmasında ailelerin ve okulların koordineli bir şekilde hareket etmesi kritiktir.” Toplumda artan kutuplaşma ve öfke dilinin gençler üzerindeki etkisine de değinen Dr. Dağ, “Toplumsal düzeyde yoğunlaşan bir kutuplaşma sürecinden söz etmek mümkündür. Bugün hemen her konuda bireylerin ve grupların uzlaşmaz taraflar haline geldiği örnekler çoktur. Bu da insanların güvensizlik, korku, öfke, sevgisizlik ve saygısızlık temelli şedit yönelimlere hızla yönelebildiğini göstermektedir. Gençlerin bu toplumun önemli parçalarından biri olduğu fark edildiğinde mevcut şiddet sarmalından etkilenmemesi düşünülemez.” diye konuştu. Siber zorbalık ile okul içi fiziksel şiddet arasındaki ilişkiye ilişkin olarak ise Dr. Dağ, “Siber zorbalık ve okul içi fiziksel şiddet arasında birbirini karşılıklı bir şekilde etkileyen bir bağ olduğu düşünülebilir. Bu bağlamda siber ortamda zorbalık yapmayı normalleştiren birinin fiziksel şiddete de başvurması beklenebilir. Aynı şekilde sorunlarını fiziksel şiddetle çözmeye çalışan bireylerin siber zorbalığa yönelme ihtimali de güçlüdür.” dedi. Tekil vakalar söz konusu olsa dahi her iki alanda da önleyici politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Dr. Dağ, “Diğer taraftan bu ihtimaller gerçekleşmese dahi tekil olarak fiziksel şiddeti olduğu kadar siber zorbalığı da önleyici tedbirler almak şarttır.” ifadesinde bulundu. GENÇLERİ YARGILAMAK YERİNE ANLAMAYA ÇALIŞMAK GEREKİYOR Gençlerin toplumun sürekliliğini sağlayan en önemli grup olduğunu vurgulayan Dr. Dağ, “Gençler, toplumsal sürekliliği sağlayan en önemli gruptur. O bağlamda toplumların geleceğinin şekillenmesinde gençlerin şu anki durumu belirleyici olacaktır. Dolayısıyla toplumda süregelen kuşaklar arasındaki arzu uyuşmazlıklarının nedenlerini yargılamaktan çok anlamaya çalışmak sahici bir adım olabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Aile olmanın gücü Bursa Osmangazi’de konuşuldu Haber

Aile olmanın gücü Bursa Osmangazi’de konuşuldu

Günümüz dünyasında değişen sosyal şartlar, dijital hayatın etkileri, ekonomik ve kültürel dönüşümler, aile yapısını yeni sınamalarla karşı karşıya bırakıyor. Bu süreçte aile içi iletişimi güçlendirmek, ebeveynlik becerilerini desteklemek ve aile bireylerinin psikolojik dayanıklılığını artırmak her zamankinden daha büyük bir önem taşıyor. Bu ihtiyacı hisseden Osmangazi Belediyesi, Bursa Aile Danışmanları ve Eğitim Derneği (BURADDER) ile ortak bir projeye imza attı. Bursa Osmangazi Belediyesi’nin 5 hafta boyunca Cumartesi günleri düzenleyeceği Ana Baba Okulu, Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi’nde “Aile Olmak ve Birlikte Yol Almak” semineriyle start aldı. Düzenlenen seminerde aile danışmanı Dilek Erol, Dr. Mesut Cevdet Yavuz ve psikolog Enes Yeşilağaç tarafından ebeveynlik, çocuğun hayatına yön veren temel bir sorumluluk alanı olarak ele alındı. Anne ve babanın tutumlarının kişilik gelişimi ve davranış biçimleri üzerindeki etkisinin değerlendirildiği seminerde, aile içinde kurulan ilişkinin çocuğun özgüvenine, sorumluluk duygusuna ve hayata bakışına nasıl yansıdığı üzerinde duruldu. Sevgi ile sınır arasındaki dengenin öneminin tartışıldığı programda çocuğa sözle değil, davranışla rehberlik etmenin etkisi incelendi. “AİLELERİN 2 HAFTADA BİR MUTLAKA TOPLANMALARI GEREKİR” Hata yapma, sonuçlarla yüzleşme ve sorunlarla baş etme becerisinin kazandırılmasında ailenin rolünün değerlendirildiği “Aile Olmak ve Birlikte Yol Almak” konulu seminerde konuşan Aile Danışmanı Dilek Erol, “Etkinliğe katılanlara aile içi iletişim konusunda atölye çalışmaları yaptırdım. Katılımcılarla, zihin okuma yöntemiyle tam olarak konuşmadan her aile üyesinin birbirini anlaması yerine, iletişime geçildiğinde her iki taraf için de sonucun çok daha iyi olduğunu konuştuk. Demokratik aile toplantısını anlattım. Her ailenin, her hafta veya iki haftada bir belirlediği günde, tıpkı bir yönetim kurulu toplantısı gibi aynı ciddiyette toplanması gerektiğini; birbirlerine beklenti, hedef ve sorunlarını yazmaları gerektiğini ifade ettim” şeklinde konuştu. “AYNI OLMAK DEĞİL UYUMLU HAREKET EDEBİLMEK ÇOK ÖNEMLİ” Ailenin tarihçesinden başlayarak bugüne kadar sohbet ettiklerini belirten Dr. Mesut Cevdet Yavuz, “İşin hukuki ve duygusal kısmına değindiğimiz noktalar oldu. Bu konularla ilgili örnekler verdik. Seminere katılanlar bizi sabırla dinlediler. Seminerde aile ve evlilik kavramının geçmişten bugüne nasıl geliştiğini ve değiştiğini konuştuk. Biz eğitimi davranış değişikliği hedefli olarak kabul ediyoruz. Bunu başarabilirsek oranları değiştirme imkanımız olacaktır. Temelde insanlar aynı olmayı önemsiyorlar; ancak aynı olmak değil, uyumlu hareket edebilmek çok önemlidir” ifadelerini kullandı. “BU PROJE BİZİM İÇİN ÇOK ANLAMLI” Osmangazi Belediyesi ile birlikte güzel bir proje olan Ana Baba Okulu’nun ilk oturumunu gerçekleştirdiklerini söyleyen Bursa Aile Danışmanları ve Eğitim Derneği Başkanı Nüket Bozkurt da, “Bu proje bizim için de çok anlamlıydı. Aileyi ve bireyleri bu kadar önemserken, bu anlamda yapılan çalışmaların ciddi şekilde amaca hizmet etmesi için farkındalık oluşturabilecek her türlü projede biz de var olabilmek için buradayız. Bu duyarlılığı için Osmangazi Belediyesi’ne çok teşekkür ediyorum” dedi. “AİLE OLMAK TOPLUMUMUZDA KOLAY GÖZÜKEN ÇOK ZOR BİR DİNAMİK” Katılımcılarla ilişkiler içindeki duyguları konuştuklarını aktaran Psikolog Enes Yeşilağaç ise, “Empati, öfke kontrolü, sabır ve şefkatin, ne kadar kıymetli olduğunu anlatmaya çalıştık. Aile olmak bizim toplumumuzda kolay gözüken çok zor bir dinamik. Aile içinde çok fazla travma ve yaralarımız var bunları susturuyoruz. Bunlarla alakalı dinamikleri konuşup neyi daha güzel ve faydalı hale getirebiliriz onu anlatmaya çalıştık. Osmangazi Belediyesi’ne böyle bir program tertip ettiği için teşekkür ederiz” açıklamalarında bulundu.

ÇEK'te kıdem töreni Haber

ÇEK'te kıdem töreni

Çağdaş Eğitim Kooperatifi (ÇEK) çatısı altındaki tüm eğitim kurumları, yurtlar ve birimlerde görev yapan çalışanlar, Gastro Sanayi’de düzenlenen yemekte bir araya geldi. Gece, 3 Mart’ta gerçekleştirilen Anıtkabir ziyareti görüntüleriyle başladı ve ardından kıdem plaketlerinin takdim törenine geçildi. ÇEK Yönetim Kurulu Başkanı Nihan Alpay, açılış konuşmasında, aynı idealleri paylaşan büyük bir aile olarak bir araya gelmenin mutluluğunu dile getirdi. Başkan Alpay, ÇEK'in 30 yılını geride bırakmış bir kurum olmasının ötesinde, ortak değerler, dayanışma ve geleceğe duyulan inancın somut bir yansıması olduğunu belirtti. "Bu yapıyı güçlü kılan en önemli unsur sizlersiniz. Görev yaptığınız alanda gösterdiğiniz özveri ve samimi katkılarla bu büyük yapının temel taşlarını oluşturuyorsunuz," diye konuştu. Alpay, aynı zamanda ÇEK'in hedefleri arasında kendilerini heyecanlandıran projelerden birinin Tam Bursluluk Programı olduğunu vurguladı. Yapılan sınav çalışmalarının ardından başarılı 6 öğrenciye burs olanağı sağladıklarını belirten Alpay, bu programın eğitimdeki hedeflerini daha üst seviyelere taşıyacağını ve daha fazla öğrenciye umut olma fırsatı sunduğunu ifade etti. Gecede kıdem plaketleri de sahiplerini buldu. 25 yıllık kıdem ödülünü, ÇEK çatısı altında 25 yılını geride bırakan Bülent Akkuş aldı. Plaketini Alpay’ın elinden alan Akkuş, geceye damgasını vuran isimlerden biri oldu. 20 yıllık kıdem plaketleri, Ayşen İnci, Rengin Güngör ve Mehmet Bozdemir'e takdim edildi. 15 yıllık kıdem ödüllerini kazanan isimler arasında ise Naciye Semerci, Ayla Okumuş, Ebru Yılmaz, Hilal Gündüz, Aslı Elmase, Salih Tomar, Gonca Tunçay, Canan Aksu, Çiğdem Ardos, Nilay Tunçkol ve Büşra Sarıaydın yer aldı. Plaketlerini ÇEK Yönetim Kurulu üyelerinin elinden alan bu çalışanlar, gecede alkışlarla ödüllendirildi. Gecede 10 ve 5 yıllık çalışanlar da plaketlerini kurum müdürlerinin elinden aldı. Törenin sonunda, toplu fotoğraf çekimiyle anılar ölümsüzleştirilirken program, DJ Echo ve perküsyon ekibi tarafından sahnelenen müzik eğlencesiyle devam etti.

Haftanın vizyon filmleri izleyiciyle buluştu Haber

Haftanın vizyon filmleri izleyiciyle buluştu

Vizyonun yeni filmleri Sarı Zarflar, Drakula (Dracula: A Love Tale), Seni Öldürecekler (They Will Kill You), Yaparsın Şekerim ile Kedi ve Köpek: Büyük Macera (Chien & Chat) filmlerine ek olarak 1 Nisan Çarşamba günü vizyona girecek Süper Mario Galaksi Filmi (The Super Mario Galaxy Movie) sinemaseverlerin beğenisine sunuluyor. VİZYONUNUN ÖNE ÇIKANLARI İlker Çatak’ın yönettiği, Özgü Namal ve Tansu Biçer’in başrollerinde yer aldığı Sarı Zarflar, bir gecede hayatları altüst olan sanatçı bir çiftin zorlu mücadelesini konu alıyor. Sahneledikleri oyunun ardından hedef gösterilerek işlerini ve evlerini kaybeden Derya ve Aziz, kızlarıyla birlikte yeni bir hayata tutunmaya çalışır. Film, sanat, etik değerler ve aile bağları arasında sıkışan karakterlerin içsel çatışmalarını güçlü bir dramla ele alıyor. Luc Besson’un hem senarist hem de yönetmen koltuğunda oturduğu Drakula (Dracula: A Love Tale), klasik vampir mitini romantik ve epik bir anlatıyla yeniden yorumluyor. Yüzyıllar önce aşkını kaybederek lanetlenen bir prens, modern dünyada geçmişine benzeyen bir kadını bulunca yeniden harekete geçer. Ancak peşine düşenler, bu kadim varlığı yok etmek için büyük bir mücadele başlatır. Kirill Sokolov’un yönettiği, Patricia Arquette ve Heather Graham’ın rol aldığı Seni Öldürecekler (They Will Kill You), gizemli bir apartmanda geçen gerilim dolu bir hayatta kalma hikâyesini anlatıyor. Yeni işine başlayan genç bir kadın, kısa sürede binanın karanlık bir tarikat tarafından kontrol edildiğini fark eder. Şafak vaktine kadar sürecek ölümcül bir ayinin hedefi haline gelen karakter, tuzaklarla dolu bu labirentte hayatta kalmak için zamana karşı yarışır. Selçuk Metin’in yönettiği belgesel Yaparsın Şekerim, Türk tiyatrosunun önemli isimlerinden Haldun Dormen’in sanat yolculuğunu mercek altına alıyor. Dormen’in kariyer basamakları, öğrencileri ve yakın çevresinin anlatımlarıyla şekillenirken; sanatın bir meslekten öte bir yaşam biçimi olduğu vurgulanıyor. Reem Kherici’nin yönetip başrolünde yer aldığı Kedi ve Köpek: Büyük Macera (Chien & Chat), kaybolan evcil hayvanlarını bulmak için yolları kesişen iki zıt karakterin eğlenceli hikâyesini konu alıyor. Çalınan bir yakutun peşindeki hırsız ve evcil hayvan sahipleri, beklenmedik bir iş birliği yapmak zorunda kalır. Ancak peşlerindeki kararlı polis, bu macerayı daha da karmaşık hale getirir. Aaron Horvath ve Michael Jelenic’in yönettiği Süper Mario Galaksi Filmi (The Super Mario Galaxy Movie), 1 Nisan Çarşamba günü vizyona girerek sevilen karakterleri bu kez galaksiler arası bir maceraya taşıyor. Mario, Luigi ve arkadaşları, Mantar Krallığı’nın ötesine geçerek farklı gezegenlerde yeni dostlar ve düşmanlarla karşılaşır. Bowser’ın evrensel ölçekteki tehdidine karşı verilen mücadele, kahramanları yıldızlar arasında büyük bir maceranın içine sürükler.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.