Hava Durumu

#Aile

- Aile haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Aile haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bu hafta sinemalarda 10 yeni film vizyonda Haber

Bu hafta sinemalarda 10 yeni film vizyonda

Aşk ve Yaşam Daisy Edgar-Jones, Esme Creed-Miles ve Caitríona Balfe’nin başrollerinde yer aldığı, Georgia Oakley imzalı Aşk ve Yaşam, Jane Austen’ın klasik romanından uyarlanarak maddi güvencelerini kaybeden iki kız kardeşin aşk, aile ve toplumsal beklentiler arasında şekillenen hayatlarını anlatıyor. Street Fighter 1993 yılında geçen hikâyede, yolları ayrılmış Street Fighter dövüşçüleri Ryu ve Ken Masters, gizemli Chun-Li’nin kendilerini bir sonraki Sokak Dövüşçüleri Dünya Turnuvası için yeniden bir araya getirmesiyle tekrar ringe çıkar. Yumrukların, kaderin ve öfkenin çarpıştığı bu acımasız turnuvanın arkasında ise, onları hem birbirleriyle hem de geçmişlerindeki karanlıkla yüzleşmeye zorlayan ölümcül bir komplo yatmaktadır. Balina Düşüşü Film, babasının cenazesini okyanustan geri getirmek için dalış yaptığı sırada devasa bir ispermeçet balinası tarafından yutulan genç bir dalgıcın, hayvanın karnında kısıtlı oksijenle hayatta kalma ve kaçma mücadelesini konu alıyor. Kefaret Film, Irak Savaşı sırasında verdiği bir kararın bir ailenin hayatını altüst etmesinden yıllar sonra geçmişiyle yüzleşmeye çalışan eski bir Amerikan askerinin hikâyesini anlatıyor. Hasip ile Nasip Film, kasabadaki yerel iktidarı yıllardır aralarında paylaşan iki eski dost Hasip ile Nasip'in, kasabaya dönüş yapan çocukluk aşkları Perihan'ın belediye başkanlığına üçüncü aday olması sonrası kasabanın trajikomik seçim savaşını konu ediniyor. Dondurmam Gaymak: Gapital Dondurmam Gaymak filminin hikâyesini devam ettiren yapım, merhum Ali Usta'dan miras kalan efsanevi ‘Nasip Dondurmaları’nı hayatta tutmaya çalışan Kamil ve kasabalının hikâyesini konu ediniyor. Cin Hikayeleri: Zulman Film, Zonguldak'ta maden işçisi olan Süleyman'ın, çalıştığı yerde zincirlerinden kurtardığı çocuğun aslında esir bir cin çıkması üzerine Cuhenna kabilesinin hedefi haline gelmesini ve bir Hüddam'dan yardım bulmak için çıktığı yolculuğu konu alıyor. Emiray: Macera Yolcusu Film, gizemli bir Kündekâri bulmacasını çözünce açılan zaman tüneliyle Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin çocukluk çağına savrulan bir grup arkadaşın, farklı diyarlara dağılan ekiplerini toplayıp kendi zamanlarına dönmek için verdikleri mücadeleyi konu ediniyor. Naza Tel Aviv çatılarından gece çekilen belgesel, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonları sonucunda yaşanan sivil kayıpları ve Filistinlilerin hedef alınarak öldürülmesinin ardındaki sistemleri inceliyor. Kanlı Gece Kanlı Gece, evde doğum sırasında kar fırtınası yüzünden mahsur kalan bir çiftin ve ebelerinin, doğum komplikasyonlarıyla ve evdeki olası bir karanlık varlıkla mücadelesini konu alıyor.

Çocukların dijital mahremiyetine uyarı: Aşırı bilgi paylaşımından kaçınılmalı! Haber

Çocukların dijital mahremiyetine uyarı: Aşırı bilgi paylaşımından kaçınılmalı!

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Başkan Yardımcısı ve Siber Güvenlik Yüksek Lisans Programı Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Şenol, çocukların sosyal medya ve çevrim içi oyunlarda yaptığı paylaşımların yol açabileceği riskleri değerlendirdi. Şenol, çocukların dijital ortamda farkında olmadan çok fazla kişisel bilgi paylaşabildiğini belirterek ailelere önemli uyarılarda bulundu. “TEK BİR PAYLAŞIM BİLE ÇOK ŞEY ANLATABİLİR” Çocukların internette paylaştıkları içeriklerin tek başına masum görünse de bir araya geldiğinde günlük yaşamlarına dair ayrıntılı bir tablo oluşturabileceğini söyleyen Şenol, okul, yaşanılan mahalle, arkadaş çevresi ve kurs bilgileri gibi detayların farklı paylaşımlardan çıkarılabildiğine dikkat çekti. Anlık konum paylaşımlarının kötü niyetli kişilerin çocukları takip etmesini kolaylaştırabileceğini vurgulayan Şenol, “Şu an okuldayım” ya da “Evdeyim” gibi ifadelerin dahi önemli ipuçları sunduğunu belirtti. Düzenli konum paylaşımlarının ise çocukların günlük rutinlerini görünür kıldığını söyledi. FOTOĞRAFLARIN ARKA PLANI DA RİSK OLUŞTURUYOR Konum etiketinin kapalı olmasının tek başına yeterli olmadığını ifade eden Şenol, okul logosu, sokak tabelası, apartman adı ya da servis yazısı gibi ayrıntıların çocuğun bulunduğu yeri ele verebileceğini kaydetti. YÜZ VE SES SAHTE İÇERİKLERDE KULLANILABİLİR Çocukların herkese açık paylaşımlarının kaydedilip kötüye kullanılabileceğini belirten Şenol, yapay zekâ ile çocukların yüzü ve sesinin sahte içeriklerde kullanılabileceğini, bunun dolandırıcılık, tehdit ve şantaj amacı taşıyabileceğini söyledi. Çevrim içi oyunlarda yabancılarla iletişimde de dikkatli olunması gerektiğini vurguladı. AİLE HESAPLARI DA BİLGİ SIZDIRABİLİR Dijital mahremiyetin yalnızca çocuğun paylaşımlarına bağlı olmadığını belirten Şenol, aile bireylerinin paylaşımlarının da çocuk hakkında bilgi verebildiğini ifade etti. Hesapların gizli olmasının önemli olduğunu ancak yeterli olmadığını söyleyen Şenol, bir içeriğin silinmesinin kopyalanmadığı anlamına gelmediğini hatırlattı. Şenol, ailelere şu önerilerde bulundu: Sosyal medya ve oyun hesaplarını mümkün olduğunca gizli tutmak Konum erişimini zorunlu olmadıkça kapatmak Kamera ve mikrofon izinlerini uygulama bazında kontrol etmekHer hesap için güçlü ve farklı şifreler kullanmak Mümkünse iki aşamalı doğrulamayı açmak Çocuklara şifre ve doğrulama kodlarını paylaşmamayı öğretmek Çocuğun adresi ya da okulunun yanlışlıkla paylaşılması veya şüpheli biriyle iletişime geçilmesi durumunda ailelerin sakin davranması gerektiğini söyleyen Şenol, kanıtların saklanmasını, şüpheli hesabın platforma bildirilmesini ve engellenmesini önerdi. Fiziksel tehdit veya ciddi tehlike durumunda ise kolluk kuvvetlerine başvurulması gerektiğini ifade etti. Şenol, dijital güvenliğin en önemli unsurunun aile ile çocuk arasındaki güven ilişkisi olduğunu vurgulayarak, çocukların yaşadıkları olumsuzlukları korkmadan aileleriyle paylaşabilmesinin en büyük koruyucu önlem olduğunu sözlerine ekledi.

Bursa'da 'Felsefe Buluşmaları' başlıyor Haber

Bursa'da 'Felsefe Buluşmaları' başlıyor

Bursa Büyükşehir Belediyesi, düşünce dünyasına katkı sunacak yeni bir etkinlik serisini Bursa’ya kazandırıyor. ‘Bursa Felsefe Buluşmaları’ adıyla gerçekleştirilecek söyleşi dizisinde, günümüz dünyasının hızlı dönüşümü felsefi bir perspektifle ele alınacak. ‘İnsan, hakikat, anlam, bağ ve gelecek’ kavramları etrafında şekillenecek buluşmalarda, değişen dünyada insanın konumu ve geleceği üzerine farklı disiplinlerden akademisyenler görüşlerini paylaşacak. İLK BULUŞMA 10 EKİM’DE ‘Bursa Felsefe Buluşmaları’nın ilk oturumu, 10 Ekim 2026 Cumartesi günü saat 16.00’da Tayyar Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Serinin açılış konuğu Prof. Dr. Ferudun Yılmaz olacak. Yılmaz, ‘Değişen Dünya, Sarsılan İnsan: Ekonomi, Kültür ve Siyasetin Yeni Krizleri’ başlıklı konuşmasıyla günümüz dünyasındaki dönüşümleri ve bu dönüşümlerin insan üzerindeki etkilerini değerlendirecek. Serinin ikinci buluşmasında Prof. Dr. Işıl Bravo ve Doç. Dr. Elif Madarbaş Gülen ‘Hakikat Kayboldu mu? Algoritmik Yönlendirme, Dezenformasyon, Bilgi Krizi’ başlığıyla bilgi çağının yeni sorunlarını ele alacak. 12 Aralık’ta Prof. Dr. Ali Utku ve Prof. Dr. Victoria Rowe Holbrook, ‘Edebiyat ve Felsefe Kavşağında İnsan’ konusunu tartışacak. 9 Ocak 2027’de Prof. Dr. Enis Doko ve Doç. Dr. Mehtap Doğan, ‘İnsanlığın Yeni Aynası: Yapay Zeka Çağında İnsan Olmak’ başlıklı buluşmada yapay zeka ve insan ilişkisini değerlendirecek. FELSEFEDEN BİLİME, AİLEDEN GELECEĞE Şubat ayında Prof. Dr. Türker Kılıç ve Prof. Dr. Çetin Balanuye ‘Bilim ve Anlam’, mart ayında Prof. Dr. A. Ayhan Çitil ve Prof. Dr. Kasım Küçükalp ‘İçimizdeki Fırtına: Modern İnsanın Zihinsel Buhranı’ başlıklarıyla Bursalılarla buluşacak. Nisan ayında Prof. Dr. Yayla Gül Ceren Karataş ve Doç. Dr. Şeyma Kömürcüoğlu, ‘Köklerde ve Kanatlarda: Aile, Kuşaklar ve Bağlar’ başlığını ele alırken, serinin 8 Mayıs 2027’deki final buluşmasında İhsan Fazlıoğlu, ‘Geleceğe Ne Bırakacağız?’ sorusunun izini sürecek. Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Uludağ Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen programın yürütücülüğünü Prof. Dr. Funda Güngör ve Doç. Dr. Mehmet Fatih Elmas üstleniyor. Oturumları takip etmek isteyen Bursalılar https://www.bursa.bel.tr/etkinlik/bursa-felsefe-bulusmalari-1570 adresinden kayıt yaptırabilir.

LGS'de asıl süreç 10 Temmuz'dan sonra başlıyor Haber

LGS'de asıl süreç 10 Temmuz'dan sonra başlıyor

Türkiye genelinde milyonlarca öğrenciyi ilgilendiren LGS tercih süreci için geri sayım başladı. Sonuçların açıklanmasının ardından öğrencileri yalnızca puanlarını öğrenme heyecanı değil, gelecek dört yıllarını şekillendirecek önemli bir karar süreci de bekliyor. Sonuçların açıklanmasının ardından başlayacak tercih döneminin oldukça kısa süreceğine dikkat çeken uzmanlar, okul araştırmaları ve tercih hazırlıklarının bugünden başlamasının sağlıklı karar vermeyi kolaylaştıracağını belirtiyor. Feyziye Mektepleri Vakfı Florya Işık İlkokulu-Ortaokulu Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölüm Başkanı Burçak Başoğlu Sert, LGS sonrası geçen günlerin yalnızca bekleme dönemi değil, aynı zamanda tercih sürecinin en önemli hazırlık aşaması olduğunu söyledi. BELİRSİZLİK EN ÇOK KAYGIYI BESLİYOR LGS sonrasında öğrencilerin büyük bölümünün sınav performansına ilişkin bir tahminde bulunduğunu ancak yüzdelik dilim ve yerleştirme sonuçları netleşmeden hiçbir şeyin kesinleşmediğini belirten Burçak Başoğlu Sert, bu süreçte belirsizliğin hem öğrenciler hem de aileler üzerinde kaygıyı artırabildiğini ifade ederek, "Bugünlerde öğrenciler sürekli aynı soruların cevabını arıyor, 'Yüzdelik dilim değişir mi?', 'İstediğim okula girebilir miyim?' Benzer kaygılar ailelerde de yaşanıyor. Ancak bu süreyi sürekli puan hesaplayarak geçirmek yerine tercih dönemine hazırlanmak çok daha verimli olacaktır." dedi. LGS tercih döneminde bilinçli karar verebilmek için ailelerin sonuçlar açıklanmadan önce okul seçeneklerini araştırmaya başlaması öneriliyor. Tercih sürecinin yalnızca puanlara göre okul sıralaması yapmaktan ibaret olmadığını belirten Sert, ailelerin şimdiden lise türlerini, eğitim modellerini ve okulların sunduğu akademik ve sosyal imkanları incelemeleri gerektiğini söyleyerek, "Fen liseleri, Anadolu liseleri, proje okulları, özel okullar ya da uluslararası diploma programları sunan kurumlar birbirinden farklı eğitim anlayışlarına sahip. Sonuçlar açıklandıktan sonra tüm bunları kısa sürede değerlendirmek yerine bugünden araştırmaya başlamak tercih döneminde ailelere önemli avantaj sağlayacaktır." diye konuştu. ÖNCE OKULU DEĞİL, ÇOCUĞUNUZU TANIYIN Okul araştırmasının yanında öğrencinin ilgi alanlarının, öğrenme biçiminin ve ihtiyaçlarının da yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Sert, "Tercih süreci aslında yalnızca 'Hangi liseye gidecek?' sorusunun cevabını aramaz. Aynı zamanda 'Hangi okulda kendini geliştirebilir, hangi eğitim ortamında mutlu olabilir?' sorularına da yanıt aranmalıdır. Çünkü her öğrenci aynı okulda aynı gelişimi göstermez." ifadelerini kullandı. Kaygının arttığı dönemlerde ailelerin çoğu zaman en yüksek puanlı okulu hedeflemeye yöneldiğini belirten Burçak Başoğlu Sert, doğru okul seçiminde akademik başarının tek ölçüt olmadığını söyledi. Sert, "Bir okulun eğitim yaklaşımı, yabancı dil imkanları, sosyal ve sanatsal faaliyetleri, rehberlik hizmetleri, ulaşım koşulları ve en önemlisi öğrencinin o okulda kendini nasıl hissedeceği de tercih sürecinin önemli parçalarıdır. Öğrenci yalnızca derslere değil, aynı zamanda okulun kültürüne ve iklimine de uyum sağlar." açıklamasını yaptı. ÖĞRENCİ KARAR SÜRECİNİN ÖZNESİ OLMALI Tercih döneminde ailelerin rehberlik rolünü üstlenmesi, ancak karar sürecinde öğrencinin görüş ve beklentilerine de yer vermesi gerekiyor. Lise tercihinin ergenlik dönemindeki bireyin ilk önemli yaşam kararlarından biri olduğuna dikkat çeken Sert, tercih listesinin yalnızca aile tarafından oluşturulmaması gerektiğini belirterek, "Ailelerin rehberliği elbette çok kıymetli. Ancak yön göstermek ile öğrencinin yerine karar vermek aynı şey değildir. Sağlıklı tercih sürecinde öğrencinin düşüncelerini ifade edebildiği, ailenin deneyimiyle desteklendiği ortak bir karar zemini oluşturulmalıdır. Öğrenci kendi sesini duyabildiği kararları çok daha kolay sahiplenir." dedi. 10 Temmuz'da açıklanacak sonuçların ardından ailelerin ilk tepkisinin çocukların psikolojik süreci açısından büyük önem taşıdığına dikkat çeken Burçak Başoğlu Sert, sonuç ne olursa olsun öncelikle duyguların konuşulması gerektiğini söyleyerek, ‘‘Çocuklar yalnızca puanlarına bakmaz, anne ve babalarının yüz ifadelerini, ses tonlarını ve verdikleri ilk tepkiyi de unutmaz. İlk saatlerde hemen tercih listesi hazırlamaya başlamak yerine çocuğun yaşadığı duygunun anlaşılması çok daha değerlidir. 'Ne hissediyorsun?' ya da 'Hayal ettiğinden farklı oldu galiba.' gibi cümleler bu süreçte çok daha destekleyicidir." diye konuştu. LGS'nin önemli bir dönüm noktası olduğunu ancak geleceği tek başına belirlemediğini belirten Burçak Başoğlu Sert, "Doğru lise, en yüksek puanlı okul değil; öğrencinin kendini güvende hissedebileceği, potansiyelini geliştirebileceği ve mutlu olabileceği eğitim ortamıdır. Sonuçlar açıklanana kadar geçen süreci bilinçli bir hazırlık dönemi olarak değerlendirmek, tercih sürecini daha sağlıklı yönetmeyi sağlayacaktır." dedi.

YILDIRIM’DA KADINLAR ÜRETİYOR, KENT KAZANIYOR Haber

YILDIRIM’DA KADINLAR ÜRETİYOR, KENT KAZANIYOR

Kadınların sosyal ve ekonomik hayattaki rolünü güçlendirmek için önemli çalışmalara imza atan Yıldrım Belediyesi, örnek olacak bir projeyi daha hayata geçirdi. Yıldırım Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü tarafından düzenlenen Geleneksel 6. El Emekleri Festivali binlerce Bursalıyı buluşturdu. Yıldırım Belediyesi Etkinlik Alanı’ndaki festivalde, YIL-MEK kursiyerleri ile kadın kooperatiflerinin yıl boyunca büyük emek ve özveriyle hazırladığı ürünler görücüye çıktı. Festival kapsamında; el emeği stantları, çocuklara yönelik etkinlikler, atlı gösteriler düzenlendi. Ayrıca Türk Halk Müziğinin sevilen ismi Cengiz Özkan Bursalılara unutulmaz bir akşam yaşatırken, Nermin Öztürk Söyleşisi de büyük ilgi gördü. Yıldırım Belediyesi Etkinlik Alanı’nda düzenlenen festivalin açılış programına ev sahibi Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz’ın yanısıra; AK Parti Bursa Milletvekilleri Emine Yavuz Gözgeç, Emel Gözükara Durmaz, Yıldırım Kaymakamı Metin Esen, AK Parti Yıldırım İlçe Başkanı İrfan Akkaya, siyasi parti temsilcileri, Filistinli kadınlar ve vatandaşlar katıldı. Festivalin açılışında yaptığı konuşmada kadının önemine dikkat çeken Başkan Oktay Yılmaz, “Biz Yıldırım’da şuna yürekten inanıyoruz: kadının güçlenmesi, ailenin güçlenmesidir. Ailenin güçlenmesi ise mahallenin, şehrin ve nihayetinde ülkenin güçlenmesidir. Bu anlayışla siz değerli kadınların sosyal hayatta, üretimde, eğitimde, kültürde ve ekonomide daha aktif şekilde yer almanız için çalışıyoruz. Hayatın her alanında söz sahibi olmanızı; üretken, güçlü ve özgüvenli bireyler olarak varlık göstermenizi önemsiyoruz” dedi. ‘14 ADET KADIN KOOPERATİFİ KURDUK’ Kadınlara yönelik proje ve çalışmalardan söz eden Başkan Oktay Yılmaz, “Yıldırım’da hayata geçirdiğimiz çalışmaların her biri, kadınların emeğine duyduğumuz saygının bir göstergesidir. Bu amaçla kadın kooperatiflerimizin kurulmasına öncülük ettik. kooperatiflerimizi kurmakla da yetinmedik. Mekan temininden makine ve teçhizat desteğine, eğitimden proje hazırlamaya, üretimden pazarlamaya kadar ihtiyaç duydukları her alanda yanlarında olduk. Bugün ilçemizde faaliyet gösteren 14 kadın kooperatifimiz; tarımdan gıdaya, tekstilden el sanatlarına kadar birçok alanda üretim yapıyor. Kadınlarımız birlikte üretiyor, birlikte öğreniyor ve birlikte kazanıyor” ifadelerini kullandı. 30 MERKEZDE YIL-MEK KURSU Yıl-Mek kursları ile binlerce kadının hayatına dokunduklarını belirten Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, “Yıldırım Kaymakamlığımız ve Yıldırım Halk Eğitimi Merkezimizle birlikte sürdürdüğümüz Yıl-Mek kurslarımız da kadınlara yönelik çalışmaların önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bugün Yıl-Mek çatısı altında 11 farklı alanda, 57 branşta ve 30 eğitim merkezinde vatandaşlarımıza hizmet veriyoruz. Bu kurslarla kadınlarımızın meslek edinmesini, öğrendikleri becerileri üretime dönüştürmesini ve istihdama katılmasını hedefliyoruz. Dikişten el sanatlarına, giyim üretiminden gıdaya, geleneksel sanatlardan mesleki ve teknik eğitimlere kadar birçok branşta hizmet veriyoruz. Kurslarımızda eğitim alan kadınlarımızın bir bölümü işe giriyor, bir bölümü kendi ürününü hazırlayıp satıyor, bir bölümü de kooperatiflerimizde üretime katılıyor. Hanımeli Çarşımızı da kadınların el emeği göz nuru ürünlerini hemşehrilerimizle buluşturmaları için hayata geçirdik. Kadınlar burada ürünlerini sergiliyor, müşterileriyle doğrudan iletişim kuruyor ve emeklerinin karşılığını alıyor” dedi. FİLİSTİNLİ KADINLAR ONUR KONUĞU Kadınlara yönelik çalışmalara aralıksız devam edeceklerini vurgulayan Başkan Oktay Yılmaz, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da sık sık vurguladığı üzere; kadınlarımız milletimizin mayası, ailemizin direği ve toplumumuzun vicdanıdır. Geleneksel El Emekleri Festivalimiz, emeğin, üretimin ve birlikteliğin bayramıdır. Bu festival; bir yıl boyunca gecesini gündüzüne katan, günlük sorumlulukları arasında üretime zaman ayıran kadınların emeğinin kutlandığı özel bir buluşmadır.Bu yıl ki festivalimizde özel misafirlerimiz de yer alıyor. Filistin’den gelen girişimci hanımlarımız ülkelerinde ürettikleri ürünleri festivalimizde sergiliyorlar. Bunun bizim için büyük bir mutluluk olduğunu da belirtmek isterim.Bu anlamlı buluşmanın; festivalimizi farklı şehirlerden ve ülkelerden üretken kadınları bir araya getiren güçlü bir buluşmaya dönüşmesi adına atılmış önemli bir adım olmasını temenni ediyorum. Yıldırım Belediyesi olarak her koşulda yanınızda olmaya, üretim yolculuğunuzu desteklemeye, sizler için yeni imkanlar oluşturmaya ve emeklerinizi daha geniş kitlelerle buluşturmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Peş peşe gelen okul saldırılarında 'kopya davranış' alarmı! Haber

Peş peşe gelen okul saldırılarında 'kopya davranış' alarmı!

Toplumun her alanında tüm canlıları ilgilendiren şiddet sarmalı, son günlerde ‘okullarda şiddet’ olarak kendini gösterdi. Olaylar ilk ele alındığında münferit gibi görülse de toplumsal bir sorun olarak okunması ve önleyici yaklaşımın buna göre ele alınması son derece önemli. Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, konuyu toplumsal olarak ele aldığı açıklamasında “kopya davranış” etkisine dikkat çekiyor. Psikolog Buse Başakgil, son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta okullarda yaşanan silahlı saldırıların art arda gelmesi, literatürde “taklit etkisi” ya da “kopya davranış” olarak adlandırılan bir süreci akla getirdiğini belirterek, "Özellikle ergenlik dönemindeki bireyler kimlik gelişiminin hassasiyeti ve aidiyet arayışı nedeniyle dış uyaranlara daha açık hale gelir. Bu tür olayların yoğun biçimde görünür olması, risk altındaki gençlerde “benzer bir eylemle dikkat çekebilirim” düşüncesini tetikleyebilir. Şiddet davranışının medyada detaylı ve dramatik şekilde sunulması, bazı bireylerde duyarsızlaşmaya yol açarken, bazılarında ise eylemi bir “çözüm” ya da “kendini ifade biçimi” olarak algılamaya neden olabilir. Özellikle kendini dışlanmış, değersiz ya da öfkeli hisseden gençler için bu tür olayların model oluşturabildiğini söyleyebiliriz" diye konuştu. Şiddet olayları karşısında tüm aktörlerin bir arada hareket etmesi ve ortak bir dil kullanmasının önemini vurgulayan Psikolog Buse Başakgil, "Okullarda şiddetin artışı çok boyutlu bir sorun olmakla birlikte yalnızca bireysel değil, toplumsal müdahale de gerektirir. Öncelikle erken önleyici ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi, okullarda psikolojik danışman sayısının artırılması kritik önem taşır. Medya, eğitim sistemi ve aileler arasında tutarlı bir dil oluşturulmalı, şiddeti normalleştiren söylemlerden kaçınılmalıdır. Ayrıca çocuklara erken yaşlardan itibaren duygu düzenleme ve problem çözme becerileri kazandırılması büyük önem taşır. Şiddet olaylarının görünürlüğünün artması iki yönlü etki yaratabilir. Bir yandan farkındalığı artırarak önleyici adımları hızlandırabilirken, diğer yandan özellikle risk altındaki bireylerde “model alma” ve “duyarsızlaşma” etkisi yaratabilir. Bu durum sosyal öğrenme kuramı çerçevesinde değerlendirildiğinde, özellikle çocuklarda ve ergenlerde davranışın taklit edilme ihtimali artabilir.” diye konuştu. AKRAN ZORBALIĞI DAHA CİDDİ ŞİDDET EYLEMLERİNİN HABERCİSİ OLABİLİR! Akran zorbalığının pekiştirilmiş bir davranış olarak devam etmesinin daha ciddi şiddete dönüşebileceği vurgulayan Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, “İçe kapanma depresyon veya kaygı belirtisi olabilirken, ani öfke patlamaları bastırılmış duyguların dışa vurumu olabilir. Akran zorbalığı, şiddetin hem bir türü hem de daha ağır şiddet davranışlarının habercisi olabilir. Zorbalığa maruz kalan çocuklar ilerleyen süreçte ya içe kapanabilir ya da saldırgan davranışlar geliştirebilir. Aynı şekilde zorbalık yapan çocuklar da bu davranışı pekiştirerek daha ciddi şiddet eylemlerine yönelebilir. Bu nedenle zorbalık erken dönemde mutlaka ele alınmalıdır. Ayrıca, çocuklarla dijital içeriklerdeki şiddet hakkında konuşmamak yerine açık ve yaşa uygun bir şekilde iletişim kurmak daha sağlıklıdır çünkü çocuklar bu içeriklerle zaten karşılaşır ve rehberliğe ihtiyaç duyar. Açık konuşmalar, onların gerçek ile kurgu arasındaki farkı anlamasına yardımcı olur. Korku, merak veya kaygı gibi duygularını ifade etmelerini kolaylaştırır. Küçük yaşlarda basit ve net açıklamalar yapmak önemlidir. Daha büyük çocuklarla şiddetin sonuçları üzerine konuşulabilir. Ebeveynlerin soru sorarak diyalog kurması, çocukların düşünmesini destekler. Tamamen yasaklamak veya konuyu görmezden gelmek genellikle ters etki yaratır. Bu nedenle en doğru yaklaşım, güvene dayalı ve sürekli bir iletişim kurmaktır.” diye konuştu. Eğitimciler ve ailelere düşen görev ve destekleyici süreç hakkında bilgi veren Psikolog Buse Başakgil şunları kaydetti: “Öğretmenler, yargılayıcı ve suçlayıcı bir dilden kaçınarak kapsayıcı ve destekleyici bir iletişim kurmalıdır. Öğretmenler de aileler de net ve tutarlı sınırlar koyarak hangi davranışların kabul edilemez olduğunu açıkça ifade etmelidir. Gerekli durumlarda okul rehberlik servisi ve aile ile iş birliği yapılması, sürecin daha etkili yönetilmesini sağlar. Çocuğun davranışlarında belirgin ve şiddeti artan değişiklikler gözlemleniyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Yoğun kaygı, uyku sorunları, sınır problemleri, sosyal geri çekilme veya agresif davranışlar önemli sinyallerdir. Ayrıca çocuk kendine ya da başkalarına zarar verme eğilimi gösteriyorsa gecikmeden destek alınmalıdır. Erken müdahale her zaman daha etkili sonuç verir.”

Suça sürüklenen çocuk oranında artış eğilimi var! Haber

Suça sürüklenen çocuk oranında artış eğilimi var!

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden Dr. Berat Dağ, son dönemde okullarda artan şiddet olaylarını değerlendirdi. İstatistiksel veriler üzerinden genel tabloyu yorumlayan Dr. Dağ, “İstatistiksel verilere bakıldığı zaman suça sürüklenen çocukların oranında çok ciddi bir yükseliş eğilimi olduğunu görmek mümkündür. Dolayısıyla özellikle 15 ila 17 yaş aralığındaki çocuklarda cinayet, yaralama, tehdit, uyuşturucu kullanımı ve hırsızlık gibi suçlara yönelmede son dönemde bir yoğunluk olduğu belirtilebilir.” dedi. OKUL İKLİMİ GÜVEN VE ADALET ÜZERİNE İNŞA EDİLMELİ Okul ikliminin şiddet oranları üzerindeki etkisine dikkat çeken Dr. Dağ, “Okullardaki yönetici, öğretmen ve öğrenci ilişkilerinin güven ve adalet üzerine inşa edilmesi elbette ki çok önemlidir. Öğrencilerin eğitim-öğretim süreci boyunca güven, sevgi, saygı ve adalet gibi değerleri tam anlamıyla içselleştirmesi gereklidir.” diye konuştu. Rehberlik servisleri ve psikolojik danışmanlık birimlerinin etkinliğine de değinen Dr. Dağ, “Burada rehberlik ve psikolojik danışmanlık birimlerinin etkin bir şekilde bu süreci yürütmesi söz konusudur. Ayrıca eğitimin temel bir toplumsal kurum olması hasebiyle bu birimlerin okulda eğitim alanında uzmanlaşmış sosyologlarla çalışması ihtiyacı da gündeme gelmelidir. Bu iş birliği bağlamında ilgilenilen öğrenci sayısını azaltacak atamalar yapıldığında okuldaki şiddet temelli sorunlar azalabilir.” ifadesinde bulundu. AİLE VE OKUL EŞGÜDÜMLÜ HAREKET ETMELİ Aile içi iletişim biçimleri ve ebeveyn tutumlarının okul şiddetine etkisine ilişkin değerlendirmesinde Dr. Dağ, “Diğer toplumsal kurumlarda olduğu gibi, aile ve eğitim kurumu da eşgüdümlü bir etkileşim dâhilinde süreklileşir. Yani ailelerinde dengeli bir ilişki düzeyi sürdürülmediği zaman çocuklar benzer dengesiz eylemlerini okulda da gerçekleştirebilir. Yine tersinden okulda şiddet temelli bir yaşamı içselleştiren çocukların yaşadığı aile ve ileride kendi kuracağı ailede sağlam bir ilişki biçimi inşa etmesi güçleşir. Dolayısıyla çocukların şiddet düzeyinin azalmasında ailelerin ve okulların koordineli bir şekilde hareket etmesi kritiktir.” Toplumda artan kutuplaşma ve öfke dilinin gençler üzerindeki etkisine de değinen Dr. Dağ, “Toplumsal düzeyde yoğunlaşan bir kutuplaşma sürecinden söz etmek mümkündür. Bugün hemen her konuda bireylerin ve grupların uzlaşmaz taraflar haline geldiği örnekler çoktur. Bu da insanların güvensizlik, korku, öfke, sevgisizlik ve saygısızlık temelli şedit yönelimlere hızla yönelebildiğini göstermektedir. Gençlerin bu toplumun önemli parçalarından biri olduğu fark edildiğinde mevcut şiddet sarmalından etkilenmemesi düşünülemez.” diye konuştu. Siber zorbalık ile okul içi fiziksel şiddet arasındaki ilişkiye ilişkin olarak ise Dr. Dağ, “Siber zorbalık ve okul içi fiziksel şiddet arasında birbirini karşılıklı bir şekilde etkileyen bir bağ olduğu düşünülebilir. Bu bağlamda siber ortamda zorbalık yapmayı normalleştiren birinin fiziksel şiddete de başvurması beklenebilir. Aynı şekilde sorunlarını fiziksel şiddetle çözmeye çalışan bireylerin siber zorbalığa yönelme ihtimali de güçlüdür.” dedi. Tekil vakalar söz konusu olsa dahi her iki alanda da önleyici politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Dr. Dağ, “Diğer taraftan bu ihtimaller gerçekleşmese dahi tekil olarak fiziksel şiddeti olduğu kadar siber zorbalığı da önleyici tedbirler almak şarttır.” ifadesinde bulundu. GENÇLERİ YARGILAMAK YERİNE ANLAMAYA ÇALIŞMAK GEREKİYOR Gençlerin toplumun sürekliliğini sağlayan en önemli grup olduğunu vurgulayan Dr. Dağ, “Gençler, toplumsal sürekliliği sağlayan en önemli gruptur. O bağlamda toplumların geleceğinin şekillenmesinde gençlerin şu anki durumu belirleyici olacaktır. Dolayısıyla toplumda süregelen kuşaklar arasındaki arzu uyuşmazlıklarının nedenlerini yargılamaktan çok anlamaya çalışmak sahici bir adım olabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.